Libreoffice Derlemek ve Gerrit İle Yama Göndermek

Libreoffice'in ne olduğunu bilmeyen de yoktur ama yine de kısaca bahsetmiş olayım. Libreoffice bir masaüstü ofis paketidir. Uzun da bir geçmişe sahip. Staroffice adı altında başlayıp, daha sonra Openoffice olarak geliştirilmiş ve en son Libreoffice adıyla hala geliştirilmeye devam ediyor. Bunun güzel bir yanı da uğraştığımız birşey hakkında rahatça belge bulabilmek oluyor.

Gelelim derleme işlemine. Bekleme kısmını saymazsak çok da zor bir yanı yok. Büyük bir proje olduğu için birazcık sabırla beklemek gerekiyor. Ben Ubuntu 15.04 kullandığımdan izlediğim adımları yazacağım. Tüm Linux türevleri için de sayfa oldukça güzel anlatmış.

Bağımlı paketleri kuralım:

$ sudo apt-get build-dep libreoffice

Depoyu yerelimize alalım ve proje dizinine geçelim:

$ git clone git://anongit.freedesktop.org/libreoffice/core libreoffice
$ cd libreoffice

Make işleminden önce betik dosyasının hatasız çalıştığını görmeliyiz:

$ ./autogen.sh

Daha sonra uzunca bekleyeceğimiz make komutunu çalıştıralım:

$ make -j[çekirdek sayisi]

Derlemeden sonra writer'ı çalıştırıp Libreoffice5'in çalıştığından emin olalım:

$ instdir/program/soffice --writer

Bir de derleme yaparken karşılaştığım bir hata:
(libkrb5-dev paketini kurduğumda düzelmişti)

configure: error: could not find function 'krb5_sendauth' required for Kerberos 5

Yazarın notu :D
Geliştirme yapmak işteyenler için KDevelop aracı öneriliyor. Bunun için modüllerin kdevelop ile açılabilir olması gerekiyor.
"make kdevelop-ide-integration" komutu ile modüller Kdevelop ile açılabilir hale geliyor.

Yama Yollarken:

Gerrit kod işbirliği aracı olarak kullanılıyor. İlk kez yama yollayanlar için önce buraya kendinizi eklemeniz gerekiyor. Eklerken Lisans kısmı için libreoffice@lists.freedesktop.org a bir mail atmanız gerekiyor.
mail başlığı:
<your name> license statement

içeriği:
"
 All of my past & future contributions to LibreOffice may be
licensed under the MPLv2/LGPLv3+ dual license.

Gerrit kullanmak için adımlar:

$ ./logerrit setup komutunu çalıştırdıktan sonra oluşan "/home/[username]/.ssh/id_rsa.pub" içerigini gerrit üyeliğimizde ayarlar sekmesinden ssh kısmına eklemeliyiz.
 
$ ./logerrit test komutu sorunsuz çalışıyorsa gerrit aracını kullanabiliriz. 

Daha sonra yeni bir dal oluşturup değişiklik yaptığımız dosyaları ekleyip commit yapacağız.

$ git checkout -b <yeni dal adı>

$ git add dosya (tüm değişiklik yapılan dosyalar için 'git add .')

$ git commit (burada commit mesajı ile bug numarasını ilişkilendirmeliyiz. bunu da commit mesajına "tdf#<bug _id>" ekleyerek yapıyoruz )

Son olarak gerrit'e bu commiti yollayacağız:

$ ./logerrit submit master

Gerrit sayfasından da commitinizi görebilirsiniz :)

Kolay gelsin.

30 Eylül 2015

Posted In: compile, derleme, gerrit, Gezegen, git, gnu/linux, libreoffice, patch

İnternet ve Politika

İnternet, bir mücadele alanıdır ve mücadele içinde sürekli yeniden üretilir. Şirketler, internetteki ilişkilerin metalaşmasını arzulamaktadır. Kendileri bu yönde sınırsız hareket ederken internet kullanıcılarının hareketlerinin sınırlanması için lobi faaliyetleri yürütürler. Hükümetler, diğer iletişim araçlarında olduğu gibi tamamen kontrol edebilecekleri bir internet için uğraşmaktadır. Ayrıca ABD, internetteki hegemonyasını devam ettirmek isterken diğer ülkeler buna son vermek için çeşitli girişimlerde bulunmakta ve ABD kökenli şirketlere karşı kendi şirketlerini desteklemektedir. Bireylerin geliştirdiği uygulamalar (vikiler, portal yazılımları, sosyal ağlar, bitcoin vb) internette yeni ufuklar açmıştır. Hükümet dışı uluslararası örgütler ve sivil toplum örgütleri internete yönelik düzenlemelerde kamuoyu oluşturarak internetin yeniden üretiminde belirleyici olabilmektedir.

Bunun yanında toplumun farklı kesimlerinin internet hakkındaki düşünceleri de çelişmektedir. İyimserler, onun toplumu demokratikleştireceğini, yeni “bahar”ların önünü açacağını düşünmektedir. İnternete şüpheyle yaklaşanlar ise internetin hükümetlerin ve şirketlerin gözetim aygıtı haline geldiğini savunmaktadır. Bir taraf internetin kontrol edilemez ve adem-i merkeziyetçi yapısına diğer taraf da artan kontrol mekanizmalarına işaret etmektedir. Aslında merkezi kontrol, internetin ilk günlerinden beri vardır. Fakat bu kontrol, hükümetler ya da şirketler tarafından değil internetin oluşumunda yer almış kişiler ve örgütler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yazının devamında da tartışılacağı gibi eşgüdüm için merkezi kontrolün gerekli olduğu durumlar olabilmektedir. Sorun, kontrolün varlığı değil, kimin ve nasıl kontrol ettiğidir. Günümüzde bu kontrolü, hükümetler ve şirketler lehine artırma girişimleri vardır. Bu girişimler, uluslararası yasalarla yapıldığında sürece müdahale her zaman kolay olmamasına karşın daha geniş kesimlerce anlaşılabilmekte ve tartışılabilmektedir. Söz konusu teknolojik düzenlemeler olduğunda ise tartışma tekniğin nesnel örtüsünün altında saklanmaktadır. İddia bir politikacıdan geldiğinde, örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan “4G ile vakit kaybetmeden 5G’ye geçmeliyiz” dediğinde bunun ağırlıklı olarak (ya da tamamen) politik bir tercih olduğu hemen fark edilir. Ama mühendislerin ve bilim insanlarının teknoloji hakkında yaptıkları açıklamalar ve toplumu belirli bir teknolojiye ikna etme çabaları nesnel ve tarafsız değerlendirmelerin bir sonucu olarak algılanır; bir teknoloji “bilimsel olarak öyle olması gerektiği için öyle olmuştur.”

