Özgür yazılım ile açık kaynağın ne farkı var?

Özgür Yazılım hareketi 1983'de başlayan ve kullanıcıların yazılımları çalıştırma, anlama, değiştirme ve değiştirdikleri halini dağıtma özgürlüklerini savunan bir harekettir. Açık Kaynak ise neredeyse aynı ilkeleri farklı ifadelerle savunan ve 1998'de ortaya çıkan, özgür yazılım topluluğunun içinden çıkan bir oluşumdur. Özgür Yazılım hareketinin başlatıcısı Stallman açık kaynağı bir yazılım geliştirme metodolojisi, özgür yazılımı ise bir sosyal hareket olarak görmektedir. Stallman uzun yıllardır neden kendisini bir açık kaynak savunucusu olarak kabul etmediğini yazılarıyla ve konuşmalarıyla anlatıyor olsa da çok fazla anlaşıldığı söylenemez. Bu yazıda ikisi arasında bir fark var mı ve biz hangi ifadeyi kullanmalıyız konularını tartışmak istiyorum.

Lisans

Bir yazılımla ne yapabileceğinizi belirleyen şey onun özgür yazılım veya açık kaynak olması değil o yazılımın kullandığı lisanstır. Temel kavramları aynı bile olsa her özgür yazılım lisansı aynı kullanım şartlarını sunmaz. Watcom lisansı gibi neredeyse kimsenin kullanmadığı lisansları bir tarafa bırakırsak bütün açık kaynak yazılım lisanslarının aynı zamanda özgür yazılım lisansı olarak kabul edildiğini görürüz. Konuya lisanslar açısından bakınca özgür yazılımlar ile açık kaynak yazılımlar arasında bir fark yoktur [3].

Yanlış anlamalar

Türkçe konuşan insanlar olarak "free software" ifadesinde yaşanan "bedava" mı "özgür" mü karışıklığını yaşamıyor olmamıza rağmen "open source" yazılım denildiğinde sadece kaynak kodu açık olan yazılımın anlaşılması gibi sorunla, İngilizce konuşanlar gibi, karşı karşıya kalıyoruz. Özgür yazılım denildiğinde arkasında yazılımın ve kullanıcıların özgürlüklerini önemseyen, onun için mücadele eden bir felsefe olduğunu anlamak kolay olmasına rağmen maalesef onun hakkında da kafa karışıklığı az değil. Genel Kamu Lisansı (GPL) en bilinen özgür yazılım lisanslarının başında geliyor olmasına rağmen tek özgür yazılım lisansı değil. GPL özgür yazılımın dört şartına ek olarak Copyleft kavramını da kullanmaktadır. Özgür yazılımın şartları yazılımı sizin nasıl haklarla edineceğinizi belirlerken Copyleft onu nasıl dağıtmanız gerektiğini söyler. Yani Copyleft özelliğine sahip bir lisansla lisanslanmış bir yazılımı yine aynı şartlarla dağıtmanız gerekir [1]. Bütün özgür yazılım lisanslarının böyle bir zorunluluğu olmamasına rağmen maalesef genel kanı bu yönde ülkemizde.

Açık kaynak ise ülkemizde en az anlaşılan kavramlardan biri. Bunda adının yaptığı çağrışımın etkisi de büyük elbette. Hem kullanıcılar, hem de önemli miktarda geliştirici bir yazılımın kaynak kodunu görebildiğinde onu açık kaynak sanmak gibi bir kavramsal hataya düşüyor [2]. Github benzeri bir kod barındırma ortamına yazılımının kaynak kodlarını koyan bir yazılımcı onun hemen açık kaynak olduğu yanılgısına kapılıyor.

Açık kaynak yanlış anlaşılmaya çok müsait olduğundan açık kaynak ifadesini her kullandığımızda onun kaynağı açık olan yazılım anlamına gelmediğini ve mevcut 10 şartını anlatmak oldukça zor bir iştir. Bunu yapmadığımızda hem özgür yazılım hem de açık kaynak hareketlerinin uğraştıkları konuları önemsememiş oluruz. Özgür yazılım dediğimizde birilerinin kafasını karıştırma riski oldukça düşüktür. Günümüzde gittikçe artan bir hızla özel mülk yazılımların da kaynak kodlarının açıldığını hesaba katarak, insanları yanlış yönlendirmemek için açık kaynak yerine özgür yazılım ifadesini kullanmak daha doğru bir hareket olacaktır.

Düşmanımız açık kaynak değil özel mülk yazılımdır

Özgür yazılım taraftarları olarak sıklıkla açık kaynak ifadesini özgür yazılım olarak düzeltiyoruz. Bunu kafa karışıklığına neden olmamak için yaptığımız halde, istemeden de olsa, sanki açık kaynağın kötü bir şey olduğu algısını da yaratabiliyoruz. Halbuki durum böyle değil. Özgür yazılım ve açık kaynak hareketleri kullanıcıların özgürlüklerini savunan hareketlerdir. Biz özgür yazılım savunucuları açık kaynağı düşman olarak görmeyiz. Hem özgür yazılımın hem de açık kaynak yazılımın insanlık için kötü olarak kabul ettiği yazılımlar özgür olmayan (özel mülk) yazılımlardır.
We in the free software movement don't think of the open source camp as an enemy; the enemy is proprietary (nonfree) software.

