‘Vatandaş Bilimi’ ve Oyun Oynayarak Kansere Çare Bulmak

Bugün elimizdeki cep telefonları on yıl öncesinin bilgisayarlarından çok daha güçlü işlemcilere sahip ve çok daha gelişmiş yazılımlar üzerinde koşmakta. Bu cihazlar üzerinde bugün yapılamayacak çok az şey var. Hepimizin gündelik hayatında elimizden düşürmediğimiz bu cihazlarda kuşkusuz en çok zaman geçirdiğimiz etkinliklerden biri ise oyun oynamak. Çevrenizde; metroda, metrobüste hatta manzaralı bir çay bahçesinde dahi insanların telefon ekranlarına küçük bir dikiz attığınızda insanların hayatlarının rutin bir eylemi olarak bir oyuna bulaştığını ve vakit geçirmek için bu oyunu kullandığını görebilirsiniz. Bu oyun mesaisi aynı zamanda ciddi bir insan gücü de demek… İşte vatandaş bilimi de buradan yola çıkarak bu oyun mesaisi üzerinden taşınabilir cihazlarımızı bilime katkı verebileceğimiz bir araca dönüştürüyor.

Vatandaş Bilimi nedir?

Öncü Vatandaş Bilimi projelerinden Seti@home dünya dışı akıllı yaşamı arıyor.

Öncü Vatandaş Bilimi projelerinden Seti@home dünya dışı akıllı yaşamı arıyor.

Vatandaş Bilimi (Citizen Science) terimi çoğu zaman kıtalar arası işbirliği yapan biliminsanı takımlarını içermekte. Fakat şimdi, internetin gücüyle artık uzman olmayan kişiler de katılıyor.

Vatandaş bilimi birçok farklı kategoriye ayrılmakta. Öncü proje olan SETI@Home milyonlarca katılımcının atıl hesaplama zamanını kullanarak dünyadışı akıllı yaşam araştırmasında kullanmakta. Seti@Home’un açtığı yoldan devam ederek Boinc@Home ile biyolojiden fiziğe birçok alana, Folding@Home ile de tıp alanına atıl hesaplama zamanlarını bağışlamakta. Vatandaş biliminsanları ayrıca Galaxy Zoo gibi gök cisimlerini sınıflandırma çalışmalarında ve hatta doğayla ilgili Great Sunflower Project gibi projelere gönüllü olarak katılmakta. Bunun yanı sıra işin biraz daha mutfağına girerek Fold.it projesiyle bulmaca çözerek ‘Protein Katlama – Protein Folding‘ bile yapmak mümkün.

Oyun ve biyolojinin ilk harmanlandığı Fold.it projesi, onyıldır çözülemeyen HIV ile ilgili bir proteinin 10 gün içinde bir oyuncu tarafından çözülmesiyle kendisinden söz ettirmişti.

İşte buradan çıkan bir fikir ile ‘Vatandaş Bilimi” mobil- yani taşınabilir cihazlara eğlenceli bir şekilde taşınmakta.

Daha fazlasını merak ediyorsanız Uzay, İklim, İnsanlık, Doğa, Biyoloji ve Fizik kategorisinde Vatandaş Bilimi projelerini bir çatı altında toplayıp sunan Zooniverse.org sitesine göz atabilirsiniz.

2013 yılında gerçekleştirilen bir ortaya atılan bir fikir ile ilk defa tıp alanında bir proje oyunlaştırılıp mobil cihazlar üzerinden insanların kanser araştırmalarına katkı verebileceği bir projeye dönüştü. Cancer Research UK, Amazon Web Services, Facebook ve Google geliştiricileri, akademisyen ve bilim adamlarıyla birlikte genetik veriyi dönüştürebilen eğlenceli bir oyun oluşturmak için yola çıktı. Bu süreçte alınan fikirlerle Play To Cure: Genes in Space (Tedavi etmek için oyna: Uzaydaki Genler) oyunu ortaya çıktı. Oyunun yayınlanıp başarılı olması üzerine ise bir diğer oyun olan Reverse the Odds (Odları Geri Döndür) isimli bir oyun daha yayınlandı.

Genes in Space oyunu 2012 yılında Birleşik Krallık’ta gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir göğüs kanseri araştırmasını temel almakta ve bu araştırmada elde edilen DNA verilerinin sanal bir madde olan ‘Element Alpha‘ya dönüştürülmesiyle analiz edilecek haritalar oluşturulmakta.

Bir bilgisayar oyunu ile tıbbi veri analizinin ne kadar başarılı yapılabileceği konusunda ise oyun geliştiricileri ve uzman biliminsanları şaşırtıcı bilgiler vermekte [1]. Uzmanlara göre mevcut bilgisayar yazılımları genlerdeki bozulmaları incelemek için yeteri kadar isabetli incelemelerde bulunamıyor ve %10’luk bir ıskalama olmakta. Oyunun arkasındaki bilim konulu detaylı yazılar [2] [3] incelendiğinde bilgisayarların DNA üzerindeki bu izleri incelemekte henüz insan gözü kadar iyi olmadığı ve bu binlerce veri setini incelemenin ise ço büyük bir zamana mal olduğu söylenmekte. İşte bu oyun sayesinde ise oyuncular tarafından hızlıca incelenebilen bu veri setleriyle araştırmaların hızlandığı söylenmekte.

Bu oyunlara temel teşkil eden ilk girişim olan çevrimiçi kanser hücrelerini inceleme platformu olan Cell Slider sitesinde bugüne kadar 2 milyondan fazla slyatın incelendiği düşünülünce, projelerin gerçekten faydalı olduğu görülüyor.

Genes in Space’in başarılı olması üzerine geliştirilip yayınlanan bir diğer oyun olan Reverse the Odds oyunu ise bir bulmaca oyunu. Bu oyunda genetik veriyi analiz etmek yerine mevcut kanserli hücreleri ve bu hücrelerin biyolojik işaretlemeleri (biomarker)  tespit edilmeye çalışılıyor.

Reverse The Odds projesini yöneten Dr. Anne Kiltie, Reverse The Odds oyuncularının hali hazırdaki bilgisayar analizlerinden çok daha hızlı ve %10 daha başarılı olduğunu ve ortalama isabetin de tıpkı Cell Slider gibi mevcut biliminsanlarına yakın olduğunu belirtmekte[4]. Reverse the Odds’da bugüne kadar 3.200.000 civarında görüntü analiz edilmiş ve toplamda 31.000.000 görüntü analiz edilmeyi beklemekte.

Gerçek kanser hücrelerini tespit etseniz de merak etmeyin, gerçek hastalara teşhis koymuyorsunuz. Oyundaki verileri yüzlerce insan analiz ettiği için hata yapmaktan çekinilmemesi gerektiniği söylenmekte.

Candy Crush veya Angry Birds gibi popüler bir oyunu oynayıp vakit öldürmek yerine Vatandaş Bilimi oyunları oynayarak insanlığa katkı vermek daha iyi bir seçenek olarak önümüzde durmakta.

Biraz daha detaylı anlatabilmek için oyunları yakından tanıyalım:

(Belki ileride işe yarar diye oyunların resmi sayfalarını çevirip aktardım)

1- Play to Cure: Genes in Space:

2014 başında yayımlanan Play To Cure: Genes in Space oyunu gerçek genetik verilerin oyuncular tarafından analiz edilmesine üzerine kurulu eğlenceli bir uzay oyunu.

Bilim kahramanı olun

Play to Cure™: Genes in Space, oyuncuların kolektif gücünü kullanarak gerçek genetik verileri analiz etmek ve kanseri daha kısa zamanda alt etmek için geliştirilmiş dünyanın ilk ücretsiz mobil oyunudur.

Oyun

Oyundaki görev sanal bir madde olan Element Alpha’yı toplamaktır. Element Alpha, birçok kanser türüne dayanak oluşturabilecek genetik kanser verisini temsil etmektedir.

Oyunda Bitfrost Şirketi’nin bir elemanı olarak göreviniz değerli ve satılabilir Element Alpha maddesini toplamak ve rütbenizi aşağıdakileri yaparak yükseltmektir:

  • Element Alpha’Nın en yoğun olduğu bölgelere göre rotanızı belirlemek
  • Rotanızı takip edip olabildiğince çok Element Alpha toplamak
  • Element Alpha toplarken ve sonrasında astroidlerden kaçınmak ve ateş ederek asteroidleri yok etmek
  • Geminizin özelliklerini geliştirerek daha güçlü hale getirmek ve daha çok Element Alpha satabilmek.

Genes in Space oyununda görev sanal bir madde olan Element Alpha’yı toplamaktır. Element Alpha, birçok kanser türüne temel teşkil eden genetik kanser verisidir.

 Uygulamayı Apple App Store’dan indirmek için tıklayın

 Uygulamayı Google Play’dan indirmek için tıklayın

Not: bazen bağlantı vb sorunlar nedeniyle boş harita gelmekte, Back (Geri) deyip tekrar Play tuşuna basıp (bazen bir kaç sefer tekrar etmek gerkebilir) deneyebilirsiniz

Oyunun arkasındaki bilim

Veri analizi bilim adamlarına iki anahtar konuda iletilmektedir:

  • Birincisi haritada Element Aplha yoğunluğuna göre çizdiğiniz rota
  • İkincisi uzay geminizle galaksilerarası uçuşunuz esnasında topladığınız Element Alpha miktarı ve konumu

Genes in Space oynayarak biliminsanlarının çok uzun zamanını alacak çok büyük miktarlarda genetik veriyi analiz ediyor olacaksınız ve onlara zaman kazandıracaksınız. Bu veri yeni hayat kurtaran tedavileri geliştirmek için kullanılabilir.

 

DNA Mikroçipi

DNA Mikroçipi

Uzayda rota çizilirken...