Ancak teknoloji tarafsız değildir. Onu tasarlayanların ve tasarımına etkide bulunanların niyetlerini ve değerlerini içerir. İnternet gibi henüz sınırları tam olarak kalın çizgilerle çizilmemiş teknolojiler gelişime ve müdahaleye daha açıktır. Bu nedenle, internetin yapısı hakkında bir değerlendirme yaparken onun sürekli değiştiğini dikkate almak gerekir. Kritik noktalarda atılacak adımlar veya tasarımda öne çıkan tercihler interneti şimdikinden çok farklı bir yere sürükleyebilir. İnternetin mimarisindeki bir değişim internetteki güç dengelerini de altüst edecektir.

İnternetin mimarisi üzerindeki mücadele başlıca üç alanda gerçekleşmektedir. Birinci alan, internetteki teknik standartların oluşturulmasıdır. Bilgisayarlar arasında bilgi belirli standartlara göre akar ya da sınırlanır. “Enformasyon, özgür olmak ister” diye söylense de enformasyon standartların izin verdiği ölçüde özgür olabilir. Mahremiyet, fikri mülkiyet ve ifade özgürlüğü kabul edilen standartlar çerçevesinde farklılaşabilir. İkinci alan ise kaynakların nasıl paylaştırılıp yönetileceğidir. Yeni teknolojiler, geliştirilen teknolojiden türeyen kaynaklar yaratırlar. Örneğin, elektronik haberleşme hizmeti sunabilmek için adınıza tahsis edilmiş bir frekans bandına gerek vardır. İnternette var olabilmek için de özel bir (IP) adresimiz (ör. 159.253.42.233), sitemize web tarayıcıdan rahatça erişilebilsin diye bir alan adımız (ör. bilimvegelecek.com.tr) olmalıdır. 1998 yılında kurulan ICANN ( Internet Corporation for Assigned Names and Numbers – İnternet Tahsisli Sayılar ve İsimler Kurumu) “internet alan adları sisteminin teknik yönetimini, IP adres alanlarının tahsisini, protokol parametrelerinin belirlenmesini ve internet ana servis sağlayıcı (root server) sisteminin idaresini koordine etmekle görevlendirilmiş” ABD’li bir kuruluştur. Sınırlı sayıda olan IP adreslerinin adil ve eşgüdüm içinde dağıtılması gerekmektedir. Üçüncü alan ise internete dair politikaların belirlenmesi, uygulanması ve anlaşmazlıkların çözümüdür. Örneğin, internetin güvenlik politikaların oluşturulmasında (özellikle 11 Eylül sonrasında) hükümetler kadar interneti daha güvenli ve cazip bir alışveriş merkezi haline getirmek isteyen şirketlerin de payı vardır. Güvenlik için atılan adımlar ifade özgürlüğü ve mahremiyet açısından bir tehdit oluşturabilmektedir.

Şirketlerin ve hükümetlerin keskin hamleler yaptığı bu oyunda bizim için en doğru adım, oyuna dahil olabilmemiz için açık standartların savunulması olacaktır. Standart, iletişimin tarafların kabul ettiği belirli kurallar çerçevesinde gerçekleşmesini sağlar. Bu durumda, kuralları kimin koyduğunun ve bunu nasıl yaptığının sorgulanması gerekir. Bir standardı açık olarak nitelendirebilmek için en başta standart oluşum süreçleri şeffaf olmalıdır :

1. Sürece katılanların kimlikleri bilinmelidir.
2. Dışarıdan alınan fonlar varsa açıklanmalıdır.
3. Süreçte yer alanlar, üye oldukları örgütleri ya da çalıştıkları şirketleri saklamamalıdır.
4. Standart seçiminin nasıl yapıldığı (oy birliği, oy çokluğu veya başka bir yöntem) paylaşılmalıdır.
5. Standart fikri mülkiyet içeriyorsa bu durum belirtilmelidir.
6. Toplantılardan çıkan sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Ayrıca standart oluşum sürecine isteyen herkese katkıda bulunabilmeli ve süreci takip edebilmelidir. Standart açık olduğunda, toplumun farklı kesimlerinin standarda kendi değerleri ve çıkarları doğrultusunda müdahale edebilmesinin önü açılmaktadır.
Bu bağlamda, IP (İnternet Protokolü) tartışmaları, internetteki mücadeleyi, mücadelenin taraflarını ve internetin yapısına etkisini göstermesi açısından son derece öğreticidir. Sadece teknik olarak görünen bir olgu altında politik mücadeleleri barındırmaktadır.

IP Nedir?

IP (İnternet Protokolü), bilişim teknolojilerinde yer alan binlerce standarttan biridir. Ancak alternatifinin olmaması nedeniyle kritik bir standarttır. IP bilgisayarlar arası iletişimde paketi parçalar ve hedef bilgisayara gönderir. Bu iletişimde yer alan bilgisayarların bir IP adresinin olması gerekmektedir. İnternette aynı anda, aynı IP adresine sahip iki bilgisayar olamaz. IP adresi, 32 bitten oluşur ve 8 bitten oluşan 4 parçaya bölünür (ör: 10011111 11111101 00101010 11101001). IP adresini okurken (ya da yazarken) her 8 biti ondalık sisteme çeviririz (ör: 159.253.42.233). Teorik olarak bir IP adresi 4294967296 farklı değer alabilmesine rağmen bu adreslerin bir kısmı özel ağlar ve çoklu gönderim için ayrıldığından kullanılabilir IP adresi sayısı daha azdır.

Hala yaygın olarak kullanmakta olduğumuz IP’nin dördüncü sürümüdür ve IPv4 olarak gösterilir. Aslında IP’nin öncesinde başka bir sürümü yoktur. Daha önce TCP’ye (Transmission Control Protocol) bağlı bir protokol olması ve TCP’nin de üç eski sürümü olması nedeniyle IPv4 olarak adlandırılmıştır.

