Çok yakında! Açık donanım için ilk onaylama

Bu yıl Ekim ayı Open Source Hardware Association (OSHWA, Açık Kaynak Donanım Birliği) ile Açık Kaynak Donanım Ayı olacak!

Açık kaynak donanım tasarımı halka açık olan donanımdır, herkes tasarım veya tasarımı temel alan donanım üzerinde çalışabilir, değiştirebilir, dağıtabilir, inşa edebilir ve satabilir. Donanımın kaynağı onu meydana getiren tasarımıdır ve değişiklik yapmak için tercih edilen biçimde mevcuttur.

Açık Kaynak Donanım Ayı açık kaynak donanım tanımına açıklık getirme, harekete katkıda bulunması için daha fazla insanın davet edilmesi ve bir tasarının ya da ürünün açık kaynak donanım olarak nasıl yayınlanacağı hakkında eğitim sağlamak amacıyla üç büyük etkinliğe ev sahipliği yapacak. Bu etkinlikler Açık Kaynak Zirvesini, bir açık kaynak donanım onaylamasını ve bir dizi belgeleme günlerini içeriyor.

Yıllık Açık Kaynak Zirvesi 7 Ekim 2016 tarihinde Portland, Oregon'da gerçekleşecek. Takvimlerinizi işaretleyin! Zirve biletleri satışta, konuşmacı ve destekçiler arıyoruz. Belgeleme günleri tüm kişi ve kurumlara açık ve bu tasarıyı belgelemek için harika bir zaman. Bizi Twitter veya Facebook‘tan takip edebilirsiniz.

Yeni! Açık kaynak donanım onaylaması

Zirvede, OSHWA açık kaynak onayının ilk sürümünü çıkaracak. Bu onay açık kaynak donanım topluluğunun en az iki bölümüne yarar sağlayacak şekilde tasarlandı.

İlki, pazarda ürünün gerçekten açık kaynak olduğunu anlamayı kolaylaştırarak alıcıya fayda sağlacak. Tasarılar ve ürünler onay alarak ve onay simgesini göstererek açıklık tanımı üzerine kabul görmüş genel kanıyı müşterilere ve kullanıcılara iletmiş olacak. Onay belgesi açıklık için bir koşul olmasa da onay almak tasarının açık kaynak donanım olduğunu diğerlerine anlatmanın bir yolu olacak.

İkincisi, açık kaynak donanımın yaratıcılarına fayda sağlayacak. Yaratıcılara belirli yönergeler vererek, açık kaynak donanım yaratıcılarının güvenle kendi tasarılarının ve ürünlerinin açık kaynak donanım olduğunu açıklamasını sağlayacak. Ayrıca onay yaratıcıların onay sürecinde tanımlanan belirli ölçütlere uygunluğu işaret ederek bu açıklamalarını savunmayı sağlayacak.

Kullanıcılar da onay simgesini kullanma amacı ile uygunluğu kendileri onaylayacak. Öz-onaylama yaratıcılara OSHWA açık kaynak donanım onay simgesini kullanma hakkını verecek. Öz-onaylama sürecinin bir parçası olarak, yaratıcılar uygunsuzluk için cezalara boyun eğecek. OSHWA bu cezaları zorla uygulama için sorumlu olacak.

Open Source Hardware Association bir 501©3 kar amacı gütmeyen kuruluştur, kendini açık kaynak donanım topluluğunun sesi olmaya, uygulayımsal bilginin herkese açık olduğunu sigortalamaya ve eğitime, çevresel sürdürülebilirliğe ve insan refahına hizmet eden uygulayımbilimin işbirlikçi biçimde geliştirilmesini özendirmeye adamıştır. Bugün OSHWA'nın bir üyesi olun!

Lisans: Bu metin CC BY-SA 4.0 lisansı altında dağıtılan “Coming soon! First ever certification for open hardware” metninden çevrilmiştir. Özgün metin Alicia Gibb tarafından yazılmıştır. Çeviri metni CC BY-SA 4.0 altında lisanslanmıştır.

25 Mayıs 2016

Posted In: açık donanım, açık kaynak donanım, linuxgezegeni, open source hardware, open source hardware association, oshwa, özgür donanım

Çok yakında! Açık donanım için ilk onaylama

Bu yıl Ekim ayı Open Source Hardware Association (OSHWA, Açık Kaynak Donanım Birliği) ile Açık Kaynak Donanım Ayı olacak! Açık kaynak donanım tasarımı halka açık olan donanımdır, herkes tasarım veya tasarımı temel alan donanım üzerinde çalışabilir, değiştirebilir, dağıtabilir, inşa edebilir ve satabilir. Donanımın kaynağı onu meydana getiren tasarımıdır ve değişiklik yapmak için tercih edilen biçimde … Okumaya devam et "Çok yakında! Açık donanım için ilk onaylama"

25 Mayıs 2016

Posted In: açık donanım, açık kaynak donanım, linuxgezegeni, open source hardware, open source hardware association, oshwa, özgür donanım

Okullarda Kodlama Dersi – 2

Geçen yazıda çocuklara yönelik kodlama eğitimini tartışmış ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kodlama dersinin ortaokul ve lise müfredatına alınması için yapacağı çalışmaları desteklediğimi belirtmiştim. Desteğimi de üç maddeyle açıklamıştım: Berimsel (computational) okuryazarlığın (literacy) yaygınlaşıyor olması, günümüzde toplumsal düzenlemelerin giderek artan biçimde kodla yapılması (“Kod kanundur”) ve programcılığın eğlenceli olması. Bu yazıda da aynı konuya devam etmek istiyorum. Ama önce kodlama ile programlama arasındaki farka açıklık getirmek gerekiyor. Kodlama, analiz, tasarım, test gibi yazılım geliştirmenin aşamalarından biridir. Programlama ise daha geniş anlamda kullanılmaktadır. Kodlamanın yanında diğer aşamaları da içerebilmektedir. Kodlama eğitimi ile ilgili yazılarda (bu yazıda da) aslında çoğu zaman programlamadan söz edilmektedir. Bakanlığın hedefleri ve planladığı kodlama eğitiminin kapsamı hakkında bilgim yok fakat başta İngiltere olmak üzere birçok ülkedeki müfredat değişikliğinde hedeflenen öğrencilerin belirli bir programlama diline özgü komutları alt alta sıralamayı öğrenmesi değildir. Eğer Türkiye’deki eğitim müfredatı bir ya da birkaç programlama dilinin öğretimi ile sınırlandırılırsa sonuç pek parlak olmayacaktır. Yurt dışındaki örneklerde öğrencilere belirli bir aracın (örneğin programlama dilini) kullanımının öğretilmesi değil, berimsel okuryazarlık (DiSessa, 2001) ya da berimsel düşünme (Wing, 2006) denilen yetinin kazandırılması hedeflenmektedir.

