Linux Sık Sorulan Sorular v2

Yazıya başlamadan uyarımı yapayım. Bu yazının amacı Linux sistemler ile ilişkisi kulak dolgunluğu seviyesinde olanlar (genelde Windows kullanıcıları) için bazı temel soruları cevaplamaktır ve hayatın anlamını vaat etmemektedir.
Cevaplar da giriş seviyesi dağıtım olarak önerdiğimiz Ubuntu ve Pardus (R.I.P) üzerinden verilecektir.

NOT: Aslında yazalı baya olmuş ama gezegene göndermediğimi farkedince belki biri görmek ister diye düşündüm (29.11.2011)

Linux'un bu kadar çok sürümü var ? Zaten Ubuntu da Pardus da Linux değil mi ? Ne farkları var ? 

Kavram karmaşası şurada ortaya çıkıyor. Linux, Windows veya Mac OS gibi bir işletim sisteminin ismi değil. Sadece bir parçasının (çekirdeğinin) ismi ama artık markalaştığı için işletim sisteminin ismi gibi kullanılıyor. Bire bir paralel olmasa da bunu Chicago Bulls denince akla NBA takımından daha çok Michael Jordan'ın gelmesi gibi de düşünebiliriz. Dağıtımlar çok farklı ve çok benzer olabilir. Aralarındaki farkları şöyle açıklayabilirim. Benzer donanıma sahip iki laptop düşünün mesela biri Dell biri HP olsun. Sonuçta bunların ikisi de aşağı yukarı aynı işleri yapabilecekler.  Ama farklar için şöyle örnekler verebilirim. Mesela birinin ekranı daha iyi çözünürlük sağlayabilir. Ağ kartı daha iyi çekebilir. Diğerinin klavyesi daha rahat olabilir. Teknik servisi daha iyi olabilir. Sonuçta bunlar bilgisayarın işlevselleği ile ilgili değil. Kullanım tecrübesiyle ilgili farklardır. Dağıtımların aralarındaki farklar da buna benzer. Hepsi bir birlerinin yaptığı işleri yapabilirken bir iyi bir masaüstü deneyimi,yeni teknolojiler vs. sunarken diğeri daha fazla program desteği, daha iyi teknik destek sunabilir bir başkası daha iyi özelleştirebilirlik ve seçim şansı sunabilir. Dağıtımların arasındaki farklar tamamen bir dağıtımı hazırlayan insanların insiyatifine kalmıştır.. Bu farklar da aynı motoru kullanan Renault ve Audi marka arabaların arasındaki fark gibi olabileceği gibi Doğan ve Şahin arasındaki farklar gibi olabilir. 

Bir de GNU diye bir şeyden bahsediyorlar o nedir ?
GNU Linux'tan 9 yıl önce başlayan bir proje. Akademiden ticari yazılım sektörüne karşı başlayan bir tepki olarak da görülebilir. Özgür bir işletim sistemi yapmak amacıyla başlatıldı. Aynı zamanda bu proje özgür yazılımın teknik bir kavramdan ziyade felsefi ve etik bir kavram olarak şekillenmesini sağladı. Özgür yazılımın güvencesi diyebileceğimiz GPL'de bu proje çatısında yazıldı. Projenin başında ise özgür yazılımın babası kabul edilen Richard Stallman var. Kafa karışıklığını önlemek için ve(ya) marka değerinden dolayı Linux ismini kullansak da aslında belirtilmesi gereken doğru kavram GNU.  GNU hareketine atıfta bulunmak için GNU/Linux diye de adlandırıldığı olur.
Gene bir cümleyle karşılaştır derseniz. GNU Asi İttifakıysa , Linux Han Solo'dur.


Kurması zor diyorlar. Öyle midir gerçekten ?
Aslında bu biraz sizin dağıtım tercihinize bağlı olmakla  beraber mevzu bahis dağıtımlar 5-10 tık arasında kurabilmektedir. Yeni başlayanların canına okuyabilecek.Kullanıcının sistemi kendi istediği gibi gibi kurabilmesini sağlayan ve kullanıcıdan sistemi iyi derecede bilmesini gerektiren gelişmiş kurulumlar sunan dağıtımlar vardır. Ama hangi dağıtımı kurarsanız kurun o dağıtıma ait kurulum belgelerini okumayı ve olası sorunlara karşı verilerinizi yedeklemeyi unutmayın.

Peki mevcut işletim sistemime dokunmadan kurmanın bir yoku yok mudur ? 
Vardır. Mac OS hakkında bir bilgiye sahip olmasamda Linux dağıtımları Microsoft Windows ile aynı bilgisayarda farklı bölümler içerisinde bulunup kardeş kardeş geçinebilirler. Bilgisayar açılışına yüklenecek ufak bir önyükleyici yazılımı size BIOS'tan hemen sonra size bilgisayarı hangi işletim sistemiyle açmak istediğinizi soracak. Linux dağıtımları Windows dosya sistemine erişebilmesine rağmen tersi mümkün olmadığı için Windows üzerinden Linux dağıtımındaki verilerinize erişemeyeceğinizi unutmayın.

Tamam kurduk , kullanmaya başlayacağız da öncesinde söylemek istediğin bir şey var mı ?
Teşekkür ettim söylemek istediğim şeyler var. İnsanlar alışkanlıklarından dolayı tamamen farklı bir sistem çalıştıklarında zorlanıyor ve genellikle isyan ediyor. Ama burada yeni çalıştıkları sistemin eskisine benzemek gibi bir görevi veya amacı olmadığını ve bir alışma süreci gerektirdiğini hatırlatmam gerekiyor. Gerçi bu süreç kullanıcı aksini düşünmediği sürece zor değil. Zaten bu sürece yardımcı olacak  bazı cevapları aşağıda bulabileceğinizi düşünüyorum.

Bu KDE,GNOME,XFCE vs. dedikleri de ne ola ki ?
Bu arkadaşlara masaüstü yönetcileri diyoruz. Kendileri Linux dağıtımlarındaki grafik arayüzleri oluştururlar (Etkileşime geçtiğin bilgisayarı açınca karşına gelen masaüstü şekli). Aşağı yukarı 7-8 tane seçenek içerisinden bilgisayarımızın kapasitesine veya donanımımız yeterliyse keyfimize göre bir tanesini seçebiliriz. Masaüstü yöneticileri hakkında daha detaylı açıklama için http://yazlimciyim.blogspot.com/2010/09/masaustu-yoneticileri-ortamlar.html adresine de bakabilirsiniz.


Ha babam komut yazıyormuşuz bu Linux'ta doğru mudur ?
Aslında bu biraz sizin tercihinize bağlı. Sistemi tamamen grafik arayüzden hiç kod yazmadan kullanabilirsiniz. Bunun önünde hiç bir engel yok Ayrıca Komut satırı kullanmak tipik Windows kullanıcılarının düşündüğünün aksine eski kafalılık olmadığı gibi sistemin eski olduğunu falan da göstermiyor. Size sadece bilgisayarınıza bazı şeyleri yaptırabilmek için alternatif bir yol veriyor.
Zaten Linux terminali çok yetenekli bir araç olduğu için sistemi kod yazarak kullanmak zaman zaman daha rahat oluyor.  insanlara bir şey anlatmaya çalışırken orada x var ona tıkla şurada y var ona tıkla gibi anlatmak yerine konsola z yaz demek bence daha kolay. Zaten Windows'ta 5 yere tıklayıp yapılacak iş tek satırlık komutla yapabilirken konsolu "amele gibi kod ezberlemek " olarak gören Windows fanatiklerine aldanmayın. Şöyle özetlersem Konsol (a.k.a siyah ekran [gerçi rengini de değiştirebilirsiniz ubuntu'da mordu en son hatırladığımda] ) kullanmak zorunda değilsiniz (tekrar yazayım her şey Windows'taki gibi grafik arayüz ile yapılabilir) ama ondan korkmaz ve onu bağrınıza basarsanız Linux'taki en iyi arkadaşlarınızdan olacaktır.

