Özgür Yazılımı Richard Stallman’dan Dinlemek

    28 Şubatta Richard Stallman Sabancı Üniversitesine geldi. Biz de kalabalık bir grupla dinlemeye gittik.  Elbette bişeylere ikna olmak için orada değildik.  Bu konuyu çok kez Necdet Yücel'den dinledik. Ama bunu özgür yazılım akımını başlatan adamdan dinlemekte ayrı güzeldi. O konuşurken bi o kadar rahat biz ise acayip heyecanlıydık. :)

    Stallman önce yazılımların neden özgür olması gerektiğine,  özgürlük kavramının hükümet dahil çok kişiyi rahatsız etmesine değindi.  Aslında sadece yazılım tarafında değil sanatta, düşünceyi ifade etmede, hayatta özgürlükten bahsetti. Bunun nasıl sağlanabileceğinden bahsetti. Onu dinlerken insan böyle bir dünyayı hayal edemiyor tabi. Çıkışta Necdet hocayla aramızda geçen diyalog şöyleydi:

- Stallmanın hayalindeki dünya çok güzel ama insan böyle bir dünyayı hayal edemiyor.
+ Bundan 30 yıl öncede özgür yazılım diye bir şeyi de hayal edemiyordu insanlar.

:) (İç ses : Umut var)

    Bir de Linus'a gönderme yapmayı ihmal etmedi tabi. "Linux işletim sistemleri söylemi yanlış." Linux işletim sisteminin sadece çekirdeği. Geri kalan özgür araçlar GNU projesinin ürünleri. Lütfen Linux yenine GNU/Linux kullanalım Stallman'ın hakkını Stallman'a verelim :)

    Bir de Açık Kaynak mevzusundan bahsetti. Açık kaynak diye bir kavram var elbette. Ama bunun Stallman ile bi alakası yok. Açık kaynağın babası falan diye bahsedilmesinden oldukça rahatsız. Tam da bunu yazacakken Stallmanın türkçe viki maddesine bakayım dedim bir de ne göreyim. Her yerde açık kaynak yazıyor. Kolları sıvadım ve özgür yazılım ulan diye değiştirdim :)

    Kısacası Stallman'ı görmüş olmak heyecan ve mutluluk vericiydi. Bu konuşmayı kaçırdıysanız geç kalmış değilsiniz. 6 Mart 2015 te BİLMÖK'te yine konuşacak ve biz de orada olacağız :)



Şimdi de en havalı fotoğrafımı paylaşıyorum :)



3 Mart 2015

Posted In: Gezegen, kripton, Özgür yazılım, özgürlük, ozguryazilim, richard stallman

İzmir İktisat Kongresinde Bilişim

V. İzmir İktisat Kongresinde Bilişim Politikaları Panelinde 31 ekim 2013 tarihinde yaptığım konuşma. izmir 5. iktisat kongresindeki sunumum

Bu tür önemli etkinlikler ülkenin Bilgi Toplumu, Bilişim, Ar-ge İnovasyon gibi politikaların geniş kitlelerin gündemine girmesi ve geniş kamoyunca tartışılması için iyi fırsattır. Ama, ülkemiz dar politik tartışmalar aşıp, ülkenin geleceği ilgilendiren önemli konuları konuşamadı. Cumhurbaşkanının konuşmasında “Bilgi” boyutuna değindi, ama köşe yazılarına bile yansımadı. Kıyaslama için, bir önceki seçimde Merkel’in ana teması Almanya’da inovasyon idi.

Bilişim ve İnterneti Nasıl Görüyorum

Önce Bilişim ve İnterneti nasıl görüyorum konusunda bir kaç şey söylemek istiyorum. İnterneti, Bilişim, bilgi toplumu, ar-ge, inovasyon gibi yeni gelişmeleri temsil eden bir sembol olarak alıyorum. Ve interneti sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak görüyorum. İnsanlık şimdi Bilgi Toplumuna geçişin sancılarını yaşıyor. Bugün temel zenginlik kaynağı bilgi, ar-ge ve inovasyondur. Dünyanın gündemi, emek ve doğal kaynak yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıdan, bilgi yoğun bir ekonomi ve topluma geçiştir. Tüm yaşamı kökten değiştiren bir sürecin içindeyiz. Bu değişim kendi kültürünü yaratıyor. Kısaca devrimsel bir gelişme ile karşı karşıyayız. Bunun için sistematik, bilimsel, bütünsel bir yaklaşım gerekli.

Bardağın Boş Tarafı

Türkiye’de Bilgi Toplumu ve Bilişim konularında önemli gelişmeler oluyor. Ama, ben bardağın boş tarafına bakacağım, ve onu doldurma konusunda bazı öneriler getireceğim. Kısa vadede değil, uzun vadede nereden nereye geldiğimize bakmaya çalışacağım.