DiSessa (2001), kod eğitimi furyası başlamadan önce Hal Abelson ile beraber Boxer Programlama Ortamı’nı geliştirmiş ve öğrencilerin Boxer ile etkileşimini izlemiştir. DiSessa (2001), berimsel okuryazarlığın yeni bir bilme ve ifade biçimi sağlayacağını düşünmektedir. Wing (2006) ise berimsel düşünmenin basitçe programlama öğrenmenin ötesinde bir anlam taşıdığını ve çoklu soyutlama düzeyinde düşünmeyi gerektirdiğini belirtmektedir. Berimsel düşünme sürecinde problem ve çözümü, makine ya da insan tarafından gerçekleştirilebilecek biçimde ifade edilmektedir. Dolayısıyla herhangi bir teknolojiden bağımsızdır. Wing’e göre (2006) berimsel düşünce,

  • Programlama değil, kavramsallaştırmadır.
  • Modern toplumda edinilmesi gereken bir yetenektir.
  • İnsanların bilgisayar gibi düşünmesi değildir.
  • Matematik ve mühendislik düşüncesini tamamlar ve birleştirir.
  • Aletlerle değil, fikirlerle ilgilidir.
  • Her yerde, herkes içindir.

Ancak şimdiye kadar yazdıklarım berimsel okuryazarlığın yalnızca görünen yüzüdür ve apolitiktir. DiSessa on beş yıl önce yayımlanan kitabında berimsel okuryazarlığı bir eğitimci gözüyle incelemektedir; öngörüleri son derece değerlidir. Kitabında, hem teknoloji uzmanlarını hem de eğitim bilimcileri ikna etmeye çalışmaktadır. Şimdi ise farklı aktörler sahnededir. Örneğin İngiltere’deki müfredat değişikliği yalnızca eğitimcilerin düşünüp taşınarak önerdiği ya da bir bakanın emriyle gerçekleşen bir reform değildir. Müfredat değişikliği, farklı aktörlerin çabasıyla gelişen olumsal bir süreçtir. Çocuklara bilgisayar programlamanın öğretilmesi ilk kez 2010’da eğitimcilerden, bilgisayar bilimcilerinden ve bilgisayarla ilgi kitle örgütlerinden oluşan dar bir toplulukta tartışılmaya başlamıştır. Daha sonra farklı kesimlerin (sivil toplum örgütleri, özel sektör ve kamu kuruluşları) katılımıyla küçük kampanyalardan köklü eğitim reformuna doğru bir süreç gelişmiştir. Bu sürecin gelişiminde özellikle iki örgüt, Nesta (National Endowment for Science, Technology and the Arts) ve Nominet Trust hükümet, sivil toplum ve özel sektör arasında bir ağ oluşturarak ve farklı kesimlerin kodlama eğitimi hakkındaki farklı görüşlerini uzlaştırarak belirleyici bir rol üstlenmiştir.

NESTA 1998 yılında İşçi Partisi Hükümeti tarafından bir vakıf olarak kurulmuştur. NESTA’nın temel amacı İngiltere’nin inovasyon kapasitesini artırmaktır. 2010 yılında hükümet, NESTA’nın yararlı işler yapıyor olmasına karşın kamu kuruluşu olarak faaliyet göstermesine gerek olmadığını ve etkinliklerinin gönüllü bir kuruluşa daha uygun olduğunu belirten bir değerlendirme yapar. Bunun sonucunda 2012 yılında NESTA bağımsız bir kuruluş olur ve adı Nesta olarak değiştirilir. Nesta çeşitli yardım kuruluşlarıyla, özel sektörle ve hükümetle ortak çalışmalar yapmaktadır. Nesta’nın farklı çalışma alanları vardır: kamu hizmetlerine vatandaş katılımı, hükümet inovasyonu, sağlık ve yaşlanma, dijital sanat ve medya, dijital eğitim, sosyal etki fonları vb. Nominet Trust ise İngiltere’de .uk uzantılı alan adlarının kaydını yapan Nominet şirketi tarafından 2008 yılında kurulmuştur. Nominet Trust da Nesta gibi toplumsal sorunlara yönelik teknolojik çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Williamson (2015), bu iki kuruluşun ne resmi ne de ticari aktörler olduğunu, ama iki kesim arasındaki ilişkiyi sağladıklarını belirtmektedir. Kodlamayı öğrenme kampanyalarının oluşumu buna güzel bir örnektir.

Okullarda bilgisayar kullanma eğitiminin yerini bilgisayar bilimine bırakması gerektiği önerisi ilk kez 2010 yılında Computing at School (bilgisayar öğretmenlerine yönelik, Microsoft, Google ve British Computing Society tarafından maddi olarak desteklenen bir dernek) tarafından gündeme getirilmiştir. Konunun politik olarak önem kazanması ise ancak Nesta’nın 2011’de yayımlanan Next Gen (http://www.nesta.org.uk/sites/default/files/next_gen_wv.pdf) adlı raporundan sonra gerçekleşmiştir. Next Gen de okul müfredatının yenilenmesini talep etmektedir. Ama bu talep doğrudan eğitimle ilgili değildir. Rapor, Muhafazakar Parti Hükümeti’nin Kültür, İletişim ve Yaratıcı Endüstriler Bakanı Ed Vaizey’in talebi doğrultusunda Ian Livingstone ve Alex Hope tarafından hazırlanmıştır. Raporun yazarları, İngiltere’nin ekonomik olarak değerli ve yenilikçi sektörleri olan video oyunu ve görsel efekt endüstrilerinin önemli isimlerindendir. Raporda ilgili sektörlerdeki yetenek açığı tartışılmakta ve bunu kapatmak için bir müfredat değişikliği önerilmektedir. Google’ın CEO’su Eric Schmidt 2011 yılında Edinburgh Televizyon Festivali’nde yaptığı konuşmada konuyu tekrar gündeme getirene dek raporun fazla bir etkisi olmaz. Raporun yazarlarından Livingstone’un da belirttiği gibi Schmidt’in konuşması rapordaki müfredat değişikliğine siyasi desteği artırmıştır. Bundan kısa bir zaman sonra Royal Society yönetiminde ve Microsoft, Google ve üniversitelerin bilgisayar bilimi bölümlerinin katkılarıyla hazırlanan Shutdown or Restart (https://royalsociety.org/~/media/education/computing-in-schools/2012-01-12-computing-in-schools.pdf) başlıklı raporda da müfredat değişikliği önerisi tekrarlanır. Bu raporun ardından The Observer gazetesi yazarlarından John Naughton da konuyu destekler yazılar yazmaya başlar. Daha sonra oluşturulan, Nesta, BCS, Google, Microsoft, Computing at School ve Raspberry Pi’den oluşan “Next Gen Skills” adlı koalisyon Eğitim Bakanlığı’nı müfredat değişikliği konusunda ikna etmeyi başarır (age).