Tamam anladık bu konsol komutları peşimi bırakacak gibi durmuyor. Bari konsol nasıl açılır onu söyle ?
Hay hay hatta yazının ilerisinde komut da kullandırabilirim bak çok şukela olur. Ubuntu için anlatayım önce o zaman. Konsol'u sol üst menüden Uygulamalar -> Donatılar -> Uçbirim veya Alt+F2 ve metin kutusuna gnome-terminal yazarak açabilirsiniz. Pardus için Alt+F2 ve metin kutusuna Konsole yazarak veya menüden Sistem -> Konsole şeklinde açabilirsiniz. Hatta ufak bir ipucu vereyim. Yakuake uygulamasını açarsanız (Menü'de Sistem sekmesinde bulanabilir) konsolu sadece F12 tuşuyla açabilirsiniz.

Peki diğer işletim sistemimdeki programlar çalışır mı bu merette ?
Programlar işletim sistemlerine özel derlendikleri için başka işletim sistemlerinde çalışmazlar. Yazılımın kaynak koduna sahipsek. Onu istediğimiz sistem için derleyebiliriz ama ne yazık ki Windows ve Mac OS programlarının bir çoğunda ayrıca oyunların neredeyse tamamında bu şansa sahip değiliz. Emülatör kullanmak veya sanal sistem üzerinde kullanmak seçeneklerimiz hala var ama her zaman işe yaramayabilir veya verimli olmayabilir. 

Ne programlarımı kullanamayacak mıyım ? O zaman ne işe yarar ki bu ?
Bazı istisnalar haricinde çoğu yazılımın muadillerine hatta bazılarının daha iyilerine sahibiz. Hatta bazılarını Windows üzerinde kullanıyor olabilirsiniz. Mesela 
İnternet Explorer -> Mozilla Firefox , Google Chrome (Chromium), Opera (Özgür yazılım değil)
Microsoft Office -> OpenOffice,LibreOffice,KOffice
Windows Media Player -> VLC Player,SMPlayer,Kaffeine,Totem Player
Windows Live Messenger ->aMSN,Emesene,Pidgin,Kopete
Winamp -> Amarok,Rythmbox,Clementine,JUK,Audacious
Paint -> KolourPaint
Nero -> K3B,Brasero

Program nasıl kurulur onu sorayım bari ?
Windows'taki .exe dosyalarının Linux'taki kabaca karşılığının paketler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak paketler merkezi bir depoda durur. Bu Windows'a nazaran inanılmaz bir kurulum kolaylığı sağlar. Yalnız dağıtımların farklı paketleme sistemleri kullandığı konusunda uyarımı yapayım. Mesela Ubuntu paketlerinin uzantısı .deb ken Pardus paketlerinin uzantısı .pisi dir.  .rpm,.pkg.tar.gz gibi farklı paket uzantıları bulunduğunu da not düşeyim.
Windows'taki gibi program kurmak için gereken program ismini Google'da ara,üreticisinin sitesine git,programı indir, .exe dosyasını çalıştır, İleri,İleri,Kabul Ediyorum,İleri,İleri şeklindeki uzunca bir prosedür yok. Paket sistemine kurmak istediğiniz program ismini söylersiniz program depoda varsa kendiliğinden indirir,kurar,çalışmaya hazır hale getirir ve size program kuruldu diye haber verir.
Bunu Ubuntu'da Uygulamalar -> Ubuntu Yazılım Merkezi, Sistem->Yönetim->Synaptic Paket Yöneticisi veya konsoldan "sudo apt-get install program ismi" şeklinde
Pardus'ta sistem çekmecesinde Paket Yöneticisi simgesi oluyor yoksa Sistem ->Paket Yöneticisi veya konsoldan "sudo pisi it program ismi" şeklinde yapabilirsiniz


Peki ya bir yerde takılırsam veya bir hatayla karşılaşırsam ne olacak nasıl destek alacağım ?
 Eğer bir şey sormak isterseniz veya yardım almak isterseniz başvuracağınız belli mecralar var. Öncelikle İngilizce biliyorsanız daha rahat ve daha hızlı yardım alabileceğinizi unutmayın. Her şeyin Türkçe çevirisini bulmak bir yerden sonra pek mümkün olmayacaktır. Aşağı yukarı her dağıtımın bir wikisi olduğunu söyleyebilirim. Orayla başlamanız iyi olabilir. Eğer orada aradığınız sorunun cevabı yoksa forumlara, IRC kanallarına veya mail listelerine (kulağa ilkel geliyor olabilir biz seviyoruz.) başvurabilirsiniz. Ancak dikkat etmeniniz gereken bir şey var oranın davranış etiğine uymayan bir şey yaparsanız hoş karşılanmayabilirsiniz. Mesela internette büyük harfle yazmak nasıl hoş karşılanmazsa Linux forumlarında "İmdat", "Yardım edin" başlıklı konular açmak hoş karşılanmaz. Ben müneccim miyim nereden bileyim oranın etiğini derseniz sizi buraya alalım http://belgeler.org/howto/smart-questions.html




Anladığım kadarıyla bazı programlar paket depolarında olmayabiliyor peki o zaman ne yapacağım ?
Her dağıtımın paket sisteminde her program olmayabiliyor. Peki o zaman ne yapacağız:
İnternette bir çok dağıtım için gönüllüler tarafından sürdürülen gayrı-resmi depolar var. Öncelikle bu depolara bakacağız aradığımız paket var mı diye. Paket adını google'lamak faydalı bir deneme olur belki depodan bağımsız olarak paketi bulabiliriz. İşimiz acil değilse geliştiricilere paket isteğinde bulanabiliriz.
Eğer aradığımız paket kullandığımız dağıtımın mevcut sürümünde yok ancak eski sürümlerde vardı ise eski paketi doğrudan kullanamasak da inşa dosyalarını kendimiz derleyebiliriz. (Özellikle Pardus'ta çok işe yarıyor)
Yazılımı kaynak kodundan derlemek veya paketini oluşturmak teknik bilgi gerektirse de son çare olarak başvurulabilir.

Sürücülerime ne oldu bu harf ve rakamlarda ne böyle ?
Kısaca Linux'taki disk isimlendirme mantığını açıklayayım. Disk ismi üç harf ve bir sayıdan oluşur. "sda1" gibi. Disk isimi eğer disk IDE kanalından bağlı ise "hd" eğer disk SATA kanalından bağlıysa "sd" ile başlar. Diskin kaçıncı disk olduğunu belirten bir harf ile devam eder (birinci ise "a" ikinci ise "b" vs.) ve sonuna diskin kaçıncı olduğunu belirten bir sayı alır. Örneğin SATA ile bağlı 2.diskin ilk bölümü "sdb1" olarak adlandırılır. USB  hard disklerden sonraki harfi alır  Örneğin 2 hard disk bağlı bilgisayara bir flash disk bağlarsanız. "sdc1" olarak adlandıralacaktır. Optik sürücüler "sr" ve sürücü no ile adlandırılır.