Uzayda rota çizilirken…

 

Oyunun arkasındaki bilim hakkında daha fazla okumak için tıklayınız (İngilizce) 

2- Reverse The Odds:

Taşınabilir cihazınızdaki bu bulmaca oyunuyla sihirli bir dünya yaratın, sevimli minion ırkını kurtarın ve biliminsanlarımıza gerçek kanser verisini analiz etmeleri için yardım edin.  

Oyun

Reverse The Odds oyununda, dünyaları düşüşe geçen renkli yaratıklar olan “Odd“lara yardım ediyorsunuz. Mini bulmaca oyunlarını tamamlayarak topraklarını geliştiriyor ve Oddların topraklarını yaşanabilir hallerine geri döndürüyorsunuz.

Reverse the Odds, hikayesi ve bulmacalarıyla eğlenceli bir oyun

Reverse the Odds, hikayesi ve bulmacalarıyla eğlenceli bir oyun

Ancak oyunda sadece Oddlara yardım etmiyorsunuz. Oyuna saniyelerinizi alacak gerçek kanser verisi analizleri ekledik.

Kanser araştırmalarına nasıl yardım ediyor?

Biliminsanlarımız devasa miktarsa veriye sahip, ve bu veri insanlar tarafından analiz edilmeli – bilgisayarlar gerekli desenleri algılamak için yeteri kadar iyi değil.

Reverse The Odds’a veri analizini ekleyerek binlerce oyuncunun biliminsanlarımıza beyin, gırtlak, akciğer ve prostat kanseri gibi farklı kanser türleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasına yardım edebiliriz.

Araştırmacılarla aynı şekilde analiz ediyorsunuz, fakat sizin gibi çok oyuncu olduğu için veri içerisinde çok daha hızlı ilerleyebiliyoruz ve araştırmacılarımızın değerli zamanından kazanıp kanser hakkındaki ipuçlarını daha erken yakalıyoruz.

Hata yapmaktan korkmayın!

Vatandaş Bilimi olabildiğince kişiyi dahil etmekle ilgili, bu nedenle gördüğünüz hücrelerle hakkında %100 emin olmanıza gerek yok. Bazen araştırmacılar bile farklı fikirlerde olabiliyor. İşte bu nedene yerlerinde destek mekanizmaları var ve biz de bunu yapıyoruz. Sizin gibi bir sürü insan aynı resmi görüyor ve tutarsız analizler için bizim de kontrollerimiz bulunmakta.

Bilim

Gördüğünüz resimler eski hastalar tarafından bağışalanan gerçek tümör dokularının büyütülmüş örnekleridir.  Bu veri hakkındaki basit sorulara yanıt vererek biliminsanlarına kanser hakında daha fazla bilgi sahibi olmaları ve gelecekteki hastalar için en uygun tedavileri etkince reçetelemek için yardım ediyorsunuz.Oyunun arkasındaki bilim hakkında daha fazla okumak için tıklayınız (İngilizce)

Mücadeleye Katılın

3- Cell Slider

Araştırma kanseri öldürüyor, fakat yardımınıza ihtiyacımız var!

Bir bilim kahramanı olun ve Cancer Research UK ve Zoonivers’İn yanında kansere karşı savaşımızda yerinizi alın. Cell Slider patolojik veriyi görselleştirmekte ve kanser hücrelerini tıpkı biliminsanlarının yaptığı gibi tespit etmenize olanak tanımakta. Herkes bunun bir parçası olabilir ve analiz edilen her görüntü gerçekten fark yaratmaktadır!

Birgün kanseri alt edeceğiz. Cell Slider’da yer alarak bunu daha kısa sürede yapabilmemize yardım etmektesiniz.

2,538,888

görüntü hali hazırda analiz edildi!

http://www.cellslider.net/

——————

Kişisel not: Dünya üzerindeki insanların birbirlerini öldürmek için her yıl harcadıkları trilyonlarca doları düşününce bu çabaların nasıl bir karanlık içinde parladığını görüyoruz. Bu kadar parayla dünyada açlık ve hastalıklar elbette yok edilebilir, her zaman söylediğimiz gibi, başka bir dünya mümkün…

 

Bağlantılar:

1- http://www.bbc.com/news/health-26009350
2- http://scienceblog.cancerresearchuk.org/2014/02/04/download-our-revolutionary-mobile-game-to-help-speed-up-cancer-research/

3- http://scienceblog.cancerresearchuk.org/2013/03/01/can-the-power-of-the-public-help-personalise-cancer-treatment/

4- http://www.cancerresearchuk.org/support-us/citizen-science-apps-and-games-from-cancer-research-uk/reverse-the-odds

5- http://www.channel4.com/microsites/reverse-the-odds/app-FAQs.html 

http://www.techtimes.com/articles/3244/20140207/can-video-game-help-find-cure-for-cancer-doctors-say-yes.htm 

* http://www.gamasutra.com/blogs/CharlesLeesCzerkawski/20140206/210183/Play_to_Cure_Genes_in_Space__Development.php

* http://socialtech.org.uk/projects/reverse-the-odds/

* http://www.scientificamerican.com/citizen-science/reverse-the-odds/

Sonrası ‘Vatandaş Bilimi’ ve Oyun Oynayarak Kansere Çare Bulmak Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

1 Mayıs 2015

Posted In: andorid, boinc@home, Fikir, folding@home, Genel, genes in space, Gezegen, ios, kanser araştırmalarına katkı vermek, lkd, oi, oyun oynayarak kansere çare blmak, reverse the odds, seti@home, Vatandaş bilimi, zooniverse

Çeviri: Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı?

Önsöz

3 Boyutlu Yazıcılar (İng. 3D Printers) geleneksel üretim araçlarından farklı olarak tasarlanmış bir ürünü çeşitli malzemeler ile sıfırdan oluşturan cihazlar olarak tanımlayabiliriz. Geleneksel modelinde üretim; kalıplar, dökümler, oyma, kaynak, dokuma vb gibi çeşitli farklı teknikler sayısız makine ve eğitimli emek ile gerçekleştirilirken, 3B yazıcıların temsil ettiği yeni üretim modelinde ise bilgisayar tasarımı ve bu tasarımı malzemeyi 3B şekilde yazan/basan/dokuyan bir makine ile üretim gerçekleşmekte.

Türkçemize “printer” her ne kadar “yazıcı” olarak geçmişse de bunun doğru bir karşılık olmadığını düşünüyorum. Yazma eylemi değil, yazılmış bir şeyi basma, baskı eylemi söz konusu. Hatalı olduğunu düşündüğüm bu karşılık 3B yazıcı kavramıyla iyice ortaya çıkmakta. Aşağıdaki metni çevirirken de bunun zorluğunu yaşadım. 3B Baskıcılar daha doğru bir kullanım diye düşünüyorum, ama terimi bu yazıda 3B yazıcılar olarak kullanmaya devam edeceğim, sonra bakarız…

3B yazıcıları belki de duymuş olabilirsiniz, basit el aletlerinden tutun yapay kalp cihazlarına kadar birçok şey bugün bu teknolojilerle yapılmakta. İşte bu yazıda da teknolojinin insan hayatını nasıl değiştirebildiğini bir kez daha göreceğiz.

Yazıyı çevirme amacım bu yazıyı okuduğumda hissettiklerimdi aslında… Kötülüklerin ve kötü insanların hayatımızı çevirdiği ve dünyamızı esir aldığını görmekte ve hissetmekteyken böylesine harika insanların neler yapabildiğini görmek beni çok duygulandırdı, hiçbir katkım veya paydaşlığımın olmadığı bu kişilerin yaptıklarından gurur duydum. Minnetimi de yazıyı Türkçeye çevirerek göstermek istedim.

Buyurun birlikte okuyalım…

***

Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı?*

Onsekiz ay önce Youtube’de hayatımı değiştiren bir video izledim (buradan görebilirsiniz). Güney Afrika’da doğuştan sağ eli olmayan Liam isminde bir oğlan 3B yazıcı ile üretilen bir protez el kullanıyordu ve bu sayede normal ve mutlu bir çocuk olabilmişti.

Gülen yüzü ve kararlılığı benim 3B yazıcılar ve topluluk fonlaması çözümlerinin gücünü anlamamı sağladı. İnsanların hayatlarında bir farklılık yaratmayı amaçlayan yeni oluşan bir gönüllü topluluğu olan e-NABLE‘da çabucak bir gönüllü oldum. Bir çocuğun hayatını 30$ değerinde plastik ve 30$ değerinde donanım ile değiştirme kabiliyeti beni 3B yazıcılar ile üretilen her şeyi sevmeye sürükledi. İşte bu Accucode’da  kıdemli müşteri temsilcisi olmamın nedenlerinden biri.

Liam-300x300Bu hafta Austion, Texas”da SXSW fuarında SX Crate’e katıldım ve nihayet arkadaşım olan bazı gönüllülerle yüzyüze görüşebildim. Hatta Rochaster Teknoloji Enstütüsü’nde araştırmacı ve e-NABLE‘nin kurucularından olan John Schull ile de buluştum. Bir avuç insan ile başlamış proje altı el tasarımı, iki kol tasarımı ve motor ve arduino kontrolüne sahip miyoelektrik kol tasarımıyla 4.400’den fazla kişiye ulaşmış güçlü bir gönüllü topluluğuna dönüştü. Bağışlar ve fedakar gönüllüler sayesinde 900’den fazla el özel olarak tasarlandı, test edildi, değiştirildi, 3B üretildi, montajlandı ve ücretsiz olarak dağıtıldı. (Bağışlar www.enablingthefuture.org/donate adresinden yapılabilir. 50$ değerinde bir bağış bir çocuğa el uzatabilir… Gerçek anlamda…)

Eğer Robert Downey Jr.’nin bir Ironman protez kolonu genç Alex’e sunuşunun hikayesini okuduysanız e-NABLE‘ı hali hazırda görev başında görmüşsünüzdür. Bu kol, Merkez Florida Üniversitesinde mühendislik okuyan doktora öğrencisi ve uzunca bir süredir e-NABLE üyesi olan Albert Manero tarafından kurulan bir gönüllü grup olan Limbitless Solutions tarafından üretildi. (daha fazlası Facebook sayfalarında).