Bu gelişmeler (raporlar, konuşmalar ve oluşturulan koalisyonlar) üst düzeyde gerçekleşmektedir. Kodlama eğitiminin kamudaki görünürlüğü ise Code Club (https://www.codeclub.org.uk/) adlı gönüllü girişimle artar. Code Club, programcıların ilkokul öğrencilerine programlamanın temellerini öğrettikleri okul sonrası bir etkinlik olarak ortaya çıkmıştır. 2012 yılında kurulan Code Club, kısa sürede tüm ülkeye yayılır. Şu anda İngiltere’de 4000’den fazla Code Club ve bundan faydalanan 50000’den fazla öğrenci vardır. Code Club, Nesta ve Nominet Trust tarafından örgütlenmekte ve Digital Makers fonundan faydalanmaktadır. Code Club, Microsoft, Google, ARM, Samsung, Mozilla ve TalkTalk gibi şirketlerin yanı sıra hükümet tarafından da desteklenmektedir.

Code Club, Next Gen raporu sonrasında ortaya çıkan, bir orkestra gibi hareket eden ve gençleri kodlama öğrenmeye teşvik eden ağlardan sadece biridir. 2013 yılının Mayıs ayında Nesta kamu inovasyonu laboratuvarında, Nominet Trust ve Mozilla ortaklığında Make Things Do Stuff adlı kampanya başlatılır. Kampanyanın hedefi çocukların dijital teknolojileri yaparak, etkileşimle öğrenmelerini sağlamaktır. Yine ülke çapında bir örgütlenme söz konusudur. Kampanya büyük şirketler (Facebook, Microsoft, O2, Mozilla ve Virgin Media), gönüllü girişimler (Codecademy, Code Club, Raspberry Pi, Technology Will Save Us, Coding for Kids and Decoded vb) ve hükümet kuruluşları tarafından desteklenmektedir.

Kısacası, reformu baştan sona planlayan bir hükümet değil, ikna edilen bir hükümet vardır. Hükümet okul dışındaki bu uygulamaları yeni müfredatla okullarda daha sistematik hale getirmektedir. Bilgisayar uzmanları, girişimciler, yatırımcılar, gazeteciler, lobi grupları, politikacılar ve uluslararası şirketler Nesta ve Nominet Trust etrafında bir araya gelmiş, bu aktörlerin katkısı ve etkileşimiyle bir eğitim müfredatı oluşmuştur. Fakat karşımızda hiç de tarafsız olmayan bir eğitim müfredatı vardır. Oluşumunda payı olan aktörlerin değerlerini ve çıkarlarını içermektedir.

Kamusal Sorunları Çözmek İçin Kodlamayı Öğrenmek

Yazı,

Bilgiyi, konuşmanın yaptığından farklı biçimde düzenler ve depolar; sonuç olarak, dilin farklı bir biçimidir (Crowley ve Heyer, s. 99).

Yazı sonrası, hatırlama gereksiniminin azalması insan zihninin edinebildiği bilginin de artmasını sağlamış ve yazıyla bilenin bilgiden ayrılması “soyutlamayı, sistemleştirmeyi ve bilimsel düşüncenin nesnelliğini teşvik etmiştir” (age, s. 100).

Berimsel okuryazarlık, bunu daha ileriye taşıma iddiasındadır. Wing (2006) berimsel düşüncenin insanın soyutlama gücünü artırmasının yanında ona düşüncesini otomatikleştirme olanağını verdiğini iddia etmektedir. Bir kelimeyi sözlükten ararken ya da markette hangi kasada kuyruğa girmek gerektiğini düşünürken farkında olmadan berimsel düşünceye başvurulmaktadır. Berimsel okuryazarlık, bunu daha sistematik hale getirecektir. Olumlu ya da olumsuz olarak nitelendiremem ama berimsel okuryazarlıkla dünya farklı biçimde okunabilecektir.

Kodlama (yazma) program komutlarının alt alta sıralandığı mekanik bir iş değildir. Dünyanın nasıl çalıştığını berimsel olarak okuyup anlamayı ve insanın onunla etkileşimini biçimlendirebilmek için modellemeyi içerir. Dünya hesaplanabilir bir olgu olarak algılanır ve kodla algılanan bu dünya yeniden yaratılır. Programcılar işlerinin doğası gereği var olan ilişkileri ve iş süreçlerini modelleyip sayısallaştırırken bunları yeniden düzenler ve kurarlar; aksayan bir yer varsa ona yönelik çözümler geliştirirler. Bunu da gayet olağan ve işlerinin bir parçası olarak görürler.

Fakat bu pratiklerden beslenen, özellikle Silikon Vadisi’nin öncülüğünü yaptığı (http://www.nytimes.com/2013/03/03/opinion/sunday/the-perils-of-perfection.html) iki büyük tehlike vardır. Birincisi, toplumsal sorunları kültürel, ekonomik ve politik bağlamlarından kopartarak berimsel terimlerle çözümleme eğilimidir. İkincisi de bunun sonucu olarak doğru kod ve algoritmalarla karmaşık toplumsal problemlerin çözülebileceği inancıdır. İngiltere’de bu inanç neoliberal politikalarla eklemlenmekte ve devletin görev ve sorumluluklarını gönüllü kişi ve kuruluşlara devretmenin aracı haline gelmektedir. Örneğin, Nominet Trust ve Nesta toplumsal sorunlara yönelik teknolojik çözümler geliştirme gibi bir hedefleri olduğunu açıkça beyan etmektedir. Hatta Nesta tarafından hazırlanan ve kamu hizmetlerinin geleceğinin tartışıldığı People Helping People adlı raporun giriş bölümünde İngiltere’nin refah devleti deneyimi öncesinde kamu hizmetlerinin gönüllülerce yerine getirildiği ve bunun köklü bir gelenek olduğu yazılmaktadır (http://www.nesta.org.uk/sites/default/files/people_helping_people_the_future_of_public_services_wv.pdf). Nesta’nın kodlama öğrenimine bakışı da bu yöndedir. Programcılar hackathon (https://tr.wikipedia.org/wiki/Hackathon) etkinlikleriyle bir araya getirilmekte ve kamudaki sorunlara dijital çözümler bulmaları istenmektedir (https://nationalhackthegovernment.wordpress.com/). Öğrenciler berimsel yeteneklerle donatılırken de beklenti bu yeteneklerini kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi ve toplumsal sorunların çözümü için kullanabilmeleridir. Ne kadar başarılı olabileceğini ve ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bilemem, ama kodlama öğrenimi İngiltere’de neoliberal politikalar için bir kaldıraç görevi üstlenmektedir.