[1] http://www.nyucel.com/2017/05/genel-kamu-lisansnn-gpl-onemli-fark.html
[2] http://www.nyucel.com/2017/05/ack-kaynak-sadece-kaynak-koda-erisim.html
[3] http://www.nyucel.com/2017/05/ozgur-yazlm-m-ack-kaynak-m-1.html

28 Mayıs 2017

Posted In: Açık kaynak, Gezegen, Lisans, Özgür yazılım

Özgür Yazılım mı Açık Kaynak mı?

Yazılım lisansları son kullanıcı tarafında neredeyse hiç okunmayan metinler olmalarına rağmen yazılım geliştiriciler arasında bile yaygın olarak okundukları söylenemez. Elbette son kullanıcının yazılım lisansıyla ilişkisi geliştiriciden çok farklıdır. Elindeki yazılımı nasıl değiştireceği, başka bir yazılım içinden nasıl çağırabileceği, statik mi dinamik mi derlemesi gerektiği, kendi koduna birlikte dahil edebileceği yazılımların lisanslarının nasıl olması gerektiği gibi konularla ilgilenmez son kullanıcı. Bu bahsettiğim durumlarda geliştiricilerin nasıl davranması gerektiği lisans metinlerinde genellikle ayrıntılı olarak tarif edilir.

Son kullanıcı genellikle yazılımı özgürce kullanabiliyor mu, başkasıyla paylaşabiliyor mu, gelecekte de kullanabilecek mi, güvenli mi gibi konularla ilgilenir. Son kullanıcının yazılımın lisansını okumadan da onunla ilgili neler yapabileceğini öğrenmesinin bir yolu yazılım lisansının hangi sınıfa girdiğini ve o sınıftaki yazılımların belirleyici özelliklerini bilmesidir. Eğer yazılım bir özgür yazılımsa onunla yapılabilecek şeyler çok kısa ve net bir şekilde belirlidir [1]. Biraz daha fazla madde içeren açık kaynak bir yazılımın şartları da net olarak tarif edilmiş durumdadır [2]. Örneğin elde ettiğiniz yazılım GPLv3 ile lisanslanmışsa ve bu lisansın bir özgür yazılım lisansı olduğunu biliyorsanız diğer ayrıntılarla çok ilgilenmeden onu gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Özgür yazılım ve açık kaynak lisanslarıyla ilgili şartları okuduğunuzda aradaki farkı kolayca anlamanız mümkün olmayabilir. Bu sizi tedirgin etmesin zaten büyük kalabalıkların da durumu böyle. Bir yazılıma açık kaynak dediğinizde biri sizi "hayır o özgür yazılım" diye uyarıyorsa "arada ne fark var?" diye sorun. Çok büyük ihtimalle açıklayamayacaktır. Bu yazıyı çok uzatmamak için aradaki kavramsal ayrılıkları bir başka yazıya bırakıp burada hangi lisanslar özgür yazılım, hangileri açık kaynak kategorisine giriyor göstermek istiyorum.

Hangi lisansların özgür yazılım kategorisine girdiğini görmek isteyenler buraya [3], açık kaynak yazılım lisanslarının hangileri olduğunu görmek isteyenler buraya [4] bakabilirler. Özgür yazılımla ilgili bağlantıya bakarsanız (biliyorum çoğunluk bakmayacak) hangi lisansların GPL-uyumlu olduğunu, hangilerinin GPL uyumlu olmasa da özgür yazılım olduğunu görebilirler. Hangi lisansların özgür yazılım lisansı olarak kabul edilmediği de nedenleriyle birlikte açıklanmış durumda. Bir lisansın GPL-uyumlu olması o lisansla yazılmış bir kodun GPL lisanslı bir yazılıma dahil edilip dağıtılabileceği anlamına gelir.

GPLv3 uyumlu özgür yazılım ve açık kaynak lisansları


Aşağıdaki lisanslar hem GPLv3-uyumlu özgür yazılım lisansları, hem de açık kaynak lisanslarıdır. Sayıları sizi şaşırtacak kadar fazla olan bu lisansların listesi şöyle:
  • 2-clause BSD License (BSD-2-Clause)
  • 3-clause BSD License (BSD-3-Clause)
  • Apache License 2.0 (Apache-2.0)
  • Artistic License 2.0 (Artistic-2.0)
  • Boost Software License (BSL-1.0)
  • CeCILL License 2.1 (CECILL-2.1)
  • EU DataGrid Software License (EUDatagrid)
  • eCos License version 2.0
  • Educational Community License, Version 2.0 (ECL-2.0)
  • Eiffel Forum License V2.0 (EFL-2.0)
  • GNU Affero General Public License version 3 (AGPL-3.0)
  • GNU General Public License version 2 (GPL-2.0)
  • GNU General Public License version 3 (GPL-3.0)
  • GNU Lesser General Public License version 2.1 (LGPL-2.1)
  • GNU Lesser General Public License version 3 (LGPL-3.0)
  • Historical Permission Notice and Disclaimer (HPND)
  • ISC License (ISC)
  • MIT License (MIT)
  • Mozilla Public License 2.0 (MPL-2.0)
  • Python License (Python-2.1)
  • Sleepycat License (Sleepycat)
  • Universal Permissive License (UPL)
  • W3C License (W3C)
  • wxWindows Library License (WXwindows)
  • Zope Public License 2.0 (ZPL-2.0)
  • zlib/libpng license (Zlib)