IPv4 adresleri kıt bir kaynaktır ve kullanılan protokolün tasarlandığı yıllarda internetin bu kadar hızlı yaygınlaşacağı öngörülememiştir. 1981’de internete bağlı bilgisayar sayısı sadece 213’ken 1989’da 159000 olmuş ve bu beklenmedik artış 1990’larda “IP kıtlığı” tartışmasını başlatmıştır:

Yıl Bilgisayar Sayısı
1981 213
1982 235
1983 562
1984 1024
1985 1961
1986 5089
1987 28174
1988 56000
1989 159000

Sorun sadece artan bilgisayar sayısından kaynaklanmamaktadır. IPV4’te kullanılan sınıflandırma sistemi de IP adreslerinin adaletsiz dağılımına neden olmuştur. Ülkelerdeki adres sisteminin (il, ilçe, semt, sokak, bina numarası, ev numarası) postaların dağıtımında sağladığı kolaylık dikkate alınarak aynı yöntemin internette de uygulanabileceği ve bir kuruluşun IP adreslerini aynı blok içinde kümeleyerek iletişimin daha verimli düzenlenebileceği hesaplanmıştır.

Bir IP adresini dört bölüm halinde düşünürsek A sınıfı IP adreslerinde adresin birinci kısmı 1 ile 126 arasında bir değer alabilir. Örneğin, bir kuruluşun A sınıfı bir adresi varsa ve değeri 9 ise, kullanabileceği IP adresleri 9.x.y.z gibi değerler alabilecektir. Bir diğer deyişle, A sınıfı adres blokuna sahip olan bir kuruluş yaklaşık 17 milyon (224) potansiyel adrese sahiptir.

B sınıfı adres bloklarında ise IP adresinin iki kısmı kullanılır. IP adresinin ilk bölümü 128 ile 192 arasında bir sayı alabilir. Bir şirketin B sınıfı adresi varsa ve değeri 130.45 ise kullanabileceği IP adreslerinin sayısı (130.45.x.y) 65000’den (216) fazladır.

C sınıfı adres bloklarının ilk bölümü 193 ile 223 arasındadır. Bir kuruluşun C sınıfı adresi varsa ve değeri 200.45.34 (200.45.34.x) ise kullanabileceği IP adreslerinin sayısı sadece 256’dır (28).

İlk gelenler (tahmin edilebileceği gibi ABD’li şirketler, üniversiteler ve askeri birimler) A ve B sınıfı adresleri kapmışlardır. Böylece IP adresleri dünyada asimetrik şekilde dağılmıştır (bkz. https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_IPv4_address_allocation). Kıtlığın nedenlerinden biri de bu adaletsiz dağılımdır. Fakat dağılım ne kadar adil olursa olsun sınırlı sayıda olan IP adreslerinin sonunda tükenmesi kaçınılmazdır.

1990’lı yıllarda, sorunu aşmak için çeşitli çözümler tartışılmıştır.

IPv6’ya Doğru

Tartışılan çözümlerden bazıları IP adresi kıtlığını aşamasa da acı sonu geciktirecek ve zaman kazandıracak biçimdedir. İlk akla gelen çözüm, IP zengini kuruluşların kullanmadıkları adreslerden feragat etmeleridir. Ama Stanford Üniversitesi gibi istisnalar dışında, IP zenginleri ellerindekini paylaşmaya yanaşmaz. B sınıfı adres blokları yerine birden fazla C sınıfı adres bloku verilmesi ya da CIDR adlı yöntemle (classless interdomain routing – sınıfsız alanlar arası yönlendirme) C sınıfı adres bloklarının birleştirilmesi önerileri vardır.

Ağ geçitleriyle interneti alanlara ayırma ve böylece aynı IP adresinin başka alanlarda kullanımına izin verme önerisi ise internetin halihazırdaki mimarisine aykırı ve istenmeyen bir durumdur. Bilgisayarların birbirleriyle doğrudan bağlantısı yerini parçalanmış bir mimariye bıraktığında ağdaki otoriter, kısıtlayıcı eğilimler güçlenecektir.

IPv4’ün yeni bir protokolle değiştirilmesi önerisi daha akla yatkındır. O güne kadar internetin gelişimine yön veren ve internette kullanılacak protokolleri geliştiren ve standartlaştıran ABD’li bir örgüt olan IETF’dir (Internet Engineering Task Force – Internet Mühendisliği Görev Gücü). IETF’ye katılım, bir ülkeyi ya da şirketi temsilen değil, bireysel temeldedir. Fakat çoğu üye ya bir kurumun ücretli çalışanıdır ya da katılımı bir kurum tarafından finanse edilmektedir. IETF’de anlaşmazlıkların çözümü ve standartların takibi için iyi tanımlanmış prosedürler vardır. IETF’nin resmi bir statüsü olmamasına karşın standartların belirlenme sürecindeki şeffaflık ve katılıma açıklık IETF’nin konumunu meşrulaştırmaktadır. Açıklık, aşağıdan yukarı karar süreçleri ve oy çokluğu yerine topluluğun genel düşüncesine (rough consensus) göre hareket edilmesi IETF’yi standartlaştırma çalışması yapan diğer kurumlardan ayırmaktadır. Ancak tüm katılımcı yaklaşımına rağmen maddi (para, erişim, bilgi, dil vb) eşitsizliklerin potansiyel katılımcılar açısından ciddi bir engel oluşturduğu da göz ardı edilmemelidir.

Yeni IP protokolü tartışmalarında IETF’nin karşısında güçlü bir rakip, ISO (International Organization for Standardization – Uluslararası Standartlar Örgütü) vardır. ISO’nun 162 üyesi vardır. Üyeler, ülkelerin standart belirleme örgütlerinden oluşmaktadır ve üyelik ücretlidir. Örneğin Türkiye ISO’da TSE (Türk Standartları Enstitüsü) tarafından temsil edilmektedir. IETF’den farklı olarak standart çalışmaları kurum içi doküman olarak değerlendirilmekte ve kurum dışına erişime kapatılmaktadır. Standart oluşturma sürecinin sonlanmasından sonra da standartlar ücret karşılığında satılmaktadır.