Geleceğin Mesleği: Programcılık?

Williamson (2015), kodlama öğrenimi hakkında yazılmış bir çok makale ve raporda, kodlama öğrenecek çocuklar geleceğin iş gücü olarak görüldüğünün altını çizmektedir (bkz. http://www.nesta.org.uk/publications/next-gen, https://royalsociety.org/topics-policy/projects/computing-in-schools/report/, http://www.ednfoundation.org/wp-content/uploads/TechnologyEducation_systemview.pdf, http://www.ukdigitalskills.com/). Bu çalışmalarda kodlama, ileriye yönelik, talep edilen ve nitelikli meslek olarak ele alınmakta ve çocukların piyasanın gereksinimlerine yanıt verebilecek yeteneklerle donatılması istenmektedir. Williamson (2015), bu söylemin dijital dünyadaki kırılganlığı, karmaşıklığı ve birçok kodlama işinin sıradanlığını gizlediğini vurgulamaktadır. Dışarıdan bir motivasyon olmadan programcılıkla uğraşıldığında programlama eğlencelidir; bulmaca çözmek ya da satranç oynamak gibidir. Ama söz konusu profesyonel olarak programcılık olunca iş hayatı rutin ve sıkıcı işlerle, fazla mesailerle doludur. Bunun yanında, öğrencilerin edinmesi istenen yetenekler (teknolojik yeniliklere kısa sürede uyum sağlayabilme ve esneklik gibi) piyasanın çalışanlardan beklentisidir.

Eğitim reformuna ya da kampanyalara destek veren bir çok programcı ve aktivistin geleceğin iş gücünü yetiştirmek gibi bir hedefi yoktur. Çoğu benimkilere benzer gerekçelerle kampanyaları desteklemekte ve gönüllü katkıda bulunmaktadır. Bir diğer deyişle, farklı hedefleri olanların desteklediği bir oluşum vardır. Fakat kimi zaman değerler ve çıkarlar çatışabilmektedir. Code Club’ın kurucularından Linda Sandvik’in başına gelenler buna iyi örnektir. Sandvik, Code Club’ın sponsorlarından Google’ın kitlesel gözetim pratiklerini eleştirdiğinde Code Club yönetim kurulu Sandvik’e ültimatom vermiştir: Ya sponsorlar hakkında olumsuz şeyler söyleme ya da Code Club yönetiminden ayrıl. Sandvik, ikincisini tercih etmiştir (https://gist.github.com/drtortoise/5dc254c614d6b6a19116).

Ayrıca programcılığın bir meslek olarak gelecekte daha önemli olacağı ve çocukların küçük yaştan itibaren bunun için gerekli yetenekleri edineceği iddiası ne kadar gerçekçidir? Programlama dillerinin insan diline yaklaşması ve kolaylaşması programcılığı gereksizleştirmemiş, aksine yaygınlaştırmıştır. Yakın zamanda da programcılığın tamamen ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Fakat bilgisayar bilimindeki gelişmeler programcılık bilgisi isteyen bazı işleri otomatikleştirebilir ve sektördeki programcı açığı beklenenden çok daha az olabilir. “Bilgisayarların algılayıcı verisi ya da veritabanları gibi veri türlerine dayalı öğrenimini olanaklı kılan algoritmaların tasarım ve geliştirme süreçlerini konu edinen bir bilim dalı” olan makine öğrenimi (machine learning) ile programcılık da dahil olmak üzere birçok mesleğin otomasyonu söz konusudur. Kodlama eğitimi kampanyaları çoğu zaman bu olasılığı göz ardı etmektedir (Frey ve Osborne, 2013).

Şirketler İçin Yeni İş Alanları

Makine öğrenimindeki gelişmeler ve gelecekte piyasanın ihtiyaç duyacağı iş gücünün niteliği ve niceliği hakkında sponsor şirketlerin elinde çok daha kapsamlı veriler vardır. Geleceğe dair daha ayrıntılı öngörüler yapabilirler. Bu verilerin ve buna dayalı öngörülerinin ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmasak da kodlama eğitiminin şirketler için şu an yeni bir pazar yarattığı ortadadır. ABD’deki Hour of Code kampanyasının kurucuları arasında Silikon Vadisi’nin melek yatırımcılarından Partovi twins de vardır ve kampanya üç büyük şirket (Google, Microsoft ve Facebook) tarafından desteklenmektedir. Bu kampanyanın İngiltere’deki kuzeni Year of Code da uluslararası bir girişim sermayesi firması olan Index Ventures tarafından desteklenmektedir. Index Ventures, insan hayatının ve ekonominin her yönünün teknoloji ve girişimci ruhu ile dönüştürülebileceğini savunmaktadır. Daha ilginci Year of Code’un arkasındaki 23 kişi incelendiğinde bunlardan sadece üçünün gerçekte teknolojiyle ilgili, diğerlerinin sermayedar ya da halkla ilişkiler yüzü olmasıdır (https://tommorris.org/posts/8776). Year of Code’un arkasındaki en önemli isimlerden biri kısa bir süre öncesine kadar Index Ventures ekibinde yer alan girişimcilerden biri olan Saul Klein’dır. Ne tesadüftür ki Klein’ın kuzeni Alex, çocuklara kendi bilgisayarlarını yapmalarına ve kodlama öğrenmelerine yardımcı olan takımlar (kit) üreten Kano (http://us.kano.me/) şirketinin kurucularındandır.

John Naughton’a (http://www.theguardian.com/technology/2014/feb/15/year-of-code-needs-reboot-teachers) göre girişim sermayesinin yoğun ilgisinin iki açıklaması olabilir. Birincisi, safça olan, girişimciler Year Of Code’a hayırsever duygularla yaklaşmaktadır. Fakat başarısız halka ilişkiler nedeniyle kampanya fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Kampanyanın sözcüsü Lottie Dexter’ın kodlama bilmediğini itiraf etmesi kampanyanın inandırıcılığını sarsmıştır (http://www.theregister.co.uk/2014/02/11/coding_in_schools_madness/). İkincisi, şirketler müfredat değişikliğinin ve Raspberry Pi Vakfı tarafından okullarda bilgisayar bilimini öğretmek amacıyla geliştirilmiş, kredi kartı büyüklüğünde tek kartlı bir bilgisayar olan Raspberry Pi’nin başarısını fark etmişlerdir ve kendilerine yeni ticari fırsatlar yaratmak istemektedirler. Hayırseverlik inandırıcı olmasa da bir beceriksizlik vardır. Ama daha önemlisi müfredat değişikliğinin arkasında büyük bir pazar fırsatı vardır.