GPLv3 uyumlu olmayan özgür yazılım ve açık kaynak lisansları

Bazı özgür yazılım lisansları GPL-uyumlu olmayabiliyor. Genel Kamu Lisansının diğer özgür yazılım lisanslarından farkını daha önce yazmıştım, belki okumak isteyebilirsiniz şimdi [1]. GPL uyumlu olmadığı halde özgür yazılım lisansı olan lisansların sayısı da az değil. Bunların arasından açık kaynak lisansı olarak da adı geçenlerin listesi de şöyle:
  • Academic Free License 3.0 (AFL-3.0)
  • Apple Public Source License (APSL-2.0)
  • Common Public Attribution License 1.0 (CPAL-1.0)
  • Eclipse Public License 1.0 (EPL-1.0)
  • European Union Public License, Version 1.1 (EUPL-1.1)
  • IBM Public License 1.0 (IPL-1.0)
  • LaTeX Project Public License 1.3c (LPPL-1.3c)
  • Lucent Public License Version 1.02 (LPL-1.02)
  • Microsoft Public License (MS-PL)
  • Microsoft Reciprocal License (MS-RL)
  • Mozilla Public License 1.1 (MPL-1.1)
  • Nokia Open Source License (Nokia)
  • Open Software License 3.0 (OSL-3.0)
  • PHP License 3.0 (PHP-3.0)
  • Q Public License (QPL-1.0)
  • RealNetworks Public Source License V1.0 (RPSL-1.0)
  • Sun Public License 1.0 (SPL-1.0)
  • Zero Clause BSD License (0BSD)

Açık kaynak olduğu halde özgür yazılım olmayan lisanslar

Peki açık kaynak olduğu halde özgür yazılım lisansı olarak kabul edilmeyen lisanslar neler? diye soruyor olmalısınız şimdi? Eğer özgür yazılımın ve açık kaynağın şartlarını okumuşsanız bunun kolay kolay sağlanamayacak bir durum olduğunu biliyor olmalısınız ama [3] ve [4] adreslerinde adı geçen ve bu şartı sağlayan sadece bu kadar az lisans olduğunu okumak sizi şaşırtacaktır sanırım. Eğer bu lisanslardan biriyle lisanslanmış bir yazılıma açık kaynak derseniz doğruyu söylemiş olurken, özgür yazılım derseniz hatalı bilgi vermiş olursunuz.
  • NASA Open Source Agreement 1.3 (NASA-1.3)
  • Reciprocal Public License 1.5 (RPL-1.5)
  • Sybase Open Watcom Public License 1.0 (Watcom-1.0)
Buraya kadar sabırla okuduysanız bütün özgür yazılımların doğal olarak açık kaynak olduğunu biliyor olmalısınız. Bu bilgilerden sonra neredeyse bütün açık kaynak yazılımların da özgür yazılım olduğunu görmüş oldunuz.

Arada hiç mi fark yok?

Her ne kadar neredeyse bütün açık kaynak yazılımlar özgür yazılım olmanın kriterlerini yerine getiriyor olsalar da doğrusu yazılım kendisini nasıl tanımlıyorsa o terimi kullanmaktır. Örneğin Genel Kamu Lisansı ile lisanslanmış bir yazılım kendini açık kaynak olarak tanımlıyorsa ona açık kaynak demek doğrusudur ama tersini söylemekte de teknik olarak hatalı bir durum olmadığı herkesçe açık olmalı.

Özgür yazılım ve açık kaynak aynı şey mi?

Yukarıda okuduğunuz şeylere rağmen özgür yazılım ve açık kaynak farklı dünya görüşlerini temsil eden fikirler. Bu konu hakkında ayrı bir yazı okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz.

[1] http://www.nyucel.com/2017/05/genel-kamu-lisansnn-gpl-onemli-fark.html
[2] http://www.nyucel.com/2017/05/ack-kaynak-sadece-kaynak-koda-erisim.html
[3] https://www.gnu.org/licenses/license-list.html
[4] https://opensource.org/licenses/alphabetical

20 Mayıs 2017

Posted In: Açık kaynak, Gezegen, Lisans, Özgür yazılım

Özgür yazılım penceresinden WannaCry

Birkaç gündür neredeyse bütün haberlerde bir fidye yazılımı olan WannaCry hakkında okuyoruz. Microsoft'un bütün işletim sistemlerini etkileyen bir samba açığından faydalanan bu yazılım kullanıcıların bilgisayarlarındaki dosyaları şifreledikten sonra 300$ ödeme yapmaları halinde bu durumdan kurtulabileceklerini anlatan bir mesaj gösteriyor. İşin teknik kısmı hakkında çokça yazılıp çizildiğinden bu yazıda başka bir konudan; özgür yazılımın yaşananlara nasıl bakması gerektiğinden bahsetmek istiyorum. Sadece Microsoft'un işletim sistemlerini etkileyen bu büyük açığı bir avantajmış gibi kullanmadan önce aşağıdaki konularda düşünmemiz gerekiyor.


