27 January 2012

İşçilerin kanıyla üretilen iPad


Sol Haber Portalı’nda 27 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan iPad ‘kural tanımaz’! başlıklı yazının spotu ve ilk paragrafı şöyle:

The New York Times gazetesi Apple’ın Çin’deki tedarikçilerindeki çalışma koşullarını tartışmaya devam ediyor. Elektronik tekeli tedarikçileri düzenli olarak denetlediğini ve bir iş ahlakı tüzüğüne tabi kıldığını söylese de yüksek kârı bütün değerlerin üzerinde tutuyor.

The New York Times gazetesi başta Apple olmak üzere tüketici elektroniği üreten firmaların Çin’deki tedarikçileriyle ilişkilerine ve bu ülkedeki çalışma koşullarına ilişkin yazı dizisine dün de devam etti. Çengdu’da iPad çerçevesi üreten bir fabrikada gerçekleşen patlamanın hikayesiyle başlayan 25 Ocak tarihli yazı, Apple gibi uluslararası tedarik zincirleriyle üretim yapan elektronik tekellerinin kurallı çalışma ve iş güvenliği ilkelerinin sistematik bir şekilde ihlal edilmesini nasıl görmezden geldikleri hakkında çarpıcı veriler sunuyor.

Haber uzun, özenle hazırlanmış ve dileyen devamını yayınlandığı yerde okuyabilir.

Biraz baktığımda, Sol’un söz ettiği gibi bir yazı dizisinden ziyade, 25 Ocak’ta The New York Times’ın Web sürümünde ve 26 Ocak’ta da gazetenin New York baskısında -sanırım biraz değişiklikle- yayınlanan tek bir yazı varmış izlenimi edindim. Belki benim göremediğim başka bir şeyler vardır bir yerlerde. Web’de bulabildiğim -kaynak?- İngilizce yazı şuradadır.



Twitter’dan ülke temelli sansür


twitter sansürSol Haber Portalı’nda yayınlanan Twitter artık ülke ülke sansürleyecek! haberinin spotu şöyle: “Twitter, sansürde ustalaşıyor. Şirket, bundan sonra her ülkede, o ülkenin devleti isterse ya da o ülkedeki yasalara aykırı durumlar varsa lokal sansürlemeler yapacak.”

Habere temel oluşturan ve “Tweetler yine devam etmeli” gibi patetik bir başlıkla verilen resmi Twitter blog yazısı, şurada.

theaustralian.com.au sitesinin AP mahreçli haberindeyse, Twitter’ın izlediği yolla Google’ın izlediği yol arasındaki benzerliğin tesadüfi olmadığı, Twitter hukuk işleri sorumlusu Alexander Macgillivray’ın, geçmişte Google için çalışırken, o şirketin sansür politikalarını da biçimlendirdiği yazıyor.



25 January 2012

Uşak'ta Bilişim Fırtınası



Üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları biraraya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak ve ortak politika oluşturmak için bir platform olmayı hedefleyen Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü bu yıl 1-3 Şubat tarihlerinde Uşak Üniversitesinde yapılacak. Her AB öncesi yapılan kurslar bu yıl daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir yelpazede düzenleniyor. Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, PostgreSQL Veritabanı Yönetimi, Android ve LibreOffice/OpenOffice konularında 4 gün sürecek yoğun bir eğitim dönemi yaşanacak.

2002'de Konya'da, 2006'da Denizli'de, 2007'de Kütahya'da katıldığım; 2008'de Çanakkale'de düzenlediğimiz, 2009'da Şanlıurfa, 2010'da Muğla, 2011'de Malatya'da devam eden seri bu sene de yeni arkadaşlar edinme, eski dostları görme ve tecrübelerin paylaşılmasıyla pek güzel geçecektir eminim.

Önceden verilmiş bir sözünüz yoksa sizi de bekleriz.

CPAN'a erişim


perl cüler bilir, CPAN perl paketlerini sunar. Ön sayfasında yazdığı üzere 103,200 adet perl paketi mevcut imiş. Pek mükemmel yani!

Geçmişten gelen problemlerinden birisi bu depodan yüklemek idi. Sanırım bugün bunu çözdüm. Meğersem birkaç yolu varmış. Benim beğendiğimde CPAN'dan paket indiriliyor, bununla bir deb paketi oluşturuluyor. Sonra bunu dpkg ile yüklüyoruz:
aptitude install dh-make-perl
cpan2deb Paket:İsim
dpkg -i oluşan.deb
ve CPAN'ın dünyası bize açılmış oluyor.

Not: cpan2deb komutunu ilk çalıştırdığınızda CPAN.pm ayarlaması yapılıyor. Burada önceden tanımlı seçenekler iyi çalışıyor gibi gözüküyor. root gereksinimi varmış gibi gözükse de olmadan iş görüyor.

23 January 2012

Akademik Bilişim 2012 Linux Seminerleri


28-31 Ocak 2012 Konferans Öncesi Özgür Yazılım Kursları
Özgür Yazılımlarla Saldırı Yöntemleri
Tarih: 30-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmen: Fatih Özavcı

Linux Sistem Yönetimi Kursu
Tarih: 28-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmenler: Oğuz Yarımtepe, Kaan Özdinçer

Python Kursu
Tarih: 28-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmenler: Mesutcan Kurt, Engin Manap, Orçun Avşar

PostgreSQL Veritabanı Yönetimi Kursu
Tarih: 28-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmen: Devrim Gündüz

LibreOffice/OpenOffice Kursu
Tarih: 28-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmenler: Adil Güneş Akbaş, Merve Yalçın

Android Kursu
Tarih: 28-31 Ocak 2012 Saat: 09:00-18:00
Eğitmen: Mehmet Aca

Kurs Yeri: Uşak Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Uzaktan Eğitim Bilgisayar Laboratuvarı

Konferans Programı
1 Şubat Çarşamba
11:30-13:00 Özgür Yazılımlarla Web Güvenliği / Fatih Özavcı
14:00-16:00 LibreOffice Ofis Yazılımı / Merve Yalçın, Adil Güneş Akbaş

Öğrenciler Özgür Yazılıma Nasıl Kazandırılır? / Engin Manap, Mesutcan Kurt, Necdet Yücel

16:30-18:30 Postfix E-posta Sunucusu / Devrim Gündüz

PostgreSQL Veritabanı Sunucusu / Devrim Gündüz

2 Şubat Perşembe
09:30-11:00 Özgür Yazılım ve Linux’a Giriş / Özlem Özgöbek
11:30-13:00 Linux Masaüstü Dünyası / Samed Beyribey
14:00-16:00 Redmine ile Proje Yönetimi / Hakan Uygun

Koha ile Kütüphane Otomasyonu / Samed Beyribey

16:30-18:30 Hylafax Merkezi Faks Sunucusu / Doruk Fişek

SELinux’a Giriş / Emre Eryılmaz

3 Şubat Cuma
09:30-11:00 Linux’ta C Programlama Araçları / Özlem Özgöbek
11:30-13:00 MariaDB/MySQL Veritabanı Sunucusu / Doruk Fişek
14:00-16:00 Sakai Eğitim Yönetim Sistemi / Hakan Uygun

Linux’ta Kullanıcı Denetimi ve Yönetimi / Emre Eryılmaz

16:30-18:30 Özgür Yazılım Dünyasında İş Olanakları / Doruk Fişek

Yer: Uşak Üniversitesi
Konferans web sitesi: AB 2012



Linux Sistemlerde Komut Satırından Timezone Değişikliği


sistemlerde timezone değişikliği yapmanın bir kaç yolu var; bunlardan birisi de /usr/share/zoneinfo dizini altında bulunan timezone dosyalarına /etc altında localtime ismi ile bir sembolik link oluşturmaktır. (Zaten sistemin kurulumu aşamasında da belirttiğiniz timezone bu şekilde set edilir.) Elbette ntpd gibi bu işleri otomatik olarak yapmaktan sorumlu bir servis çalıştırmak da bir yöntemdir ancak ESXi gibi üzerine ntpd vs. kuramayacağınız özel dağıtımlarında bu manual yönetimi kullanmak icap edebilmektedir.


Devamini okuyun: Linux Sistemlerde Komut Satırından Timezone Değişikliği


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: ,



22 January 2012

Ey sanal makine, senin IP'in ne?


Sadece text konsol kullanan sanal bir sunucu kurdunuz, ve dhcp ile köprü üzerinden host'unuzun bulunduğu ağa bağlanıyor. Her seferinde login olmadan IP'sini nasıl öğrenirsiniz?