***

Giroux’un (1998) Gramsci’den alıntıladığı sözler berimsel okuryazarlık için de geçerlidir:

Gramsci’ye göre okuma-yazma iki yanı da keskin bir kılıçtı; bireysel ve toplumsal güçlenme amacıyla kullanılabileceği gibi, baskı ve egemenlik ilişkilerinin sürdürülmesi için de kullanılabilirdi. Gramsci, bir mücadele alanı olarak eleştirel okuma-yazma için, hem ideolojik bir yapı, hem de toplumsal bir hareket olarak, uğruna savaşım verilmesi gerektiğine inanıyordu (s. 34).

Bu mücadeleye de berimsel okuryazarlığın politik bağlamını dikkate alarak başlamak gerekiyor. Kodlama eğitimiyle liberal politikaları güçlendirmek, sömürüyü artırmak ve geleceğin işçilerini yetiştirmek istenmektedir. Uluslararası tekellerin, girişim sermayesi şirketlerinin ve liberallerin ilgisi boşuna değildir. Ama internetteki geçmiş mücadeleler bunun karşıtının da yaratılabileceğini, sistemde çatlaklar oluşturulabileceğini göstermektedir.

Kaynaklar

Crowley, D., Heyer, P. (2011). İletişim Tarihi, teknoloji-Kültür-toplum, çev. Berkay Ersöz, Siyasal Kitabevi, Ankara.

DiSessa, A. A. (2001). Changing minds: Computers, learning, and literacy. Mit Press.

Fischer, G. (2005). Computational literacy and fluency: being independent of high-tech scribes. Strukturieren-Modellieren-Kommunizieren. Leitbild mathematischer und informatischer Aktivitäten, Franzbecker, Hildesheim, 217-230.

Frey, C. B., Osborne, M. A. (2013). The future of employment: how susceptible are jobs to computerisation. http://www.oxfordmartin.ox.ac.uk/downloads/academic/The_Future_of_Employment.pdf, son erişim 21/03/2016.

Giroux, H. A. (1998). Okuma-yazma ve siyasal güçlenme eğitbilimi. içinde (der.) Paulo Freire ve Donaldo Macedo, Okuryazarlık: Sözcükleri ve Dünyayı Okuma, çev. Serap Ayhan, Ankara, İmge Yayınevi, 33-71.

Williamson, B. (2015). Political computational thinking: policy networks, digital governance and ‘learning to code’. Critical Policy Studies, 1-20.

Wing, J. M. (2006). Computational thinking. Communications of the ACM, 49(3), 33-35.

24 Mayıs 2016

Posted In: berimsel okuryazarlık, Bilgisayar Bilimi, Emek, google, kodlama, neo-liberalizm, Özgür yazılım

Paylaşımın geleceği: Pydio ve ownCloud bütünleşiyor

Açık kaynak dosya paylaşma çevre-dizgesi1 büyük bir tasarı çeşitliliği barındırıyor, her biri kendi çözümünü tedarik ediyor ve her biri farklı bir yaklaşıma sahip. Dropbox, Google Drive, iCloud ya da OneDrive gibi ticari çözümler yerine açık kaynak bir çözümü seçmenin birçok sebebi var. Bu çözümler verinizi yönetirken endişe etmemenizi sağlıyor ama bazı sınırlamalarla; denetim yetersizliği, varolan altyapıyla bütünleştirme sorunları gibi.

Kullanıcılar için ownCloud ve Pydio gibi birçok dosya paylaşma ve eşzamanlama seçenekleri mevcut.

Pydio

Pydio (Put your data in orbit, Verini yörüngeye oturt) tasarısı büyük ses dosyalarını çalgı takımıyla paylaşmak isteyen müzisyen Charles du Jeu tarafından kuruldu. Pydio çoklu depolama arka uçlarıyla birlikte bir dosya paylaşma ve eşzamanlama çözümüdür, geliştiriciler ve düzen2 yöneticileriyle birlikte tasarlanmıştır. Dünya çapında bir milyondan fazla indirilmiştir ve 27 dile çevrilmiştir.

İlk andan beri açık kaynak olan tasarı doğal olarak SourceForge‘de büyüdü ve şimdi yeni evi GitHub'da.

Kullanıcı arayüzü Google'nin “Materyal Tasarımı"nı taban alıyor. Kullanıcılar varolan eski dosya altyapısı kullanabilir ya da Pydio'yu bir mülk üstü3 yaklaşımla kurabilir. Web, masaüstü ve taşınabilir uygulamaları kullanarak varlıklarını her yerde yönetebilirler. Yöneticiler için ince taneli erişim izinleri varlıklara erişimi yapılandıran güçlü bir araçtır.

Pydio topluluk sayfasında sizi çabucak hızlandıracak çeşitli kaynaklar bulacaksınız. Pydio web sitesi GitHub'daki Pydio depolarına nasıl katkıda bulunacağınızı açıklıyor. Forum geliştiriciler ve topluluk için bölümler içeriyor.

ownCloud

ownCloud dünya çapında 8 milyon kullanıcıya sahip ve açık kaynak, kişilerin kendi kendini barındırdığı dosya eşzamanlama ve paylaşım teknolojisi. Ana düzlemler için eşzamanlama istemcileri yanısıra WebDAV aracılığıyla bir web arayüzü bulunuyor. ownCloud kolay kullanılan bir arayüze, güçlü yönetici araçlarına ve geniş paylaşma ve iş birliği özelliklerine sahip. Kullanıcıların kendi verileri üzerinde denetimini sağlıyor.

ownCloud'un açık mimarisi bir UPA4 aracılığıyla genişletilebiliyor ve uygulamalar için bir düzlem sunuyor. 300'den fazla uygulama yazıldı, bunlar takvimi, kişileri, postayı, müziği, parolaları, notları ve diğer türden verileri idare eden yetkinlikte. ownCloud güvenlik sağlıyor, bir Raspberry Pi'den petabaytlarca depolamaya sahip kümeye, milyonlarca kullanıcıya kadar uzanıyor. Yüzlerce katkıcıdan oluşan uluslararası topluluk tarafıdan geliştiriliyor.

Birleşmiş paylaşım

Dosya paylaşma takım çalışmasını bir üst düzeye çıkarıyor ve ölçünleme böylesi iş birliği için sağlam bir taban sağlıyor.