Neden özgür yazılım kullanılsın istiyoruz?

Biz özgür yazılımları daha güvenli oldukları, daha hızlı oldukları veya daha özelleştirilebilir oldukları için mi kullanıyoruz? Toplam sahip olma maliyetleri daha düşük diye mi özel mülk yazılımlar yerine özgür yazılımları tercih ediyoruz? Özgür yazılımlar bu saydığım avantajlara hatta daha fazlasına sahip oldukları halde sahipli yazılımlar karşısındaki gerçek üstünlükleri bunlar değil elbette. Özgür yazılımları herkesin istediği amaçlar için çalıştıramadığı, programın nasıl çalışabildiğini anlayamadığı, ihtiyacına uygun şekilde değiştiremediği, elindeki yazılımı dağıtmasının önünde kısıtlamaları olan sahipli yazılımlarla karşılaştırmaya buradan başlamamamız gerekir. Eğer temel argümanımız hız, güvenlik, ucuzluk olursa yarın sahipli bir yazılım bu konularda öne geçtiğinde söyleyecek sözümüz kalmaz. Kendimizi kandırmayalım bazıları hali hazırda bu konuların bazılarında daha ilerideler ama biz yine de özgür yazılımları kullanma taraftarıyız. İnsanların özgürce kullanıp, dağıtamadığı yazılımları özgür yazılımlarla kıyaslamaya başlamadan önce onların minimum insani ihtiyaçları karşılamaları gerekir [1]. İnsanlara, şirketlere, kamuya neden özgür yazılımlar kullanmaları gerektiğini doğru argümanlarla açıklamak çok önemli [2].

Özgür yazılım kullanılsaydı benzer bir durumla karşılaşılamaz mıydı?

Elbette karşılaşılabilirdi. Hatta karşılaşıldı da. GNU/Linux ve *BSD'lerde en çok kullanılan kabuk olan bash'in bu hatayla karşılaştırılabilecek büyüklükte bir hatası olan shellshock ancak 25 yıl sonra farkedilebildi. Bash'in kaynak kodları bu süre boyunca hepimizin gözlerinin önündeydi hem de. Bu yazdıklarımdan elbette kaynak kodların erişilebilir olmasının güvenlikle ilgili olumlu etkisinin olmayacağı anlamı çıkartılmamalıdır [3]. Bugün yaygın olarak kullanılan bir özgür yazılıma eklenen kodlara dünyanın her köşesinden geliştiriciler, geliştirici adayları ve meraklılar bakıyor. Kaynak kodlarını göremediğimiz bir yazılıma bir arka kapı kolaylıkla eklenebilirken aynı şeyi bir özgür yazılıma yapmak (imkansız demeyeyim ama) çok çok zordur. Durum böyle olmasına rağmen özgür yazılımlarda güvenlik sorunu hiç olmaz dememek gerekir, çünkü yaşadığımız örnekler var. Bugün wannacry sadece Windows'ta yaşanıyor siz GNU/Linux kullanın dersek yarın shellshock benzeri bir durumda söyleyecek sözümüz kalmaz. Bizim temel argümanımız özgürlük olmalıdır ve bu GNU/Linux kullanın demek için yeterlidir.

Microsoft'un neredeyse kimsenin kullanmadığı samba-v1'e hala destek veriyor olması görülmedik bir şey midir?

Geriye uyumluluk bütün yazılımların ciddi sorunlardan biri durumunda maalesef. Eski sürümlere destek verildiğinde böyle şeyler olabilirken desteğin kesilmesi de başka sorunlara yol açabiliyor bazen. Windows10'a bile samba-v1.0 desteğini vermesi elbette Microsoft'un kabahati ama bu hiç yapılmayan bir yanlış da değil. Neredeyse her yerde TLS 1.2 kullanılırken SSL'in eski sürümlerine verilen desteğin suistimal edilmesi yüzünden yaşadığımız şeyler üzerinden çok da uzun zaman geçmedi. Microsoft zamanında Windows'lardan bu desteği kaldırabilirdi ve bu onu daha iyi bir işletim sistemi yapmazdı. Bizim windows ve diğer sahipli işletim sistemlerini kullanmayın dememizin arkasında yatan şey onların tasarım ve planlama hataları değil özgür olmamalarıdır.

Microsoft Windows XP kullanıcılarına bir şey borçlu mu?

Microsoft'un Windows XP'yi piyasaya sürüş tarihi 2001. Elimizi vicdanımıza koyup konuşalım hangi işletim sistemine 16 yıl destek veriliyor? Dört yıl önce XP desteği artık sona erdi diye de yazdılar. XP çıktığı tarihte piyasada olan Debian 2.2 veya Redhat 6.2 için destek alamadığından şikayetçi kimse var mı? Aradan geçen bunca yılda kamunun kaynaklarını bir özgür işletim sistemine geçişte kullanmamış ve hala Windows XP kullandıran yöneticiler kusura bakmasınlar ama suçun önemli bir kısmı onları üzerinde. 