Çokça sanal sunucu kullanarak yazılım geliştiren biri olarak bu bir süredir fena halde canımı sıkmaktaydı. Çözmek zor değil, ama ancak vakit buldum, çözümü de paylaşayım istedim.

İşin sırrı /etc/issue dosyasında saklı. Bu dosya, konsol login'lerini yöneten getty programları tarafından, kullanıcı adını sordukları prompt'dan hemen önce görüntüledikleri bir metin içeriyor.

Her ne kadar /etc/issue bir çeşit dinamik içerik sağlasa da (bkz man agetty), ne yazık ki "bana ağ arayüzlerinin IP'lerini ver" diyemiyorsunuz. Bunun için rc.local'dan (veya cron'dan) yardım almanız gerek. Önce /etc/issue dosyasını /etc/issue.skel olarak kopyalayın. Sonra da rc.local dosyasının sonuna önce şu satırı ekleyin:

cp /etc/issue.skel /etc/issue

Bunun hemen arkasından da IP adresini görmek istediğiniz her arayüz için şu satırı arayüz ismini değiştirerek eklememiz gerekiyor:

ifconfig eth0 | head -n 2 >> /etc/issue

Artık makineniz açıldığında login prompt'dan hemen önce IP adreslerinizi görebilirsiniz.

Elbette, bu çözüm, eğer dhcp kullanıyorsanız ve IP adresiniz değişirse, size doğru IP adresini vermeyecektir. Bu sorunu cron kullanarak çözebilirsiniz.

Cron'lu çözümü paylaşmak isteyen?

Selamlar,

--eg

21 January 2012

sezaiyeniay


Kafamız biraz karışmış sanki bu dönem. Ekonomik sıkıntılar ya da bir yılın daha ne kadar çabuk geçtiğine olan şaşkınlığımızdan kaynaklanmıyor bu kafa karışıklığı elbette.

Evet bir yıl daha geçti ve 2012′ye girdik önceden yılların geçmesi bu kadar etkilemiyordu beni bir de 2007′den bu yana her yeni yılı yeni bir Pardus sürümünün gelmesinin habercisi olarak görmem senelerin geçip gidiyor olmasının acısını hafifletiyordu bir nebze de olsa. Şimdiyse 30′lu yaşlarda hızla ilerliyor olmam ve 2007′den bu yana ilk kez yeni bir sürüm beklentisinin olmaması artık gelişmeleri nasıl yorumlamam ne gibi sonuçlar çıkarmam gerektiği konusunda bir çıkmaza sokuyor beni.

İşte bu yazı da tam bu nedenle sadece bu yazıyı okuyan sizlere değil kendime de bir açıklama niyetiyle yazılıyor.

“Kendisi gibi olanlar uzun ömürlü olurlar , kendimiz gibi olursak bu dünyada kadim oluruz”

Hepimizin uzun zamandır yakından ilgilendiği Pardus projesi pek çoğumuz için sadece bir GNU/Linux dağıtımı olmanın çok ötesinden anlamlar ifade ediyor kimimiz güvenlik , kimimiz milli manevi kimimiz de sadece bir yakınımız kullandığı için kullanmaya başladık Pardus’u yine pek çoğumuz Windows’dan Pardus’a geçişi bu gün gibi hatırlıyor ,yaptığı acemilikleri , “bilgisayardan iyi anlıyorum” derken aslında anladığının windows olduğunun farkına vardığındaki çaresizliği ve eksikliği. Bilgisyarın karşısında oyun oynamak ya da haber sitelerinde dolaşarak geçirdiğimiz saatlerin Pardus ile tanışmamızla beraber Pardus’u öğrenmeye bir süre sonrada pardus’u geliştirmeye evrilmesini hepimiz yaşadık. Bu dönüşüm bir süre sonra bizleri birer özgür yazılım ve Pardus savunucusu ve bu fikrin birer neferi haline getirdi . İşte bizlere bu dönüşümü yaşatan marka olan Pardus’a birşeyler oluyor!

Ne söyleyebiliriz ki ? Aslında söyleneceklerin çoğunu daha önce söyledim. Şimdi söyleyeceklerim Pardus’dan ziyade Pardus Topluluğu üzerine; Öncelikle Topluluk olarak kendimizi tanımlamalıyız. Bizler kimiz ? Neyi hedefliyoruz ? Özgür yazılım dünyasında nerede duruyoruz?

Bu soruların cevaplarını verecek değilim çünkü Tüm topluluk adına konuşamam ancak kendi adıma şunu söyleyebilirim; Benim Özgür yazılım ve Linux ile tanışmamı sağlayan Pardustur ve benim için kıymetlidir. Proje TÜBİTAK bünyesinde ya da değil devam ettiği sürece Pardus’a destek olmaya devam edeceğim , gelişmesi için elimden geleni yapacağım. Benim gibi düşünen Pardus kullanıcıları olduğu sürece de bu proje kolay kolay bitmez değil mi?




Mozilla Vakfı: “SOPA ve PIPA’da güzel haber. Teşekkürler. Mücadeleye devam!”


18 Ocak 2011 günü, ABD’de yasalaştırılmaya çalışılan SOPA ve PIPA tasarılarına karşı, “tarihin en büyük İnternet eylemi” olarak tanımlanan protestolar yapıldı. Türkiye’de de, aynı gün, bu çerçevede site karartmalarına gidildi.

internet-tutulmasiÜyesi olduğum Linux Kullanıcıları Derneği, dernek çalışmalarının yürütüldüğü üyelere özel alan dahil olmak üzere, lkd.org.tr, linux.org.tr, seminer.linux.org.tr, gezegen.linux.org.tr, tuxweet.linux.org.tr gibi bütün Web alanlarını kararttı ve bu alanların alışılmış içeriklerine ulaşılamadı. Sitelere, Türkiye’de protestoya önderlik eden merkezin hazırladığı, bu sayfaya aldığım görselle birlikte konuya kısaca dikkat çeken cümleler ve protestonun Türkiye merkez Web alanına bağlantı yerleştirildi.

site_karartılmıştırBen de, blogumu bir günlüğüne kararttım ve uygun gördüğüm, metin içeren bir görsel yerleştirdim.

Mücadelenin asıl sahnesi olan ABD’de; en.wikipedia.org, Wordpress ve Mozilla Vakfı’nın katılımı ve önderliği, 18 Ocak eyleminin başarısı bakımından belirleyici oldu.

Free Software Foundation da, sitesini karartanlar arasındaydı.

Şu veya bu şekilde temasım olan, kendimi karar ve eylemleriyle bir şekilde bağlı saydığım bu örgütlerin yaptıklarıyla, elde ettikleri başarılarla gurur duyuyorum; camialarının bilinci, yüksek ahlâkı, mücadele azmi insanlığın güzel geleceğine olan umutlarımı çoğaltıyor.

Linux Kullanıcıları Derneği’yle gurur duyuyorum. 18 Ocak’ta bunu bir kez daha derinden hissettim. LKD önderliğine de protestoya çok güzel, ikirciksiz, tüm gövdemizle katılmamızı sağladıkları için teşekkür ediyorum.

18 Ocak protestosunu Türkiye’de yaygınlaştırmaya gayret eden önderlere de saygı ve sevgilerimi yolluyorum.

18 Ocak’ın hemen öncesinde Mozilla Vakfı’na, bu süreçte kendilerine desteklerimi belirten ve konunun devamından beni haberdar etmelerini dileyen bir kayıt bırakmıştım.

Mozilla maskot ve logoMozilla Vakfı’ndan bugün aldığım “Bunu siz başardınız” konulu e-postanın çevirisini dikkatinize sunuyorum:

Merhaba Deniz,

Çok iyi bir haber: Bu sabah, [ABD] Kongre liderleri Stop Online Piracy Act ve PROTECT IP Act oylamalarının ikisinin de ertelendiğini duyurdu!

Açıktır ki bunu sizler başardınız.

Bu hafta, 13 milyondan fazla kişi bu korkunç yasama faaliyetlerine karşı sesini yükseltti ve hiç şüphesiz alınan sonucu sizlerin protestosu ve eylemi sağladı.

Mozillacıların bu hafta yaptıklarına ilişkin harika sayıları görmek için şu blog yazısına bakabilirsiniz ve İnternet çapındaki istatistikleri de şurada bulabilirsiniz.

Bu konuda gelecekte yapmamız gereken daha fazla iş olacak -bu mücadele bitmedi- ama şimdilik: Teşekkür ederiz.