— 2003 Bilişim Zirvesine Başbakanımız Almanyadan telekonferansla başladı ve özetle “Yazılımda Türkiye Geliyor!” mesajını verdi. Bugün, Türkiye dünya yazılım piyasasında önemli bir oyuncu değil.

— 9. planda ar-ge’ye ayrılan payın ulusal gelir içindeki payın %1.5’e cikması hedeflendi. Ama, TUIK rakamları %0.86 olduğunu gösteriyor. (simdi %0.96)

— 2005 Yılında Bill Gates gelince ülkenin gündemine silicon vadisinden esinlenen “Bilişim Vadisi” girdi. 9. planda yer aldı. Araştırmalar yapıldı, Bakanlar Kurulundan bu yönde bir karar da alındı. Şu anda benim bildiğim raflarda bekliyor. (MAM’da minyatör olarak başladı.)

— Ülkemizin 2006-2010 yılını kapsayan Bilgi Toplu Strateji ve Eylem Planı yapıldı. DPT’nin değerlendirmesine göre zamanında %50 kadarı bitti. Bu güne kadar %63’ü bitti. Fakat, devamı olan Strateji ve Eylem Planı yapım sürecinde. Bu ikinci Strateji katılımcı bir şekilde hazırlanıyor, geniş bir paydaş kesiminden görüş alındı. Ama, bunun 2011 başında hazır olması anlamlıydı. Avrupa Birliğinde benzeri bir proje bittiginde yenisi hazır oluyor ve bir değerlendirme raporu yayınlanıyor.

Uluslarası İndekslerde Türkiye

Uluslarası indekslerde ve dünyadaki konumuza bakarsak; kabaca dünya ortalaması yakaladık, bazı konularda öne geçiyor olsakta genelde Avrupa ve OECD’nin arka sıralarındayız.

İnternet kullanımında henüz %50’yi bulamadık. Bu TUIK’in Ağustos 2013’te açıkladığı, 2013 nisanında yaptığı anket sonuçları, ve 15-74 yaş aralığını kapsıyor. Şehir-Kırsal ve Erkek-kadın arasında ciddi bir fark var. Türkiye genelinde ortalama %49, Erkek %60, Kadın %39. Kent’te bu (58,68,48) Kırsalda ise (27, 39, 19). İnterneti devamlı kullanma (en az haftada bir) oranı ise %40. İnsani gelişme indeksinde 90/192, sosyal kapitalde ise 60/122, İnovasyon indeksinde 68/142, internet kullanımında ise 62/142 sırada. Birleşmis Milletlerin e-devlet indeksinde epey salınımdan sonra 80., e-katılımda ise 111. sıradayız. ITU’nun fiyat sepetinde 157 ülke arasında 61, ICT gelişme indeksinde ise 69/142 konumdayız. Dünya Genişbant raporunda sabit hatlarda %10.5 ile 70/173’teyiz. Dünya ekonomik Forumunda indeks girdileri ve hesaplama yöntemini değişiyor ve bizde epey bir salındık: son yıllarda 52, 55, 69, 76, 55, 52 sıradaydık. World Wide Web vakfı webindex’in 81 ülke arasında 58 olduk. Detaylara bakınca, erişim hız, kalite ve fiyatını ve ilgili eğitimi ölçen Erişim İndeksinde 54., özgürlük ve açıklık indeksinde 58, paydaşlara kendi dillerindeki içeriğin kalitesi ölçen İçerik indekinde 59. ve toplum, ekonomi, siyaset ve çevrede olumlu gelişmeleri ölçen katkı/güçlendirme indeksinde ise 57. sıradayız.

Bazı Temel Sorunlar

Sektörde rekabet eksikliği.

Kağıt üzerinde rekabet konusunda eksik yok ama gerçek öyle gözükmüyor. Kamuda bir yandan TT’ye iç güdüsel olarak koruma alışkanlığı sürüyor. TT hukuki olarak artık bir özel kuruluş olmasına rağmen, bir kamu şirketi gibi davranılıyor. Örneğin, merkezi hükümet telefon hizmetini ihaleyle almıyor; yani doğrudan TT’den almaya devam ediyor. Bir kaç ay önce bakanlık ve BTK’ya geçiş hakkı konusunda çabaları için STK’lar teşekkür bildirgesi yayınladık. Ama, fiber yatırımı yapmak isteyen oparatörler hala şikayetçi. Kablo-TV de yapılan devleştirme sonucunda kablo TV üzerinden internet dünyaya kıyasla gelişmedi. Hukuki anlaşmazlık yıllardır sürüyor. Son zamanlarda şirketlerden biriyle olan sorun çözülmüş ama büyük oyuncularla mahkeme devam ediyor. Sonuç olarak, kablo TV ve kablo TV üzeriden telekom ve internet hizmetlerinde önemli bir gelişme yok. Rekabet Kurumunun TT’yi özelleştirmesine onay vermesinin önemli gerekçesi kablo-TV altyapısının hakim operatöre karşı alternatif oluşturma potansiyeli idi. Tübitak ve Türksat’in kamudan bilişim işlerini ihale yapılmadan alması, pek çok projenin kamu ihale yasası kapsamından çıkartılması ciddi bir şikayet konusu. Kamu ihale yasası daha çok inşaat ve benzeri işlere uygun tasarlandığı, bilişim projelere uygun olmadığı bilişim sektörü tarafından yıllardır dile getiriliyor. Yasaya yeterli esneklik getirmek yerine, projeler yasa kapsamı dışına alınıyor.