WannaCry'dan etkilenenler elbette sadece XP kullanıcıları değil bütün Windows sürümlerinin kullanıcıları oldu ama tahmin edilenin çok üzerinde XP kullanıcısı olduğu da görülmüş oldu. Bir kurumun yöneticisi arka planda ne yaptığını bilmediği, en temel insani ilkelere uygun olmayan bir işletim sistemini kullandırıyorsa suçu Microsoft'a atamaz bence.

GNU/Linux veya BSD'ler Windows'un alternatifi mi?

Özgür yazılımdan, özgür işletim sistemlerinden sanki Windows'un alternatifiymiş gibi bahsetmeyi kabul edilemez buluyorum. Bu konuda daha önce çokça yazdığım için tekrarlamak yerine aşağıya bağlantılarını bırakıyorum. [4], [5], [6]

16 Mayıs 2017

Posted In: Gezegen, gnu, güvenlik, linux, microsoft, Özgür yazılım, wannacry

Genel Kamu Lisansının (GPL) önemli farkı: Copyleft

Özgür yazılım sade ve güçlü bir mekanizma üzerine kurulu bir felsefe. Özel mülk yazılım lisansları nasıl firmaları koruyan hükümler içeriyorsa özgür yazılım lisansları da kullanıcıları, yani toplumu korumaya çalışıyorlar. Bir yazılım lisansının özgür yazılım lisansı kabul edilebilmesi için ilgili yazılımla ilgili aşağıdaki dört temel özgürlüğü garanti etmesi gerekiyor:
  • Yazılımı herhangi bir amaç için çalıştırma özgürlüğü,
  • Yazılımın nasıl çalıştığını öğrenme ve onu değiştirme özgürlüğü,
  • Yazılımı yeniden dağıtma özgürlüğü,
  • Yazılımın değiştirilmiş halinin dağıtılabilmesi özgürlüğü.
Elbette bunlar çok genel hükümler ve bunları sağlayan çok sayıda özgür yazılım lisansı mevcut. Lisans metinleri çoğunlukla ayrıntıları da tanımlayan, özel durumlarda nasıl davranılması gerektiğini tarif eden hukuki metinler. Yazılım geliştiricilerin bu lisans metinlerini okumamak gibi bir lüksü olamaz çünkü yaptıkları iş açısından çok belirleyici metinler bunlar. Yazılımlar hemen hemen her zaman başkalarının yazdıkları kitaplıkları içerdiğinden geliştiricilerin hangi kitaplıkları kendi yazılımına dahil edip edemeyeceğini, hangi kitaplıkları bir arada kullanabileceğini bu metinlerden başka öğrenebilecekleri bir alternatifleri yoktur.

Aslında kullanıcılar da bir yazılımı kullanmadan önce onun getirdiği kısıtlamaları ve sağladığı özgürlükleri öğrenebilmek için bu lisansları okumalı ama hem metinler yer yer teknik ifadeler içeriyor hem de çok uzunlar. Asıl bağlayıcı metinler İngilizce olanlar olmasına rağmen Linux Kullanıcıları Derneğinin kamuoyunun kullanımına sunduğu Özgür Yazılım Lisansları sayfası oldukça yararlı olacaktır. Eğer yazılım geliştiricisi değilseniz özgür yazılımın temel kavramlarını ve kullandığınız yazılımın bir özgür yazılım olduğunu bilmek yeterli bir güven zinciri oluşmasını sağlayabilir.

İdeal bir dünyada yukarıdaki dört şart yeterli olabilecekken günümüz dünyasında özgür yazılımların özel mülk yazılımlara dönüştürülmesinin önüne geçmek için bazı önlemler almak gerekmektedir. Genel Kamu Lisansının yukarıdaki şartlara ek olarak getirdiği en önemli farklılık Copyleft'tir.


Copyleft yazılımınızın mevcut halinin ve/veya değiştirilmiş halinin de özgür yazılım olarak kalmasını garantilemenin bir yoludur. Copyleft bir özgür yazılımı alan kişilere onun özgün halini ve/veya değiştirilmiş halini yine özgür yazılım olarak dağıtmaları gerektiğini söyler. Yani elde ettiğiniz Copyleft özelliğine sahip bir yazılımı aldığınız özgürlükleri aynen devretmeden dağıtamazsınız. Bu şartın bütün özgür yazılımlara ait olmadığını sadece Copyleft'in bir getirisi olduğunu akıldan çıkartmamak gerekir. Bütün özgür yazılımların böyle zorunlulukları yoktur. Bazı özgür yazılım lisansları aldığınız yazılımın kaynak kodunu kapatıp özel mülk yazılım olarak dağıtmanıza bile izin verir. GPL Copyleft özelliğini taşıyan bir özgür yazılım lisansıdır. Özgür yazılımların bir listesi için bu adrese bakabilirsiniz.