IP sorunu tartışmaları, teknik bir tartışmanın ötesinde bu iki kültürün çatışması olmuştur. Nitekim yeni IP sürümü önerisi kabul edilen taraf, internetin bundan sonraki gelişimini de belirleyecektir. IETF, IP sorunu hakkındaki çözüm önerilerini değerlendirmek üzere, Allison Mankin ve Scott Bradner yönetiminde bilişim teknolojileri hakkında farklı deneyimlere sahip 15 mühendisi içeren bir çalışma grubu kurar. Farklı deneyim, grubu zenginleştirmektedir. Ama grup üyelerinin çoğunluğu ABD’li büyük yazılım şirketleri ve servis sağlayıcıları ile ilişkilidir. Herhangi bir hükümetin temsilcisi ya da bağımsız bir birey yoktur. Söz konusu şirketler, kabul edilecek protokolü kendi işlerine uyarlayacaklarından yeni protokolle ekonomik olarak da ilgilidirler. Farklı seçeneklerin değerlendirilmesinin ardından geriye üç öneri kalır: SIPP (Simple Internet Protocol Plus), CATNIP (Common Architecture for the Internet), ve TUBA (TCP and UDP with Bigger Addresses). Tüm öneriler, IP adresi kıtlığını aşmaya yönelmiştir ve farklı teknik özellikleri vardır. Ama temel farklılıkları teknik değil, politiktir. Yeni protokolü kimin kontrol edeceği ve IP’nin korunup korunamayacağı sorularına verdikleri yanıtlar ayırt edici özellikleridir. SIPP’in arkasında IETF vardır ve adından da anlaşılabileceği gibi IP’nin bir devamıdır. CATNIP, IP, OSI protokolleri ve Novell ürünlerini içeren tamamen yeni bir protokoldür. TUBA ise IPv4’ü ISO’nun CLNP (Connectionless-mode Network Protocol) adlı protokolü ile değiştirmek istemektedir. CATNIP, yetersiz görülerek elenir. E-Posta listelerinde iki protokol, SIPP ve TUBA, arasında bir rekabet başlar.

SIPP ve TUBA arasındaki yarış gerçekte IETF ve ISO arasındadır. IETF, ISO’nun TUBA konusundaki ısrarını politik olarak değerlendirirken kendi pozisyonunu teknik gerekçelerle ifade eder. Ama e-posta listelerindeki tartışmanın odağı yeni protokolde kimin söz sahibi olacağıdır. ISO, TUBA’nın kontrolünü IETF’ye verse IETF, SIPP ısrarından da vazgeçebilecektir. Ama ISO, kendisinin uluslararası standartlar konusunda yetkili tek örgüt olduğunda ısrar ettiğinden buna imkan yoktur.

Yarışı kazanan IETF olur. Yeni protokol, IPv5i daha önce başka bir yerde kullanıldığından IPv6 olarak adlandırılır. Yarışı IETF’nin kazanmasının üç önemli sonucu vardır. Birincisi, IETF, internet mimarisi üzerindeki konumunu ve internete yaklaşımını pekiştirir. IETF’nin önemli isimlerinden David Clark ISO’ya karşı olan mücadeleyi şöyle ifade etmektedir: “Kralları, başkanları ve oylamayı reddediyoruz. Genel görüşe (rough consensus) ve çalışan koda inanıyoruz.” Diğer bir deyişle, mücadele IETF’nin aşağıdan yukarı oluşturduğu standartlar ile ISO’nun yukarıdan aşağı dikte ettiği standartlar arasında gerçekleşmiştir ve kazanan IETF’nin değerleri olmuştur. İkincisi, TCP/IP ile ISO’nun desteklediği OSI arasındaki yarışta TCP/IP, OSI karşısındaki konumunu daha da güçlendirmiştir. Üçüncüsü, ISO kapalı olmasına rağmen uluslararası bir örgüttür. Batılı hükümetlerin ve şirketlerin ISO’yu destekleme nedenlerinden biri de internetteki ABD hegemonyasını zayıflatabilmektir. Bunda başarılı olamazlar.

Özetle, yeni IP tercihinde farklı çıkarlar ve değerler belirleyici olmuştur. Özellikle açık standartlar konusunda yapılan bu tercih, IPv6’nın geliştirilme aşamasında da belirleyici bir parametre olacaktır. IPv6’nın geliştirme sürecindeki önerilerden biri ağ bağlantısında kullanılan ethernet kartlarındaki özel numaraların (MAC adresi) internet iletişiminde kullanılmasıdır. Bilgisayarın ağa sabit bir numarayla bağlanması ağın teknik olarak daha verimli yönetilebilmesini sağlayacaktır. Eğer sabit bir IP adresi almadıysak her yeni internet bağlantısı, farklı bir IP adresi kullanır. İnternet Servis Sağlayıcı dışında başkaları kullanıcıyı IP adresiyle ilişkilendiremez. Örneğin, internete bağlanırken her seferinde farklı bir IP adresi alındığından bir web sitesi sahibi “X kullanıcısı günde 5 kere benim sitemi ziyaret ediyor.” diyemez. IPv6’ya sabit olan bir bilginin eklenmesi kullanıcıların mahremiyeti için tehdit edici bir durumdur. Tartışmalar ve tepkiler sonucunda bu özellik yeniden düzenlenmiştir. Protokolün, IETF tarafından açık bir biçimde geliştiriliyor olması kamuoyunun gelişmelerden haberdar olmasını ve tepkisini ifade etmesini sağlamıştır. IPv6, ISO içinde geliştirilmiş olsa, çalışmada yer alan mühendislerin mahremiyet kaygısı yoksa kullanıcılar kendileri aleyhinde bir protokolle karşı karşıya kalacaklardır. IETF’de ise mühendislerin mahremiyet kaygısı olmasa bile çalışmalar izlenebildiğinden, protokole son hali verilmeden dışarıdan müdahale etmek mümkündür. Nitekim IETF’deki tartışmalardan haberdar olan aktivistlerin tepkileri, mühendislerin kararını pekiştirmiştir.

Dolayısıyla geliştirilen standartlara dışarıdan müdahale yolları da kritik önemdedir. Bu müdahale, hükümetler, halk ya da aktivist grupları gibi farklı özneler tarafından gerçekleştirilebilir. Hükümetlerin doğrudan müdahalesi bürokrasiyi artırmasının yanında uluslararası ilişkilerde beklenmedik sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle internetin yönetiminde aşağıdan yukarı ve hükümetlerin doğrudan müdahil olmadığı yaklaşımlar tercih edilmektedir. Kamu çıkarlarının geliştirilen standartlara yansıtılması önemlidir. Ama halkın standart geliştirme süreçlerine doğrudan katılımının önünde bilgi, zaman, para ve farkındalık gibi engeller vardır. Böyle durumlarda, aktivist grupların çalışmaları önem kazanmaktadır. Aktivist gruplar, standartların tasarım ve iyileştirme çalışmalarına doğrudan katılarak, standardı hazırlayan kurumları kamu yararı konusunda bilgilendiren raporlar hazırlayarak ya da onları dışarıdan izleyerek standardı hazırlayan kurumlarla halk arasında bir köprü olabilirler. Katılımın sınırları standart geliştirme süreçlerinin buna ne kadar izin verdiği ile ilgilidir.