Ben

Not: Bu işi sizin gibi insanların parasal desteği olmadan yapamazdık. Karşımıza bir sonra çıkacak şeye hazırlanmamız için 5 $ veya daha fazla bağış yapmanız mümkün mü?

Ben Simon
Join Mozilla Lead
[”Mozilla’ya Katıl” Lideri]
Mozilla Vakfı



18 January 2012

Google Code-In bizim çocuklar


Google'ın lise öğrencileri için düzenlediği Code-In 8 haftalık yoğun bir çalışma sürecinin ardından dün tamamlandı. Geçen yıl bir ödül alanlar listesi olduğundan bu listedeki iki kardeşimizi yazmıştım. Summer of Code'da olduğu gibi katılımcıların tam adları yazmadığından bu yıl 545 öğrencinin isimlerine bakıp bizim çocukları aşağıdaki kadar görebildim.

Bu genç arkadaşları tebrik ediyor, ileride daha çok görmeyi umuyorum.


17 January 2012

İnternet Kararıyor!


ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisinde  SOPA (Stop Online Piracy Act) ve PIPA (Protect Intellectual Propert Act) adlı taslaklar oylanacak.İnternet özgürlüğüne ve dolayısıyla insan haklarına bir saldırı olan bu taslakları protesto etmek için global bir eylem düzenliyor.Düzenlecek olan eylemde aralarında Wikipedia’nın da bulunduğu birçok  site,sivil toplum örgütleri bu eyleme katılarak web sayfalarını karartacaklar.Türkiye’de bu eyleme destek veren LKD ( Linux Kullanıcıları Derneği) de tüm web servislerini karartacak.

Ayrıntılı bilgi ve destek vermek için buradan .



MySQL Full-Text Search Minimum Length Limitini Değiştirmek


MySQL’in fulltext özelliği default olarak 4 ya da daha çok karakterden oluşan kelimeleri indexliyor. Bu durum full-text aramalarında 3 harften oluşan kelimeler için herhangi bir sonuç dönmemesine neden olabiliyor. Örnek olarak  ”ssh” ya da “php” gibi 3 harften oluşan sorgular gönderdiğiniz zaman herhangi bir sonuç alamayabiliyorsunuz.

Bu durumun önüne geçmek üzere MyISAM tablolar için kullanılabilecek  ”ft_min_word_len”  isimli bir sistem değişken mevcut.  my.cnf dosyasına eklenen bu değişken ile fulltext’e minimum kaç karakterin dahil edileceğini söyleyebilyorsunuz. Örnek olarak bu değeri 3 olarak set etmek ve varolan bir index’i bu değişikliğe göre rebuild etmek için aşağıdaki adımları izleyebilirsiniz:


Devamini okuyun: MySQL Full-Text Search Minimum Length Limitini Değiştirmek


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: ,



Üç kişi birleşip sunucuya girmek!


Blogumu üzerinde tuttuğum şirket, “artık işi kapatıyoruz” demiş, tesadüfen öğrendim. Ben kendilerinden razıydım; sağolsunlar bunca yıl reklamsız meklamsız işimizi gördüler. Wordpress temelli bir şeydi zaten, dosyaları dışa aktarıp, ne olur ne olmaz diye, Wordpress.com’dan bir yer edindim. İçe aktardım. Buraya kadarı sorunsuz oldu. Wordpress.com’a da teşekkürlerimizi yolluyoruz, iyi iş yaptıkları belli. Ama kısıtlar var tabii. Wordpress’i kendi sunucunda çalıştırmak gibi değil, mutlaka. Kısıtlamaların bir kısmı ilkesel (özellikle güvenlik kaygılarıyla), bir kısım kısıttan kurtulmak için para ödüyorsunuz… vs.

Linux Gezegeni için de, başka her iş için de, yeni bir blog yeri bulmam gerektiği açık. Ama bu tip adresleri iki günde bir değiştirmek istemediğim için, “ne yaparız, ederiz” diye düşüncelere dalmıştım. Blog hizmeti veren yüzlerce yer var ama a) Kullanılan yazılım özgür olması b) Ciddi bir yer olması c) Pahalı olmaması kriterlerini birlikte düşününce seçenek pek de öyle fazla değil. örneğin şu blog işi için ben, kendi sunucumuz gibi bir çözüm ayarlayamazsam, wordpress.com’dan başka bir yer düşünmeyeceğim muhtemelen.

Belki bundan da önemlisi, e-posta konusu. Esas olarak Gmail kullanıyorum. Yaptığım işten hiç ama hiç memnun değilim. Özgür yazılım çerçevesinden düşünsen bir dert, kendinin ve senle iletişime geçen herkesin bilgilerini, mahremini tekel benzeri bir yapının eline teslim ettiğini düşünsen başka bir dert, onu kullanmanın dahi o tezgahın genişlemesine hizmet ettiğini düşünsen başka bir dert… Bunların çözümü olarak, e-posta iletişimini kendi sunucuma taşımaktan başka bir yol gelmiyor aklıma.

Elzem olmayan ama elimde bulunsa hoşuma gidecek şeyler de var: Küçük bir FTP alanı, bir Gopher sunucusu… Bunlar için de sunucu lazım.

“Her eve lazım”lar arasına girme yolunda olan bir VPN sunucusu, herkesin işine yarar mutlaka! Bunun için de sunucu lazım.

Kısacası, yukarıda saydığım işler için, bir sunucu edinmenin iyi olacağını düşünüyorum. Sunucu(dan yer) kiralayan istemediğin sayıda şirket var. Yukarıda saydığım kriterler ve sorunlar bunlar için de geçerli. Özgür yazılım kullanmayanı var, güvenilir olmayanı var, müdahale edemediğin/sistem genelinde yapılmış ayarlara bağlı kaldığın var, uygun görmediği işi yapmanana izin vermeyeni var, çok pahalısı var…

Birkaç senedir göz ucuyla izliyorum, iki gündür yine baktım, linode.com’un bu alanda verdiği hizmet çok iyi. VPS (Virtual Private Server - Sanal Özel Sunucu?) temelinde yürütüyorlar işi. Yani, fiziksel sunuculara, masaüstü makinalara sanal makina üzerinde işletim sistemi kurar gibi, sunucular kuruluyor. Bunu bir tek onlar yapmıyor ama -anladığım- onlar bambaşka yapıyor! Bütün “ağır topların” olduğu bir yelpazeden işletim sisteminizi (dağıtımınızı) kendiniz seçiyor, sonra da ne isterseniz, bilgi ve yeteneğiniz neye elveriyorsa onu yapıyorsunuz. Kendi ifadelerine göre, yasadışı olmayan her şeyi yapabilirsiniz.

Sunucular, Türkiye’den bakarsak, yurtdışında tabii: ABD, Avrupa, Uzakdoğu. Yasal konuları da ona göre düşünmek lazım. En azından Türkiye’deki tuhaflıklarla sürtüşmek durumunda kalınmayacağı, sürtüşsen bile adamların sunucunun kapısına dayanamayacakları belli. ABD, İngiliz veya Japon hukukuna aşık değilim, ama şu gün için Türkiye kullanacağım sunucunun bulunacağı son ülke olur.

Neyse efendim, işte bu Linod kullanıcıları öve öve bitiremiyorlar aldıkları hizmeti. İstediğin dağıtımı kur, istediğin yazılımı yükle, istediğin ayarı yap, dilersen diski bölüp dağıtım denemek için, özellik/ayar denemek için kullan… İyi iş. Sorun bildirdiğinde on dakikaya kalmadan, bir insan evladı el atıp yardımcı oluyormuş! Bu da iyi.

Karar verdim, bunlardan hizmet alacağım. Sorun şurada ki, en küçük paketin (RAM 512MB, Storage 20GB, Transfer 200GB) fiyatı aylık 20 $. Dolar kabaca 2 TL desek, yılda 480 TL yapar. Bu, benim için biraz fazla gibi. Kiraladığım şeyin kapasitesi ile benim ihtiyacım düşünüldüğünde de boşa para verilmiş olacak.

Dolayısıyla, durumu ve ihtiyaçları bana benzer kafa dengi iki kişi bulursam, üç kişi birleşip sunucuya gireceğiz!



16 January 2012

Sosyal medyada kişisel bilgiler


Sadece bir sosyal mecrada, sadece tanıdıklarınızla paylaşmak istediğiniz, izin vermediklerinizin görmemesini istediğiniz şeyler var mı? Eğer buna, benim gibi, hayır diyorsanız şu uygulama bilgilerimi kimlerle paylaşıyor diye bir derdiniz yok demektir. Facebook ve twitter ile birlikte kişisel bilgi konusunu yeniden tanımlamak gerekiyor bana kalırsa. Eski kavramlarla düşündüğümüzde çok delice bulduklarımız artık normal şeyler oldu çünkü.