Yetki/Görev Dağınıklığı

Başbakanlık, Ulaştırma, Kalkınma ve Sanayi Bakanlığı birinci derecede ilgililer. Bakanları, İlgili Kamu Kurumlarını, Sektör temsilcilerini kapsayan e-dönüşüm icra kurulu koordinasyon görevini üstlemişti, ama epeydir toplanmıyor. Tübitak, BTK ve Türksat’da ikincil derecede Bilgi Toplumu, Ar-Ge ve İnternet projeleriyle ilgili. Ana işi bu olan, temel yetkili ve görevli bir birim gözükmüyor. Ulaştırma Bakanı en fazla bilgili ve ilgili Bakan olarak öne çıkıyor. Ama, bakanlık bünyesinde uygun bir yapılanma yok. Ülkenin Bilgi Toplumu Politikalarına yön veren bir bakanlıkta ana işi bu olan birimlere, bilişim, ekonomi, sosyoloji, kamu yönetimi, iletişim gibi konularda doktoralı uzmanları da kapsayan kadrolar bekler. Hic bir bakanlığımızda böyle bir yapılanma yok.

Yönetişim Yapıları Yok

Politika ve uygulamalar konusunda tüm paydaşların görüş, öneri ve eleştirilerini alan, onları karar süreçlerine katan yapılar yok. İnternet Kurulu bu amaçla başlamıştı, önce yeniden yapılandırılarak aykırı sesler kısıldı, sonra küçük ve paydaşları temsil etmeyen güvenilir bir yapıya dönüştürüldü. E-dönüşüm Danışma Kurulu hemen hiç çalışmadı. E-dönüşüm icra kurulu zaten toplanmıyor. Bakanlık, sektör temsilcileri ile arada bir görüşüyor ama bu düzenli, yasal ve temsile dayalı bir yönetişim yapısı olmuyor ve olması istenmiyor. Sektör ve STK’lardan gelen önerilerin tartışılması, irdelenmesi ve sonuçların gerekçeleri il açıklanması, bir diyalog oluşması gerekir.

Özgürlük Boyutu Sorunlu

Yöneticilerimizden Bil Gates, Steve Jobs, Zuckerman örnekleri gündeme gelir. Bunların özgürlük ortamında ortaya cıktığının farkında değiliz. Buluş yapan insanlar farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, sorgulayan, inisiyatif alan insanlar arasından çıkar. “Başımıza icat çıkartma”, “soru sorma”, “su küçüğün söz büyüğün” kültüründe, yasakların yoğun olduğunda bir ortamda yaratıcı bireyler yetiştirmek zor olur. Bu konularda topluma önderlik etmek, merakı, soru sormayı, girişimi teşvik eden toplum önderleri yok.

Politikalarda süreklik ve uyum eksikliği

Konunun bütünlüğünden sorumlu ve görevli bir birimin olmayışı, bunu kaçınılmaz olarak ortaya çıkartıyor. Youtube yasağının uzun süre çözülememesi, ve çözümün palyetif oluşu bunun örneklerinden biridir. Bir taraftan her ilde Üniversite açarken, öğretim üyesi yetiştirme için uygun politikların olmayışı bunun bir başka örneği. Kaldıkı 2006-2010 Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem planunda bu konuda bir eylem vardı. Sorumlusu YÖK idi, ilk toplantı bile yapılmadı. Bir taraftan Fatih Projesini başlatmak, öte yandan temel bilişim dersini kredisiz ve seçmeli hale getirmek açıkça çelişkili bir duurm yaratıyor.

Geri Besleme Yapıları Yok

Yönetişim eksikliğine paralel olarak geri besleme mekanizmaları yok. web2.0 araçlarını kamu weblerinde göremiyoruz. Projeleri henüz tasarım aşamasında iken görüş alma, farklı bakış açılarını dinlemek yönünde bir çaba söz konusu değil. 2006-2010 Eylem Planı içinde toplumu bilgilendirme ve geri besleme için eylem vardı, yani para ayrılmıştı ama bu yönde bir çaba olmadı. UYAP’ta avukatlar, Fatih’de öğretmenler, veliler büyük ölçüde devre dışı kaldılar. İlk Strateji raporu büyük ölçüde, kamuoyunun bilgisi dışında, sadece kamudan görüş alarak oluşturulmuştu, ama geçikmiş olarak yapılan yenisi kamuoyu ile birlikte, etkileşim içinde, en azından Sektör, STK ve uzmanlarla diyalog içinde oluşturuluyor. Basit, yurttaş memnuniyeti ölçen çabalar pek gözükmüyor. Facebook ve Twitter, çok az kurumda var; onlarda bile Bakanın hesabı var ama Bakanlığın yok. Kamu kurumlarında, kamu oyunu bilgilendiren Blog, bildiğim kadarıyla, yok. Kamuoyunun görüşleri webten yayınlamak sanırım uzun zaman göremiyeceğimiz bir şey. Yeni anayasa için alınan görüşler bile yayınlanmadı.