Kök dizinde bir sürü klasör var bunlar ne işe yarar ?
Linux dosya sistemi hiyerarşisine göre temel dosyalar.
/bin   : Olması şart komut dosyalarını içerir
/boot   : Başlangıç için gerekli dosyaları bulundurur
/dev   : Donanım dosyaları vardır
/etc   :  Sistem ayarlarını barındırır
/lib     :  Kütüphane dosyaları ve kernel modülleri bulunur 

/home : Kullanıcının her türlü dosyasının bulunduğu kişisel alanı olan ev dizini.
/lost+found : Kötü bir sistem kapanmasından sonra, olması gereken bazı dosyaları bulamıyorsanız, bakmanız gereken dizindir.
/media   : Kaldırılabilir aygıtların (CD-Rom, Flash bellek vs...) sisteme eklendiği klasördür.
/mnt      : Bir dosya sistemini geçici olarak eklemek için kullanılır. 
/opt   : Ekstra programların kurulması içindir
/proc : S
istem durumuna dair bilgi içeren sanal dosyaları içerir

/sbin   : Sistemi yöneticisiyle ilgili çalıştırabilir dosyaları tutar.
/srv   : Sistemin sunduğu hizmetlerle alakalıdır
/tmp   : Geçici dosyaları tutmak içindir
/usr   : İkincil bir hiyerarşi
/var   : Değişken verileri saklar.

Ayrıntılı bahsetmek istediğim üç dizin var biri "/home" diğeri "/usr" ve sonuncusu "/media"
/home : Kullanıcının adı üzerinde evi diyebileceğimiz ve %99 ihtimalle sistemde en çok zamanı geçireceği dizin. Masaüstü,Belgeler,Resimler,Müzikler,İndirilenler vs. alt dizinleriyle beraber kullanıcının kişisel tüm dosyaları bu dizinde durur. Kullanıcıya özel ayar dosyaları da ev dizininde gizli dosyalar olarak bulundurulur.
/usr (unix system resources):  Windows'taki Program Files dizinine en yakın şey tahmin ettiğim kadarıyla /usr dizinidir. Paket yönetim sistemiyle kurulan programların dizinleri bu klasörde tutulacaktır. Ancak aralarında büyük bir fark var. /usr dizini Program Files dizinin aksine hiyerarşik bir yapısı vardır. Program dosyaları türlerine göre sınıflandırılmıştır. Çalıştırabilir dosyalar "/usr/bin"'e kütüphane dosyaları "/usr/lib"'e ayarlar ve belgeler "/usr/share"'e vs.
(/usr'ın açılımı eklemesi için ras0ir'e teşekkür ederim)
/media : Linux'ta Windows'un aksine sisteme bağlı bütün dosya sistemlerinin kendi bağımsız kök dizinleri yoktur. Bu dosya sistemlerine mevcut sistemin ana dosya sistemin kök dizinindeki /media dizini aracılığıyla erişiriz. Mesela disk ismi "ugurcan" olan bir flash diskim var. Ve bunu bilgisayara taktığımda içindeki dosyalara ulaşacağım dizin /media/ugurcan olacaktır. (Endişelenmeyin dosya yöneticileri bunu otomatik yapıyor zaten ben aklınızda bulunsun diye söyledim)

Niye sürekli şifre girmem gerekiyor ?
Aslında kendi ev dizininizde yapacağınız hiç bir değişiklik için şifre girmeniz gerekmez. Ama ev dizininiz dışında sistemin başka kısımlarını da etkileyecek bir değişiklik yapmak isterseniz. Bilgisayar sizde yönetici şifresini soracaktır. Bunu şöyle somutlaştırabiliriz. Kendi evinizinde istediğiniz herhangi bir şeyi değiştirip kafanıza estiği gibi düzenlemeler yapabilirsiniz. Ama eviniz dışarısında değişiklik yapabilmek için oranın yetkilisinden (Apartman için yönetimden, sokak için belediyeden, başka bir ev için sahibinden vs.) izin almanız gerekir. İlk görüşte biraz gereksizmiş gibi görünse de aslında  bu yöntem bilgisayarınız çok daha güvenli bir hale getirir.


Bir klasörü veya dosyayı nasıl gizlerim ?
Bir klasörü veya dosyayı gizlemek için yapılması gereken tek şey başına bir nokta koymak. Mesela "gizli dosyam" adlı dosyayı gizlemek için yeniden adlandır diyerek ismini ".gizli dosyam" olarak değiştirmek yeterli. Bu dosyaya daha sonra erişmek için dolphin ve nautilus adres çubuğuna .../.gizli dosyam yazmak yeterli


Kodları hangi programda yazacağım ?
Aslında basit işler için GNOME ve KDE masaüstlerinin varsayılan metin düzenleyicileri yeterli. Ama daha rahat çalışmak isteyenler için benim naçizane tavsiyem oldukça hafif,kullanışlı ve 40'ın üstü programlama,betik ve işaretleme dilini destekleyen Geany adlı geliştirme ortamı. Kendisi Ubuntu depolarında mevcutken Pardus'ta kullanmak için http://paketler.pardus-linux.org/P2011/ adresinden indirmek gerekiyor. Daha kompleks işler için Eclipse,Netbeans ve onların eklentileri emrinize amade. Alternatif araçlar olarak konsol tabanlı metin editörleri var öğrendiğiniz zaman hayran olabildiğiniz gibi öğrenene kadar amelelik gözükebilirler yalnız.

Nasıl C derleyeceğim ?
C derleme işlemi bir kaç yolla yapılabilir.Derleme editörler ve geliştirme ortamları aracılığıyla yapılabilir ama ben kendi geliştirme aracı bağımsız bir yöntem olan konsoldan derlemekten bahsedeyim. Ubuntu için herhangi bir paket kuruluma gerek olmasa da Pardus için gcc,glibc ve glibc-devel paketlerini kurmak gerekiyor.
(NOT: Pardus geliştiricileri hedef kitlelerinden dolayı geliştirme ile ilgili paketlerin çoğunu kurulum paketlerinin içine koymamayı tercih etmiş. Programlamayla alakalı ne var ne yok kurmak isterseniz sudo pisi it -c system.devel komutunu kullanabilirsiniz)
Derlemek için gcc /dizin/program.c -o cikis ismi -g komut taslağını kullanmanız yeterli.Programın kaynak kodu eğer terminalin mevcut çalışma dizininin altındaysa sadece program.c olarak girmek yeterli olacaktır. Derleme sonucu oluşacak çalıştırabilir ikili dosyanın ismini -o parametresinden sonra yazacağınız isim oluşturacak eğer bu parametre ve isim girilmezse varsayılan isim a.out olacaktır. -g parametresi de programın debug edilebilmesi için eklenmelidir.
Kaynak kodu çalıştırmak için yapmanız gereken konsolda ./cikis ismi yazmaktan ibaret


Nasıl Python çalıştıracağım ?
Konsoldan python isim.py komutu bir python betiği çalıştırmak için yeterlidir. Python Linux dağıtımlarının hemen hemen hepsinde kurulu olarak gelir.


Bu Qt mereti nasıl kurulur ?
Ubuntu için Python ile QT kullanabilmek için  python-qt4 qt4-dev-tools python-qt4-dev build-essential pyqt4-dev-tools paketlerini kurmak yeterli. Eğer zaten kurulmamışlarsa qt4-designer ve qt4-assistant paketlerini kurmanızı da öneririm. C++ için QT'nin zaten QT Creator adlı çok güzel bir idesi var ona bakmanızı da özellikle önerebilirim. 
Pardus için qt-devel python-qt-devel qt-designer qt-docs paketlerini kurmanız yeterli
(Atladığım bir şey olursa dürtün düzelteyim)

28 Nisan 2011

Posted In: Gezegen, gnu/linux, KOÜ Bilgisayar Müh.

Özgür müyüz, Değil miyiz?

PC Labs, sürekli yeni haber ve makaleler yayınlayan, belki de bu sebeple hemen her gün mutlaka ziyaret ettiğim güzel bir internet sitesi. Okuduğum kimi yazılar bana hayli sıradan gelirken bazı konular ise müthiş ilgimi çekiyor ve beni düşünmeye sevk ediyor. Bu bağlantıda okuduğum bir makale de beynimin hücrelerini kaşındıran bir türde…Yazıda 390.000 kişi gibi devasa bir […]

26 Nisan 2011

Posted In: Apple, Kapitalizm, linux, Mac, microsoft, özgürlük, pardus, PC, Seçim, Serbest Piyasa, Standart, Tercih, Toplum, ubuntu, windows, yazılım

X.org bir sunucu mu yoksa istemci midir ?