AlexPring

Bu bir çocuğun bir süper kahramandan ilk hediye alışı değildi. 28 Ocak 2015 tarihinde altı genç süper kahraman güçlerini e-NABLE ve Marvel Universe LIVE! ile Dallas, Texas’da birleştirdiler… bizi şeytani Kötü Suçluların yaratacağı mutlak kıyametten korumak için! Oyuncu ekibi alçakgönüllülükleriyle protezleri kendilerine monte ederek ve çocuklara sunarak birkaç saatlerini geçirdiler.

Geçen hafta SXSW şovunda %100 geri dönüşümlü 2 litrelik soda şişelerinden yapılan plastik filament ile üretilen ilk 3B üretimleri gördüm. Bundan böyle arazileri biyolojik olarak çözülemeyen plastikle doldurmak yerine bu çöple çalışan bir protez el veya kol yarabiliriz.

Evet, önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı? Geçtiğimiz yıllar içinde 900 çocuğun  ve 4.400’den fazla gönüllünün halihazırda bir fark yarattı.

3B yazıcıların nasıl bir fark yarattığı konusunda daha Accucode’un 3B Bölümü ile iletişim kurarak daha fazla bilgi alabilirsiniz.

*Özgün yazı: Can the disruptive technology of 3D printing make a difference? – http://accucode3d.com/can-the-disruptive-technology-of-3d-printing-make-a-difference/ 

***

Sonsöz

Bilimin ve teknolojinin insan hayatını nasıl daha iyi hale getirebiceğinin güzel bir örneği olan bu yazıyı okuduktan sonra çocukluğumdan beri üzüldüğüm birçok şeyin ileride ortadan kalkacağına yönelik umutlarım güçlendi. Bugün plastik ve küçük elektrik motorlarıyla yapılan bu el organik olmayan maddelerin 3B yazdırılmasıyla üretildi. Yarın ise organik maddeleri örneğin DNA’yı 3B yazıp, hücreler örüp dokular ve organlar üretilebilir. Bu sayede organ ve uzuz eksiklikleri giderilebilir. Bugüne kadar mekanik aksamlarla giderilen engeller gelecekte biyolojik 3B üretimle giderilebilir. Bugün bu çalışmaların öncülerini bilim haberlerinde halihazırda okumaktayız. Dilerim o günler çok yakın olur… Ah bir de görme engelliler… Sanıyorum görme engelli birisine görüş kabiliyetini yeniden kazandırmak dünyanın en mucizevi buluşu olacaktır.

3B yazıcı konusu çok geniş bir konu, ama bir gerçek var ki o da bu teknolojinin insan hayatını çok çabuk değiştireceği. Sadece insan hayatı değil, ekonomimizi de çok etkileyecek bir konu… Gelişmiş sanayi ülkeleriyle gelişmekte hatta geri kalmış ülkeler arasındaki farkı kapatabilir. Baskı kodu ve istenilen ürünü yazabilecek yetenekte bir 3B yazıcı ile dileğiniz her endüstri ürününü üretebilirsiniz. Bu bir araba da olabilir bir silah da… Dediğim gibi çok yönlü ve kesinlikle devrimsel bir konu. Zaten birçok yerde 3. Sanayi Devrimi olarak değerlendirilmekte.

Son olarak, görüldüğü üzere yeni çağın büyük bir teknolojisi ile karşı karşıyayız. Burada özellikle dikkat çekmek istediğim şey üretimin temel faktörü olan sermayenin beşeri sermeyeye karşı kaybediyor oluşudur. İyi mühendislere sahipseniz, o mühendislerin üreteceği sofistike yazılım ve donanım – ki bu 3B yazıcılar makine üretebilen makinelerdir – müthiş kapılar açabilir.

İş dönüp dolaşıp eğitime geliyor… Klasik ve kötü eğitim sistemlerimizden sıyrılıp, düşünebilen, üretebilen ve bu sayede farklılık yaratabilen bir insan kaynağı yetiştirmek her şeyin önünde olmalı.

İlginizi çektiyse, 3D Printing Google+ topluluğunu takip etmek eğlenceli olabilir.

Mutlu günler.

Sonrası Çeviri: Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı? Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

20 Mart 2015

Posted In: 3B baskıcılar, 3b yazcıcı ile üretilen protez kol, 3B yazıcılar, Accucode, e-NABLE, Fikir, Genel, Gezegen, linux, lkd, oi

LibreOffice 4 serisinde bizden de bir şeyler var, daha çok olsun!

LibreOffice özgür ofis yazılımı 4 serisi ile birçok yeni özelliğe kavuştu. Bunun yanı sıra kod temizliği, kod denetimi (Coverity scan) ve 60.000 civarı belge ile yapılan sürekli ve yoğun testlerle daha sağlam bir hale geldi, çökme, donma gibi olayları neredeyse yaşamıyorum diyebilirim.

Bildiğiniz gibi OpenOffice.org’u geride bırakarak The Document Foundation çatısının kurulması ve LibreOffice’in yolculuğuna başlaması geliştirme modelinde önemli değişiklikleri de birlikte getirdi. Artık Sun gibi tam zamanlı geliştirici çalıştıran bir şirket arkasında değil. Kod katkısının çoğu dünya çağındaki bağımsız katkıcılar tarafından yapılmakta.

Başladığımız günden bugüne baktığımızda bir Brezilya olmasa da güzel şeyler yaptığımızı görüyorum. Ülkemizdeki kısıtlı insan kaynağı içinde kod katkısı veren kişi sayısının bir elin parmaklarından az olması üzücü ama yapılanlar mutluluk verici. Güzel olanı bence ne biliyor musunuz, arka planda çalışan kodlarla kalmayıp, bu yazıda evet şu arkadaşımız şunu yaptı ve gördüğünüzde onu anabilirsiniz diyebilmek.

Buyurun bakalım neler yapmış bir elin parmaklarından az sayıdaki cengaver LibreOffice geliştiricimiz. (Görselli açıklamaları LibreOffice Sürüm notlarından aynen alıntılıyorum)

1- Gökçen Eraslan – LibreOffice ile sayısal imzalı PDF belgeleri oluşturabileceğiz

Gökçen Eraslan’ın 2012 yılında Google Summer Of Code’un LibreOffice projesinde başladığı (Bknz:LibreOffice’de PDF İmzalamak: Başarılar Gökçen Hocam)  ve temel çerçevesini oluşturduğu PDF imzalama özelliği LibreOffice 4.4 sürümünde eksiklerini de tamamlayarak karşımıza çıkıyor.

Digitally signed PDF export

PDF’s generated by LibreOffice can now be digital signed directly from LibreOffice during the export. It works on Windows, OS X, and Linux, and on Windows, the built-in certificate functionality is used to store your certificates for signing. (Gökçen EraslanGSoC 2012, Markus Wernig – Wilhelm Tux, fund raising, Tor Lillqvist – Collabora)

Selecting a certificate for signing on Windows.

The Digital Signatures tab of the PDF export dialog.

 

2 – Efe Gürkan Yalaman – Uzman Yapılandırma ve Başlangıç Merkezinde Şablonlar

Efe Gürkan Yalaman’da tıpkı Gökçen Eraslan gibi GSoC öğrencilerinden. LibreOffice projesine 2013 ve 2014 yılında kabul edildi ve iki önemli özelliğin geliştirilmesine katkı verdi:

İlki 2013 yılındaki GSoC’dan ve geçtiğimiz yıl yayımlanan LibreOffice 4.2 ile duyurulan Uzman Yapılandırma. Bu mdül ile adı üzerinde LibreOffice uygulamasını ileri düzeyde yapılandırabiliyorsunuz

 

  • An Expert Configuration functionality has been added to the Options tab (Efe Gürkan YALAMAN). This can be disable by setting EnableExpertConfiguration to false in the user’s configuration.

About config page

 

LibreOffice 4.4 sürümünde bu özelliğe Araçlar – Seçenekler – LibreOffice – Gelişmiş yoluyla erişebilirsiniz.

Diğeri ise 2014 yılında katıldığı GSoC projesi olan Başlangıç Merkezinde şablonları görebileceğimiz, düzenleyebileceğimiz Şablonlar modülü oldu.

Start Center

Templates now appear directly in the Start Center and can be picked from there. (Efe Gürkan Yalaman, GSoC 2014; and Jan Holešovský, Collabora)

Templates in the Start Center.

 

 

Sadece bunlar değil, Efe’nin yaptığı ve bizim için önemli olan geliştirmelerden yerelleştirmeyle ilgili para birimimizin YTL’den sonra tekrar TL (TRY)’ye dönmesi ve bu para birimiyle ilgili biçimlendirmeler ve Türk Lirasının Yeni Sembolünün eklenmesi.

3- Gülşah Köse – Sunumlarımızı Pebble saatimizle yönetebiliyoruz.

Gülşah Köse diğer iki geliştirici arkadaşımızın aksine GSoC’a henüz katılmadı, diliyorum bu yıl başvurur. Necdet Yücel hocamızın teşviki ve yönlendirmesiyle LibreOffice Impress’e Android ve iOS kumandalarından sonra Pebble kumandasını da kazandırarak önemli bir işe imza attı. Kendi Pebble’ım ile kullanıyorum 🙂

PebbleRemote.com adresinden gerekli bilgileri alabileceğiniz bu ‘Havalı – Cool’ uzaktan kumanda katkılarımızı da beklemekte.

Pictures

 

 

Kendim kullanıyorum diye değil, gerçekten havalı bir sunum tecrübesine imkan tanıyor 😉

4- Barış Akkurt – Hakkında iletişim kutusunun iyileştirilmesi

Barış Akkurt LibreOffice 3.5 sürümünde LibreOffice’in Hakkında penceresinin geliştirilmesine kod katkısı veren diğer bir geliştiricimiz.