Copyright, yani telif hakkı, kullanıcıların özgürlüklerini kısıtlamak için kullanılan bir terim iken Copyleft bu özgürlüklerin devam etmesini garanti altına almaya yöneliktir. Adının çağrıştırdığının aksine Copyleft, Copyright'ın tersi değil onu kullanmanın bir yoludur. Copyleft yazılımın telif hakkından vazgeçmek anlamına gelmediği gibi eğer telif hakkından vazgeçerseniz Copyleft'in kullanımının şartları ortadan kalkmış olur. Yani telif hakkına sahip olmadığınız bir yazılımın nasıl dağıtılacağına zaten karışamazsınız.

Yazdığınız kodu Genel Kamu Lisansıyla nasıl lisanslayabileceğinize dair bu yazıyı da okumak isteyebilirsiniz.

11 Mayıs 2017

Posted In: copyleft, Gezegen, gpl, Lisans, Özgür yazılım

Google Summer of Code 2017

Bu yıl kabul edilen bizim çocuklar:

Memduh Gökırmak: Crimean Tatar-Turkish MT

Mustafa Özçelikörs: A4MCAR: A Distributed and Parallel Demonstrator for Eclipse APP4MC

Okan Aşık: JdeRobot GSOC'17 Application for Visual HFSM Project

Altay Adademir: Project IX: Expanding the Extension Manager

Asil Kaan Bozcuoglu: Knowledge and Learned Model Exchange Between Robotic Agents using openEASE

Gökhan Gurbetoğlu: Improvements to Notebookbar

Muhammet Kara: Revamp the Customization dialog

Hasan Balcı: Cytoscape.js Extension for Querying Large Networks

Duygu Keşkek: SunPy Website Improvements

Candan Eylül Kilsedar: OSM extrusion adapter

Semih Serhat Karakaya: Security App

Alperen Karaoğlu: Performance Co-Pilot Project Proposal: Blocked process detection and reporting

Canberk Koç: Store integration for Taler merchants



Meraklısı için: 2006200720082009201020112012201320142015, 2016

4 Mayıs 2017

Posted In: Gezegen, gsoc, haber

Açık kaynak sadece kaynak koda erişim anlamına gelmez!

Açık kaynak (open source) Türkçede nadiren doğru kullanılan bir terim. Özgür yazılım yerine bilerek/bilmeyerek açık kaynak denildiği gibi bazen de sadece kaynak kodun ulaşılabilir olması bile bir yazılıma açık kaynak denilmesine neden olabiliyor. Özgür yazılım ile açık kaynak yazılım arasındaki farkları başka bir yazıya bırakarak burada bir yazılımın açık kaynak yazılım sayılabilmesi için gerekli koşulları açıklayalım.

Açık kaynak girişimi genel kanının aksine özgür yazılım hareketinden çok sonra başlamıştır. Özgür yazılım gönüllülerinin taraftarı olmadıkları bir yazılım felsefesi olsa da açık kaynak yazılımların sadece kaynak kodlarının açık olduğu, başka bir özgürlüğü beraberinde getirmediği fikrini maalesef çok yaygın olarak duyuyoruz. Hatta özel mülk bir yazılımın kaynak kodunu github benzeri bir ortamda görenlerin onu açık kaynak yazılım sanması bile az rastlanır bir şey değil. Aslında son derece açık bir konu olmasına rağmen en çok kafa karışıklığına neden olan konulardan da biri. Bir açık kaynak yazılım lisansının sağlaması gereken şartlar aşağıdaki gibi:


1. Ücretsiz yeniden dağıtım
Bir açık kaynak yazılım lisansı ile yazılımın satışı veya başka yazılımların bir parçası olarak dağıtılması kısıtlanamaz ve bu satışlardan bir pay talep edilemez.

2. Kaynak kod
Programın kaynak kodu içermesi ve derlenmiş haline olduğu gibi kaynak kodun da dağıtılmasına izin vermesi gereklidir. Programın kaynak kodu içermeyen bir biçimi varsa tercihen web adresinden ücretsiz indirilmesine izin verilmelidir. Kaynak kodun bir programcının değiştirebileceği bir biçimde olması gerekir. Kasten karmaşıklaştırılmış veya bir çeviriciden geçirilmiş kodlar kabul edilmez.

3. Türetilen işler
Bir açık kaynak lisansı değişikliklere ve türetilen işlere izin vermeli ve onların özgün yazılımın lisansı ile aynı şartlarda dağıtılmasına izin vermelidir.

4. Yazarın kaynak kodunun bütünlüğü
Lisans yazılımın kaynak kodunun değiştirilmiş halinin dağıtılmasını ancak tek bir durumda kısıtlayabilir. Bunun mümkün olabilmesi için yazılım kaynak koduyla birlikte derleme zamanında kullanılabilecek yama dosyalarının dağıtımına izin verilmelidir. Böyle bir şey yapıldığında lisansta açıkça yazılımın değişiklik yapılmış kaynak koddan derlenebileceği belirtilmelidir. Yazılım kaynak kodda değişiklik yapılıp derlendiğinde isminin veya sürüm numarasının değiştirilmesini gerekli kılabilir.