Sosyal medya hesaplarını korumalı tutanlar oraya koydukları fotografları sadece görmesine izin verdikleri insanlar mı görüyor sanıyorlar acaba? Günümüzde en yaygın kullanılan iletişim yöntemleri olan eposta ve cep telefonu bilgilerini saklayanlar neden çekiniyorlar bilemiyorum. Çılgıncasına 'size öyle hayranım ki' telefonları almaktan çekinmeyen birinin (kaç kişi var acaba bu durumda) telefonunu bulunur bir yere yazmamasının açıklaması nedir? Benim numaram basit bir google aramasıyla bulunabiliyor (cv'lerine referans olarak beni yazan öğrencilerim iletişim için numaramı da yazıyorlar ve cv'lerini herkesin ulaşabileceği yerlere bırakıyorlar) ama hiç rahatsızlık vermek için arayan olmadı şimdiye kadar. Zaten arayanın numarası görülebildiğinden artık kimsenin aklından böyle şeyler geçmiyor olmalı. En kötü ihtimalle rehberden bulunabildiğine göre (onu da saklamıyorlardır herhalde) telefon numarasının saklanması gereken bir bilgi olduğunu düşünmemek lazım. Eposta adresini yazmayanlar için söyleyecek birşey bulamıyorum doğrusu. Sene 2012 oldu hala spam almamak için eposta adresini yazmayanlar olduğuna şaşırarak şahit oluyorum.

Facebook ve twitter'ın yanı sıra günlüğünüzü, çektiğiniz fotografları, vidyoları, nerede olduğunuzu, beğendiğiniz yemekleri, içtiğiniz ve beğendiğiniz şeyleri, yazdığınız kodları, aldığınız notları, okuduğunuz makaleleridinlediğiniz müzikleri, beğendiğiniz web adreslerini, yapmak istediğiniz şeyleri, düzenleyeceğiniz toplantıları paylaşabileceğiniz bunca alan mevcutken hala buralara yazılan şeyleri saklamaya çalışmamak lazım artık. Bütün bunlar eskiden de sakladığımız şeyler değildi ama duyuracak mecralar yoktu.

Hiç mi özel hayat kalmadı diye soran olmaz ama olursa ;) 10 yaşındaki oğluma verdiğim tavsiyeyi yazayım: birilerinin görmesini istemediğin şeyi paylaşma.

15 January 2012

“Birlik” en temel ihtiyaç tabii ama -şimdi- konuşmak da lazım


TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak “‘Türkiye’nin birliğe ihtiyacı var. Uçak füze diyoruz. Bunlara odaklandık. Evrim teorisine inanan var inanmayan var. Birlikteliğe daha çok ihtiyacımız var” buyurmuş. Akşam gazetesinden Çiğdem Toker’in geniş haberi, Altunbaşak’ın gazetecilerle buluştuğu sohbet toplantısının iyi bir özeti gibi. (Haberi iktibas eden bir başka kaynağa da işaret edeyim de, sonra kırık bağlantı peşinde koşma olasılığı azalsın.)

Kafa belli; uzun uzun irdelenecek yanı yok. Yalnızca, TÜBİTAK başkanının söylediği bir iki şeye daha dikkat çekeceğim. Aynı haberden:

“Artık bizim de bir Steve Jobs, Zuckerberg çıkarma zamanımız geldi.” diyesiymiş Altunbaşak. Bu şahıslara ihtiyaç hissedenlerden değilim. Ama belki de, zamanı gerçekten gelmişti de, bunu saptayacak bir Altunbaşak yoktu; artık işi oldu bilin.

“TÜBİTAK Başkanı’nın … cazip projesi …: … Batı’da bilinen ‘Elevator Talk’ programı. Program, girişim sermayesi sağlamak amacıyla, cazip bir fikrini, bir patrona, onunla asansöre çıkma süresi içinde anlatmayı başaran kişiyi ödüllendirmeye dayanıyor. Altunbaşak, proje için ünlü programcı Acun Ilıcalı’ yı aramayı düşünüyor.” Başkana yakışan bir fikir ve isabetli eleman seçimi.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise son toplantıda TÜBİTAK’a 2500 km menzilli füze hedefi koymuş. TÜBİTAK Başkanı Altunbaşak halen uçaktan atılan 1500 km menzilli füze üzerinde çalıştıklarını, Başbakan’ın çizdiği hedefe 2 yıl içinde erişebileceklerini aktardı.” Başbakanını üzme, tembelliğin alemi yok; süreyi kısalt; bak, Suriye’ye İran’a karşı iş peşindeyiz; vakit altın kıymetinde.

“Altunbaşak bir de anekdot aktardı: İki ay önce önce yurtdışından biri geldi. 5 milyar dolarlık servetiyle İngilitere’nin beşinci zenginiymiş. Türkiye’de yatırım yapmak istiyor… 100 milyon dolarını Türkiye’ye ayırmış. Ne yaparız diye sordu. ‘Bana ihtiyacınız yok siz yapın’ deyince ‘Hayır, TÜBİTAK gibi güvenilir bir partnere ihtiyacım var’ dedi. 20 milyon dolar koymamızı istiyor. Arkadaşlara ‘yapabilir miyiz’ diye sordum, ‘yok’ dediler. ‘Derinlemesine çalışın’ dedim. Bir şeyler buldular.” Bulurlar.

“TÜBA atamaları konusunda konuşmak istemeyen Altunbaşak, Bilim Kurulu’nun bugün toplanacağını ancak gündemlerinde atama olmadığını söyledi.” İyi söylemiş; TÜBA atamaları konusunda konuşmak istememesi zekice.

“TÜBİTAK Başkanı, TÜBİTAK’ın geliştirdiği PARDUS işletim sisteminin durdurulduğuna ilişkin haberlerin asılsız olduğunu da vurgularken, tam tersine daha ileri gitmek istediklerini, android işletim sisteminin Türkçe’sini hazırlamayı planladıklarını aktardı.” Altunbaşak yerelleştirme işine giriyor gibi; bir kişi bir kişidir. Necdet Hocam, arkadaşı listeye yazabilirsiniz.

“PARDUS’un durdurulduğuna ilişkin haberlerin asılsız[lığını]” nasıl vurguladığına ilişkin başka yerden detay:

“Prof. ALTUNBAŞAK, Pardus projesinin durmadığını ve bu tür haberlerin nereden çıktığına bir anlam veremediğini belirtti.” Hiçbirimiz anlam veremiyoruz başkanım; fol yok yumurta yok, lâf uyduruyorlar.

Son maddeye ilişkin biraz ciddiyet gerekirse:

Pardus’un liderliğini yapan ve projeden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan/çıkarılan -her neyse- arkadaşlar susarak iyi yapmıyor. Tarihçeler yazılır, mufassal tarihler dahi yazılır, bunlar sonranın işi ama şu olan biten, sonraya değil, bugüne dair. “Alex’le konuştum, haberler iyi” vezninde forum iletileri yazıp neşesinin tavan yaptığını saklamayanları, Pardus projesine/projenin yürüme biçimine itirazlarını Altunbaşakları şehvetle şakşaklama noktasına taşımakta beis görmeyenleri, marazî sevinçlerini ahlaksızca cümlelerle dışavuranları… geçelim de, bir Meclis soru önergesinden bile -haklı olarak- ışık bulmaya çalışan, bir yol arayan, tepki göstermek isteyen, katkı yapmak isteyen nice insan var. Bunlara bilgi bugün lazım. Cinayet işleniyorken, faillere ve planlarına vakıf olanların “Ben ileride bunun romanını yazarım” demesi doğru değil. Meşru müdafaa için de, üçüncü kişi namına meşru müdafaa için de, doğru bilgi lazım.

Yapamamak, becerememek, gücü yetmemek, altta kalmak, “bu kerre mağlup olmak”… mümkün. Önder, geri çekilmeyi de iyi ayarlayan, -hadi onu da ayarlayamadı- ordusuna/kitlesine/camiasına doyurucu bilgi verene deniyor. Altunbaşakların sır katibi değiliz nihayetinde. Ne malum, belki o bilgi, başka başka kişilerin, bir şekilde işine yarayacak?

Adam gazetecileri toplayıp pasta, börek, çay eşliğinde fars sergilesin, arkadaşlarımız sağdan soldan bilgi kırıntısı edinmeye çabalasın. Reva mı bu?