Standart seçim süreci kadar onun benimsenmesi (adoption) de ekonomi ve politikayla yakından ilişkilidir. IPv6’ya geçiş oldukça yavaş ilerlemektedir. Buna rağmen bazı ülkelerin IPv6’yı uygulama konusunda son derece istekli adımlar attığı da görülmektedir. Örneğin Japon Hükümeti, IPv6’ya bir an önce geçerek ABD’den IPv4’ün rövanşını almak istemektedir. IPv6’yı destekleyen cihazları ve servisleri ABD’li şirketlerden önce piyasaya sürme planları yapmaktadır. Ana hedef, IP adreslerinin tükenmesine karşı önlem alınması değil, ekonomik çıkarlar gereği ABD şirketleriyle rekabet olmuştur. Fakat Japon hükümetinin 2001 yılında uygulamaya koyduğu bu strateji başarılı olamamıştır. Benzer hedef ve sonuçsuzluk, Çin, Kore, Hindistan ve Avrupa Komisyonu’nda da yaşanmıştır.

Başarısızlığın birinci nedeni, IPv6’nın IPv4’ün devamı olmasına rağmen farklı dille (protokolle) konuşan iki bilgisayarın doğrudan anlaşamamasıdır. IPv6 kullanan bir bilgisayar ara çözümler olmadan IPv4 kullanan bir sunucuya erişemez. İkincisi, piyasaların ve IP zengini ülkelerin bu yönde bir talebinin olmayışıdır. Çünkü geçiş birçok şirket için ek maliyet anlamına gelmektedir. Kamu yararı ve kendi çıkarları karşı karşıya geldiğinde IPv6’ya geçiş öncelikli görünmemektedir. Üçüncü neden de internetin adem-i merkeziyetçi mimarisidir. Merkezi bir otorite olmadığından IPv6’ya geçiş ağın sakinlerinin kendi tercihi olmaktadır.

2014 yılına kadar internet trafiğinin %99’u hala IPv4 üzerinden gerçekleşmektedir. Ama ilk kez 20 Temmuz 2015’de Google’a erişen IPv6’lı bilgisayarların sayısı %8’i geçmiştir. Ülkelerin IPv6’yı benimseme oranları http://6lab.cisco.com/stats/search.php adresinden izlenebilir.

IPv6’nın daha güvenli olduğunu savunan görüşler henüz istenen etkiyi yapmamıştır. IPv6’nın benimsenmesi için belirgin bir motivasyon ya da yalnız IPv6 üzerinde çalışan bir uygulama olmadıkça IPv4’ün yerini tamamen IPv6’ya devretmesi için daha uzun bir zaman var. Muhtemelen de bu motivasyona ya da uygulamaya IPv6’dan çıkarı olan politik aktörler öncülük edecek.

IPv6, internetin yeniden üretildiği en önemli savaş alanlarından biri. Ama sadece biri…

i https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nternet_Ak%C4%B1%C5%9F_Protokol%C3%BC(IPv5)
ii http://www.google.com/intl/en/ipv6/statistics.html

Kaynaklar

DeNardis, L. (2009). Protocol politics: The globalization of Internet governance. Mit Press.

26 Eylül 2015

Posted In: Açık Standartlar, IPv4, IPv4 Kıtlığı, IPv6, Özgür yazılım

XFS Filesystem has duplicate UUID – can’t mount

Daha önce Bilgio A.Ş / Linux Akademi blogunda yayınladığım XFS ile ilgili bir ipucu içeren yazıyı, buradan da yayınlıyorum.

Gerek müşterilerimiz gerekse kendimizin AWS üzerinde barındırdığımız sanal sunucularımızda klasik olarak RHEL 7 kullanıyoruz. Red Hat ve türevlerinin 7 sürümü ile birlikte default olarak gelmeye başlayan XFS dosya sistemi ile formatlanmış diskleri farklı sunuculara mount etmek istediğiniz zaman – ki böyle bir durum özellikle AWS için problematic sistemlerin ebs disklerini recovery amacı ile bir başka ec2 instance’ına bağlamak sureti ile cereyan eden bir durumdur – aşağıdaki mount hatası ile işlem başarısız olabilir:

mount: wrong fs type, bad option, bad superblock on /dev/xvdf2,
       missing codepage or helper program, or other error

       In some cases useful info is found in syslog - try
       dmesg | tail or so.

Bu durumda detay almak için aşağıdaki komut ile

 journalctl -k

komutu ile kernel tarafından üretilen loglara baktığınızda sistem üzerindeki iki disk bölümünün aynı uuid’ye sahip olduğu gerekçesi ile mount işleminin yapılamadığını belirtir aşağıdaki hata mesajını görürsünüz:

[  789.411840] XFS (xvdf2): Filesystem has duplicate UUID 6785eb86-c596-4229-85fb-4d30c848c6e8 - can't mount

Bu durumda önünüzde iki seçenek bulunuyor.

Birincisi diski aşağıdaki örnekte olduğu gibi nouuid parametresi ile mount etmektir:

# mount -t xfs -o nouuid /dev/xvdf2 /disk2

Bu yöntem disk üzerinde herhangi bir değişiklik yapmadığı için özellikle ilgili diski ilgili sisteme geçici olarak mount edecekseniz ilk tercih edilebilecek yoldur.

İkinci opsiyon ise, ilgili disk için aşağıdaki komut ile yeni bir uuid üretip diski bu şekilde mount etmektir:

# xfs_admin -U generate /dev/xvdf2
# sudo mount /dev/xvdf2 /disk2/ -t xfs

Bu şekilde disk sorunsuz olarak mount edilecek ve erişilir duruma gelecektir.


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: ,

13 Eylül 2015

Posted In: file system, ipucu, xfs

Etiketler:,

Git’te Yama Uygularken Oluşan Çakışmaları Çözmek


Yazma iznimizin olmadığı depodaki projeye katkı verme işlemini yama dosyası oluşturarak yaparız. Yama dosyaları karşı tarafa yaptığımız değişiklikleri insan okuyabilir şekilde özetler. Bu konu hakkında kısa bir yazı yazmışım, buradan bakabilirsiniz.

Github üzerinden geliştirdiğim kendi projelerime olan katkıları kabul ederken terminal kullanmadan, web sayfası üzerinden hallediyorum.

Linux çekirdeğinde her takım farklı alt dizinlere baktığından ve çoğu github kullanmadığından işlemleri konsol üzerinden yapmak gerekiyor.

Linux çekirdeğinde uzunca bir süredir büyük bir yama  setini kabul ettirmeye çalışıyorum. İnsanlık için küçük olabilir ama benim için büyük demeden geçmeyelim. Yamanın konusu özetle bellek üzerinde büyük bir baskı olduktan sonra swapten dönerken, ihtiyaç duyulmayan sayfaları da swapten belleğe getirip büyük sayfa oluşturarak, performans sağlamak.