Kültür Boyutu

İnternet katılım, saydamlık ve paylaşım ortamı olarak öne çıkıyor. Web 2.0 ile sosyal ağlar ve yeni medya ile geniş kitleler meraklarını, birikimlerini, görüşlerini internet taşıyor ve paylaşıyor. Kitleler bu ağlarda üretiyor, eğleniyor, örgütleniyor, öğreniyor. Bilgi Toplumunun bireylerinin bağımsız hareket edebilen, inisitif alabilen, girişimci, farklı bakabilen, yaratıcı bireyler olduğunu öngörebiliriz. Yaratıcılığın gelişmesi için farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, hoş görülü davranabilen bireyler gerekir. Tüm bunlar için hem ortam hemde bu ortamı geliştirecek, destekliyecek kurumlar olması gerekir.

Tüm dünyada geniş kitleler sosyal ağlarda örgütleniyor ve bilgilenme, yönetime katılma, saydamlık, bilgiye erişim ve refahtan pay istiyorlar.

Ne Yapılmalı ?

Ne yapılması konusundaki görüşlerimi bir kaç alt başlıkta toplamak istiyorum. Bunu siyasal sahiplenme, strateji, kurumsal yapılanma, insan gücü, sayısal bölünme, özgür yazılım, sayısal bölünme, sektörler için bilişimin ve özgürlük boyutunda özetliyeceğim.

Kurumsal Yapılanma

En başta toplum olarak işin önemini kavramış ve stratejik bir hedef olarak Bilgi Toplumu seçmemiz gerekir. Bunu söylem düzeninde yaptık, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planımız vardı. 2003 sonunda e-dönüşüm İcra Kurulunun kurulmuş olması sevindirici ama yeterli değil. Benim gördüğüm en temel eksikliklerden biri ana işi Bilgi Toplumu ve Bilişim olan bir siyasetçinin olmayışı. Kamuda bu işten doğrudan sorumlu kişi DPT-Kalkınma Bakanlığında Bilgi Toplumu Dairesi Başkanı. Daireyi bir Genel Müdürlüğüne bile çıkaramadık. İcra kurulunda en az 3 bakan vardı. Kurul başkanlarının vaktinin çok azı e-dönüşüm, e-türkiye yada Bilgi Toplumu konusuna ayrılmıştı. Kanımca siyasi geleceğini bu konuya bağlı bir siyasetçi olması çok önemli. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek, paydaşlarla diyalog içinde, kamuoyu ile etkileşimi olan kapsamlı bir örgütlenme gerekir. Bu müsteşarlık, bakanlık yada Bilgi Toplumu Kurumu gibi bir yapı olabilir. Bu yapının esnek, saydam ve katılımcı olması, icinde farklı sektörlere ilişkin bağımsız yapılar içermesi gerekir. Gelişmeleri ölçen, talep ve görüşleri tespit eden araştırmaları destekleyen, yıllık değerlendirme konferanslarını düzenleyen, İnternet Enstitüleri gibi yapıları destekleyen bir örgütlenme olmasında yarar. Bunun bir de parlamento ayağı olmalı, sadece Bilgi Toplumu ve Bilişim konularına odaklanmalı.