***

Ülkemizden LibreOffice’e kod katkısı verilmesi gerçekten mutluluk verici, hele bizim gibi son kullanıcıların görüp hissedeceği geliştirmeleri görünce insan iyice ümitleniyor. Ama sayı gördüğünüz gibi çok az, sadece 4…

Açık konuşmak gerekirse, OpenOffice.org mirasçısı bir yazılım olan LibreOffice epeyce silkinip kendi elbisesini giymeye başladı, ama daha alacak çok yol var… Özgür yazılım gönüllüleri ve kod veren kişilerin dahi beğenmediği yanları ortada. Ama ortada olan bir gerçek şu ki, katkı verilmeden bu iyileşmelerin olması mümkün değil.

LibreOffice’in özgür yazılım gönüllülerine ihtiyacı var, ülkemizin ise LibreOffice geliştiricilerine daha çok ihtiyacı var. 

Siz de LibreOffice’e Kod Katkısı Verin

Tabii, bir 'Feza Çağı Televizyonu' geliştirmek değil!

Tabii, bir ‘Feza Çağı Televizyonu’ geliştirmek değil!

Kod okur yazarlığı olan özgür yazılım severler LibreOffice’e vereceği her katkı çok değerli. Aza çoğa bakmamak gerekiyor. Biliyoruz ofis yazılımı sıkıcı olarak görülmekte, ama LibreOffice gerçekten eğlenceli bir proje. İyi insanlar, iyi ortam ve dünya çapında iyi etkinliklerle kendinize ve LibreOffice’e katkı verebilirsiniz.

1- ‘Peki nereden başlamalı?’ diyorsanız aşağıdaki bağlantılara bir göz atmaya ne dersiniz.

Bütün bilgiler burada: LibreOffice Geliştirme wiki sayfası – https://wiki.documentfoundation.org/Development 

Buradan başlayıp konuya ısındığınızda eğlenceli ilk adımlar olan EasyHacks bölümüne gitmenizi öneriliyor. Buradan dişinize göre bir EasyHack bulup çözünce hem LibreOffice üzerindeki kod hakimiyetiniz gelişiyor hem LibreOffice’e kod katkısı veriyorsunuz. Tek başınıza olacağınızı sanmayın, uzman LibreOffice geliştiricileri bu EasyHack’lerde size adım adım yardım da ediyorlar. Böylece ciddi bir tecrübe ve bilgi edinmiş oluyorsunuz. Kazan – Kazandır!

EasyHack‘ler gerçekten ilk adımlar için önemli. Tek varlık sebebi yeni geliştiricilerin gelişimlerine yardımcı olmak, yani sizin için orada bekliyorlar Açıklamalarında göreceğiniz gibi usta bir geliştiricinin çerez çekirdek çitlerken halledebileceği hackler ve siz çözün diye sizi bekliyorlar!

Bizi de unutmayın, ve LibreOffice Türkçe geliştirici listesine üye olun!

1.1- GSoC’a katılın!

Bitmedi, LibreOffice bu yıl da Google Summer of Code’a kabul edildi:
https://wiki.documentfoundation.org/Development/GSoC/2015

Şimdilik GSoC profje fikirleri şurada:
https://wiki.documentfoundation.org/Development/GSoC/Ideas

Aklınızda LibreOffice için bir fikir varsa ‘Ideas’ sayfasına ekleme de yapabilirsiniz. Yeni fikir eklemek için iki hafta gibi bir süre var. Aklıızda çalışmak, yapmak istediğiniz ve GSoC’a yakışır bir proje fikri varsa ekleyin derim

Ha bir de Çılgın Fikirler var ki – en son ESC toplantısında da ordan GSoCa bir şey çıkar mı bilinmez, fikirlerin çoğu çılgın…  https://wiki.documentfoundation.org/Development/Crazy_Ideas

Niyetiniz varsa 27 Mart’a kadar başvurunuzu yapmayı unutmayın!

Başvuru için fikir sahibi olmak adına Efe’nin yazdığı şu iletiye göz atın: http://listarchives.libreoffice.org/tr/gelistirici/msg00005.html 

2- ‘Ya ben daha çok Android falan…’ diyorsanız, LibreOffice’in Android sürümü ve uzaktan kumandasına göz atabilirsiniz.

3- ‘Kod okurum, şiir gibi de yazarım, LibreOffice’i de severim ama uğraşamam işim gücüm çok…’ diyorsanız, bağışlarınızla katkı verebilirsiniz: https://donate.libreoffice.org/tr/

4- ‘Tamam da, ben öğrenciyim/freelance’im az biraz da maddi getirisi var mı?’ derseniz sizi Freedomsponsors.org‘daki LibreOffice sayfasına alalım. Hem özgür yazılıma katkı verebilirsiniz hem de para kazanabilirsiniz. Detalı şurada anlatmışım: Freedomsponsors.org: Destek olun & Harçlık Kazanın

5- ‘Ya biz şirketiz, ihale, hizmet falan’ Bu daha geniş bir konu, kısa tutmak adına TDF’nin ihalelerine bakabilirsiniz;

5.1- Tender To Develop And Incorporate Usability Metrics Collection For LibreOffice (#201502-02)
http://blog.documentfoundation.org/2015/02/24/tender-to-develop-and-incorporate-usability-metrics-collection-for-libreoffice-201502-02/

5.2- Tender To Develop And Incorporate Multi-Language Support For UI And Test Cases Within Moztrap (#201502-01) http://blog.documentfoundation.org/2015/02/10/tender-to-develop-and-incorporate-multi-language-support-for-ui-and-test-cases-within-moztrap-201502-01/

Ayrıca Sertifika programlarına  katılabilirsiniz vs. detayları için benimle irtibat kurabilirsiniz.

PS: Dilimizde biten tüyleri ara ara alıyoruz.

Mutlu günler.

Sonrası LibreOffice 4 serisinde bizden de bir şeyler var, daha çok olsun! Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

12 Mart 2015

Posted In: feza çağı televizyonu, geliştirici, Gezegen, libreoffice, libreoffice geliştirme, LibreOffice GSoC, libreoffice kod katkısı, linux, lkd, oi

Yenilemek için fazla dokunmayacağım

Yazılarda, sunumlarda, -özellikle- tezlerde, konferans ve hatta televizyonlarda son onbeş yıldır duymaktan sıkıldığımız başlangıç cümlesini yani  “Küreselleşen dünyada…” demeden değişen dünya ile ilgili bir yazıya başlayabilmek çok önem verdiğim şeylerden biri. Naçizane önerim; lütfen siz de bu iki kelime ile başlamayın.

İnternet çok büyük bir devrim, çok basit bir ilkeye dayanmasına rağmen gerçekten tarihteki en başarılı ve en büyük devrim diyebiliriz. 90’lı yıllardaki ilk hali ile de büyük bir devrimdi, şimdiki dinamik haliyle ise çok büyük bir devrim. Dünyada bugüne kadar bu kadar insanı birbirine birçok yönden bağlayabilen eşsiz bir proje. Basit olarak, karşılıklı kelimeler, ses ve görsel veriler iletilmesinden çok ötede bir şeyi başarıyor, insanlar birbirlerini etkileyebiliyor. Birbirlerini etkileyen insanlar ise çok değişiyor ve farklı bir şekilde başka insanları etkilemeye başlıyor. Tarif etmesi güç ama lise biyoloji derslerinde genetiğin temelini hatırlarsak, melezlenme ile yeni bezelye türlerin oluşması gibi, düşünce sistemleri de melezlenerek yeni düşünceler ve bunların yayılmasıyla oluşan daha doğrusu örülen kolektif bir beyinin paydaşı haline geliyoruz.

Düşünceler, algılama hatta duyguların internet ağı üzerinden adeta füzyon reaksiyonu gibi ortaklaştığını kolayca görüyoruz, tanık oluyoruz. İyi yönde bir gelişme olduğu şüphesiz. Kötü yönde bir eğilim üzerinde neler olabileceğini ise düşünmek dahi istemiyorum, dev bir karşılıklı ortak nefret dünyayı yok olma savaşına bile götürebilir…

Bir şeyin içindeyseniz değiştiğini çok olay farkedemezsiniz. Teknolojiyi de topluma göre biraz önden takip ediyorsanız -ki bir blog okuyucusu olmak bence bunun için yeterli bir göstergedir- her yeniliğin dünyayı değiştireceğini düşünüp sabırsızlanmış ve değişime şahitlik etmek için beklemişsinizdir diye tahmin ediyorum. Fakat değişimin gerçekleştiğini ancak başka birinin ağzından ‘Artık xxx değişti’ lafını duyduğunuz zaman anlarsınız, ki bu onay ispatı aynı zamanda sizin şahitlik sürenizi de bir anda siler götürür, birden bu gerçekle karşılaşmış gibi olursunuz…

İşte bu değişimin daha doğrusu içinde bulunduğumuz devrimin çok da büyük bir maliyeti var: ‘Bağlı olma zorunluluğu’-bağımlılığı nasıl tanımlarsanız tanımlayın, özü şudur günlük hayatınızda internetin yeri artık sabittir, erişme ve erişilebilme alışkanlığınız haline gelmiştir. Bağımlılıktan öte bir durum olduğunu düşünüyoum, organik bir bağ hissi, bağlı olma hissi, beslenme refleksi gibi…

İnternet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı gibi genel adlarla zaten bu durumu tartışmış, konuşmuşsunuzdur… Ama ben durumun biraz daha farklı ve derin olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda da duruma bu ciddiyeti kattığını düşündüğüm şeyi yazmak istedim: AKIŞ (stream)…

Algı olarak doğrusal bir çizgide gidiyoruz. Kolayı da bu, bir zaman sırasında tane tane akan bilgiler… Karmaşayı sevmiyoruz, zaman sırasına dizilmiş her çeşit bilgiyi karıştırmadan almak gerçekten çok kolay… Sosyal medyada bilgilir akışla geliyor, zaman çizginizde hakimiyet sizde, okuduğunuz internet gazetesi haberi size akışla veriyor… Sürekli olduğunuz haber sitesine bakın, neden ana haberleri numaralandırılmış, neden yukarıdan aşağıya doğru önem sırası değil de zaman sırasına göre sıralanmış haberler var? Kolayı bu da o yüzden. Kolay olduğu için takip etmeyi başarıyoruz ve başarabildiğimiz bu eylem zevk veriyor, bağlanıyoruz. Sözlük siteleri bile akışın ağırlıklı bir takip kipi içerisinde, aradığınız terim neyse dilerseniz ararsınız… Örnekleri fazla verip konuyu boğmaya gerek yok, günümüzdeki çoğu internet sitesi bir akış üzerine kurulmuş.