Bu yama uzun bir sürece girdiğinden, linux çekirdeği sürekli güncelleniyor ve benim değişikliklerim deponun eski halindeki gibi kalıyor. Bu durumda karşı taraf uygulamaya çalışırken çakışma oluşacak, yama bu nedenle reddedilecek.

Eskiden hep küçük değişiklikler yaptığımdan ve daha kısa süreçte bittiğinden, kendi yamamı güncel depoya uygulama ihtiyacı duymadım. Her satırı tekrar kontrol ederek yeniden oluşturuyordum. Yama büyük olduğunda işler böyle olmadı. Her satırı tekrar oluşturmak çok zor ve derlemede hata almıyorsam bile mantıksal hata yapma ihtimalim çok yüksek.

Değişiklikleri uygulamadan önce git apply --check yama_dosyası şeklinde yamanın uygulanabilir olup olmadığını kontrol edebiliriz. Eğer git apply yama_dosyası komutunu verirsek, yamayı commit yapmadan depoya ekler. Bu durumda değişiklikler commitlenmediği için de git diff ile farkları görebiliriz. Bu bize yama dosyasını ekleyip, commit yapmayarak elle başka değişiklikler yapmaya olanak verir. Tüm değiştirmek istediğimiz dosyalar bittikten sonra kendimiz git commit -a komutuyla değişiklikleri loglayabiliriz.

Yamanın commit yapılarak depoya eklenmesini istiyorsak git am < yama_dosyası şeklinde uygulamalıyız.

Eğer daha önceden yaptığımız commitlerde düzenlemeler istiyorsak git rebase harika bir araç. Onunla ilgili daha önceden bir yazı yazmıştım, buradan bakabilirsiniz.

Yama uygularken geçenlerde karşılaştığım durum, yamanın (muhtemelen) güncel depoyla uyumlu olmamasından kaynaklıyordu. Hata aldığım makine çok sık kullandığım bir makine değildi, belki daha önceki başka bir şeyden kaynaklanıyor da olabilir. Hata mesajı şu şekilde:

Applying: mm: add tracepoint for scanning pages
error: include/trace/events/huge_memory.h: already exists in working directory
error: patch failed: mm/huge_memory.c:2673
error: mm/huge_memory.c: patch does not apply
Patch failed at 0001 mm: add tracepoint for scanning pages
The copy of the patch that failed is found in:
   /home/ebru/linux-stable/.git/rebase-apply/patch
When you have resolved this problem, run "git am --continue".
If you prefer to skip this patch, run "git am --skip" instead.
To restore the original branch and stop patching, run "git am --abort".

Bunu görünce daha önceden aynı commitler depoda vardı, bu yüzden bir yerde indeksleri tutuluyor düşündüm. mv linux-stable/.git/rebase-apply ..path/ ile rebase-apply dizinini başka bir yere taşıdım. Tekrar yamayı uygulamaya çalıştım yine aynı hatayı aldım (kaldırdığım dizin tekrar oluştu).

Bunun çözümü şu şekilde hatayı aldıktan sonra, git apply linux-stable/.git/rebase-apply/patch --reject komutunu veriyoruz. Bu sayede yamanın çakışma oluşturmayan kısımları depoda oluşturuluyor.

Checking patch include/linux/mm.h...
Checking patch include/trace/events/huge_memory.h...
error: include/trace/events/huge_memory.h: already exists in working directory
Checking patch mm/huge_memory.c...
Hunk #1 succeeded at 30 (offset 1 line).
Hunk #2 succeeded at 2270 (offset 53 lines).
Hunk #3 succeeded at 2307 (offset 53 lines).
Hunk #4 succeeded at 2319 (offset 53 lines).
Hunk #5 succeeded at 2327 (offset 53 lines).
....
       ........
Hunk #13 applied cleanly.
Hunk #14 applied cleanly.
Hunk #15 applied cleanly.
Hunk #16 applied cleanly.
Rejected hunk #17.
Hunk #18 applied cleanly

Bu şekilde uygulanan/uygulanamayan kısımları özetliyor. Uygulamada sorun oluşturan her dosya için uygulanamayan kısımları dosya_adı.rej uzantılı diff dosyası oluşturarak bize gösteriyor. Bu dosyaları git status ile bakarsak görebiliriz. Bu süreçte depo aslında rebase etme gibi git apply sürecinde oluyor. Yamanın uygulanmayan kısımlarına .rej uzantılı dosyalardan bakıp, kendimiz dosyaları açıp değişiklikleri yapıyoruz. git status ile tekrar bakıp eklememiz gereken dosyaları git add ile ekledikten git am --resolved ile işlemi sonlandırıyoruz. Bu şekilde çakışma oluşan yama dosyalarını depoya uygulamış olduk.

Çakışma çözme işlemini bu yazıdan okuyarak öğrendim. Umarım benim yazım da faydalı olmuştur.

8 Eylül 2015

Posted In: çekirdek, Gezegen, git, git am, git apply, github, kernel, linux, yama

Bir Linux Yaz Kampı’nın Daha Ardından: Perde Arkası

Bilindiği gibi Linux Kullanıcıları Derneği (LKD), İnternet Teknolojileri Derneği (INETD) ile işbirliği içinde her sene yaz aylarında, herkesin katılımına açık olan 15 günlük Linux yaz kampı düzenlemekte. Bu yaz kampına katılım için katılımcılardan herhangi bir ücret alınmıyor. Sadece katılımcıların kendi yol/konaklama/yemek masraflarını karşılamaları gerekiyor. KYK ve üniversite yurtlarında uygun fiyatlı konaklama imkanı sunuluyor. Bu sene, yani 2015 yılında bu kampın 6.sı düzenleniyor. Son 4 yıldır ise Linux Yaz Kampı, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde üniversitenin de desteği ile düzenleniyor. Geçtiğimiz 5-6 yıldır her sene artan başvuru sayıları bu organizasyonun başarısının bir göstergesi. Ben son birkaç yıldır aktif olarak bu organizasyona destek olamasam da e-posta grubunu elimden geldiğince takip ediyorum. Bu yazıya başlarken bu kadar popüler olan bir organizasyonun perde arkasında neler olduğu ve gönüllü dernek üyelerinin bu etkinliği gerçekleştirebilmek adına nelerle özenle ilgilendiği konusunda herkesin fikri olsun istedim. Şimdi detaylar…