İnsan Gücü ve Eğitim

Bilişimde sabit sermaye yatırımın düşük oluşu, bilişime yatırımın kolay ve karlı olacağı sanısını uyandırdı. Hindistanın yazılım ve cağrı merkezindeki başarısı bu yönde beklentileri artırdı. Bir masa ve bir bilgisayar yatırımıyla büyük başarılar elde edileceği düşünüldü. Asıl sermayenin yetişmiş insan olduğunu pek algılayamadık. Özel sektör, düşük ücretle çalışacak yazılımcı peşinde. Ülkenin Bilişim ve Bilgi Toplumu Stratejilerinde insan gücü yetiştirmesine ciddi bir yer ayrılmadı. 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisinde Bilgisayar Mühendisliği için öğretim üyesi yetiştirme eylemi vardı. Sorumlusu YÖK idi; hiç bir şey yapılmadı, bir toplantı bile. Ülke olarak insan gücü planlaması yapmamız, teknikyenden doktoralıya her kademede binlerce bilişimci yetiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi Bilgi Toplumuna taşımamız, bir başka deyişle tüm ekonomiyi, tüm kamu hizmetlerini, toplıumu emek yoğun bir yapıdan bilgi yoğun bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor. Bunun için de insan gücü çok önemlidir. İlk ve orta öğretimi bilişim eğitimi açısından yeniden tasarlamak lazım. Bütün dünya programlama kavramlarını ilk fırsatta tanıştırmanın yollarını arıyor. RaspberyPie ortaokul öğrencileri 25$/35$ ile bütün yetenekleri olan bir bilgisayara kavuşabilsinler diye tasarlandı. Üzerinde bir Linux dağtımıyla geliyor, sadece çevre birimlerini bağlamak gerekiyor. ABD’de meslek örgütü ACM (Association of Computing Machinary) lise fen bölümünü biitiren bir öğrencinin 6 bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Kanımca, bizim her öğrenciye temel bilişim/bilgi okur yazarı olmanın yanında konunun etik, estetik, mahremiyet, güvenlik boyutlarını, limitlerini ve olanaklarını öğrenmesi gerekir. Temel programlama, ağ, veritabanı ve güvenlik kavramlarıyle tanışmalıdır. Bunları sadece bilişimcilere değil, her meslekten insana öğretmemiz gerekir: iş dünyası, tarım, sosyal bilimler vs. Olanaklar, limitleri ve temel kavramlar herkes için önemli.

Bilgisayarla ilk tanışma ve ilk eğitimlerin, marka temelli değil kavram temelli olmalı ve alternatif işletim sistemleiryle tanışmalıdır. Önemli olan, öğrencinin öğrenmeyi öğrenmesi, farklı ortamlarda rahatça çalışabilmesidir.

Özgür Yazılım

Özgür yazılımlarla ve açık kaynak yazılım kavramlarıyla her öğrencinin tanışmasında yarar var. Özgür yazılım ülkeler için tasarruf, güvenlik, verimlik ve istihdam için önemlidir. Dünyada 1 milyona yakın özgür yazılım projesi ve 10 milyona yakın özgür yazılım geliştiricisi var. Kamunun, üniversitelerin bu nedenlerle özgür yazılımdan yararlanması önemlidir. Daha önemlisi, bilişimci olmak isteyen bir kişinin özgür yazılımla ellerini kirletmesi, yazılım örneklerini incelemesi, özgür yazılımları kütüphane olarak kullanması, onları geliştirek kendi ürünlerini oluşturması önerilir. Özellikle güvenliğin kritik olduğu uygulamaları özgür yazılım temelli yapma olanağının araştırılması önemlidir. Pardus projesi böyle bir amaçla başlamış ama maalesef sönümsemeye bırakılmıştır. Özgür yazılımın güçlü olduğu bir diğer alan ise gömülü sistemlerdir. Ülkemizin bir özgür yazılım stratejisi olmalıdır. Özgür yazılım konusunda bir ulusal konsey ve ulusal eylem planının katılımcı bir şekilde hazırlanmasını öneririm.

Bilişimin Yatay Rolü

Bilişim yatay olarak tüm sektörler için dönüştürücüdür. Bu dönüşümü hızlandırmak için bilinçli, örgütlü koordineli çaba gerekir. Savunma sanayinde bu yönde kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Bunu bütün sektörler için yapmak gerekir. Meslek örgütleri ile birlikte çalışılmalı, yarışmalar yapılmalı, araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Devlet her sektör için prototip özgür yazılımları ürettirmeli ve herkesin kullanımına sunmalıdır. Bilişim sektörünün dikey olarak gelişmesi için çalışmalar yapılmalı, bu kapsamda üniversitelerde uzmanlaşma, kapsamlı araştırma enstitüleri/merkezleri ve doktora programları oluşturulmalıdır. Farklı disiplinleri bir araya getiren araştırma programları oluşturmalıdır. Çok disiplnli çalışamaları da bir kültür olarak topluma kazandırmalıyız.

Sayısal Bölünme

Ülkemizi Bilgi Toplumuna dönüştürmek için tüm yurttaşlarımızı bilişim kültürü ile tanıştırmalı, onu bilgi okuryazarı, yeni medya okur yazarı yapmalıyız. İnternernete güvenle dolaşabilir, işini internete uyumlu hale getirebilir, güvenlik, mahremiyet, etik gibi kavramları özümsemiş hale getirmeliyiz. Evrensel Hizmet Fonunu bu amaçla kullanabilmeliyiz. TV’leri bu amaçla kullanabilmeliyiz, en azınaan kamu spotları ile başlayabiliriz. STK’lar bu yönd katkıda bulunabilirler. Fatih projesi bu yönde katkı yapabilir, ama yeniden tasarlanmalı. Konuya bir seferberlik ruhuyla yaklaşabilmeliyiz.