Birleşmiş paylaşım, OpenCloudMesh tasarısının yeni bir açık ölçünü, bu doğrultuda bir adım. Diğer şeylerin yanında, Pydio ve ownCloud örneklerindeki gibi bu ölçünü destekleyen sunucular arasında dosya ve dizin paylaşımına izin veriyor.

İlk olarak ownCloud 7'de tanıtıldı, bu sunucudan sunucuya paylaşım özelliği uzak sunuculardan dosya paylaşımlarını bağlamanızı sağlıyor, bulutlarda kendi bulutunuzu oluşturmaya yarıyor. Birleşmiş bulut paylaşımını destekleyen diğer sunuculardaki kullanıcılarla doğrudan paylaşım bağlantısı oluşturabilirsiniz.

Bu yeni UPA'yı uygulamak depolama çözümleri arasında derin bütünleşme sağlarken güvenliği, denetimi ve özgün düzlemlerin özniteliklerini koruma altına alıyor.

"Dosyaları değiş tokuş etme ve paylaşma bugün ve yarın için birinci derecede önemli,” diyor ownCloud kurucusu Frank Karlitschek. “Bu nedenden, bunu birleşmiş ve özeksel veri siloları olmadan dağıtık yoldan yapmak önemli. Birleşmiş paylaşımın en önemli tasarım noktası kullanıcıların güvenliğini ve gizliliğini korurken en kolay ve kusursuz yoldan paylaşımı sağlamasıdır.”

Sırada ne var?

OpenCloudMesh gibi bir girişim Pydio ve ownCloud gibi kurum ve şirketlerin dosya paylaşımında ortaklaşa çalışmasını bu yeni açık ölçün ile geliştirecektir. ownCloud 9 kullanıcı listelerini değiş tokuş edebilen birleşmiş sunucular yeterliliğini tanıtmıştı, böylece kendi sunucunuzdaki kullanıcılarla yaşadığınız kendiliğinden tamamlama deneyimi de aynı kusursuzlukta sağlanıyor. Gelecekte, (birleşmiş!) özeksel yer defteri sunucularına sahip olma fikri diğer birleşmiş bulut kimliklerini aramakta kullanılabilir, böylece bulutlar arası iş birliği yeni bir düzeye taşınabilir.

Girişim şüphesiz büyümekte olan açık teknik topluluğuna katkıda bulunacak, bu toplulukta üyeler kolayca tartışabilir, geliştirip, sağlayıcı-bağımsız olan “OCM paylaşım UPA"sına katkıda bulunabilir. OCM tasarısının tüm öncü eşleri açık UPA tasarım ilkelerine tamamen katkıda bulundu ve diğer açık kaynak dosya paylaşma ve eşzamanlama topluluklarının iştirakine, bağlanmış buluta katılımlarına kapıları açık.

Lisans: Bu metin CC BY-SA 4.0 lisansı altında dağıtılan “The future of sharing: integrating Pydio and ownCloud” metninden çevrilmiştir. Özgün metin ben van ’t ende tarafından yazılmıştır. Çeviri metni CC BY-SA 4.0 altında lisanslanmıştır.


  1. BSTS / Kentbilim Terimleri Sözlüğü 1980, TDK.gov.tr 

  2. "Sistem” kelimesi yerine Türkçe bir kelime olan “düzen” kelimesini kullanmayı daha uygun buluyorum. 

  3. Mülk üstü yazılım (on-premises software): yazılımı kullanan kişinin ya da işletmenin mülkündeki (binasındaki) bilgisayarlara kurulan ve çalışan yazılımdır. Yazılım sunucu çiftliği veya bulut gibi uzak bir işletmede değildir. Wikipedia 

  4. Uygulama programlama arayüzü

22 Mayıs 2016

Posted In: Açık kaynak, Bulut, Çeviri, linuxgezegeni, OpenCloudMesh, ownCloud, Özgür yazılım, Pydio

Paylaşımın geleceği: Pydio ve ownCloud bütünleşiyor

Açık kaynak dosya paylaşma çevre-dizgesi1 büyük bir tasarı çeşitliliği barındırıyor, her biri kendi çözümünü tedarik ediyor ve her biri farklı bir yaklaşıma sahip. Dropbox, Google Drive, iCloud ya da OneDrive gibi ticari çözümler yerine açık kaynak bir çözümü seçmenin birçok sebebi var. Bu çözümler verinizi yönetirken endişe etmemenizi sağlıyor ama bazı sınırlamalarla; denetim yetersizliği, varolan … Okumaya devam et "Paylaşımın geleceği: Pydio ve ownCloud bütünleşiyor"

21 Mayıs 2016

Posted In: Açık kaynak, Bulut, Çeviri, linuxgezegeni, OpenCloudMesh, ownCloud, Özgür yazılım, Pydio

Veri Bilimi Bülteni — 40

Her cuma yayın­ladığım ‘Veri Bil­imi Bül­teni’ ile son 1 haf­tada veri ve veri bil­imi konusuyla ilgili okuduk­larım­dan dikka­timi çeken­leri pay­laşıy­o­rum. Bu bül­ten her yayın­landığında hab­er­dar olmak istiy­or­sanız “Haf­talık Veri Bil­imi Bül­teni” linkedin grubuna üye ola­bilirsiniz. Küçük bir not: Önümüzdeki haftadan itibaren bülteni tamamen ingilizce olarak çıkarmayı (zaten içerikler ingilizce, ben bazen yorumlarımı türkçe Devamını Oku […]

20 Mayıs 2016

Posted In: Linux Gezegeni'nde Gözüken Yazılar, Veri Bilimi Bülteni

WordPress’i Neden Bıraktım

Birkaç ay önce yeni tasarımla beraber hugo’ya geçtiğimi duyurmuştum. Bu yazıda’da neden artık wordpress kullanmadığımı anlatmaya çalışacağım.

Uzun süredir yazı yazmadığımı farkedince bunun nedenini araştırmaya başladım. Tabiki kişisel problemlerin de buna büyük bir etkisi var. Yeni bir blog tasarımının beni bu konuda daha çok motive edeceğini düşündüm ve yeni bir tasarıma karar verdim. Bununla beraber farklı bir yapıya geçmeyi düşünürken GoLang ile yazılmış Hugo’yu bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine inceledim ve denemeye karar verdim. Sonrasında bu site ortaya çıkmış oldu.

Wordpress’i kendi sunucumda host ediyordum. Yoğunluk içerisinde bunun bakımını yapmak, sadece wordpress dışında PHP ve MySQL’in güncellemelerini takip etmek vs gibi işler beni bunaltıyordu. Bir güncelleme ile web sayfasının çevrimdışı olduğu zamanlar bile oluyordu.