Öncelikle başvurular alınmaya başlamadan önce yapılması gerekenleri sayarak başlayacağım. Kamp tarihinin belirlenmesi (Ramazan Ayı ve Bayramı ile çakışmamasına özen gösteriliyor.), üniversite ve yurt müdürlükleri ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde dersliklerin ve yurtların müsait olduğunun netleştirilmesi, gönüllü eğitmenler ile iletişime geçilip belirlenen tarihlerde kampa katılıp katılamayacakları ve hangi dersleri/sınıfları açabileceklerinin belirlenmesi, web sitesinin güncellenip kayıt almaya hazır hale getirilmesi, sponsor dosyasının hazırlanıp çeşitli firmalara sponsorluk teklifinde bulunulmak üzere gönderilmesi, kampta dağıtılacak promosyon malzemelerinin ve katılımcılara yol gösterecek afişlerin belirlenmesi, hazırlanması. Özetle, daha ortada görünen hiçbir şey yokken hummalı bir çalışma başlıyor.

Başvurular başladığında tüm kayıtlar veritabanında depolanıyor. Başvuranlar arasında üniversite öğrencilerinden, çok çeşitli kurum ve şirketlerde çalışanlara kadar farklı yaş ve hatta meslek gruplarından kişiler oluyor. 2015 yılındaki toplam başvuru sayısı 775. Sınıflar ve eğitmenlerin üst limiti belirlediği toplam kontenjan ise 300 kişi civarı. Dernek olarak stratejik görevlerdeki kişilerin eğitiminin daha önemli olduğunu düşündüğümüz için başvurularda öncelik görevlendirme alan kamu ve üniversite bilgi işlem personellerine veriliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi kampa katılım herkese açık ve başvurular kapandıktan sonra kontenjan elverdiğince homojen bir seçim yapılıyor. Bu seçimler yapılırken daha önce INETD ya da LKD’nin benzer etkinliklerinde çeşitli sebeplerle kara listeye alınmış kişilerin de elenmesi gerekiyor. Seçim sürecinde yeterince hızlı olunamazsa gecikmeler yaşanabiliyor. Bu sene de gönüllü arkadaşlarımızın yoğunluğu sebebiyle sonuçları açıklamakta biraz geciktik.

Başvuranlar arasından elimizden geldiğince adil ve homojen bir seçim yaptıktan sonra kampa katılmaya hak kazananların bir listesi yayınlanıyor. Bu kişiler ile iletişime geçilerek kesin kayıtları yapılıyor ve bundan sonra yapmaları gerekenler açıklanıyor. Bunun yanı sıra bir yedek liste, bir de reddedilenler listesi oluyor. Tabii ki tüm bu kişilerle de iletişime geçilip durumdan haberdar ediliyor. Bu sırada üniversite ve KYK yurtları ile iletişim sürdürülerek kaç kadın kaç erkek katılımcı olduğu bilgisi veriliyor ki hem yaz okulu ya da staj sebebiyle yurtta kalmak isteyen öğrencilerin kontenjanlarını işgal etmeyelim, hem de Linux Yaz Kampı katılımcıları açıkta kalmasın. Bir yandan da eğitmenlerin geliş – gidiş tarihleri ve konaklama imkanları netleştiriliyor.

Eğitimlere kabul edilen kişilerden aynı sınıfta ders göreceklerin bilgi düzeylerinin birbirine yakın olmasına gayret ediliyor. Yoksa sınıftaki hiç kimse memnun kalmıyor, ders ya çok hızlı geliyor ya da çok sıkıcı. Bunun önüne geçmek için birkaç sene önce eğitimlere başlamadan bir seviye belirleme sınavı yapılmasına karar verilmişti. Bir yandan eğitmenler ve organizatörler bu sınavları hazırlamak için çalışıyorlar. Geçtiğimiz senelerde eğitimlerin başlamasına çok az bir süre kalmasına rağmen onaylanmış katılımcılardan kampın nerede yapılacağı, eğitim için ücret ödenip ödenmeyeceği, dersler başladıktan birkaç gün sonra kampa gelip gelemeyecekleri gibi, kamp web sitesinde üzerine basa basa belirttiğimiz soruları içeren e-postalar yağıyordu. Birçok kişiye garip ya da saçma gelmiş olabilir ancak bu sorunun üstesinden gelmek için kampa katılmak isteyenlere bu soruların yanıtlarını içeren ufak bir test yaptık. Açıkçası işe yaramış görünüyor. 2015 yılında kampın başlamasından hemen öncesine kadar alınan ve gönderilen e-posta sayısı 2500’ü geçmişti. Buraya kadar işlerin karışık olduğunu düşünüyorsanız gelin bir de bu noktadan sonra neler olduğuna bakalım.

Yaz kampının başlamasına 2 gün yani tam 48 saat kalmasına rağmen, çeşitli sebeplerle kampa katılamayacağını belirten katılımcılardan e-postalar yağıyor. Son anda çıkan acil işler, devam etmekte olan stajlar, kimi zaman da belirtilmeyen sebeplerle iptal e-postaları yağmaya devam ediyor. Elbette, insanlık hali, gerçekten ters giden ve önceden öngörülemeyen şeyler, seyahat engeli oluşturabilecek çeşitli sağlık sorunları olabilir. Ancak son anda yağmaya başlayan iptal e-postalarının hepsine bu gözle bakabilmemiz ve anlayışla kabul etmemiz mümkün değil. O yüzden kamp web sitesinin Sık Sorulan Sorular bölümünde belirttiğimiz gibi kampa kesin kayıt yapıldıktan sonra başvurusunu iptal edenler LKD ve INETD’nin kara listesine alınıyor. Kara listeye alınanlar gelecekte bu iki derneğin düzenlediği herhangi bir kontenjanlı etkinliğe kabul edilmiyor. Kişileri kara listeye alırken iptal e-postasını gönderen kişinin iyi niyetine ve samimiyetine güvenerek, önceden tahmin edilemeyen önemli sorunlar yaşadığını belirten katılımcıları hariç tutuyoruz. Bunu anlamak çoğu zaman birkaç kez karşılıklı yazışmayı gerektiriyor. Bu konuda da herkese eşit davranmaya özen gösteriyoruz. Elbette iptal eden katılımcıların yerlerinin doldurulması gerekiyor. Bu noktada yedek listeler devreye giriyor ancak kampın başlamasına 1-2 gün kala yedek listedeki insanlara haber vermek pek hoş olmadığı gibi, pek verimli de olmuyor. Yine son ana kadar katılımcılardan gelen çok çeşitli sorular ve örneğin konaklama şeklinin değiştirilmesi gibi çözülmesi gereken sorunlar oluyor. Tüm bunların sonucunda son ana kadar yurt listelerinin ve katılımcı sayılarının güncellenmesi gerekiyor. Bütün bu sürecin üzerine kayıt yaptırıp haber vermeden kampa gelmeyenler ya da kampa gelip sonra kaçanlar da oluyor. Eh biz de anaokulu öğretmeni değiliz tabii kocaman insanları kulağından tutup getirelim ya da köşede tek ayak üstünde durma cezası verelim. Elimizden geldiğince adil ve herkese faydalı olacak bir organizasyon yapmaya çalışıyoruz ama elimizde olmayan şeyler de oluyor. Örneğin bu sene yukarıdan gelen bir emirle kampın son haftası KYK kadın yurtlarını boşaltmak zorunda kaldık. Şehirle üniversitenin ulaşımı ise belediyedeki koşullar değiştiğinden istediğimiz gibi sağlanamadı.