Özgürlük Boyutu

Ulus olarak İnternetden toplumsal yarar sağlamak için özgürlük boyutuna özen göstermeliyiz. İnternetin marjinal sorunlarından çok ana sorunlarına ve katkılarına odaklanmalıyız. İçerik sorunlarının çözümüne ifade özgürlüğünü esas alarak çözmeliyiz. Devlet yurttaşı eğitmeli, onu yetkin kılmalı, ona gerekli yazılımları sağlamalı ama neyin iyi neyin kötü olduğu kararını yurttaşa bırakmalıdır.

Sonuç olarak, İnterneti, Bilgi Toplumu Hedefini ciddiye almalı, kuvvetli bir siyasal sahiplenme, katılımcı, saydam bir yapılanma ile oluşturulacak kapsamlı eylem planını el birliği ile hayat geçirmeliyiz.

İnternet Yaşamdır !

24 Şubat 2014

Posted In: Açık kaynak, bilgi toplumu, bilişim, demokrasi, eylem planı, Fatih Projesi, free software, Genel, information society, insan hakları, internet, knowledge economy, lkd, özgürlük, strateji, temel bilişim eğitimi, yönetişim

Özgürlük demişken

Geliştirdiğiniz bir yazılımı insanların daha fazla faydalanabilmesi için kodları ile birlikte dağıtmak fikri. İlk duyduğumda biraz garip gelmişti, geçmesi 1-2 dakika sürdü.

Ardından işe koyuldum; önce paylaşımdan faydalanan tarafta yer aldım. Özgür yazılım geliştiren insanların paylaştığı kodları incelendim, bazı değişiklikler yaptım, işime yaramayan kısımları attım, paketledim ve sattım. Para kazanınca, kendimi kodlarından yararlandığım insana borçlu hissettim. Para teklif ettim, istemedi. Onun yerine onun bana yaptığı gibi benim de ona katkı vermemi istedi. Yazılım ile ilgili yanlış olduğunu düşündüğüm kısımları söyledim, birkaç hatayı düzelttim, bazı değişiklikler ile ilgili tartıştım ve bir şekilde yazılımı geliştirdim. Yeri geldi birbirimizi ikna edemedik, bir önceki sürümden sonra yollarımızı ayırdık. Yeri geldi işi gücü bırakıp bira içmeye gittik.

Özgür yazılımı yukarıda anlattığım gibi ele alıyorum ben. Ne üzerinde çalıştığım platformun özgürlüğü, ne de şu anda bu satırları yazdığım yazılım ile ilgili özgürlük detayları ilgilendirmiyor beni. Bugüne kadar yazdığım satır kod şu anda İnternet üzerinden erişilebiliyor, özgürce başkaları tarafından kullanılabiliyor ve yine bir şekilde birilerinin işine yarıyorsa bu benim için yeterli. Biraz daha açıklamak gerekirse; Windows üzerinde dahi uygulama geliştirebilirim (tercih etmem ama zorunda kalırsam geliştiririm) ve o uygulamayı özgür bir şekilde kullanılmak üzere insanlara dağıtabilirim. Bu benim için özgürlük dışı bir davranış olarak gözükmüyor. Hatta eski tartışmalara da taş atmak gerekirse; ben yazılım geliştirirken Jira dahi kullanabilirim; bu Pardus için doğru olmayabilir, projenin gereksinimleri, hedefleri vs. ile ilgili başka durumlar söz konusu olabilir ve özgür olmayan bir yazılım kullanarak özgür yazılım geliştirmek konusu tartışmaya açılabilir. Fakat kişisel olarak geliştirdiğim/geliştireceğim uygulamaları geliştirirken kullanacağım yazılımların özgür olup olmaması beni zerre ilgilendirmiyor.

Bunları buraya geçmişten bir not kalsın diye, 10 yıl aradan sonra kapalı kodlu yazılım geliştirmek zorunda olduğum için yazıyorum. Hiçbir zaman Richard M. Stallman gibi bir bakış açısına sahip olamadım, doğru olduğunu ya da yanlış olduğunu tartışmıyorum, fakat benim özgürlük bakış açımda sadece benim neyi nasıl yaptığım önemli. Ben herhangi bir insanın işine yarayacak bir uygulama geliştirdiysem, bunu özgürce kullanmasını, değiştirmesini ve hatta tekrar dağıtabilmesini garantilediysem bu bana yeterli geliyor.

Yani ben Windows üzerinde özgür bir yazılım geliştirebilir, kullandığım görselleri Photoshop ile hazırlayabilirim. Yine eklemek gerek; tercih etmem ama yapabilirim ve bu yazılımların özgürlüğü konusunda da herhangi bir endişe duymam.

12 Ocak 2012

Posted In: gezegen.linux, gezegen.pardus, kisisel, özgürlük, Türkçe, yazılım

İnternet, filtreler, sansür ve yasaklar…

Son zamanlarda çok fazla tartışılan TİB tarafından getirilen filtrelemeyle ilgili bir şeyler yazmak istedim.