Kullanımıma göre Wordpress’in yazı yazmak dışında hiç bir özelliğini kullanmadığımı farkettim. Bunun dışında markdown oldukça sevdiğim bir format. Markdown kullanırsam herhangi bir html editorü kullanma zorunluluğumu da ortadan kaldırıyordu. Başlangıçta Wordpress’i markdown ile kullanmayı düşünüyordum. Fakat sonradan bu kararım da değişti. Önyüz tasarımını değiştirmek zaten zamanımı alacaktı. Bu yüzden kullandığım sistemi de değiştirmek istedim. Ayrıca tüm yazıları markdown’a çevirerek aynı zamanda yazıları da tekrar inceleme fırsatım olacaktı.

Hugo’yu incelediğimde gereksinimlerimin nerdeyse tamamını karşılıyordu. Jekyll’da olduğu gibi markdown ile yazıyorsun. Basit bir command-line ile html üretiyor. Özellikle yapısı ve özelliklerini beğendim. Jekyll daha önce kullanmadım ama okuduğum kadarıyla birkaç problemi beraberinde getiriyor. Hugo’nun da beğenmediğim bir çok özelliği olmasına rağmen gereksiminlerimi bir şekilde karşıladım.

Hugo bir komut-satırı (command-line) aracı sunuyor. Hızlı bir şekilde derleme işlemini yapabildiği gibi değişiklikleri canlı olarak görmek için bir sunucu da ayağa kaldırabiliyor. Ayrıca komut satırından Web sayfa tamamen statik dosyalardan oluştuğu için istediğiniz yerde host edebilirsiniz. Github, Gitlab, Amazon S3 gibi.Yeni bir yazı yayınladığınızda otomatik yayınlanması için de ücretsiz servisler bulunmakta fakat ben Jenkins ile bunu yapmayı tercih ettim. Yeni bir yazıyı bir git deposuna gönderdikten github üzerindeki başka bir depoya yüklenmesini sağlıyorum bu şekilde yeni yazı yayınlanıyor.

Eğer bir basit blogunuz varsa, git vb gibi kavramlarla aranız iyi ise ve sadece içerik üretmeye odaklanmak istiyorsanız hugo’yu tavsiye ederim.

https://gohugo.io/

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

18 Mayıs 2016

Go Git Services (Gogs) Kurulumu

Herkese merhaba,
Bu yazımda Gogs'un ne olduğundan ve nasıl yapılandırılıp kullanılabileceğinden bahsedeceğim.


Gogs'u Halil'in Github'da yıldızlaması ile gördüm. Ne iş yapıyormuş diye bakınca "vay be gavur da güzel proje yapmış" dedim ve projenin Go ile yazıldığını görünce aşırı sevindim. "Bu projeyi bir kurup deneyeyim, katkı versem çokii olur" diye düşündüm. Çünkü yaklaşık bir aydır boş kaldıkça Go'yu öğrenmeye vakit ayırıyorum ve bu da baya güzel denk geldi :)


Gogs özetle kendi git servisinizi kurmanızı, kullanmanızı, yönetmenizi sağlıyor. Belgelendirmesi de oldukça güzel yapılmış. Ben kaynak koddan hangi adımları uygulayarak kurduğumu anlatacağım.


İlk olarak servis vereceğimiz sunucunuza Go kurmalıyız. Ssh'a açık olacağı için bir kullanıcıyı yetkilendirmek gerekiyor. Bu yüzden yeni bir kullanıcı oluşturmalıyız.

#Kullanıcı oluşturup home dizinine geçelim.
$ sudo adduser --disabled-login --gecos 'Gogs' git
$ sudo su - git
$ cd ~

#Go'yu local diye bir dizin oluşturup yükleyelim.
$ mkdir local
$ wget https://storage.googleapis.com/golang/go$VERSION.$OS-$ARCH.tar.gz

# tar.gz uzantısını açalım.
$ tar -C /home/git/local -xzf go$VERSION.$OS-$ARCH.tar.gz

# Çevresel değişkenleri de ~/.bashrc altına ekleyelim.
$ sudo su - git
$ cd ~
$ echo 'export GOROOT=$HOME/local/go' >> $HOME/.bashrc
$ echo 'export GOPATH=$HOME/go' >> $HOME/.bashrc
$ echo 'export PATH=$PATH:$GOROOT/bin' >> $HOME/.bashrc
$ source $HOME/.bashrc

# Gogs'un kaynak kodunu kendi yerelimize çekelim ve derleyelim.
$ go get -u github.com/gogits/gogs (bağımlılıklar için)
$ cd $GOPATH/src/github.com/gogits/gogs
$ go build

# Şimdi "$ ./gogs web" dediğimizde çıktı aşağıdaki gibi olmalı: (varsayılan port 3000)

Bu çıktıda da dediği gibi ilk kez çalıştırdığımız için [w] uyarısını görmezden gelebiliriz.

Çıktıda bu uyarı dışında sorun yoksa şimdi app.ini dosyasını oluşturmalıyız. Bu kendi git servisimizin yapılandırmasını içeren dosya. (/custom/conf/app.ini

Benim yapılandırma dosyam şu şekilde:

APP_NAME = Gogs: Go Git Service
RUN_USER = git
RUN_MODE = prod

[database]
DB_TYPE  = mysql
HOST     = 127.0.0.1:3306
NAME     = gogs
USER     =root
PASSWD   =*********
SSL_MODE = disable
PATH     = data/gogs.db

[repository]
ROOT = /home/git/gogs-repositories

[server]
DOMAIN       =foo.bar.baz
HTTP_PORT    = 3000
ROOT_URL     = http://foo.bar.baz/
DISABLE_SSH  = false
SSH_PORT     = 22
OFFLINE_MODE = false

[mailer]
ENABLED = false

[service]
REGISTER_EMAIL_CONFIRM = false
ENABLE_NOTIFY_MAIL     = false
DISABLE_REGISTRATION   = false
ENABLE_CAPTCHA         = true
REQUIRE_SIGNIN_VIEW    = false

[picture]
DISABLE_GRAVATAR = false

[session]
PROVIDER = file

[log]
MODE      = file
LEVEL     = Info
ROOT_PATH = /home/git/go/src/github.com/gogits/gogs/log

[security]
INSTALL_LOCK = true
SECRET_KEY   =*************

# Son olarak konsol dışında 80.porttan erişip Github gibi arayüzü kullanmak istiyorsak, Nginx ya da Apache yapılandırmasını yapmalıyız.

Nginx yapılandırması için git kullanıcısından exit diyerek çıkalım.