5. Kişi veya gruplara yönelik ayrımcılık yapılamaz
Yazılım lisansıyla herhangi bir kişiye veya gruba yönelik bir kısıtlama getirilemez. Bazı ülkelerin ticaret kanunları böyle şeyler yapmayı zorunlu kılıyor olabilir ama lisansta bu yasalara uyma gerekliliğini hatırlatılabilir ancak kendisi bu kısıtlamalara dahil olamaz.

6. Çalışma alanına yönelik ayrımcılık yapılamaz
Yazılımın herhangi bir amaç için çalıştırılması engellenemez. Örneğin bir yazılımın ticari kullanım veya genetik araştırmalar için kullanılması kısıtlanamaz.

7. Lisansın dağıtımı
Programa eklenen haklar ayrıca bir sözleşmeye gerek kalmadan programın yeniden dağıtıldığı herkes için geçerli olmalıdır.

8. Lisans bir ürüne özgü olmamalı
Programa eklenen haklar, programın belirli bir yazılım dağıtımının parçası olmasına bağlı olmamalıdır. Program bu dağıtımdan çıkarılır ve lisans koşulları dahilinde kullanılır veya dağıtılırsa, programın yeniden dağıtıldığı tüm taraflar, orijinal yazılım dağıtımı ile birlikte verilenlerle aynı haklara sahip olmalıdır. Örneğin bir ofis paketini açık kaynak lisanslarından biriyle lisansladığınızda bileşenlerinden birinin ancak bu paketle birlikte kullanıldığında lisansla verilen haklara sahip olacağını söyleyemezsiniz. Her bir bileşen ayrı ayrı da kullanılsa lisans aynen geçerli olmalıdır.

9. Lisans diğer yazılımları kısıtlamamalı
Lisans, lisanslı yazılımla birlikte dağıtılan diğer yazılıma kısıtlamalar getirilmemelidir. Örneğin, lisans, aynı ortamda dağıtılan diğer tüm programların açık kaynaklı yazılım olması gerektiğinde ısrar etmemelidir. GPL ile lisanslanan yazılımlar da bu koşulu sağlarlar. Bu koşulu yazılımınızda GPL lisanslı bir kod parçasını veya GPL lisanslı bir kitaplığı kullanmanız durumunda yazılımınızı da GPL ile lisanslamanız gerekmesiyle karıştırmamak gerekir. Bir GNU/Linux dağıtımının açık kaynak lisanslı bir programı dağıtması onun sadece benzer lisanslı yazılımları dağıtabileceği anlamına gelmemesi gibi düşünülebilir.

10. Lisans bir teknolojiye bağımlı olmamalıdır
Lisansın hiçbir hükmü bir teknolojiye veya arayüze bağımlı olmamalıdır. Kullanıcının bir arayüzde koşulları kabul etmesi ve bir düğmeye tıklaması gibi zorunluluklar karşısında alternatifsiz bırakmasına izin verilmemektedir.

Gördüğümüz gibi bir yazılımın açık kaynak lisansına sahip olması onun sadece kaynak kodlarına ulaşılabildiği anlamına gelmediği gibi açık kaynak bir yazılımı alıp kaynak kodunu kapatarak dağıtamazsınız. Açık kaynak yazılım lisanslarının listesine buradan bakabilirsiniz.

2 Mayıs 2017

Posted In: Açık kaynak, Gezegen, Lisans, Özgür yazılım, yazılım

Kaynak kodun açık olması güvenliği nasıl etkiler?

Özgür yazılımla yeni tanışmış olanların aklına ilk gelen sorulardan biri kaynak kodun açık olmasının bir güvenlik sorunu oluşturup oluşturmayacağı oluyor. Madem programın kaynak kodu ortada saldırganlar bunu saldırı için de kullanabilirler, bu da olumlu bir şey değil diye düşünüyor büyük kalabalıklar. Güvenlikle ilgili neredeyse bütün yazılımların kaynak kodlarının açık olması, kullandığımız bütün şifreleme araçlarının kodlarının ortada olması içinizi rahatlatmıyorsa birlikte bakalım durum gerçekten böyle mi?

Algoritmayı gizleyerek güvenlik sağlanamaz

Kriptografi dersinin başlangıcında anlatılan konu budur: bir algoritmayı gizleyerek onu daha güvenli hale getiremezsiniz. Konuyla ilgisi yok ama gizlenmesi gereken şey algoritma değil anahtar olmalıdır. Eğer güvenlik için tek dayanağınız algoritmanın gizliliği olursa o sızdırıldığında (saklanmak isteyen her şey bir gün sızdırılacaktır) algoritmanın yenilenmesi gerekecektir. Bunun ne kadar büyük maliyetli bir iş olacağı düşünülünce açıklıktan başka alternatif olmadığı da görülecektir.

Hatasız yazılım olmaz!