Erkan Tekman ve Koray Löker’den, daha da gecikmeden, genişçe bir şeyler duymak ne iyi olur.



Meclis Kürsüsünde Pardus!


Merhaba,

Çok fazla yazılacak günlük yazısı birikti. Tek tek yazmak, ya da atlamak gerek.

12 Ocak 2011 tarihinde İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in TBMM’de Pardus hakkında bir konuşma gerçekleştirdi.

Kısa bir zaman diliminde de olsa Pardus’un durumunun meclis kürsüsünden dile getirilmesi mutluluk verici.

Meclis’in sitesindeki tutanakları aynen buraya aktarıyorum.

***

12 Ocak 2012 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Fatih ŞAHİN (Ankara), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)
—–0—–
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51′inci Birleşimini açıyorum.
YOKLAMA
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, Türkiye’de bilişim sektörünün yaşadığı sorunlar hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’e aittir.

Buyurunuz Sayın Aksünger. (CHP sıralarından alkışlar)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de bilişim sektörünün sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Bilişimle ilgili, değerli arkadaşlar, çok önemli bir konuyu dile getirmek istiyorum. Türkiye’de 1999′da başlayan ve 2001′de adı değişen Pardus Projesi’yle ilgili size bir iki tane konuda çok ciddi bilgiler vereceğim, tehditleriyle ilgili konuları size anlatmaya çalışacağım.

Dünyada “özgür yazılım” diye çok önemli bir konu vardır ki bu, ülkelerin millî işletim sistemlerini filan ortaya çıkaran bir konudur. Bu 1999 yılında da ülkemizde çok ciddi olarak ele alınmıştır, 2001′de de “millî işletim sistemi Pardus” diye bir sistem ortaya getirilmek üzere TÜBİTAK’ta ciddi bir çalışma başlatılmıştır. Ama bu arada neler olmuştur, bu Pardus TÜBİTAK’ta ne hâle gelmiştir onları anlatacağım size.

TÜBİTAK 2001 yılında bununla ilgili, özel sektörde 20-25 tane arkadaşı devlet bünyesine alarak millî işletim sistemimizle ilgili konuda bir adım atmıştır. 2009′a gelindiğinde bu konu çok ciddi bir şekilde dünyadaki tehditlerle birlikte bizim de yapmamız gereken konuları ortaya döktüğü hâlde mevcut iktidar tarafından millî bir politikaya dökülememiş bir hâlde şu anda rafa kaldırılmak üzere bir kenara itilmiştir. Bu yapı, 2001′de başladığında dünyada gelişen en büyük, en ciddi yükselen on işletim sisteminden birisiydi, gerçekten çok değerli bir konuydu. Belki de dünyada indirilen işletim siteleri arasında ilk ona girmişti ama 2005′e geldiğimizde bu iş unutulmaya başlandı ve konu şu anda rafa kaldırılma aşamasında duruyor. TÜBİTAK’ta da bu arkadaşların çoğu tasfiye edilmiş durumdadır.

Nedir Pardus? Bugün, ülkemiz Amerikan, İngiliz ve İrlanda, İsrail yazılımlarının elinde şu anda tehdit hâlinde durmaktadır. Pardus o gün devreye sokulduğunda ülkenin kamu kurumlarında, askerî kurumlarında, maliyesinde, millî eğitiminde kullanılmak üzere devreye sokulmuştu. Ama neden başarısız olduğunu hiç kimse “Ya bu niye başarısız oldu?” diye gündeme getirmedi.

Çok basit bir şey anlatacağım size. Millî Eğitim Bakanlığının dört yıl önce bütün okullarda uygulanmak üzere çıkardığı bir proje vardı. Bütün okulları dijital platforma taşımak istiyordu. İhale sürecinden hemen önce, çok yakından tanıdığınız Microsoft’un dünya Başkanı Bill Gates apar topar Türkiye’ye geldi ve çok acil bir şekilde başbakanımızla görüştü. Bu görüşmeden sonra millî eğitim projesinde yine Amerikan yazılımları kullanılmaya başlanıldı. İşte o günden sonra Pardus tamamen rafa kaldırılmak zorunda kalındı.

Peki, neden başarısız oldu bu hikâye? Neden bu uluslararası yazılımlar ülkemizde böyle ciddi bir şekilde yer bulabiliyor?
Bunun iki tane nedeni var: Ya ciddi bir baskı altında birilerine dayatılıyor ya da birileri bu işten nemalanıyor.
Bir Microsoft programıyla ilgili üniversitelere geldiğinde, bir bireysel kullanıcıya, ev kullanıcısına 100 dolara bir programı satıyorsa, üniversite ve okullarımıza ya bedava veriyor ya da 3 dolardan satmaya çalışıyor bunları. Nedir bunun nedeni? Çocukları hangi programa alıştırırsanız, ondan sonraki gerçek hayata bununla birlikte devam etme modunu yaratmaya çalışıyorlar. Bu ciddi bir tehdittir. Ülkenin güvenliği tamamen bu yazılımlarla birlikte Amerikan şirketlerine teslim edilmiş durumdadır.

Değerli arkadaşlar, çok önemli bir konu. Bizim ulusal güvenliğimizden bahsediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz özgün yazılımları kullanmaya çalışıyor ama bu, devlet politikası olmadığı sürece bu işi başarmamız mümkün değildir. Birinci gündem maddemiz yapmak zorundayız. Bunu lütfen hepiniz ciddiye alın, bu çok önemli bir konudur. Türkiye’de bugün kullandığınız bütün bilgisayarların, kullandığınız bütün dijital her türlü veriyi bir yere gönderen cihazların hepsi Amerikan yazılımları veya İsrail yazılımlarıyla birlikte bir yerlerde kopya edilir vaziyettedir, bunu unutmayın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksünger.
ERDAL AKSÜNGER (Devamla) – Sayın Başkan, hepinize çok teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=21101&P5=H&page1=1&page2=1
http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak_B_SD.birlesim_baslangic?P4=21101&P5=H&page1=2&page2=2

***

Konuşmada tarih vb bir kaç hata olsa da, bu konuşmayı çok önemli görüyorum. Araştırdığım kadarıyla, Erdal Aksünger meslek ve ticaret olarak teknoloji dünyasına yabancı bir insan değil.

Kendisine internet sitesi üzerinden teşekkürlerimi ilettim.

Şöyle bir yanıt yazdım:

***

Erdal Bey merhaba,

Meclis kürsüsünden yapmış olduğunuz konuşma için, şahsım ve Pardus kullanıcıları adına teşekkür ederim.

Pardus, ülkemiz için çok önemli bir proje. Devamı, gerek ülkemiz gerekse Dünyada özgür yazılımın itibarı için çok önemli. Eğer başarısız şekilde rafa kaldırılırsa, hem ülkemizin itibarı hem de birey ve kurumlarımızın bağımsızlığı zarar görecektir.

Bugün, yurtdışında bir çok eleştirmen Pardus’un çok iyi bir GNU/Linux dağıtımı olduğunu yazdı. Neredeyse olumsuz bir eleştiri olmadı.

Şu adreste mevcut incelemelerden bir kısmını görebilirsiniz:

http://distrowatch.com/table.php?distribution=pardus

Ayrıca Pardus’un yurt dışında da Almanya, Hollanda, Fransa, Rusya, İsveç vb bir çok ülkede kendiliğinden oluşan topluluğu bulunmakta. Bu da ürünün başarısının bir ispatıdır.

Bugüne kadar Pardus’a yeteri kadar özen ve kamu desteği gösterilmedi. Kamu ve şirketler için “Kurumsal” sürümler çıkarıldı. Bu sürümleri uygulanması konusunda yeterli talep alınmadı. Bir şekilde özgür yazılım iş modelinde, Microsoft’un yabancı sermayeli çözüm ortakları değil, bu ülkenin genç jenerasyonunun kurduğu Pardus Çözüm ortakları etkinleştirilemedi.

Bugün gelinen noktada, Pardus’un çok kaliteli ekibi dağıtılmış durumda. Personelin özlük hakları zayıflatılmış. Örneğin ikramiyeler kaldırılmış ve “bilim” yapan insanların teşvik edilmesi gerekirken, bu kişilerin yüksek lisnans ve doktora izinleri kaldırılmıştır.