Sonuç olarak, bu kampın organizasyonunda perde arkasında yaşananları olabildiğince kısa şekilde anlatmaya çalıştım. Yazıyı daha da uzatıp okunabilirliğini azaltmamak adına bahsedemediğim şeyler de var, onlar da başka bir yazıya kalsın. Elbette bizler de insan olduğumuzdan hatalarımız da oluyordur. Ancak yukarıda anlattığım bütün hazırlık sürecinin ve kamp sırasındaki eğitim sürecinin tamamının gönüllülük esasına dayandığını bir kez daha belirtmem gerekir. Bu süreçlere katkı veren herkes kendi profesyonel işlerinde çalışmaktadır. Organizasyonla ilgilenen ya da kampa eğitmen olarak katılan herkes bu kamp için zaman yaratmakta, işlerinden izin alarak (kimi zaman alabildikleri kadar ya da uzaktan çalışarak), herhangi bir ücret almadan, kampa katılmakta ve katkıda bulunmaktadırlar. Kampın eğitmenlerin yol-konaklama ücretleri, sınıflarda kullanılacak olan elektrik kabloları, projeksiyon cihazları, perdeler gibi giderleri ise LKD, INETD, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi ve bulabilirsek sponsorlar tarafından karşılanmaktadır.

Tüm bu süreç sosyal bir deney olsaydı herhalde pek çok insanın kendilerine ücretsiz olarak sunulan imkanları ciddiye almayışlarının güzel bir kanıtı olurdu. Oysa insanlar böyle bir etkinlik için para ödeselerdi son dakika iptalleri ya da şartları okumadan kayıt formunu dolduranlar yine bu kadar çok olur muydu? Ama bu kez de derneğin misyonuna ters olan bir etkinlik olurdu. LKD’nin tüm etkinlikleri herkese açık ve ücretsizdir. Çünkü özgür yazılım herkesçe erişilebilir olmalı, özgür yazılım ve Linux’u olabildiğince fazla kişiye anlatabilmeliyiz. Parası olanlara değil, gerçekten istekli olanlara ulaşabilmeliyiz. İşte yukarıdaki bu uzun yazı sadece bu amaç doğrultusunda verilmiş emeklerin çok kısa bir özetidir. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler, iyi ki varsınız.

3 Eylül 2015

Posted In: linux, Özgür yazılım

2015 Yazılım Özgürlüğü Günü Yaklaşıyor

Yazılım Özgürlüğü Günü (Software Freedom Day) tüm dünyada özgür yazılıma dikkat çekmek ve bu bilinci arttırmak üzere kutlanıyor. Bu günde neler yapılacağı hakkında şurada ipuçları verilmiş olsa da, orada da yazıldığı gibi yapılabilecek etkinlikler sizin hayal dünyanız ile sınırlı. Yazılım özgürlüğü günü bu sene 19 Eylül Cumartesi günü kutlanacak.

Türkiye’de bu konuda birşey orgaize edilip edilmeyeceğini bilmiyorum. Henüz bu konuda birşey duymadım. O tarihlerde Türkiye’de olmayacağımdan ben birşeyler yapamıyorum. Ancak umarım Türkiye’de de birşeyler yapanlar olur.

web-banner-chat-register

Eğer bir etkinlik düzenlemek isterseniz etkinliğinizi şuraya kaydetmeyi unutmayın.  Hatta yazılım özgürlüğü günü Türkiye sayfasında da yer alabilirsiniz.

2 Eylül 2015

Posted In: linux, Özgür yazılım

Biz Anıtları Pek Sevmeyiz

2012 yılında “Wiki Anıtları Sever” (Wiki Loves Monuments) fotoğraf yarışmasından söz eden bir yazı yazmıştım. 2010 yılında ilk kez Hollanda’da, 2011 yılında sadece Avrupa’da, ondan sonra ise tüm dünya çapında düzenlenen bu yarışma 2015 yılında da Eylül ayı içinde düzenleniyor. Bu bilgileri şuradan aldım. Aynı sayfada her yıl hangi ülkeden kaç fotoğrafın eklendiği bilgisini de görebilirsiniz. Dikkatinizi çekti mi? Türkiye listede bile değil. Wiki anıtları seviyor ama biz pek sevmiyoruz sanırım milletçe. 🙂

Bu sene Wiki Anıtları Sever fotoğraf yarışmasına katılan ülkeler ve yerel yarışma sayfalarına bağlantıları şöyle: Albania & KosovoAlgeriaArmenia & Nagorno-KarabakhAustriaAzerbaijanBrazilBulgariaEgyptEstoniaFranceGermanyIranIrelandIsraelItalyLatviaMacedoniaMalaysiaMexicoNepalNetherlandsNorwayPakistanPalestineRomaniaRussiaSlovakiaSouth AfricaSpainSwedenThailandTunisiaUkraine

Elinizde bu ülkelerden birinde çekilmiş tarihi ya da kültürel bir anıtın fotoğrafı varsa yarışmaya hemen katılabilirsiniz. Yüklediğiniz fotoğrafları sizin çekmiş olmanız ve daha önce Commons‘a yüklememiş olmanız gerekiyor. Fotoğraflarınız burada Creative Commons Attribution-Share Alike 4.0 International lisansı ile lisanslanmış oluyor ve Wikipedia gibi sitelerde kullanıma açık hale geliyor.

Olur da bizim ülkemizden de organize etmek isteyen birileri çıkarsa şurada neyin nasıl yapılması gerektiği anlatılmış.

1 Eylül 2015

Posted In: Açık Veri, linux, Özgür yazılım

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com