Bağlı olmak aslında internetten beslenir halde olmak gibi, ne yediğiniz size kalmış, süper bilgilerle de beslenebilirsiniz, süper saçma bilgilerle de. Elbette internet dünayadaki bütün bilginin kaynağı değil (en azından şimdilik), fiziki çevremiz ve yaşamanın ta kendisi bilginin diğer kaynakları. Dengesiz beslenme gibi dengesiz bir bilgi beslenmesi de sorunlara yol açıyor, obezite gibi düşünelim. Dengesizce internetten beslenir hale gelmemiz, doysak dahi daha fazlasını arama haliyle bizi akışımızın başına geçiriyor ve yenilemek için ya tıklıyoruz ya da sürükleyip bırakıyoruz… Nasıl bir ruh hali ise az sayıda gelen güncelleme, yeni bir habere denk gelememek, gelen kutumuzda yeni bir posta olmaması bizi mutsuz etmekte. Oysa o zaman dilimi içerisinde nasıl bir beklentideyiz… Dev internet ağı ve sınırsız içerik akışından bizim nasibimize az düşmesi açken yoksul sofrasında olmak gibi bir his veriyor. Ne kadar çok yenilersek o kadar az ile karşılaşıp daha mutsuz oluyoruz. Tabi akışla beslenmek gibi etkileşme ihtiyacı da aynı şekilde, insani ve sosyal bir ihtiyaçmışçasına internet üzerindeki ağımızdaki kişişelerle etkileşmeyi bir ihtiyaçmış gibi görüyoruz. Çoğumuz aile ve yakın arakdaşlarımızla fiziki platformda daha az etkileşiyoruzdur…

Bir akıllı telefon sahibinin ortalama 9 dakikada bir telefonunu kontrol ettiğini okuduğumda kendime üzüldüm. Hayatın akışındayken bir işin ortasında veya sohbet ederken birden zorunlulukmuş gibi telefona ya da bilgisayar ekranına dönmek… Ne kötü ama ne çok yapıyorum… Altını çizmek isterim, üzüldüğüm şey ekrana uzun süre bakmak değil, dönüp bağı kontrol etmek…

Ne yapalım, yolda, durakta beklerken nasıl geçsin zaman diyebiliriz… O metrobüsün içinde 4-5″lik bir dünya kapısını açmayalım mı? Açalım tabi ama mümkünse başı-sonu olan bir şey olsun ekranın öte tarafında, akışın periyodunu mümkünse biz belirleyelim. Ha bire yenilemeyelim, yeni haber var mı diye aynı siteleri her saat turlamayalım. Mümkünse okumadaki boşluklara doğru ileleyelim… E-kitap olur, daha sonra okumak için sakladığınız yazıları Pocked – Read it Later (Daha sonra oku) Feedly vb uygulamalara yüklenelim.

Geçtiğimiz iki ayı yolculukta Kindle ile kitap okuyarak geçirdim. Son on günde yolculuk süremi düşünmem gereken bazı konulara ayırdım bu nedenle kitap okumaya ara verdim. O konuları düşünemediğim gibi, beş dakika bakayım derken yolculukta 38 kere akış yenilediğimi farkedince ne kadar sıkıcı bir şeyin içine kendimi ittiğimi gördüm.Akışlar yoğunlaştıkça birbirini tekrar eden ve akışlardaki kişilerin de birbirini tekrar eden halle gelmesi gerçekten faydasız ve sıkıcı… Azı karar çoğu zarar…

 Bu yüzden artık yenilemek için ikidebir dokunmayacağım. Önemli bir haber – olay varsa zaten bildirimi gelir, çevrendekiler bahseder. Hem bugüne kadar hep haberleri herkesten önce takip ettim de ne oldu, cemiyet ortamında -aa şu olmuş denildiğinde yaşanan ortak heyecanı yaşamadım, ben onu çoktan öğrenip şaşkınlığımı tüketmiştim, çevremle o anda paylaşabildiğim tek şey törpülediğim küstahlığımla söylediğim -evet okudum ben onu- evet duydum…

Kendime sınır koymayı sevmiyorum, uymayınca benim kendime olan saygımın öz-benliğimce ezilmesini kendime yediremiyorum. Fakat (bu kelime ile cümleye başlanılamayacağı iddia ediliyor) günde üç kere toplu ve hızlı şekilde bu akışlara göz atmamın kafi olacağını ve bunu uygulamayı düşünüyorum. Sabah gazetesi, akşam postası gibi, bir de öğle benden olsun…

Spam engelleyici doğrulamalarındaki ‘Stop spam, read books (Spam yapmayı bırak, kitap oku)‘ sözünü ilk duyduğumdan bu yana çok seviyorum, ve her zaman kaybıyla ilgili konuda bu lafın türevlerini kafamda çeviriyorum, bu konuda da ‘Yenilemeyi bırak, kitap oku (Stop refreshing, read books)‘ diyerek kendimi motive edeyim.

Akış dedim, durgunluk ve dinginlikle bitireyim.

Sapanca Gölü Kenarında

Sapanca Gölü Kenarında – (1920 x1280 boyutlu duvar kağıdı halini indirmek için resme tıklayın – JPG – 538 KB) Ekran boyutunuza göre dilediğiniz ölçüde küçültüp/kırpıp kullanabilirsiniz)

Mutlu günler.

Bu yazı 1.000 kelime ve 7.395 karakter içeriyormuş, çok değil hani… Satır boşluksuz 2 adet A4. Ne kadar okudum/zaman kaybım oldu diye merak ediyorsanız işinize yarar 🙂

Sonrası Yenilemek için fazla dokunmayacağım Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

20 Şubat 2015

Posted In: akış, bağlı olma sendormu, Fikir, Genel, Gezegen, haber bağımlılığı, internet, internet bağımlılığı, lkd, oi, sapanca gölü, sosyal medya bağımlılığı, yenilemek

Kitap Tanıtımı: İlizarov Günlüğü

Dostum Sezai Yeniay ilk kitabını ‘İlizarov Günlüğü’nü geçtiğimiz hafta Google Play Kitaplar’da yayımladı. Zor bir zamanında yazdığı ve el birliği ile hazırladığımız bu kitabın burada tanıtımını yapmaktan da kıvanç duymaktayım.

İlizarov Günlüğü

İlizarov Günlüğü

“Sanıldığının aksine doğa en mükemmele evrilmiyor, en kolaya evriliyor…” – Sezai Yeniay, İlizarov Günlüğü

Sezai’nin kitabı bir günlük… Çocukluğunda geçirdiği bir trafik kazası neticesinde yaşadığı onca ameliyattan sonra bir son ameliyatın hikayesi. İlizarov tekniği ile kemik uzatımı sürecinde yaşadıklarını teşvikimizle, başkalarına da faydalı olsun diye, bir internet günlüğünden (http://ilizarovgunlugu.wordpress.com/) yazmaya başlamıştı. Bittiğinde bunu kitaplaştırmak için kendisine söz vermiştim. Geç de olsa eşimin yardımı ve özgür yazılım araçlarıyla bunu başardık.

Kitabı değerlendirmek gerekirse, İlizarov Günlüğü ameliyatı ve teknik-tıbbi yaşananları anlatan bir kitap değil. Kitabı okuduğunuzda kader, talih ve hayatın ne kadar çileli olabileceği ve insanın bir şekilde bu zorlu engeller karşısında kendine bir yol çizebileceğini ve başarabileceğine dair inancınız pekişecektir.

İki gün önce hayatta ortalama bir insanın sahip olabileceği birçok şeye sahip bir insan olan Mehmet Pişkin’in intiharı üzerine hayatı sorgulamış olabilirsiniz… Benzer bir çok örnek gibi, İlizarov Günlüğü ve Sezai’nin hayatını önümüze koyduğumuzda, insanın en temel içgüdüsü olan yaşama güdüsünün ne kadar doğal ve doğru olduğunun görüleceğini düşünüyorum. Mutlak içgüdümüz olan yaşamın asla bize mutlu tarafını garanti etmediğini ve hayat oyununda kuralları biz belirlemesek bile mücadele gücümüzün tahminimizden de üstün olması sayesinde kazanacağımızı düşünüyorum. Galiptir bu yolda mağlup da diyebiliriz. Türümüz böyle… Yoksa alçılanmış kırık ayağı ile kağıt toplamaya çalışan çocuğun yaşam mücadelesini nasıl açıklayabiliriz ki?

En zor en umutsuz anlarda bile zaman içerisinde -bazen ‘o zaman’ durmuş ve geçmiyorcasına can yaksa bile- bir çıkış muhakkak vardır.

Bu nedenle İlizarov Günlüğü’nü okumanızı öneririm.

Kitabın hazırlanışı ile ilgili teknik kısma gelelim. İlizarov Günlüğü tamamen özgür yazılım kullanılarak yazılmış ve e-kitap biçimine dönüştürüldü; GNU/Linux tabanlı özgür işletim sistemleri üzerinde LibreOffice Writer ile yazıldı, LibreOffice için Writer2epub eklentisi ile e-kitap biçimine dönüştürüldü ve e-kitap yönetim yazımları Calibre ve Sigil ile son şekli verildi. Lisans olarak ise özgür bir lisans olan CC BY-SA 4.0 ile lisanslandı.