Konuyla ilgili,
http://www.teknokedi.com/tubitaktan-haberler-iyi-degil/ Bu köşe yazısı durumun çerçevesini çizmekte. Buradaki yazılanlar ise detayları vermekte: http://forum.teknokedi.com/discussion/1241/tuebitaktan-haberler-iyi-degil

Bu hususlar doğrultusunda, bugün gelinen noktada, 24 Bin üyeye sahip ozgurlukicin.com toplulugu ve 20 Bin üyeye sahip pardus-linux.org topluluğu ve tüm özgür yazılım kullanıcıları olarak yoğun kaygı duymaktayız.

Bir çok üyemiz, Bilgi Edinme Kanunu çerçevesinde bireysel başvurularla Pardus Projesinin akıbetini sormaktadırlar.

Henüz tatmin edici bir yanıt alabilmiş değiliz.

Size, bu önemli konuyu Meclis Kürsüsünden dile getirdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Pardus’un tarihçesi, kullanıldığı kurumlar, topluluklar ve diğer bilgiler için:

http://tr.pardus-wiki.org/Pardus

Saygılarımla,
Zeki Bildirici

***

Umarım Pardus daha fazla gündeme gelir. Bunun için sizin de -görüşünüz ne olursa olsun- eğer ulaşabileceğiniz vekilleriniz veya siyaset ile uğraşan yakınlarınız varsa, bu konuda onlara ulaşmanız çok iyi olacaktır.

İlgili Diğer Başlıklar:

  1. Pardus Kullanıcı Anketi Sonuçlandı!
  2. Pardus, TÜBİTAK ve Gelecek…
  3. LibreOffice, Zemberek, Pardus ve Birkaç Not…



14 January 2012

strace ile birden çok süreci eşzamanlı takip etmek


Yazılım tarafında ortaya çıkan hatalar konusunda loglar yetersiz kaldığında veya uygulama segfault verip bir hata mesajı bile basamaz olduğunda `strace` aklıma gelen ilk uygulama oluyor. `strace` kendisine argüman olarak gösterdiğimiz süreç tarafından kullanılan sistem çağrılarını ve sinyallerini gösteriyor.

Bir süreci doğrudan `strace` kullanarak başlatmamız mümkün. Bunun için uygulamayı başlatırken satırın en başına `strace` eklememiz yetiyor.

$ strace ls -l

Fakat özellikle arkaplanda çalışan servis uygulamaları için bu yol her zaman kullanılamıyor. O zaman da halihazırda çalışmakta olan uygulamanın süreç numarasını (pid-process id) `strace`e gösteriyoruz.

$ pidof sshd

783

$ strace -p 783

Tabi günümüz sistemlerinde servisler eşzamanlı birçok süreç halinde çalışıyor. Bu durumda bu süreçlerden sadece birini takip etmek hatayı yakalamak için piyango gibi birşey oluyor :) Neyse ki `strace`in birden çok süreç numarası kabul etme özelliği imdadımıza yetişiyor. İstersek “-p” parametresini birçok kez kullanabiliyoruz.

$ pidof apache2
2155 2154 2153 2152 2147 2042 2041 2040 2039 2038 2035 2034

$ strace -p 2155 -p 2154 -p 2153 -p 2152 -p 2147 -p 2042 -p 2041 -p 2040 -p 2039 -p 2038 -p 2035 -p 2034

Örnekte olduğu gibi `pidof` çıktısındaki numaraları parametrelere aktarmak biraz zahmetli olduğundan genelde şu kısayolu kullanıyoruz.

$ strace $(pidof apache2 |sed ‘s/\([0-9]*\)/\-p \1/g’)



13 January 2012

Daha iyi gönderim (commit) mesajı yazmak


Uzun süredir svn kullanan bir ekip olarak git kullanmaya geçince bazı alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekti. Bundan sonra aramıza katılacak arkadaşlar için de link verebilelim diyerek burada bir kaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Aslında hangi sürüm takip sistemini kullanırsak kullanalım gönderim (commit) mesajları büyük önem taşıyor. Kullandığımız sistem izin veriyor olsa bile boş mesajla gönderim yapmamak lazım. Yaptığımız işi tanımlayan ama kodu da tekrar etmeyen mesajlar yazmak kolayca alışkanlık haline getirebileceğimiz bir şey. İyi gönderim mesajları gözden geçirme sürecini kolaylaştıracağı gibi sürüm notları hazırlarken de en iyi yardımcınız olacaktır. Yazdığınız kodu ileride sürdürmesi gerekecek biri olacaksa ondan (belki de siz olacaksınız bu kişi) alacağınız dualar yazdığınız gönderim mesajları doğrultusunda olacaktır ;)

Hakkında konuştuğumuz mesajlar temelde iki bölümden oluşuyor:

  • Yapılan işin özeti
Bunun gerçekten bir özet olması lazım. 50 veya daha az karakterden oluşan bir mesaj yazamıyorsanız büyük ihtimalle atomik bir gönderim yapmıyorsunuz demektir. Bu gönderim mesajının değil bir sürüm takip sistemi kullanmanın bir konusu olduğundan üzerinde çok durmak istemiyorum ama 'geri alındığında sadece bir yeniliğin/özelliğin/düzeltmenin dışında hiç bir şeyin değişmeyeceği' gönderimler yapmanın önemini de vurgulamadan geçmeyeyim.

Eğer yazdığınız gönderim mesajı bir hata takip sistemiyle bağlantılıysa yaptığınız değişikliğin hangi hatayı kapattığını, iyileştirdiğini de belirtmeniz gerekir.

Özet kısa olacak diye sadece 'bir hata düzeltildi', 'yapılandırma düzeltildi', 'yeni özellik eklendi' gibi anlamsız ve boş mesajla aynı anlama gelen metinler girilmemeli. Bunu insan okuyacak diye düşünüp ona göre 'parola kontrolü hatası düzeltildi', 'yapılandırmada kullanılmayan secenekler temizlendi', 'kaydetmeden cikma ozelligi eklendi' gibi okuyana birşey ifade eden mesajlar yazılmalı.

Mümkün olduğunca kızgın gönderim mesajları yazmamalı. 'Lanet olası hata, lanet olası bir şekilde çözüldü' gibi ifadeleri alt yazı çevirilerinde bırakmak en iyisidir.
  • Bunun neden yaptığınızın açıklaması
Bu ikisi arasında bir satır boşluk olması ve her satırın en fazla 72 karakter uzunluğunda olması uygun olacaktır. 

Yukarıda bir cümle ile özetlediğiniz değişikliği neden yaptığınızın açıklamasını buraya yazmalısınız. Buraya yazdığınız mesajların birlikte çalıştığınız ekibin geri kalanıyla bir iletişim yöntemi (hem de kalıcı) olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız. Hatta ekibin önemli bir kısmının (eğer imkanı varsa) yazdıklarınızı RSS ile bazılarının sadece eposta ile okuduğunu, yazdığınız koddan önce buraya yazdıklarınızı göreceklerini düşünerek yazmalısınız.

Elbette yapılan işin açıklaması olacak diye yazdığınız kodu okuyan birinin açıkça anlayacağı şeyleri (iki değişkenin değerleri birbirine aktarıldı gibi) yazmamak gerekir.

Biraz özen gösterildiğinde çok daha iyi gönderim mesajları yazmak zor olmayacaktır.


Data Merkezli Çağ için Türkiye Bilişim Toplumuna Çağrı : www.data.org.tr


Bilişim dünyasının en değişmeyen özelliği değişimdir. İnternetin tahminlerin ötesinde bir hızla yaygınlaşması gerek yazılım gerek donanım altyapılarında da dönemsel olarak atılımlara yol açtı. Geçtiğimiz dönemlerde internet 2400bps modemle bağlanılan yapısından transforme olarak günümüzde 100Mbit modemlerle erişilen yapısına ulaştı. Yazılım ve yazılım üzerinde barındıran platformlar statik html sunan ufak web sunucularından çıkarak karmaşık N-tier uygulamaları barındıran, ölçeklenebilen, hataya dayanıklı, elastik bulut sistemleri haline dönüşüyor.

Yazılım ve donanım altyapılarının katlanarak büyümesindeki en önemli sebepi araştırdığımızda karşımıza katlanarak büyüyen data miktarlarını görüyoruz. İnternette ve dünyada üretilen ve depolanan data miktarı 2010 senesinde daha önce bir çoğumuzun adını bile duymadığı bir birim olan 1 ZettaByte seviyesine geldi ve geçti, 2011 senesinde 1.8 ZB olacağı tahmin ediliyor. Dünyada üretilen ve kopyalanılan bu datayı ölçmekte kullanılan ZettaByte'ın büyüklüğünü tarif etmek için şu benzetmeyi yapabiliriz: 1KB ile 1TB arasındaki birim farkı neyse, 1TB ile 1 ZB arasındaki birim farkı da o derecede (1.000.000.000x1TB). Yer yüzünde var olan 1.8ZB datanın %75'i kurumlardan ziyade kişiler tarafından üretilip kullanılıyor. Artan data miktarı paralelinde depolama teknolojilerinde ucuzlamayı da beraberinde getirdi.