Bildiğiniz gibi** X sunucusu** Linux gibi işletim sistemleri için gerekli grafik ve ekran yapılandırmasını sunar. Bunu da kendine has benzersiz bir sunucu ve istemci modeli ile yapar. Örneğin Pardus 2011‘i başlattınız, gerekli olan tüm servisler başladıktan sonra X sunucusu başlar. X sunucusu gelen bağlantıları bekler. Tek bir bilgisayar kullandığınız için istemci de aynı bilgisayarda çalışmaya başlar. Parolanızı girerseniz ve karşınıza masaüstü ekranınız gelir.

Bundan sonra X sunucusu arka planda çalışır vaziyete size gerekli olan tüm işlemlerinizi yaptırır. X sunucusu hiç bir zaman bir uygulamanın nasıl gözükeceği veya nasıl çalışacağı hakkında bilgiye sahip değildir. Uygulamanın görüntüsünü KDE, GNOME gibi büyük masaüstü ortamlarının kullandıkları araçlar belirler (Qt, Gtk+ gibi). Çalıştıracağınız her uygulama aslında bir istemcidir ve X sunucusuna bağlanır. Bazen bir istemci, X sunucusuna bağlı başka bir istemciye bağlanabilir (Xnest, Xzephyr, gibi).

Bu model genel olarak çoğu zaman karmaşık geliyor insanlar. Bu yüzden X.org mail listelerinde bunlarla ilgili sıkca tartışma olur. Geçenlerde yine bununla ilgili bir tartışma çıktı. Bahsi geçen sunucu ve istemci modeli hakkında ise X.org geliştiricilerinden (aynı zamanda Fedora geliştiricisi) olan Peter Hutterer‘in güzel bir yanıtı var:

I never understood why people claim that one must rethink server/client when it comes to X. X server and client notion are _not reversed.

  • The X server sits there, waiting for connections. Just like FTP servers.

  • The X server provides auth mechanisms, restricting which clients can connect. Just like FTP servers.

  • Once a client connects, the server provides a specific protocol to communicate. Just like FTP servers.

  • The protocol allows access to certain resources local to the machine. Just like FTP servers. (in the FTP server’s case the resources are files, in the X server’s case they are hardware resources)

  • The clients can upload data (e.g. pixel data) and download data (e.g. eventsor state information). Just like FTP servers.

  • When a client disconnects, the server continues to serve the other clients. Just like FTP servers.

  • A client can connect to multiple servers, uploading data and downloading data to all of them. Just like FTP clients.

  • When the server shuts down, all clients are disconnected, but only from this server. Connections to other servers stay open and active. Just like FTP clients.

_ Tartışmanının devamını X.org listesinden takip edebilirsiniz. Genel olarak X hakkında merak ettiklerinizi bu listeye üye olarak öğrenebilirsiniz.

26 Nisan 2011

Altını çizdiklerim – Pragmatic Thinking and Learning

Bugün başlıktaki (Pragmatic Thinking and Learning) kitabı sonunda bitirmeye başladım. Nedense bu kitap haddinden fazla uzun sürdü. Yazar’ın programcı kimliğinden dolayı bu kitap biraz da yazılım ile uğraşanlara göre yazılmış. Örnekler çoğunlukla yazılım dünyasındaki terimler ile verilmiş. Yazılım sevenler için kişisel gelişim kitabı diyebiliriz kısaca. Fakat kitap bir Rework gibi akıcı değil. Kitap sıkıcı oluyor bazı konularda.

Şu an karşımda birileri olsaydı heyecanlı heyecanlı anlatmaya çalışırdım kitabın içeriğini :) Fakat konu yazı olunca malesef o “duyguyu” tam olarak aktarıyorum. Yine de kitapta iki konu ilgimi çekti:

  • Her daim en kötü olmak gerekiyor. Bir grupta her zaman kötü isen, diğerleri senden daha iyidir. Daha iyi olması demek kendini geliştirmek demek, kendine bir şeyler katmak demektir. Eğer bir grupta en iyi olduysan, başka bir grup seçme vakti geldi demektir.

  • Hata yapmak gerekiyor! Hata yapmak demek, bir şeyler yapmak anlamına geliyor. Eğer hata yapmıyorsan hiç bir şey yapmıyorsundur. Bir şey yapmak, hiç bir şeyi yapmamaktan daha iyidir.

Bunun dışında kitapta genel olarak daha iyi çalışma ve yaşama hakkında ipucular mevcut. Kitap içeriğinden ziyade altını cizdiğim notları paylaşmayı uygun gördüm. Bundan sonra da okuduğum kitaplarla ilgili bu tarzda notlar paylaşmayı düşünüyorum. Altını çizdiklerim şu şekilde:

  • The man with his pickled fish has set down one truth and has recorded in his experience many lies. The fish is not that color, that texture, that dead, nor does he smell that way. John Steinbeck, The Sea of Cortez

  • Even with volatile static RAM, data sticks around as long as power is applied. It turns out your brain doesn’t have static RAM, but instead it has dynamic RAM that needs constant refreshing or it fades. That means even riding a bicycle isn’t something you can take for granted. It means you can unlearn anything. It means no matter how horrible or wonderful some experience is, you can lose it.

  • “The mind is its own place and, in itself, can make a Heaven of Hell, a Hell of Heaven.” —John Milton, Paradise Lost.

  • The fact that we live at the bottom of a deep gravity well, on the surface of a gas-covered planet going around a nuclear fireball 90 million miles away and think this to be normal is obviously some indication of how skewed our perspective tends to be. Douglas Adams, The Salmon of Doubt

  • When you plant lettuce, if it does not grow well, you don’t blame the lettuce. You look for reasons it is not doing well. It may need fertilizer or more water or less sun. You never blame the lettuce. Thich Nhat Hanh

  • Give yourself permission to fail; it’s the path to success.

  • Yet your body reacts as if you’re in real danger. And it doesn’t have to be a movie; a book would work as well. It doesn’t even have to be happening in the present moment. Remember that really mean bully in grade school or that awful teacher? First love? These are just memories, but the remembering can cause appropriate physical responses. It turns out that your brain isn’t very good at discriminating between input sources. Real-time sensor data, memories of past events, and even imagined circumstances that haven’t happened all result in the same physiological responses

  • First, let’s look at some practical examples. You may have noticed that if you’re at a conference, or some sort of get-together where you’re surrounded by more advanced practitioners, that your own ability increases. Maybe you can speak more articulately or argue your point a little better. Maybe the fact that you even have a point occurs to you. Legendary jazz guitarist Pat Metheny takes this idea one step further and offers this advice: “Always be the worst guy in every band you’re in. If you’re the best guy there, you need to be in a different band. And I think that works for almost everything that’s out there as well.”

  • Remember the danger doesn’t lie in doing something wrong; it lies in doing nothing at all. Don’t be afraid to make mistakes.

  • Unless we sense some new and novel attribute, we zone out. Leonardo da Vinci complained about this 600 years ago: “People look without seeing, hear without listening, eat without awareness of taste, touch without feeling, and talk without thinking.”

18 Nisan 2011

Bursa’da panel

(Bursa için bir duyuru)
Güvenli Tık'lama etkinliğimize davetlisiniz. Hayatımız Özgür yazılımlar ile neler kazanacak bu panelimizle öğrenebilirsiniz. 7'den 70'e özgürlüğün tadını çıkarmak isteyenleri bekliyoruz

12 Nisan 2011

Zemberek-3 Durum

Bu aralar boş bulabildiğimiz zamanlarda (bebekler elverdiğince) Zemberek-3 ile çalışmaya devam ediyoruz. Şu anda temel çözümleme yeteneği kazanmış durumda. Daha yapacak çok iş var. Neler yapıldığına dair bir şeyler yazmak istedim. Bu nedenle Zemberek-2 ve 3 (Z2 ve Z3 diyeceğim yazının diğer kısmında) arasındaki bazı farklardan bahsedeceğim.