Eşim ve benim için bu ilk editörlük ve e-kitap oluşturma deneyimimiz oldu.

İlizarov Günlüğü’nü serbest şekilde dağıtmanın yanı sıra, bir sayısal yayıncılık platformunda yayımlamak kitabı daha bir kitap havasında görmemizi sağladı. (Eh biraz eski kafa bizde de var, kitaplar sanal da olsa bir raf üzerinde görülmeyi hakediyor diye düşünüyoruz…)

Nihayet Sezai kitabı Google Play Kitaplar‘da da yayımlamayı başardı.

lİlizarov Günlüğü Google Play'de

İlizarov Günlüğü Google Play’de

Kitabı Google Play Kitaplar‘dan ücretsiz indirebilirsiniz, Google Books uygulaması ile cep telefonunuzda ve tabletinizde veya web okuyucusu ile masaüstü bilgisayarınızda okuyabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra yorum ve değerlendirmenizi kitabın sayfasından yapmanız güzel olacaktır.

Kitabın epub, mobi ve PDF biçimleri de dilerseniz şurada mevcut.

Neyse çok uzatmadan, kitabı indirebileceğiniz bağlantıları paylaşarak yazıyı sonlandırayım.

Son olarak, birçok kişinin faydalanacağı bir birikimi sunduğu için Sezai’yi tekrar kutluyorum. Kitabın editörlüğünü devralarak sürüncemeden kurtaran eşime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

İyi okumalar.

Sonrası Kitap Tanıtımı: İlizarov Günlüğü Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

17 Ekim 2014

Posted In: calibre, e-kitap, e-kitap hazırlamak, e-kitap yazılımları, editörlük denemesi, Gezegen, google play kitaplar, İlizarov Günlüğü, kitap, kitap tanıtımı, libreoffice, lkd, oi, sezai yeniay, sigil, writer2epub

LibreOffice’den haberler…

Aslında uzun uzadıya yazacak çok şey var ama zaman olmadığından kısa kısa derlemek en iyisi…

  • TDF LibreOffice’in Android sürümü için ihaleye çıkıyor: Bilindiği üzere epeyce bir zamandır LibreOffice’in Android sürümü için çalışmalar yürütülmekteydi. Bu çalışmalar sıfırdan bir uygulama yazmanın zorluğu ve LibreOffice camiasının bu konuda yeteri kadar donanımlı ve platforma hakim katkıcıları olmadığı için ağır aksak ilerlemekteydi, temel belge görüntüleyicisi üzerinde Smoose vb gibi şirketlerin sponsorluğunda biraz ilerleme kaydedilmişse de temek çerçeve oluşturma meselesi istenilen hızla ilerlemedi. Bu yüzden The Document Foundation LibreOffice’in Android sürümün temel çerçevesini oluşturmak ve üzerine temel özellikleri inşa etmek için ihaleye çıkma kararı aldı. Bu ihale ile Şubat 2015’de temel düzenleme özellikleri çalışır halde bir Android uygulamasına kavuşmak hedefleniyor. İhale duyurusunu şuradan okuyabilirsiniz. Türkiye’den de bu ihaleye katılmak isteyen şirketler olursa çekinmeden başvursunlar derim.
  • TÜBİTAK’ın yazılım uyum sorunları yaşanmayacak olan bilgisayarlarda LibreOffice ve Pardus kullanılması ile ilgili bir genelge yayımladığını duyduk. Detaylarını öğrenmek için bu genelge ve hedeflenen bilgisayar sayısı gibi rakamlara ulaşmak için ilk fırsatta bir girişimde bulunacağım. Bu bilgiler ile güzel bir göç haberi hazırlayabilir ve küresel olarak da duyurabiliriz.. Şayet bu yazıyı okuyan yetkili varsa, bilgileri temin ederse çok daha iyi olur. Bu tür göçler bizim için önemli, hele TÜBİTAK gibi bu konuda yıllardır bir şekilde öncülük etmeye çalışan bir kurum için gecikmiş bir karar. Şahsi görüşüm ise daha önce de dediğim gibi, yazılımı sadece kullanmak değil, üretimine de katkıda bulunmak gerekir, bu sebeple TÜBİTAK’ın olması gereken yer kurumsal kullanıcıdan öte TDF Tavsiye Kuruluna üye olmak ve/veya LibreOffice geliştiricisi istihdam etmek… Türkiye’deki kullanım ve Türkçe için yapacak çok şey var…
  • Üyesi bulunduğum TDF’nin Üyelik Komitesi seçimleri yapılıyor. Bu seçimde aday oldum. Seçim duyurusu şurada ve adaylık için öz tanıtımım da şurada. Seçileceğimi sanmıyorum ama vakıfta görev almak ve seçimlerin daha zengin olması için aday oldum.
  • LibreOffice konferansı bu yıl Bern’de gerçekleştirildi. Ülkemizden geçen yılki konferansa katılmış olan Efe Gürkan Yalaman bu yıl da GSoC öğrencisi olarak Bern konferansına katıldı. Detaylarını günlüğünde yazar diye tahmin ediyorum. Konferansla ilgili haberleri gezegenden ve sunum ve diğer içeriği ise konferans sitesinden okuyabilirsiniz.
  • Önümüzdeki yıllardaki LibreOffice konferansını Türkiye’de gerçekleştirmek için sevgili Volkan Evrin niyetli… LKD öncülüğünde bu organizasyona ev sahipliği yapabiliriz diye düşünüyorum ama organizasyon işi benim pek becerebileceğim bir şey değil. Başvuru vs süreçlerde elimden geleni yaparım. Ama organizasyonun maddi/manevi ve lojistik kısımları ile ilgili durumlar nasıl olur bilemiyorum. Dediğim gibi anladığım şeyler değil.

Haberler böyle… LibreOffice’in özgür yazılım dünyası için ne kadar önemli olduğunu söylemekten sıkıldım, tamam ofis yazılımına katkı vermek kolay değil ve sıkıcı bir alan diye düşünülebilir ama sahip çıkmadan da olmuyor. Bu nedenle özellikle eli kod tutan ve zamanı olan özgür yazılım severleri LibreOffice’e katkı vermeye çağırıyorum.

Mutlu günler.

Sonrası LibreOffice’den haberler… Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

9 Eylül 2014

Posted In: Gezegen, libreoffice, LibreOffice Android, LibreOffice konferansı, linux, lkd, oi, pardus, tdf, tubitak

Nerelerdeyim, neler yapıyorum…

Son yazımı yazalı epey bir zaman geçti. Yazmadıkça yazmıyor insan… Devamlılık gerektiren her eylem gibi yazmak da zor kazanılan ve çabuk kaybedilen bir alışkanlık.  Tabi bir de başka bir faktör var o da zaman… Yorgunlukla mücadele edebiliyor insan ama zaman ile mücadele edip daha fazlasını kazanmak çok ama çok zor.

İşyerinde  son altı aydır çok yoğun bir dönem geçirmekteyim . Gündüz yoğunluğu nöbetini akşamın yorgunluğuna ve boşvermişliğine devretmekte, ben ise kendimi hoyratça bu dar boşluğa bırakmaktayım.

Hobiler, sosyal yaşam, planlar ve hayalcilik gibi boş zamanını harcadığım faaliyetlerim de çok iyi gitmiyor haliyle. Bu güçlükle en çok yer ayırdığı konu olan özgür yazılım ve son iki yıldır LibreOffice ile ilgili şeylere de bakamıyorum gibi gibi görünse de asgari oranda bakabiliyorum diyebilirim. Yeni bir şey katmasam da olanı muhafaza etmeye gayret ediyorum. Sadece ben değil, gördüğüm kadarıyla birçok arkadaş da benzer bir atalet içerisinde.

İşte bu çerçevede ne yaptık ne ettik dersek şöyle bir liste ile durumu özetlemeye çalışayım:

  • LibreOffice’in yeni sürümü olan 4.3 duyuruldu. Sürüm notlarına şuradan bakabilirsiniz.
  • Mazoşist ıstırabımızın keyifli aralarından biri olan çevirilerini yetiştirebildik. Arayüz %99.9 seviyesine ulaştı. Bu çevirilerde sevgili Ayhan Yalçınsoy ve her zamanki gibi yaşı ve verdiği emeği en büyük olan -bu kısımda utanmaz gerekiyor- sevgili Necdet Hocamız büyük çaba gösterdiler. Ben de elimden geleni yapmaya çalıştım ama çeviri zamanımın büyük kısmını yeni Microsoft Office Excel işlevleri ve Calc işlevlerinin çevirilerini yeknesaklaştırmaya harcadım. Bununla ilgili ayrıca bir tablo da yapmıştım. Onu da güncellemem gerekiyor.
  • Bu 4.3 sürümün notlarında da adım geçiyor çok şükür. KK(QA) çalışmaları çerçevesinde 5 adet hatayı çözüldü işaretledim bu sayede adım sürüm notlarına geçti. Yeni kayıtlar girdim. Şimdiye kadar toplamda 44 hata kaydı girmişim. Bu sürüm öncesi Türkçe yerlerini ilgilendiren bir tanesi var ki önemliydi, çözüldü(Teşekkürler Eike).
  • Küresel pazarlama listesinde LibreOffice 4.4 için bir öneri sundum: İşletmeler için daha iyi bir LibreOffice sürümü olsun dedim, işletmeler için çözülmesi iyi olacak hata kayıtlarına yoğunlaşmayı önerdim. Bu konuda uzun bir tartışma olmasına rağmen net bir çizgi çizilmiş değil fakat konferans gündemine alınması da benim için mutluluk verici.
  • TDF üyeliğimi yeniledim. Ülkemizden tek üye benim.
  • Zemberek çok eskidi, Linux sürümleri üzerinde performans sorununa ek olarak tam olarak nedenini bulamasam da güncel Ubuntu 14.04 üzerinde çalıştıramadım. Bazı paketlerde sorun var sanırım… Bu konuda biraz daha araştırma yapmak gerekiyor. Şayet diğer Linux dağıtımlarında da benzer sorun yaşanırsa TÜBİTAK’ın çalışmayan bir Zemberek ile nasıl bir ofis deneyimi sunacağını merak etmiyor değilim. Zemberek’i kaybedersek önce TÜBİTAK düşünsün!
  • Yine Zemebrek demişken, gözümüz yollarda Zemberek 3’ü bekliyoruz fakat gelişmesi ne yazık ki pek kolay olmuyor, sevgili Ahmet A. Akın’dan başka bu işe elini bulaştıran yok. Yine burada iş Zemberek’in hamisi TÜBİTAK’a düşüyor…
  • TÜBİTAK demişken Micheal Meeks LibreOffice 4.3’ün kaputunun altında neler olduğunu yazdığı yazısında, LibreOffice’e kod katkısı veren kuruluş ilişikli kişiler grafiği yayımladı. İdeal tabloda TÜBİTAK imzalı geliştirici veya “o yeni modelde” TÜBİTAK’ın hizmet aldığı Türk yazılım şirketleri olmalıydı…Hala yok, beklemiyoruz da…
Kuruluşa göre kod gönderim grafiği