Datayı kullanma, yönetme ve depolama teknikleri de geçtiğimiz son 5 senelik dönemde evrim geçirdi, ilişkisel veri tabanlarının (RDMS) etkinlik eşikleri aşıldı ve artık normalize olmayan NoSQL dediğimiz dağıtık data işleme ve depolama sistemleri gelişti. PetaScale dediğimiz ölçekte veri yönetim metodlarında da Hadoop, HPCC ve diğer map&reduce türevi teknolojiler hayata geçti. Artan veri üretimi ve yönetimi ihtiyacları uygulama geliştiriciliğinden tutun da sistem yönetimi (DevOps) alanlarında da yaklaşım ve metodolojik değişimleri zorunlu hale getirdi. Uygulama ve sistem tasarımında artık sadece kullanıcıya bakan özellikler değil ölçeklenebilen, yani daha fazla datayı taşıyabilen ve yönetebilen olmaları karar verdirici oldu.

Data/Veri her anlamıyla, gerek teknik gerekse sosyal boyutda Bilişim toplumu için en kritik kavram oldu.

www.data.org.tr topluluguna ihtiyac ve amaçlar
Türkiye bilişim toplumunun teknik anlamda derinleşmeye odaklandığı, açık kaynak ya da değil işletim sistemleri, yazılım geliştirme dilleri, uygulamaların yegane varoluş amacı aslında insanların ve kurumların data üretim, yönetim ve depolama ihtiyaçlarını karşılamakdan başka bir şey değildir. Bu gözle bakıldığında aslında zaten farklı farklı yapılanmalar altında dolaylı olarak etkileştiğimiz data kavramının, global altyapıda ZB seviyesine yaklaşmasıyla birlikte artık perde arkasından çıkarak hakettiği önemi görebileceği bir yapılanmada güncel metod ve teknolojilerle mercek altına alınma vakti geldi.

Bilişim de dahil olmak üzere her türlü teknolojinin yaygınlaşma kalıplarını çok yukarıdan bakarak gözlemlersek 2 farklı yaklaşımın olduğunu görebiliriz. Ya keşfeden (Innovator) olarak teknolojiyi üretir ve yaygınlaştırırsınız, ya da hızlı ve yakın takip eden (Fast Follower) olur yaygınlaştırırsınız. Tarihsel gelişimine bakıldığında otomobil dünyasında Almanya keşfedendir, Japonya hızlı takip edendir. Elektronik dünyasında Japonya lider, Tayvan ve Çin hızlı takip edendir. Daha farklı örnekler verilebilir, ancak data konusunda keşfeden olana kadar yakın takip metoduyla veri üretim ve yönetim teknolojilerinde yakın takip Türkiye Bilişim toplumu için gerektiği görülebilir.

Çok değil daha 5 sene öncesine kadar global piyasalardaki büyük kurumlarında bile 1TB'yı aşan veri tabanları sayılıyken bugün 100TB ve üzeri veri barındıran veritabanı sistemlerine rastlamak çok da zor değil. Senelik ortalama %50 büyüyen veritabanı büyüklüklerinin yönetilmesi başlı başına bir sorun haline geldi.Türkiye de özgür yazılım topluluklarının yapılanmasında .org.tr uzantılı topluluk siteleri önemli roller oynadı. Data merkezli çağda bir benzerinin de data.org.tr çerçevesinde yapılanması ihtiyacı doğuyor. Datayı üretmek, yönetmek, anlamak ve anlaşılabilir kılmak, beraberinde Bilişim toplumu için global piyasalarda rekabet edebilen değerler oluşturabilmek için harekete geçme zamanı geldi.Gerek insan kaynakları yetiştirilmesi olsun, gerek bilgi paylaşımı amaçlı olsun data merkezli çağda Türkiye Bilişim toplumunun bir araya gelerek hızlı organize olacağı bir yapı için çekirdek bir ekip oluşturmak için desteklerinizi ve katılımınızı bekliyoruz.

Bir sonraki adım: www.data.gov.tr
İşi profesyonel olarak bilişim teknolojileri olan bizler yani Bilişim toplumu olmak, gerek halkı gerek se de devleti yönlendirme sorumluluğunu da beraberinde getiriyor. Dünyanın internet kullanımı ve teknolojilerindeki lider ülkelerinden ABD'de başkan Obama'nın seçilmesiyle birlikte yaptığı ilk işlerden biri de federal Bilişim Teknolojileri sorumlusu (Federal CIO) atamak oldu. ABD halka açmakla sorumlu olduğu bilimsel, toplumsal, istatistiksel vb tüm verileri data.gov adresinden bilgi toplumuna sağlayarak açık devlet açılımının önderliğini yapıyor. Bir benzerini de data.co.uk adresinde İngiltere'de de görmek mümkün.

Bilişim toplumu olarak datayı merkeze alan yaklaşımı devlete yansıtmak, devletin elinde tuttuğu, açabileceği ve halka indirgeyeceği dönem için de hareket edilmeli. Bu konuda daha detaylı bir çalışma data.org.tr oluşumunun gelişmesine ve olgunlaşmasına paralel yapılacagını tahmin edebiliyorum.

İletişim ve koordinasyon
Bu yeni oluşumun hayata geçmesi ve ilerlemesinde kullanılmak üzere, artan veri miktarlarının etkili yönetimine odaklı sistem yönetimi felsefelerinin tartışılmaya başlandığı DevOps listesi kuruldu. Data.org.tr kendi sunucusuna geçene kadar lütfen http://groups.google.com/group/devopstr adresindeki listeye üye olun.

Bilgi/Data paylaştıkça çoğalır, herkes bilebilir ancak önemli olan anlamaktır.


12 January 2012

DNS bilgilerini kopyalamak


Herhangi bir domain’in dns bilgilerini  ve o domainin subdomain’lerini “AXFR” protokolü ile dns sunucudan çekebiliriz.DNS Sunucu  üzerinde iki tür zone transferi vardır;

* Full Zone Transfer (AXFR)

* Incremental Zone Transfer (IXFR)

AXFR , DNS zone’ ları arasındaki transferde tüm zone bilgilerinin alınarak güncellemenin gerçekleşmesinde kullanılan ve incremental zone transfer (IXFR) protokolüne göre eski bir protokoldür.(**)

AXFR protokolü hakkında detaylı  bilgi için , “How the AXFR protocol works”D.J.Bernstein

Şimdi örnek bir domainin bütün bilgilerini ve sahip olduğu subdomainleri dns sunucusundan çekelim;

İlk olarak bilgilerini almak istediğimiz domain’in yetkili “nameserver” bilgilerini alalım: (‘dig’ komutu man sayfası)

# dig zargan.com NS
; <<>> DiG 9.8.1 <<>> zargan.com NS
;; global options: +cmd
;; Got answer:
;; ->>HEADER<<- opcode: QUERY, status: NOERROR, id: 3226
;; flags: qr rd ra; QUERY: 1, ANSWER: 2, AUTHORITY: 0, ADDITIONAL: 0

;; QUESTION SECTION:
;zargan.com.            IN    NS

;; ANSWER SECTION:
zargan.com.        3600    IN    NS    ns2.hayatbilgi.net.
zargan.com.        3600    IN    NS    ns1.hayatbilgi.net.