Daha akıllı sözlük
Z2 sözlüğü içerisinde kelimelerin her birinde türü ve özel durumları kodlanıyordu. Z3 ile sözlük içerisinde çok daha az etiketleme yapılıyor. Çoğu bilgi otomatik olarak tespit ediliyor.

Bilgiler kod içinde
Aşağıdaki şekilde Z2 ve Z3 çözümleme mekanizmasının kabaca bir hali görülüyor. Z2, çözümleme yapmak için gereken çoğu bilgiyi düz yazı ya da xml dosyalardan alır. Bu başta iyi bir şeymiş gibi görünse de dil içerisindeki istisnaların fazlalığı karmaşık kuralların dış veri üzerinde gösterimini güçleştirdiğinden bu kolaylık bir süre sonra ayak bağı halini almaya başlar. Z3 içinde özellikle ek dizilim ve üretim gibi kuralları aşina olduğumuz kod içerisine almayı yeğledik. Bu bizi karmaşık ve yavaş xml çözümleme işleminden kurtardı ve karmaşık bazı işlemleri kod ile daha rahat yaptık.
Daha doğru bilgi
Z2'nin yapısı bazı ek dizlim kurallarının girilmesini imkansız yapıyordu. Z3 ile daha doğru çözümleme işlemi gerçekleştirileibliyor. Ayrıca diğer çözümleyicilerde yer alan "dönüşümsel sınır - derivational boundary" adı verilen kelime türü geçiş bilgisi de yer alabilecek

Kelimeler Çizgesi (Lexicon Graph)
Z3'ün Z2'den asıl farkı sistemin çözümleme mekanizmasının basitleştirilmesi. Z2 çözümleme mekanizması son derece karışık ve tabiri caizse amele idi ( Çözümleme kodunun sadece bir parçası ). Z3 ile daha önce yapılan başka Türkçe ayrıştırıcıların (Kemal Oflazer'in çalışması gibi) yapısına benzer bir mekanizma oluşturuldu . Z3, tüm sözlük ve ek bilgilerini kullanıp büyük bir çizge (Graf) yapısı oluşturuyor. Bu yapı içindeki düğümlerde köklerin ve eklerin farklı formları ve birbirlerine nasıl bağlandıkları bilgisi yer alıyor. Bu çizgeyi üretmek oldukça karmaşık bir iş. Ama bir kere bu üretildi mi bunun üzerinden çözümleme ya da üretim yapmak çok daha basit bir kod ile mümkün (Optimize edilmemiş bir parser kodu örneği).

Dinamik çizge
En azından belirli seviyede çizge oluşum yapısının dinamik olmasını istiyoruz. Yani sisteme çalışma anında Kök ya da kısıtlı da olsa ek bilgisi eklenebilecek ya da çıkarılabilecek.

Çözümleme ve başka programlama dilleri
Z3'ün bir avantajı da çözümleme işleminin farklı programlama dilleri ile de yapılmasına izin vermesi. Çizge bilgisi bir kez üretildikten sonra az bir gayret ile (yine de kod yazmak gerekiyor.) farklı programlama dilleri ile çözümleme ya da imla denetimi gibi işlemler yapılabilir. Şimdilik çizge bilgisini farklı bir formatta kaydetmeyip doğrudan Java içerisinden kullandığımız için bu özellik henüz mevcut değil.

Hız
Z3'ün Z2 ve diğer tüm Türkçe analiz yazılımlarından çok daha hızlı çözümleme yapmasını bekliyoruz.

Uyumluluk
Diğer çözümleme formatlarına (Özellikle K. Oflazer'in sistemi ile) büyük oranda doğru dönüşüm yapmasını istiyoruz.

İngilizce :(
Z3 kodu içerisindeki terimler İngilizce olacak. Z2 Türkçe yazılmıştı ancak bunun pek bir kazancı olmadı, hatta yabancıların kodu anlamasını imkansızlaştırdı. Onun yerine kod içerisindeki kelimeleri İngilizce yazıp çift dilde döküman yazmayı yeğleyeceğiz.

Diğer Türk dilleri
Z3 sadece Türkiye Türkçesi için çalışacak. Başka bir dilin eklenmesi güç değil ama şu anki ana amacımız bu değil.

10 Nisan 2011

Ordunuz hala annenizin işletim sistemini mi kullanıyor?

Bilmem gördünüz mü geçenlerde Doruk Fişek Pardus 1.0 'ın sürüm günününde çekilmiş bir video yayınladı. Bu videoyu izledikten sonra aklıma eserek Pardus Tarihçesi 'ne baktım. Pardus'un temellerini atan olayın, 2002'de ordunun komuta kademesinin Ali Işıngör'ün ve Görkem Çetin'in başlıktaki isimli bir yazısına rastlayıp.Ali Işıngör'ü bu konuda bir sunum yapmak üzere davet etmesi olduğunu öğrendim. Sunumu beğenen komutanlar bunun araştırılması için Başbakanlığa bir yazı yazar.Başbakanlık bu iş için TÜBİTAK'ı görevlendirir. Gerisi malum olmakla beraber Tarihçe'den okuyabilirsiniz. Bu yazının tam metnine sadece tek bir adreste ulaşabilmeme rağmen gene de burada da paylaşmak istedim. http://www.tankado.com/ordunuz-hala-annenizin-iletim-sistemini-mi-kullanyyor/ adresinden alıntıdır.