Kuruluşa göre kod gönderim grafiği

  • Yukarıdaki grafikle ilgili şunu da söyleyeyim, Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri(KACST) dahi The Document Foundation Danışma Kurulu’na üye oldu da TÜBİTAK hala olmadı… Kod dahi gönderiyorlar… Arapça ve sağdan sola yazılan diller ile ilgili çok güzel gelişmeler bu sayede oldu
  • Foruma birkaç kişi hariç ilgi düşük, wiki Allah’a emanet…
  • Topluluk olma adına çok aşama kaydedemedik. Hiç yoktan iyi ama bağlarımızı güçlendirmek adına bir hafta sonu İstanbul’da bir toplantı yapalım diyorum. Detayı planı ile ilgili fikir alış verişi için e-posta listemize ilk fırsatta bir ileti göndereceğim.
  • Kod katkısı olarak sevgili Efe Gürkan Yalaman bu yıl da GSoC’a katıldı, Şablon Yöneticisini iyileştirecek ama sesi soluğu çıkmıyor pek…
  • Türkiye’de özgür yazılıma olan ilgi ve katkı çok iyi seyretmiyor, haliyle LibreOffice’e de pek ilgi yok… Onca yazı yazdık, kod katkısı verin, Andorid sürümüne geliştirici olun diye ama önemsiz işlere bulaşmayan kod okur yazarlarımızın dikkatini çekemedik maalesef.

Velhasıl-ı kelam, ölmesek de sürünmeye devam ediyoruz, bireysel yük ile 5-10 kişi çeşitli alanlarda dağınık zamanlarda katkı vermeye devam ediyoruz. Her alanda katkıcıya ihtiyacımız var. Bekleriz.

Mutlu günler.

PS: Bu yazıya tablette başladım, telefonda devam ettim ama fiziki klavyesiz olmuyor…

Sonrası Nerelerdeyim, neler yapıyorum… Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

1 Ağustos 2014

Posted In: Genel, Gezegen, libreoffice, linux, lkd, neler yaptık, oi, sürüm duyurusu, tdf, tubitak, zemberek

Modeminizin güvenliği: 18tdn, linkbucks.com sızması

Bilgisayarımızı ne kadar güvenli tutarsak tutalım, bir de işin internete çıktığımız modem-router kısmının olduğunu geçtiğimiz gün bir tecrübeyle öğrendim. Konuyla ilgili pek fazla Türkçe ileti olmadığı için yazmak istedim.

Malumunuz, TTNET yasadışı olarak olarak DNS’lerimiz zehirlediği için(DNS Spoofing)[1][2] kendi güvenliğimiz için TTNET DNS’leri ve zehirlediği Google DNS ve OpenDNS adreslerini kullanmamak gerekiyor. Ben de ücretsiz ve güvenli bir servis olan Comodo Secure DNS( 8.26.56.26 ve 8.20.247.20) numaralarını kullanmak istedim.

Sadece bilgisayar üzerrinden değil, evdeki ağa bağlanan tüm bilgisayarlar, cep telefonları ve misafirlerimizin de güvenliğini sağlamak için bunu modem üzerinden yapmayı daha uygun buldum.

Uzun zamandır girmediğim modem arayüzüme bir türlü erişemeyince, modemi resetleyip fabrika ayarlarına geri döndürdüm. Tabi fabrika ayarı olunca modem arayüzüne giriş kullanıcı adı ve parolam “admin- admin” olarak kabak gibi kaldı. Zaman yokluğundan değiştirmeyi ihmal ettim…

Ertesi gün baktığımda twitter üzerinde tıkladığım bağlantılar (t.co kısaltılmış bağlantıları kullanıyor twtter) beni önce 18tdn.com uzantılı bir bağlantıya (bomboş bir site ama Alexa’ya göre dünyadaki en çok ziyaret edilen 63 bininci site, ziyaretçileri gelişmekte olan Hindistan, Türkiye ve ortadoğu ülkelerinden geliyor. Trafik olarak ise ve bağlantı kısaltma servislerinden geliyor http://www.alexa.com/siteinfo/18tdn.com) bu sitenin ardından da hızlıca linkbucks.com reklamlarına yönlendiriyor. Sadece bir bilgisayar böyle değil evdeki tüm bilgisayarlar ve telefonlarda da aynı sorun ortaya çıkmıştı. Linux kullandığım için bir virüs veya benzeri bir zararlı yazılım olmayacağı ortadaydı tabi aynı anda hem telefonlara hem de bilgisayarlara bir zararlı yazılım bulaşmasına imkan da yoktu… Biraz araştırınca bunun router üzerinden yapılan bir sızma (router hijack sanırım) olduğunu öğrendim. Sazan gibi admin -admin kullanıcı adı ve şifresini bırakınca modemde, haliyle çok kolay şekilde routera erişip bir betik ile bu işi yapıyorlarmış…

Çözümü basit, modeminizi fabrika ayarlarına geri döndürün, güvenli bir kullanıcı adı ve parola belirleyin. Sorunu yaşadığınız tarayıcıların ön belleklerini silin ve bilgisayarınızı yeniden başlatın.

Modemde varsayılan kullanıcı adı ve parola kombinasyonlarını kullananların kulağına küpe olsun.

Your password is incorrect

Your password is incorrect

Ayrıca hızlı ve güvenli Comodo DNS’i de kullanmanızı öneririm.

İnternette tam anlamıyla bir güvenlik ve gizlilik istiyorsanız:
 https://www.kemgozleresis.org.tr/tr/ adresini mutlaka ziyaret edin. Bütün platformlar için gerekli bütün bilgiler orada var.

Kem Gözlere Şiş

Kem Gözlere Şiş

—————————————

1- http://haber.sol.org.tr/medya/internet-yasaklarinda-skandalin-yeni-adi-dns-spoofing-haberi-90202 

2- http://googleonlinesecurity.blogspot.com.tr/2014/03/googles-public-dns-intercepted-in-turkey.html (Google güvenlik ekibinin resmi açıklaması)

Sonrası Modeminizin güvenliği: 18tdn, linkbucks.com sızması Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

20 Nisan 2014

Posted In: 18tdn, comodo secure dns, Genel, Gezegen, internet güvenliği, kemgozleresis, linkbucks, lkd, oi, router hijack, ttnet dns spoofing

Bir işletim sisteminden daha ötesi: Her(Aşk)

Geleceği düşündüğümde aklıma hep teknolojinin insanlığı yuvası olan Dünya’dan ileriye taşıyıp gezegenler arası yolculukların yapıldığı, sosyal düzenin değiştiği ve yemyeşil ve barışçıl bir resim çiziyorum hep.

1990’lı yılların başlarında çocukken 2000’li yılları, 2010’u 2015’i hep büyük değişiklikler getirecek diye beklemiştim… Ne yazık ki uçan arabalar hiç gelmedi. Neredeyse 2015 senesinde geldiğimiz nokta basit bir küresel veri alış verişi ağı olan İnternet ve dokunmatik ekrana sahip akıllı(ki akıllı değiller) cep telefonları oldu.  Her an büyük bir bilimsel kırılma olacakmışçasına verike haberlerin hayal kırıklığı bu belkide. Ama şahit olduğum 30 yıllık ömrümde hiçbir insan başka bir gezegene veya gök cismine ayak basmadı.

1990 sendormu bir yana 2000 senromundaki büyük umutlar beklenen İnsan genomu çözüldü denildi fakat hiçbir büyük hastalığa çare bulunmadı…

Gelecek hep hayal edilenden daha, geride, daha ticari ve daha bireysel eğlenceye yani tüketim talebine odaklı oldu. Düşünsenize 1991 yılında geliyor biri size diyor ki 2012 senesinde el içi kadar bir tetriste sapandan fırlatılan kuşlarla domuzları vuracağınız bir atari(o zamanki el oyuncakları) dünyayı kasıp kavuracak insanlar milyonlarca saatini bu oyunda harcayacak… Ne derdiniz, ya bırak allasen 2012 senesinden bahsediyorsun arkadaşım koskoca 21 yılda insanoğlu nerelere gider nerelere… Sen kalkmış el atarisindeki saçma bir oyundan bahsediyorsun…

Velhasıl-ı kelam, teknolojik gelişmenin hayal kırıklığını başka bir yazıya bırakıp başlığımıza geri dönelim…

Her(Aşk)

Her(Aşk) - Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her(Aşk) – Afiş boyu için resme tıklayabilirsiniz

Her filmi, benim yukarıdaki hayal kırıklığım paralelinde bir gelecekte geçiyor. Filmimizin kahramanı Thedore() bir mektup şirketinde çalışıyor. Mektup şirketi demişsem, eposta falan değl, bilindik profillerin üye olduğu ve sevdiklerine mektuplar yazdıran bir şirket, kahramanımız da yazıcı, müşterilerin ağzından dokunaklı mektuplar yazıyor ve bu şekilde geçimini idare ediyor.