$ vim /etc/nginx/sites-available/gogs

server {
    listen 80;
    server_name foo.bar.baz;
    location / {
        proxy_set_header    X-Real-IP $remote_addr;
        proxy_set_header    Host        $ http_host;
        proxy_pass              http://127.0.0.1:3000;
    }
}

Yeniden servisi çalıştıralım:

$ cd $GOPATH/src/github.com/gogits/gogs
$ ./gogs web


Şimdi tarayıcımıza "foo.bar.baz" dediğimizde bu sayfa ile karşılaşıyor olmalıyız.


Görüşmek üzere o/

12 Mayıs 2016

Posted In: free software, Gezegen, git, go, gogs, Özgür yazılım, service

Vodem’in (Huawei 4231) Linux’ta Ethernet Olarak Kullanımı

Elime Vodafone’un bir modemi (Vodem) geçti. Bilgisayarıma taktığımda Linux bir ethernet olarak görmedi ve doğrudan çalışmadı. Daha önce Turkcell’in yeni nesil VINN’larında bu hiç başıma gelmediğinden, bir miktar uğraşmam gerekti.

Huawei’nin K4203 isimli bir modeliymiş (lsusb sağolsun). Kendisi öntanımlı olarak MBIM isimli, Linux 3.8’de desteği gelen bir protokolle bağlanıyormuş (Google sağolsun). Bir sonraki nesil bir cihaz kısaca. Ama ethernet aygıtı olarak da çalıştırmak da mümkün. Bunun için usb_modeswitch ile cihaza komut gönderilmesi gerekiyor.

lsusb çıktısında aygıtın ID’sini 12F1:1F1C olarak görüyoruz:

# lsusb
# lsusb | grep Huawei
Bus 002 Device 012: ID 12f1:1f1c Huawei Technologies Co., Ltd.

usb_modeswitch ile şu komutu gönderince kendisi bir ethernet aygıtına dönüşüyor:

# usb_modeswitch -v 12d1 -p 1f1c -W -I -M 55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000
Taking all parameters from the command line

* usb_modeswitch: handle USB devices with multiple modes
* Version 1.2.5 (C) Josua Dietze 2012
* Based on libusb0 (0.1.12 and above)

! PLEASE REPORT NEW CONFIGURATIONS !

DefaultVendor= 0x12d1
DefaultProduct= 0x1f1c
TargetVendor= not set
TargetProduct= not set
TargetClass= not set
TargetProductList=""

DetachStorageOnly=0
HuaweiMode=0
SierraMode=0
SonyMode=0
QisdaMode=0
GCTMode=0
KobilMode=0
SequansMode=0
MobileActionMode=0
CiscoMode=0
MessageEndpoint= not set
MessageContent="55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000"
NeedResponse=0
ResponseEndpoint= not set

InquireDevice disabled
Success check disabled
System integration mode disabled

Looking for default devices ...
searching devices, found USB ID 12d1:1f1c
found matching vendor ID
found matching product ID
adding device
searching devices, found USB ID 04f2:b230
Found device in default mode, class or configuration (1)
Accessing device 012 on bus 002 ...
Getting the current device configuration ...
OK, got current device configuration (1)
Using interface number 0
Using endpoints 0x01 (out) and 0x81 (in)

USB description data (for identification)
-------------------------
Manufacturer: Vodafone(Huawei)
Product: HUAWEI Mobile
Serial No.: FFFFFFFFFFFFFFFF
-------------------------
Looking for active driver ...
OK, driver found; name unknown, limitation of libusb1
OK, driver "unkown" detached
Setting up communication with interface 0
Using endpoint 0x01 for message sending ...
Trying to send message 1 to endpoint 0x01 ...
OK, message successfully sent
Resetting response endpoint 0x81
Resetting message endpoint 0x01
-> Run lsusb to note any changes. Bye.

Artık lsusb ile baktığımızda USB ID’sinin de değiştiğini görüyoruz:

# lsusb | grep Huawei
Bus 002 Device 013: ID 12d1:1590 Huawei Technologies Co., Ltd. 

Şimdi bir ağ aygıtı olarak da onu görebilmeliyiz ve eğer ağ yöneticimiz otomatik IP almaya ayarlıysa IP’sini bile almış olmalı:

# ip a
8: enp0s29u1u3: mtu 1500 qdisc pfifo_fast state UP qlen 1000
link/ether 86:c9:ec:4d:51:bb brd ff:ff:ff:ff:ff:ff
inet 192.168.9.100/24 brd 192.168.9.255 scope global enp0s29u1u3
valid_lft forever preferred_lft forever

Bu yaptığımız ayarlar, ne yazık ki kalıcı değil. Modemin üzerine böyle bir bilgi yazamıyoruz. Onun yerine Linux’un aygıt yöneticisi olan udev’e bu modemin her takıldığını farkettiğinde bu komutu çalıştırmasını söylememiz gerekiyor.

Bunun için udev’in kuralları okuyabileceği bir dosya oluşturuyoruz:

echo 'ATTRS{idVendor}=="12d1", ATTRS{idProduct}=="1f1c", RUN+="/usr/sbin/usb_modeswitch -v 12d1 -p 1f1c -W -I -M 55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000"'> /etc/udev/rules.d/45-usb_modeswitch.rules

udev’e kuralları tekrar okumasını söylüyoruz:

# udevadm control --reload-rules

Artık “Vodem”i taktığımızda, otomatik olarak ethernet kartı olarak görünmeli ve DHCP’ten IP alabilmeli.

Not: Aygıta gönderilmesi gereken “55534243123456780000000000000011062000000101000100000000000000” gibi bir mesajı kafadan yazmadım :). İnternet’ten araştırdığımda rastladım. Sadece bu cihaz değil, başka Huawei cihazlarında da işe yarıyor gibi okudum. Teknik kaynağını bilen varsa, yorumlara eklerse sevinirim.

9 Mayıs 2016

Posted In: Gezegen

Veri Bilimi Bülteni — 38

Her cuma yayın­ladığım ‘Veri Bil­imi Bül­teni’ ile son 1 haf­tada veri ve veri bil­imi konusuyla ilgili okuduk­larım­dan dikka­timi çeken­leri pay­laşıy­o­rum. Bu bül­ten her yayın­landığında hab­er­dar olmak istiy­or­sanız “Haf­talık Veri Bil­imi Bül­teni” linkedin grubuna üye ola­bilirsiniz. İyi Okumalar. Coğrafi verilerle çalışmanın kolay yolu: pyspatial Önceki bültenlerde ‘ırkçılık(!)’ yapan Microsoft Bot’undan bahsetmiştim. Reddit’te Devamını Oku […]

6 Mayıs 2016

Posted In: Linux Gezegeni'nde Gözüken Yazılar, Veri Bilimi Bülteni

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com