Evinizde bir lavabonun tıkandığını farzedin. Ne yaparsınız? Tamir debilirsiniz. Bir muslukçu bile çağırabilirsiniz ama hiçbir güç sizi elinize anahtarı alıp belki de yapım hatasından kaynaklanan sorunu gidermenizi engelleyemez değil mi? Paşa gönlünüz isterse, elbet yeni bir lavabo da satın alabilirsiniz…
Peki ama bu işi neden satın aldığımız yazılım ile yapamıyoruz? Yapamazsınız, çünkü yazılımlar ya "kod"larına erişmenizi engellerler ya da "karmaşık patent"lerin korkutucu koruması altındadırlar.
Kolaysa, parasını verip satın aldığınız işletim sistemine (örneğin Microsoft Windows’a) müdahale edin! Milyon dolarlık davalar ile
karşılaşabilirsiniz, üretici firma size dava açmakta da sonuna kadar haklıdır… Kim dedi size makinanıza yüklerken karşınıza çıkan "Kullanıcı Antlaşması"nı (User Agreement) okumadan imzalayın diye? Baştan bu koşulları kabul etmiştiniz zaten! Pardon… Yoksa, siz de mi
bilgisayara işletim sistemini yüklerken çıkan o 40-50 sayfalık metni son satırına kadar okumayanlardansınız? Geçmiş olsun.
Yazılıma copyright’ı olur mu?
Bu noktada küçük bir ayrımı koymak gerekiyor. Söyleyeceğimiz şey, firma firma dolaşıp yakaladığına milyarlık BSA’cıların belki hoşuna gitmeyecek ama telif hakları ile patent hakları birbirinden çok ama çok uzak iki konu.
Korsanlığa ve lisanssız yazılıma verilen "haklı" savaşta ortalığı yağa
kaldıran yazılım devleri, çıkarttırdıkları yasal düzenleme ve aldıkları
patentlerle yerel pazarlarda kendilerine rakip firmaların çıkmamasını
sağlayacak bir düzeni elbirliğiyle kurdular. Üstelik bunu yaparken,
çok da insani bir amaç güdüldü: "Bilim adamını korumak"… Şeytan sol
yandan da dürtüyor bir yandan: "Patent bilim adamını değil, bilginin
mülkiyetini korur."
Bunu bir örnekle açalım…
Ortaçağ’ın son büyük yazarı Dante, İlahi Komedya’nın Cehennemi’ni
"Hayat yolunun ortasında / Kendimi koyu bir karanlıkta buldum"
mısrası ile açar. Eğer Dante bu "kod"ların patentini o gün almış
olsaydı, bugün ne bir Avrupa Edebiyatı’na ne de "Yaş 35 / Dante gibi
ortasındayız ömrün…" diyen Cahit Sıtkı Tarancı’ya sahip olacaktık.
Madem başladık, adını da koyalım bunun… Dante İlahi Komedya’yı "açık
lisans" modeli ile yazdı! Tıpkı, onun mısralarından esinlenenlerin de
sonraki nesillerle kendi "kod"larını paylaştıkları gibi… En azından
Dante, dörtlük kullanımını rakip şairlere yasaklamak gibi bi yanlışlığa
düşmedi! İyi ki düşmedi!
Copyleft’e dayanan yazılımlar, ülkeler…
Şimdiki moda deyimiyle söyleyelim; bilginin paylaşılarak
geliştirilmesi önerisiyle "Copyright"a karşı çıkan yeni eğilimin adı
"Copyleft". Birilerinin akla gelebilecek hemen herşeyin patentini anlması
yüzünden yeni yazılım geliştirmenin imkansız hale gelmesi, dünyada bu
eğilimin doğmasına yol açtı.
Copyleft’çilerin aslında çok da haksız olduğunu söylemek mümkün
değil. Bir MP3 programı mı yazmak istiyorsunuz? "Encoder" için
önceden ya Almanya’daki patent sahibi enstitüye ödeme yapacak ya da
MP3 üreticielerinin yüzde 99′unun yaptığı gibi, algoritmanın üzerinde
biraz oynayarak çalıp çırpacaksınız! MP3 dediğin malum, bir sıkıştırma
algoritması. Basit bir örnekle, aaaaaaabbbbbabababab şeklindeki bir
veriyi, 7a+5b+4ab şeklinde kısaltacak bir algoritma… Efendim,
bu "bildiğimiz cebir" mi dediniz? Olabilir. Ne yaparsınız, birileri
bunun patentini almış! Bu yüzden de her yıl yazılım üretmeyen ülkelerin
"işletim sistemi tekeli" olan ülkeye büyük kaynaklar akıtmaktan başka
şansı yok gibiydi…
Ta ki Linus Torvalds adında bir Finli gencin
yarattığı ve dünyanın dört bir yanındaki yazılımcılara kendi işletim
sistemini yaratabilmeleri için kaynak kodunu açtığı Linux’a kadar…
"Ulusal İşletim Sistemleri" ve Türkiye
Verilen milyonlarca dolarlık yazılım ücretleri düşünüldüğünde, kimi
ülkeler kendi yazılımlarını kendilerinin üretmesi gerektiğini fark
ettiler. Nitekim; İspanya, Çin, Malezya gibi ülkeler kendi içlerinde
ordularına ve hükümetlerine dünya standartlarıyla uyum sağlayabilen
yazılımları üretmede çok önemli bir yolu almış durumdalar…
Bu eğilime ilginç bir örnek olarak Almanya’yı göstermek mümkün. Almanya,
orduda ve kamu projelerinde kullanılmak üzere Linux tabanlı iki
işletim sistemini Siemens’e ürettirdi bile… Türkiye bu konuda
şanslı bir ülke. Zira açık kaynak program kodu ile çalışan ve bu
konuda hayli ilerlemiş firma ve akademisyenlerden oluşan bir grup,
Türkiye’de ciddi çalışmalar yürütüyor. Türkiye, bir yıl içinde kamu ve
ordu bünyesinde kullanılabilecek güvenliğe sahip bir işletim sistemine
sahip olabilir…
Bilgi güvenliğinin en büyük açığa neden olduğu yer, işletim
sistemleri. Bir işletim sistemi, bilgisayarınızdaki programların nasıl
çalıştığını, dışarıdaki dünya ile nasıl iletişim kuracağını söyleyen
bir temel program şeklinde düşünülebilir.
İşletim sistemlerinin güvenilir bir hale gelmesi ise zor bir
süreç… Dünya’da her an yeni veri ve bilgi üretiliyor. Bu verileri
işlemek ve tasnif etmek için de bilgisayarlardan yararlanıyoruz. Kim
olduğumuzdan, uçaklarımızın nasıl yönetileceğine, silahların
kullanımından, kredi kartları ile yaptığımız alışverişe kadar herşey
bilgisayarlar üzerinde duruyor. Ya onlara birşey olduğunda neler
yapacağımızı bilmiyorsak, ne kadar güvenilebilirler? Hele
hele bu tehlike, yazılımın bizzat kendisinden geliyorsa…
Orduların yeni standardı: "Common Criteria"
Bir süre sonra bu yazılımların artık "güvenli" olmayabileceğini söylesek
ne yapardınız? ABD’nin yakın tarihte çıkardığı Common Criteria (CC)
isimli yeni bir standart tüm aklı başında ülkeleri rahatsız eder hale
geldi. Common Criteriai, 1996 yılından bu yana geliştirilen bir güvenlik
standartları ve test prosedürleri topluluğu. CC; OrangeBook isimli bir
güvenlik kriterleri dizisini yerine getiriyor…
1996 yılında NIAP (Amerikan Ulusal Standartlar ve Teknolojiler Enstitüsü)
ve NSA (Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı) tarafından ortaya atılan bu
fikir, 2001 yılında önemli dönüm noktalarından geçti. Geçtiğimiz yıl
Amerikan Hükümeti, bundan sonra ordu ve devlet dairelerine alınacak her
bilgisayar parçasının CC sertifikasyon işleminden geçmesi gerekliliğini
şart koştu.
Sertifikasyon işlemi EAL ismi verilen ve 1′den 7′ye kadar farklı
seviyeleri olan bir test süreci anlamına geliyor. Ancak; örneğin EAL
1 sertifikasyonundan geçen en zayıf, EAL 7 sertifikasyonundan geçen de
en güvenli demek değil. EAL test sistemleri sadece bu test sistemlerinin
birbirinden farklı test biçimleri olduğunu gösteriyor. EAL 1′de ürünler
basit şekilde laboratuarlarda kullanılarak test ediliyorlar. EAL 4′de
ise ürünlerin içi ya da yazılımların milyonlarca program satırı tek tek
kontrol ediliyor. Bu nedenle Amerikan hükümetine önemli bilgisayar
ürünleri satmak istiyorsanız muhakkak EAL 4 tipinde bir sertifikasyon
işlemini başarıyla geçmek zorundasınız.
EAL 4 isimli test süreci, örneğin işletim sistemi gibi yazılımlar
için bir yıllık bir test sürecini ve bir buçuk milyon dolarlık bir
maliyeti üreticinin sırtına yüklüyor. Asıl problem, satır satır
incelenen bilgisayar programlarının -ister bir uçağın kara kutusunu
yönetiyor olsun, isterse son derece güçlü bilgisayarlarla koşsun-
nasıl çalıştığının ABD hükümeti ya da onun çeşitli ülkelerde atadığı
Common Criteria laboratuarları tarafından biliniyor olması! Bu da kendi
elinizle gizli bilgileri de sakladığınız kasanın anahtarını karşı tarafa
vermekten başka birşey değil…
Bir "büyük birader" gerçekten var olabilir!
Bu yazılımlara ödenene milyonlarca dolarlık lisans ücreti ve güvenlik
konusunda yapmanız gereken milyonlarca ayardan sonra halen yazılımların
yeterince güvenli olmaması gibi bir durum da söz konusu. Üstelik Common
Criteria denilen test sisteminde, NSA’nın CC sertifikası verebilen
laboratuarları dünyanın sadece 15 ülkesinde ve toplam 24 adettir.
Herhangi bir ülkenin devlet kurumu, kendine ait bir CC sertifikasyonuna
ait ürün alacağı vakit, 15 farklı ülkenin laboratuarlarından herhangi