;; Query time: 542 msec
;; SERVER: 8.8.8.8#53(8.8.8.8)
;; WHEN: Thu Jan 12 23:17:03 2012
;; MSG SIZE  rcvd: 78

zargan.com domain adresinin dns sunucuları “ns1.hayatbilgi.net,ns2.hayatbilgi.net” .Şimdi dns sunucularının herhangi birisinden domain bilgilerini çekelim:

# dig @ns1.hayatbilgi.net zargan.com axfr
; <<>> DiG 9.8.1 <<>> @ns1.hayatbilgi.net zargan.com axfr
; (1 server found)
;; global options: +cmd
zargan.com.        3600    IN    SOA    ns1.hayatbilgi.net. hostmaster.hayatbilgi.net. 2009042370 900 600 86400 3600
zargan.com.        3600    IN    A    93.94.250.210
zargan.com.        3600    IN    NS    ns2.hayatbilgi.net.
zargan.com.        3600    IN    NS    ns1.hayatbilgi.net.
zargan.com.        3600    IN    MX    5 alt2.aspmx.l.google.com.
zargan.com.        3600    IN    MX    1 aspmx.l.google.com.
zargan.com.        3600    IN    MX    10 aspmx2.googlemail.com.
zargan.com.        3600    IN    MX    15 mail.zargan.com.
zargan.com.        3600    IN    MX    5 alt1.aspmx.l.google.com.
zargan.com.        3600    IN    MX    10 aspmx3.googlemail.com.
zargan.com.        3600    IN    TXT    "v=spf1 include:aspmx.googlemail.com ~all"
ns2.hayatbilgi.net.    3600    IN    A    93.94.249.3
ns1.hayatbilgi.net.    3600    IN    A    93.94.249.2
admin.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.12
editor.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.12
mail.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.210
test.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.12
www.zargan.com.        3600    IN    A    93.94.250.210
yeni.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.12
www.yeni.zargan.com.    3600    IN    CNAME    yeni.zargan.com.
zenith.zargan.com.    3600    IN    A    93.94.250.12
zargan.com.        3600    IN    SOA    ns1.hayatbilgi.net. hostmaster.hayatbilgi.net. 2009042370 900 600 86400 3600
;; Query time: 519 msec
;; SERVER: 93.94.249.2#53(93.94.249.2)
;; WHEN: Thu Jan 12 23:20:51 2012
;; XFR size: 22 records (messages 22, bytes 1361)

Yukardaki çıktıda görüldüğü gibi bu protokol ile domain dns bilgilerini replike edebilirsiniz.



İstanbul Lisesi’nde Linux Seminer, 13 Ocak


Konu: Linux ve Özgür Yazılımla Tanışma
Konuşmacı: Kerem Can Karakaş
Tarih: 13 Ocak 2012 Cuma
Saat: 10:00-13:00
Yer: İstanbul Lisesi, Celal Ferdi Gökçay Konferans Salonu, Türkocağı Caddesi No: 4 Cağaloğlu / İstanbul



Özgürlük demişken


Geliştirdiğiniz bir yazılımı insanların daha fazla faydalanabilmesi için kodları ile birlikte dağıtmak fikri. İlk duyduğumda biraz garip gelmişti, geçmesi 1-2 dakika sürdü.

Ardından işe koyuldum; önce paylaşımdan faydalanan tarafta yer aldım. Özgür yazılım geliştiren insanların paylaştığı kodları incelendim, bazı değişiklikler yaptım, işime yaramayan kısımları attım, paketledim ve sattım. Para kazanınca, kendimi kodlarından yararlandığım insana borçlu hissettim. Para teklif ettim, istemedi. Onun yerine onun bana yaptığı gibi benim de ona katkı vermemi istedi. Yazılım ile ilgili yanlış olduğunu düşündüğüm kısımları söyledim, birkaç hatayı düzelttim, bazı değişiklikler ile ilgili tartıştım ve bir şekilde yazılımı geliştirdim. Yeri geldi birbirimizi ikna edemedik, bir önceki sürümden sonra yollarımızı ayırdık. Yeri geldi işi gücü bırakıp bira içmeye gittik.

Özgür yazılımı yukarıda anlattığım gibi ele alıyorum ben. Ne üzerinde çalıştığım platformun özgürlüğü, ne de şu anda bu satırları yazdığım yazılım ile ilgili özgürlük detayları ilgilendirmiyor beni. Bugüne kadar yazdığım satır kod şu anda İnternet üzerinden erişilebiliyor, özgürce başkaları tarafından kullanılabiliyor ve yine bir şekilde birilerinin işine yarıyorsa bu benim için yeterli. Biraz daha açıklamak gerekirse; Windows üzerinde dahi uygulama geliştirebilirim (tercih etmem ama zorunda kalırsam geliştiririm) ve o uygulamayı özgür bir şekilde kullanılmak üzere insanlara dağıtabilirim. Bu benim için özgürlük dışı bir davranış olarak gözükmüyor. Hatta eski tartışmalara da taş atmak gerekirse; ben yazılım geliştirirken Jira dahi kullanabilirim; bu Pardus için doğru olmayabilir, projenin gereksinimleri, hedefleri vs. ile ilgili başka durumlar söz konusu olabilir ve özgür olmayan bir yazılım kullanarak özgür yazılım geliştirmek konusu tartışmaya açılabilir. Fakat kişisel olarak geliştirdiğim/geliştireceğim uygulamaları geliştirirken kullanacağım yazılımların özgür olup olmaması beni zerre ilgilendirmiyor.

Bunları buraya geçmişten bir not kalsın diye, 10 yıl aradan sonra kapalı kodlu yazılım geliştirmek zorunda olduğum için yazıyorum. Hiçbir zaman Richard M. Stallman gibi bir bakış açısına sahip olamadım, doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu tartışmıyorum, fakat benim özgürlük bakış açımda sadece benim neyi nasıl yaptığım önemli. Ben herhangi bir insanın işine yarayacak bir uygulama geliştirdiysem, bunu özgürce kullanmasını, değiştirmesini ve hatta tekrar dağıtabilmesini garantilediysem bu bana yeterli geliyor.

Yani ben Windows üzerinde özgür bir yazılım geliştirebilir, kullandığım görselleri Photoshop ile hazırlayabilirim. Yine eklemek gerek; tercih etmem ama yapabilirim ve bu yazılımların özgürlüğü konusunda da herhangi bir endişe duymam.



Yeni bir iş.


14 Aralık 2011 tarihi itibarı ile Tübitak/Bilgem’den ve en önemlisi hayatımın önemli bir yerinde duran Pardus projesinden çeşitli sebeplerle ayrıldım. Yaşamak için maalesef para kazanmanın şart olması ve benim de çalışmadan durmayı pek sevmeyen biri olmam sebebi ile özel sektöre geri dönmüş bulundum; 19 Aralık 2011′den beri Sigma R&D‘de yazılım geliştiricisi olarak çalışıyorum.

Genelde bilgisayar bilimleri ve bilgisayarlı görsel işleme ile ilgili işler yapıyoruz, %99′u eğlenceli işlerden bahsediyorum. Microsoft’un XBox 360 için geliştirmiş olduğu hareket algılama (derinlik, görsel veri) oyuncağı Kinect ve yakın zamanda birkaç firmanın da sunumunu yapacağı girdi aygıtlarını kullanıyoruz.

Sigma R&D’de daha önceden geliştirilmiş bir kütüphanemiz var; Sigma Natural Interface Library (SigmaNIL). Bu kütüphaneyi kullanarak kamera ve derinlik bilgisi sunabilen ve şu an için OpenNI tarafından desteklenen herhangi bir aygıttan gelen verilere dayanarak fiziksel hareketlere anlam kazandırabiliyoruz. Bu şu anlama geliyor; herhangi ek bir aygıt kullanmadan sadece hareket ederek bilgisayara istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Ben de genel olarak bu kütüphaneyi kullanabilen uygulamalar geliştirmekle uğraşıyorum. Görsel etkileşim içeren basit uygulamalar ya da oyunlar gibi. Yine Qt ile fakat bu sefer C++ kullanıyorum.

OpenNI açık kaynak bir API sunduğu için SigmaNIL’de OpenNI’ın desteklediği herhangi bir platformda çalışabiliyor. Belki hatırlayanlarınız vardır, Cebit 2011′de Pardus standında Pardus üzerinde bir oyun oynatmışlardı ;)

Şu an için herşey güzel gidiyor, devamında da öyle olmasını umuyorum. Özgür yazılımdan kopmadım fakat işim gereği geliştirdiğim uygulamaların bir kısmı kapalı kodlu olacak. Ekipçe özgür yazılıma pek uzak olmadığımız için zaman zaman geliştirdiğimiz bazı araçların kodlarını açacağımız kesin ;) Hatta geçtiğimiz günlerde ilk adımı ben attım.



Bugün Linux kernel değişkeni ayarladım


Çok hayret vericiydi, siz de deneyin (root olarak):
sysctl -A
Listede çıkacak değişkenleri değiştirmek için /etc/sysctl.d/birdosya.conf dosyasına yazmak gerekiyor mesela:
echo kernel.shmmax = 268435456 > /etc/sysctl.d/local.conf
Sonra bunların geçerli olması için sadece ve sadece bir komut:
service procps start
Sonra sysctl -A ile bakıldığında görülecektir ki kernel parmetresi değişmiştir. Amaniii...