İnternetteki haber sitelerinde, televizyonlarda gazetelerde bu konu çokça tartışıldı çokça yazılıp çizildi. Tartışılması çok güzel  ama bana göre bu konudaki genel problem insanların meseleyi tam anlamıyla anlamayarak eleştirmesi yada savunmaya çalışması ve meseleyi bütün olarak görmekten çok kendilerini ilgilendiren parçalarına bakmaları. Kimi insanlar youtubeun yasaklanıp yasaklanmayacağının derdinde. Kimileri acaba bir gün facebooku da kapatabilirler mi diye korkuyor. Kimisi internetten pornografik içerikleri takip edemeyeceğinin derdine düşmüş. Bazı insanlar blogların yasaklanıp yasaklanmayacağıyla ilgileniyor. Aslında ilgilerin dolayısıyla korkuların farklı olması gayet doğal. Herkesin kendi istediği şeyi savunması da öyle. Ama her zaman için meseleyi bir bütün olarak görmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Böylece bizi ve ülkemizi ne şekilde etkileyeceğini daha net görmüş oluruz.

Başlangıç noktası olarak sanırım en uygun şey bu kararın kendisini okumak olur. Buradan ulaşabilirsiniz. Fakat kararın tamamını doğru şekilde anlayıp yorumlayabilmek için hem teknik olarak yeterli seviyede bilgiye hem de ne dediğini düzgün anlayıp ne şekilde kullanılabileceğini kavrayabilmek için belirli miktarda hukuk bilgisine ihtiyaç duyuluyor. İkisinin kesişimi pek de büyük bir insan topluluğunu kapsamadığından tek başına kararı okumak yeterli olmayabiliyor. Benim görüşüm açıkçası okuduğum yorumlarla şekillendi. Zaten bu konuda en güzel içeriği de sosyal medyada gördüm şimdiye kadar.

Ön bilgi olarak DNS ile uygulanan yasaklar hakkında kısaca bir bilgi verip nasıl çalıştığını ve DNS değiştirerek bu yasakalrı nasıl aştığımızı açıklamaya çalışayım (Bu konuda zaten bilgi sahibi olanlar aşağıdaki paragrafı atlayabilirler):

DNS(Domain Name System) Türkçe’ye “alan adı sistemi” olarak çevrilebilir. Tarayıcılarınızda sitelere girmek için kullandığınız (genellikle sonu com,net,org gibi olan) adres çubuğuna yazdığınız metinler aslında internet üzerindeki bir verinin adresini temsil eder. Fakat ulaşmak istediğiniz sunucu bu isimle doğrudan anlamlı değildir. (bilgisayarcı insanlar sayıları metinlerden daha anlamlı bulmuşlardır hep) İnternette bilgisayarları birbirinden ayıran ve bağlantı kurulmasını sağlayan IP sistemidir. İnternete bağlı bilgisayarların bir IP adresi vardır. Sizin ulaşmak istediğiniz siteler de bir IP adresine sahip sunuculardır. Sizin DNS olarak girdiğiniz numara da aslında bir IP adresidir. Yaptığı iş ise sizin verdiğiniz isimdeki siteye hangi ip adresinden erişilebileceğini söylemektir.

Peki DNS kullanarak bir site nasıl yasaklanır? Aslında basit… Siz yasak olan bir siteye erişmeye çalıştığınızda sizi o siteninki yerine başka bir adrese yönlendirir. Standart olarak size sağlanan DNS sunucuyu kullandığınızda genellikle bu yüzden yasakla karşılaşırsınız. DNS sunucusunu değiştirmek yada host dosyasını değiştirmek gibi yöntemler sizi doğru adrese yönlendirerek bunu etkisiz kılar.

22 Ağustosta yürürlüğe sokulması planlanan uygulama internet servis sağlayıcılarına (Telekom, Superonline, vs…) bir merkezi denetim getiriyor. Yasak olan siteler merkezi bir veri tabanında belirli durumda olacak ve insanların kullandığı pakete göre bu sitelere erişilmesi sınırlandırılacak. Fakat DNS yasağından farklı olarak yanlış adrese yönlendirmeye gerek kalmadan o IP adresiyle olan iletişimi tamamen engellediği için DNS değiştirme yöntemi işe yaramayacak. O siteye doğrudan erişmek mümkün olmayacak. Fakat hiçbir şekilde erişilemeyeceği konusu doğru değil. “Avcı nice al (hile) bilirse ayı onca yol bilir.” demişler =) Fakat problemimiz zaten bu değil.