birine gidebilir ve EAL 4 sürecinde alacağı ürün tamamen incelenmiş
olur! Daha da vahim olanı, bu laboratuarlara yerel yönetimlerin
karışabiliyor olması! Örneğin Avustralya’daki laboratuarlarda CC’nin
farklı bir hali uygulanmakta ve bu farklı yapıyı, bizzat Avustralya
hükümeti istemekte! Sonuçta Common Criteria tartışılan, ancak giderek
kabul edilmesi şart koşulan bir standart olup çıktı…
ABD’nin NSA kuruluşu; bu güvenlik laboratuarlarının nerede kurulacağı
konusunu da kendi belirliyor. Daha şimdiden ABD, kendi hükümetine hangi
ülkelerin yazılım satabileceğini saptadı ve uygulamaya koymaya başladı.
Bu da bilgi güvenliği konusunda ciddi kuşaklar yaratıyor…
Bazı e-devlet projelerinin, özellikle şifreleme isteyen yazılım
bileşenlerinin azami güvenlik içerimesi açısından ya ulusal, ya da açık
kaynak kodlu sistemlerle tasarlanıp hayata geçirilmesi şart. Kritik
güvenirlilik istenen noktalarda "Türk mühendisleri"nin hazırladıkları
yazılımların kullanılması da gerek ve yeter koşul.
İşte bu noktada, Linux hayati bir önem taşıyor. Kyanka kodu açık
olduğu için hem rekabet avantajı yaratıyor, hem de günümüz dünyasında
kuraldışı davranarak çoğlatılabilme imkanı tanıyor. Bu nedenle Lİnux’un
anti-demokratik olduğu ve bazı devletlerin çıkarlarına ters düştüğüne
ilişkin doğru-yanlış yorumlara kulak kabartmak bir yana, duruma kendi
açılarından bakıldığı zaman hak vermemek elde değil.
Yeri gelmişken söz edelim, itici güç olarak Linux’u seçen hükümetlerin
sayısı gün geçtikçe artıyor. Bunlardan Almanya, geçen yıl kendi
parlamentosunda Linux kullanımına onay verdi ve toplamda 150 kritik
sunucunun tamamına Linux tabanlı bir iletim sistemi kuruldu. Amerika’nın
sıkı müttefiki İngiltere ve düşmanı diyebileceğimiz Arjantin’in, açık
olmayan standartları hükümet projelerinde kullanmama kararını almaları
da bir diğer ilginç nokta…
Serbest yazılımı desteklemek, açık kaynak kodlu işletim sistemlerinin
kullanımını yaygınlaştırmak ve bilinç oluşturmak, "bilgi güvenliği"nde
tekellerin bağımlılığına engel olmak için Türkiye’nin tek şansı…
Neyse ki, Türkiye’de bu tehlikeyi Genelkurmay’daki beyinler görmüş
durumda..
LINUX ve AÇIK KAYNAK KODU NEDİR?
Açık kaynak kodu ilk defa 1975 yılında ortay atılan bir kavram. Yazılımcı
firmaların "kutu satışı"ndan çok, yazılımın üzerine katma değer katarak
para kazanma yoluna gitmesi gerekliliğinden yola çıkılmış. 1991 yılı
sonunda Torvalds adında Finli genç, ilk Linux kodunu paylaşıma açtığı
zaman "Ben bunu tek başıma yapamam, bu çalışmayı gelin bir imece haline
getirelim. Bu mekanizmanın kulrallarını gelin hepimiz birlikte koyalım"
dedi.
Aradan geçen yaklaşık on yıllık süre zarfındaki Linux İşletim Sistemi
yaklaşık 20 milyon kullanıcıya ulaşan bir felsefe oldu. Arkasında
dayandığı bazı noktalarla kurumların tasarruf yapabilmelerine imkan
veren bir yapı haline geldi.
Linux’un temelinde yatan açık kaynak kodunun önemi, bağımsızlık ile
birlikte geliyor. Kurumlar Linux ve diğer yazılımları kullanırken
güvenlik ve lisans sorunu yaşamıyorlar. Tüm Linux dağıtımları internet
ortamında ücretsiz indirilebileceği gibi 20 ila 50 dolar arası bir bedel
karşılığında kutusu, kitapçığı ve binlerce dolara satın alınan işletim
sistemlerinin sağlamadığı bir teknik destek (Türkiye’de Gelecek Linux’un
yaptığı gibi bu telefonla desteğe kadar uzanabiliyor. 600 dolarlık bazı
işletim sistemlerinde telefonla soru sormak parayla…) ile de satın
alınabilir!
DÜNYADA HANGİ ÜLKE, NE YAPIYOR?
Avrupa’da en az beş, dünyada ise sayısız ülke bugün kamu ve güvenlik
alanlarındaki sistemlerde açık kaynak kodlu olmayan sistemlere tepki
göstermeye başladı. Ordu ve istihbarat birimlerinin kapalı koda dayanan
işletim sistemlerine duydukları şüphe, iki yıl önce bulunan ve kod
satırlarında alenen "NSA Backdoor" adı verilmiş olan bir "arka kapı"nın
(işletim sisteminin adını vermeyelim artık, ayıp olacak) bulunmasıyla
ayyuka çıktı.
Bu yüzden; aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkeler, kritik
noktalarda Lİnux ve benzer açık kaynak kodlu sistemleri tercih etme ve
sorunlu kullanma sürecine girdi.
ÇİN HALK CUMHURİYETİ
Hong Kong, son üç yılda çeşitli kritik noktalara yüzden fazla Linux
sunucusu yerleştirdi. Pekin Hükümeti de, kamu kurumlarını Red Flag
(Kızıl Bayrak) Linux ile donatıyor.
YUNANİSTAN
12 bin kadar orta öğretim kurumunun laboratuarına hem Linux,
hem de Windows kurulu durumda. Böylelikle Yunan Hükümeti, genç
nesillerini şimdiden alternatif işletim sistemlerini alıştırmaya
başladı… Yunanistan’ın sekiz yıl içinde dünyanın en deneyimli ve
tecrübeli sistem yöneticilerine sahip olacağı söyleniyor.
İTALYA
İtalya’da önceleri bir grup emekli öğretmen ve yazılımcının başlattığı
"Software Libero Scuola" adlı girişim, tüm öğrencilerin bilgisayar sahibi
olmasını hedefleyen bir büyük kampanyaya dönüştü. Kampanya çerçevesinde,
ilk beş yıl içinde 11 milyon adet (rakamla:11.000.000!) Linux tabanlı
bilgisayarı okullara dağıtmayı hedefleyen İtalyanlar, bu yolda şimdiden
epey bir mesafe kaydettiler.
İSPANYA
İspanya’nın en fakir bölgesi Estremadura’da Eyalet Meclisi, bölgede
eğitim hamlesi başlatmak için bir ihale açar. İlk ihaleye, aralarında
Microsoft’un iş ortaklarının da bulunduğu çeşitli konsorsiyumlar çift
haneli milyon dolarları aşan teklifler verir. Kıyıda köşede bir yerde
duran Linux’cuların teklifi ise rakiplerinin yaklaşık sekizde biridir.
Hikaye burada daha da ilginç bir hal alıyor. İhalenin Linux’a gitmesinden
korkan Microsoft cephesi, kesenin ağzını açar: "Size 8 bin işletim
sistemini hediye edelim!" teklifinde bulunur.
Penguen dişlerini gösterir, geceli gündüzlü çalışılarak bir haftada 80
bin CD’ye Linux İşletim Sistemi yazılıp (Nasıl olsa bedava!) belediye
binasının önüne bırakılır! İhalenin kimde kaldığını söylemeye gerek yok…
Estremadura Eyalet Meclisi, 80 bin öğrenci ve 1500 öğretmene Linux
İşletim Sistemi yüklü sistem kurmakla meşgul bu aralar…
TAYLAND
Ülkede, National Electronics and Computer Technology Center adı altında
faaliyet gösteren teknoloji grubu, kamu kurumlarndaki masaüstü ve
sunucularında kullanılmak üzere bir Linux dağıtım ağı geliştirdi. Tayland
askeri kademeleri de proje ile yakından ilgileniyor.
FİNLANDİYA
Linux İşletim Sisteminin ilk tohumlarının atıldığı ülkede, geçtiğimiz
aylarda 13 farklı devletten temsilciler biraraya gelerek, kamu
kurumlarında sadece Linux’un kullanılmasına ilişkin çalışmaları
başlattılar. Fin Hükümeti, memurlarına Linux İşletim Sistemi dersi
veriyor. Dünyanın bu en zengin ülkesindeki kamu kurumlarında Linux’un
kullanılmasına ilişkin bir de tavsiye karar çıktı!
PERU
Kamu kurumlarında serbest yazılım kullanılmasının önünü açan bir kanun
tasarısı gündemde. Bu kanunu bir Peru’lu milletvekili ile Microsoft
arasındaki "Yapacağız, yapamazsınız" minvalli yazışmalar internet
ortamında elden ele dolaşıyor…
GÜNEY KORE
Güney Kore’de kamuda en çok kullanılan Hancom Office paketi, bir yerli
firmanın ürünü. Hancom Office, dört ay kadar önce 120 bin ek paket satın
alarak, Kore’nin dört bir yanındaki kamu kurumlarına dağıttı. Bu sene
Hancom sayesinde kamuda 26 milyon dolar tasarruf sağlanacak!
ALMANYA
Alman Teknoloji ve Eğitim Bakanlığı, iki yıldır ülkede yapılan tüm Linux
konferanslarına sponsorluk sağlıyor. Dünyanın en güçlü şifreleme programı
olduğu iddia edilen Open PGP’yi geliştiren Alman yazılım uzmanlarına
da ciddi bir destek söz konusu. Geçtiğimiz aylarda alınan bir karar ile
Alman Parlamentosu’ndaki 150 Windows sunucu Linux ile değiştirildi. IBM
ile Almanya İçişleri Bakanlığı arasında varılan bir antlaşmaya göre de,
SuSE Linux yüklü sistemler hükümete yüksek bir indirimle satılacak.
Geçen yıl Alman ordusunda tamamen Linux’a geçileceği haberi
Microsoft’un gösterdiği sert tepki nedeniyle yalanlanmış olsa da, Alman
Genelkurmayı’nın bir alternatif arayışında olduğu biliniyor…
Görkem Çetin / Ali Işıngör