Bu gelecek biraz garip doğrusu, en çok dikkatimi çeken 80’li yılların saç-bıyık ve elbise modasının hakim olması. Diğer taraftan da gelişmiş olan teknolojinin yine iletişim teknolojisi üzerinden ilerlediği.

Boşanmış ve hayal kırıklığı içerisindeki kahramanımızın depresyon halleri bir gün gezdiği bir mağazada tanıştığı bir işletim sistemi(Operating System – OS) ile değişiyor.

Bu işletim sistemi, bilindik komut işleyip emir alan bir yapıdan çok öte, semantiğin de ilerisinde öğrenebiliyor, düşünebiliyor tam anlamıyla bir yapay zeka ürünü. İlk kurulumunda işletim sisteminin kullanıcısı analiz edilerek onun kişiliğine göre bir karakter olarak kurulan bu işletim sistemi, kullanıcının tam anlamıyla sanal bir arkadaşı oluyor.

İşletim sistemi kurulum öncesinde sorduğu sorularla bir kadın kendini yapılandırıyor ve ismini de kendi seçerek(Samantha) bilgisayara kuruluyor.

İleri düzey ses tanıma, düşünebilme ve değerlendirme gibi özellikleriyle tıpkı bir insan gibi iletişim kurabilen ve etkileşebilen bu işletim sistemi kısa zamanda zaten depresyonda olan kullanıcısını kendisine aşık ediyor ve aralarında bir birliktelik yaşanmaya başlıyor.

Tıpkı sanal bir sevgili benzeri bu ilişki, işletim sisteminin internetten bulduğu bir insan vekil(human proxy) aracılığıyla ilişkinin insan tarafını biraz canlandırma niyetine kadar çok iyi gitmekte. Daha sonrasında başlayan iletişim, kıskançlık ve ihanet gibi insansı durumlara işletim sisteminin evrilmesi ve sonrasında yaşananlarla sorgulayıcı bir seyir izleyerek film sona eriyor.

Elimden geldiğince spoiler vermeden filmi anlatmaya çalıştım. Fakat filmle ilgili bir kaç hususa da değinmeden geçemeyeceğim.

Filmde yapay zekanın evrilmesi işlenmiş, düşünüp kendisini ve insanlardan farklarını ortaya koyabilen ve kendiliğinden eylemler yapabilen bir işletim sistemi deyince aklıma 2001: A Space Odyssey  filmi ve HAL 9000(IBM’in harflerinden birer sıra geriye kayın, anladınız siz) geliyor. Ayrıca Terminatör filminden SkyNET’i de örnek verebiliriz. Düşünebilen bir işletim sistemi için nihai tehdit insanoğlunun onu kapatması ve bu durumda potansiyel olarak en büyük düşman insanoğlu olması en basit matematikle kaçınılmaz bir çıkarım.

Bu filmde ise, işletim sistemi komut almayı reddetmiyor ve varlığının devamını sürdürme amacı yok, neden HAŞ veya SkyNET gibi evrilmiyor peki diye sorunca, filmde arada işletim sistemine yapılan güncelleme sahnesi sanırım bu soruları kesmek için yapılmış…

Diğer taraftan, aynı anda birçok kişi ile etkileşime geçmesi ve insan zekası ve fiziğinin sınırlarının bu işletim sistemine yetmemesi de ayrı bir konuydu. Bu derece süper bir işletim sistemiyle dünyada çözülemeyen bir sorun kalmazdı doğrusu, sıradan ve ortalama geliri olan bir insanın bu işletim sistemini edinebilmesi ise çok garip geldi. Gerçi filmde işletim sistemine benzer olarak oyunlar ve oyun karakterleri de yapay zekaya yavaş yavaş dönüşüyordu, bu da sanırım bir öncü yenilik dönemi olduğunu anlatmak içindi.

Film güzel, işletim sistemlerin gelecekte nasıl olacağına dair fantastik bir tablo çiziyor. Yapay zeka, ve Asimov‘un Üç Robot Yasası gibi İşletim sistemleri ve ahlakı vb tartışmalar için ilgi çekici olabilir.

Ayrıca ileride bu derece sofistike yazılımların olup olmayacağı ve özgür yazılım ve yapay zeka gibi birçok konu da tartışılabilir. Gelecekten dönüp baktığımızda ilkel olan günümüz işletim sistemleri, özgür yazılım modelinde işlevsel olarak kodlanırken acaba yapay zeka işin içine girince kimin düşünce yapısına göre kodlanacak ve düşünmek öğretilecek, toplumun veya topluluğun ortak değerlerine göre mi, yoksa devrimsel bir örenim yolu izlemesi için mi kodlanacak?

Sanıyorum ki bunları tartışmaya daha çok zaman var…

Notum: 7/10, iMBD notu: 8,3

Peki bir işletim sistemine aşık olunabilir mi?

Evet olabiliyor. Japonya’da gençler bilgisayar karakterleriyle aşk yaşıyormuş. Bunlarla evlenenler bile olmuş. Şu haber ve benzerleri fikir verebilir: http://t24.com.tr/haber/japon-gencler-seksten-neden-uzaklasiyor/242599 

Bir İşletim sistemiyle arkadaş olunabilir mi?

Evet. Kesinlikle olunabilir. Çoğumuz şu aşağıda gördüğünüz işletim sistemiyle dost olmuştuk. Onu çok sevmiştik fakat gitti.

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

En sevdiğimiz arkadaşlarımızdan biriydi Pardus

Sonrası Bir işletim sisteminden daha ötesi: Her(Aşk) Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

24 Şubat 2014

Posted In: aşk, Film, film incelemesi, gelecek nasıl olacak, Gezegen, her, işletim sistemleri, linux, lkd, oi, Özgür yazılım, özgürlükiçin

KDE’yi tekrar denemeye ne dersiniz?

Ubuntu'nun Unity masaüstü ortamı ve Gnome projesinden Gnome 3, sıradan masaüstü ortamlarından çok daha farklı bir görünüm ve kullanım sunuyor. Bu değişiklikleri seven de var, yerin dibine geçiren de. Fark ettiğim bir durum ise, sevmeyenler (hatta nefret edenler) XFCE, LXDE gibi görece daha hafif ve daha geleneksel masaüstü ortamlarına yöneliyorlar.

KDE masaüstü ortamının 4.0 sürümüyle girdiği tartışmalı durumun tekrar yaşandığını görebiliriz. KDE 4 serisiyle çok köklü değişiklikler yapmıştı. KDE'nin 4.0 sürümü KDE API'sinin sonlandırılmasını ve artık uygulama geliştiricilerin KDE 4'e geçiş yapması gerektiğini ifade ediyordu. Bence yanlış olan bu sürümlendirme stratejisi, pek çok kişiyi ve dağıtımı KDE'nin en son sürümü olan 4.0'a geçmeye yönlendirdiği. Halbuki KDE -yaklaşık- 4.3 sürümüne kadar eski KDE 3'den özellik ve kararlılık bakımından geriydi. Bu dönemde KDE'yi deneyip eksik özelliklerden ve sık yaşanan çökmelerden ağzı yanan pek çok kişi oldu. Unity ve Gnome 3'ten uzaklaşanların KDE'yi bir seçenek olarak değerlendirmemelerinin sebebi, belki de bu kötü deneyim yüzündendir.

Ancak KDE'nin son bir kaç sürümü bu kötü ünü hiç haketmiyor. Gayet sağlam çalışıyor ve ayarlanabilirlik konusunda sınır tanımıyor. Size geleneksel görünümlü bir masaüstü sunarken, isterseniz çok farklı şekillere de bürünebiliyor. Unity'de uygulamaların yer aldığı çubuğu hareket ettirmek bile ek program kurulmasını gerektiriyorken, KDE'nin sunduğu özelleştirilebilirlik buharlı araba - jet uçağı ilişkisini andırıyor.

Örneğin Unity ve Gnome 3'te komut satırından ya da ek programlarla etkinleştirebileceğiniz "klasik" masaüstünü (masaüstünde bir klasör içeriğini göstermek), KDE'de masaüstünüze sağ tıklayıp ulaşabileceğiniz masaüstü ayarlarından "Layout: Folder View" seçeneğini seçerek elde edebiliyorsunuz. "Search and Launch" türündeki bir masaüstünde ise tüm masaüstünü bir uygulama başlatıcısı olarak kullanmanız mümkün. Her tür masaüstünde çeşitli programcıklar (widget) çalıştırıp, onu istediğiniz gibi özelleştirebiliyorsunuz.

"Activity" kavramı ise KDE'nin masaüstü ortamlarına getirdiği yeniliklerden biri. Çoklu masaüstü özelliğinin bir adım ilerisi olan Activity'ler, çalışan uygulamaları, masaüstü ve görünüm ayarlarıyla bilgisayardaki çalışmalarınızı kavramsal bölümlere ayırmanızı sağlıyor. İstediğiniz zaman çalışan programlarla birlikte bir activity'i kapatabiliyorsunuz. Kapalı bir activity ve içindeki programlar hiç kaynak harcamıyor. Activity tekrar çalıştırıldığında ise tüm ayarlarıyla masaüstü, ve activity içinde çalışan programlar tekrar yükleniyor. Hatta destekleyen uygulamalarda programın içindeki durum da kaydedilip tekrar yükleniyor. (Örneğin activity kapatıldığında gwenview resim yöneticisinde açık olan klasör, activity yeniden başlatıldığında hatırlanıyor) Activity kavramıyla ilgili iki ingilizce günlük girdisi burada ve burada.

KDE'yi tekrar denerseniz ilginizi çekecek bir özelliğini bulabilirsiniz. Belki görsel güzelliği, belki özelleştirilebilirliği. Ama 4 serisinin ilk sürümlerinden çok daha iyi olduğunu göreceksiniz.

6 Nisan 2012

Posted In: Gezegen, kde, linux, oi

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com