Bu konuda söylenen temel şey standart paketin şu anki durumdan farksız olduğu ve abartıldığı yönünde. Ama bence bu savdaki temel yanlış, şu anki durumda mahkeme kararıyla engellenmiş sitelere erişmediğimiz varsayımı üzerine kurulmuş olması. Yani paketiniz standart paket olsa dahi bir sitenin erişime kapatılmasında bir engel yok. Karardaki orjinal ifade “mevcut mevzuata uygun” şeklinde. Fakat mevcut mevzuat kavramı kararnamedeki bir çok ifade gibi biraz muğlak. Yani herhangi bir sitenin bir sebepten dolayı mevcut mevzuata uygun olmadığı düşünülürse yasaklanmış olacak.

Diğer bir mesele de bu yasakları bir şekilde aşmanın cezalandırılmasına zemin hazırlaması. Aslına bakılırsa doğrudan kararnamede bu konuya değinilmemiş. Fakat internet servis sağlayıcılarla yaptığımız sözleşmelerde bunun sözleşmeye dahil edilmesi ve bu konuda yaptırım uygulanması söz konusu. Fakat mahkeme kararıyla engellenen bir siteye erişildiğinde bunun hukuki anlamda suç kabul edilip edilmeyeceği konusunu bilmiyorum. Hukuk onusunda bilgili bir arkadaş bizi aydınlatırsa da iyi olur. Benim açımdan hala muğlak olan mevzulardan birisi.

Bir de yasak kelimeler listesi mevzusu var. Alan adı isimlerinde belli kelimelerin kullanılmasını yasaklayan bir uygulama var. İlk bakışta çok saçma görünmese de listenin içerisinde “haydar, Yasak, hayvan, baldız, girl, hikaye,sıcak, nefes, şişman, teen, yerli” gibi sözcüklerin olması bu listeyi hazırlayanların nasıl bir ruh hali içinde olduğu konusunda beni düşündürdü. Bu kelimelerin sadece düşündükleri anlamda kullanılabileceğini düşünüyorlarsa en masum ifadeyle “akılları fesat”.

Özetlemek gerekirse kullanıcıların güvenliğini sağlamak için bir hizmet olarak ortaya atılıyor bu filtre uygulaması. Ama asıl mesele böyle bir hizmeti istemeyenlerin de mecburi olarak bazı sitelere erişim derdinden kurtarılarak zorunlu olarak bir hizmet verilmesinde ve erişimlere merkezi bir denetleme getirilmesinde. İnternet erişimlerini çeşitli şekillerde sınırlandırmak için bir çok uygulama mevcut. Bu hizmeti isteyen kişiler zaten kullanıyorlar. Bunu genelleştirmek ve standart pakette bile belirlenen belli sitelere erişmeyi engellemek en genel tabiriyle yanlış bir uygulama.

İnterneti kitap ve dergilerle aynı mantığı kullanarak denetlemek gibi bir durum söz konusu. Daha önce youtube,blogger, wordpress yasaklarında gördüğümüz gibi bir kişinin kendisi zararlı bulmadığı halde belli yerlere erişmekten “korunduğu” bir sistem ve mantık var maalesef. Bir şekilde bir gerekçe bulunarak erişilmesi istenmeyen yerlere erişimi engellemek de kaygı duyulan noktalardan biri. İnsanlar doğal olarak yaptığı yazdığı çizdiği şeylerin yada okumak görmek istediği şeylerin başkalarının görüşüne göre “uygunsuz” olduğu için yasaklanacağı fikrinden rahatsız.

Bu konuda rahatsızlık duyanları bir şekilde kendi sitelerinde, kullandığı sosyal ağlarda tepkisini dile getirmeye ve internet özgürlüğünü savunan uygulamaları desteklemeye davet ediyorum. 15 Mayıs’ta da yurdun bir çok yerinde bir yürüyüş olacak.

En geniş kapsamıyla bu hareketi sadece istediğimiz sitelere girmek için değil aynı zamanda çevrimiçi ortamdaki özgürlüklerimizi korumak ve geliştirmek için desteklemeliyiz.

Yararlı bir kaç bağlantı aşağıda:

Eklemek yada düzeltmek istediğiniz noktaları lütfen iletin.

14 Mayıs 2011

Posted In: 15 Mayıs, 22 Ağustos, bilgisayar, btk, hayat, internet, LinuxGezegen, özgürlük, sansür, teknik, tib, yasak

Özgür müyüz, Değil miyiz?

PC Labs, sürekli yeni haber ve makaleler yayınlayan, belki de bu sebeple hemen her gün mutlaka ziyaret ettiğim güzel bir internet sitesi. Okuduğum kimi yazılar bana hayli sıradan gelirken bazı konular ise müthiş ilgimi çekiyor ve beni düşünmeye sevk ediyor. Bu bağlantıda okuduğum bir makale de beynimin hücrelerini kaşındıran bir türde…Yazıda 390.000 kişi gibi devasa bir […]

26 Nisan 2011

Posted In: Apple, Kapitalizm, linux, Mac, microsoft, özgürlük, pardus, PC, Seçim, Serbest Piyasa, Standart, Tercih, Toplum, ubuntu, windows, yazılım

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com