8 Nisan 2011

Posted In: Gezegen, Özgür yazılım

Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2011 1.Gün

(Biraz geç oldu anca kendime gelebildiğimden daha ilk günü yazıyorum kusura bakmayın)
Saat 10'daki etkinliğe gitmek için önceki gecenin uykusuzluğunun da etkisiyle belki bir işin ucundan tutarım düşüncesiyle 7.30'ta evden çıktım. Sağolsun köprü trafiği acıbadem'in öncesinden başlayarak kendisini ziyadesiyle çok güzel hatırlattı. Etkinlik alanında ancak saat 9.30'da olabilsem de ulaşımda bir sorun yaşamadım. Santral yerleşkesini ilk görüşte biraz tuhaf bulduğumu söyleyebilirim. Ama fakültelerin bulunduğu kısma doğru ilerledikçe alışılmış üniversite yerleşkesi havası geri gelmeye başladı.Etkinlik alanı geçen seneye oranla biraz daha ufaktı. Meydanda 90 derecelik açıyla LKD ve Pardus standları ve birinde özgür yazılımı tanıtan (İnsanlar bir yerden sonra Free Software Song'dan usandıklarını söylemeye başladılar :) ) diğerinde Chris Stephenson'un derslerinden kesitler veren (Ara ara izledim çok beğendim bu hocamızın internetteki bütün derslerini izleyesim geldi tavsiye ederim ) videolar dönen iki adet LCD varken koridorda diğer sponsorların standları vardı. Güzel bir balkon vardı etkinliğin yapıldığı fakültede arada bir kantin ve oturacak yerlerde olması gayet güzeldi.
Anlatacağım çok fazla şey varmış şimdi farkediyorum şöyle yapayım en başta girdiğim oturumlardan bahsedeyim sonra yaşadığım tecrübelerin bazılarını paylaşmak istiyorum.(Tecrübe ve enstantaneler kısmı ayrı bir yazıya bile taşabilir bilmiyorum)
Nedendir bilmem IBM'den insanların yaptığı insanın sunumları çoğu zaman sıkıcı bulmuşumdur,fikrim ne yazık ki bu seferde değişmedi.. Bu konuşmayı yapmak için Almanyalar'dan gelen amcam şahsi alınmasın. Şunu da anladım tamam İngilizce bir konuşmayı dinleyebiliyorum ama aksanlar cidden zorluyor. Ardından Pardus ARM ile çapraz derleme atölyesine girdim. Ne yazık ki konuya yabancı olduğum için pek bir şey anlayamadım. Sunumu yapan Pardus Geliştiricisi Mehmet Emre Atasever'in benim şu an okuduğum bölümden mezun olduğunu öğrenmem ilginç bir sürpriz oldu. Ardından Erkan Tekman'ın Pardus sunumunu dinledim. Sunumda Pardus'un tarihinden,amaçlarından ileride neleri planladığından ve yeni yapılanmasından bahsetti.Kendisini ilk defa şahsen dinliyorum.Onun dışında hakkında bildiklerim sadece internette okuduklarımdan ibaretti ve beklediğimden daha olumlu bir profil çizdi ayrıca Türkiye'de özgür yazılımın sadece Pardus çevresinde toplanmaması ve başka projelerin oluşması konusunda fazlaca istekli olduğunu gördüm. Aranın ardından Koray Löker'in Özgür Yazılım Geliştiricisi Olmanın Sosyal Boyutları oturumunda (Programı gördüğümden beri en çok girmek istediğim oturumlardan biriydi) ortada bir sunum yoktu daha çok söyleşi havasındaydı. Daha çok kullanıcı-geliştirici ikilemine ve iki tarafında beklentilerine ve sorunlarına değinildi. Özellikle aradaki iletişimsizlikten doğan gerilimden fazlaca bahsedildi. Geliştiricilerin tavırlarından tutun kullanıcılardan beklenenlere kadar bir çok konu konuşuldu.Koray Löker'in blogunda söylediği gibi geliştiriciler kullanıcıları bilinçlendirmek için daha çok çaba harcamalı bence de. Ancak her şeyden önemlisinin iki tarafında bir miktar anlayışlı olması gerektiğini düşünüyorum.
Günün kapanışını Çomak toplantısıyla yaptım. Topluluktan söz alan insanlar olduysa daha çok çomak ve pardus geliştiricileri arasında yoğun bir fikir alışverişi özellikle proje yönetimi hakkında ciddi dersler çıkartılabilecek bir oturumdu.
Tabii ki bütün gün oturumlardan ibaret değildi. Zaten amaç Türkiye'deki özgür yazılım topluluğunun buluşmasıydı. İyisiyle kötüsüyle böyle bir etkinliğe sahip olmak güzel

4 Nisan 2011

Posted In: Etkinlikler, Gezegen

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com