Yazdığınız programın kaynak kodunu ister açın isterseniz kapalı tutun mutlaka hatalar/açıklar içerecektir. Yazılımı tek başınıza sizin yazmış olmanız veya bir grupla geliştirmiş olmanız bu gerçeği değiştirmeyecektir. Ne kadar kalabalık bir geliştirici topluluğunuz olursa hatalar da o kadar azalacaktır. Benzer şekilde test için projeye ayırabileceğiniz kaynak da hataların azaltılmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Projenizin kaynak kodlarını geliştirici ekipten başka kimsenin görmesine izin vermezseniz bütün bu yük sizin üzerinizde olacaktır. Halbuki projenizi bir özgür yazılım veya açık kaynak lisansıyla lisanslarsanız kaynak kodlarınıza başkaları da bakıp hataları size bildirebilecek veya daha da iyisini yapıp iyileştirmeleri size gönderebilecektir. Eğer benim projeme kim bakacak diyorsanız kendi endişenizi kendiniz ortadan kaldırmışsınız demektir ama projenizi dışarıdan katkı almaya uygun bir şekilde lisanslarsanız projeye ayıracağınız bütçe ile bedelini ödeyemeyeceğiniz geliştiricilere ve testçilere kavuşabilirsiniz.

Özgür yazılımlara daha çok göz bakar

Yazılımın geliştiricisi değil de kullanıcısı iseniz daha çok kişi tarafından ortaklaşa geliştiriliyor olması ve daha fazla test edilmiş olması sizin için daha az hata barındıran bir yazılım anlamına gelecektir. Neden bir şirketin çalıştırabileceği sınırlı sayıda yazılım geliştiriciye güvenebilirken dünyanın dört bir tarafına dağılmış çok daha büyük kalabalıklara güvenmeyeceksiniz? Hangi şirket bir tarayıcı yaklaşık 5000 kişinin kod göndermesine, yani yazılımın kodlarını okumasına kaynak ayırabilir? Bunu ancak özgür yazılımın gücü sağlayabilir.

Yazılımların hataları çoğunlukla kod okuyarak bulunmaz

Bir projenin kaynak kodlarını okuyup hatasını bulmak tahmin edilenden çok daha zor bir iştir. Elbette yazılımların hataları, açıkları kodları da okunarak tespit edilebilir ama yukarıdaki örneğe bakarsanız yaklaşık 16 milyon satırlık bir projede bunun pek kolay bir iş olmayacağını tahmin edebilirsiniz. Peki yazılımların açıkları nasıl bulunuyor? Belirli koşullar altındaki davranışlarına bakılarak elbette. Neredeyse bütün GNU/Linux dağıtımlarının varsayılan olarak kullandığı kabuk olan bash'in 1989'dan bu yana içerdiği bir hata ancak 2014'de görülebildi. Eğer kodu okuyup açığı tespit etmek sanıldığı kadar kolay olsaydı bu 25 yıldan kısa sürerdi herhalde.

Özgür yazılımların açıkları çok hızlı kapatılabilir

Özgür yazılımlar kullanıcılarına yazılım üzerinde değişiklik yapma ve bu değişikliği dağıtma hakkı verdiklerinden bir yazılım için geçerli bir hata veya açık bulunduğunda onu mutlaka geliştiricinin düzeltmesi gerekmez. Yazılımın geliştiricisini veya ait olduğu firmayı beklemek zorunda kalmazsınız özgür yazılım kullanırken.

Yazılımın kaynak kodlarının açık olması elbette yukarıda saydığım avantajlar için yeterli değildir. Eğer kullanıcılar yazılımı istedikleri gibi çalıştıramıyorsa, değiştiremiyorsa, dağıtamıyorsa veya değiştirdiği halini dağıtamıyorsa yazılım bu getirilerden mahrum kalacaktır. Yani sadece kaynak kodun açık olmasından sihirli bir iyileştirme beklememek gerekir. Bu avantajları bize sağlayan şey özgür yazılımdır.

29 Nisan 2017

Posted In: Gezegen, güvenlik, Özgür yazılım

Eposta üniversiteler için ne anlama geliyor?

Bir önceki yazımda üniversitelerin %52'sinin eposta servisini kendi kontrolü olmayan şirketler aracılığı ile verdiğini yazmıştım. Üniversitelerin %17'sinin de eposta sunucularını MS işletim sistemleri üzerinden sağladığı düşünülünce konuya özgür yazılım açısından bakan biri için durum oldukça kötü görünüyor. Bu yazıda da üniversiteler neden bu tercihi yapıyorlar ve sonuçları neler oluyor konularını tartışmak istiyorum.

Biz yapamayız, ara eleman olalım fikrinin bir uzantısı

Üniversitelerin üreten ve paylaşan kurumlar olması durumunda neler yapabildiğinin dünyada pek çok örneği var BSD (Berkeley Software Distribution), wu-ftpd (Washington University ftp daemon) ve (MIT tarafından geliştirilen) Kerberos diğer pek çokları arasından bir çırpıda aklıma gelenler. Elbette eposta sunucularını kendimiz tutsak fezaya bayrak dikecektik, dışarı verdiğimiz için dikemiyoruz demiyorum ama eposta sunucusunu dahi kendi ayakta tutamayan bir üniversite nasıl olacak da dünyada yapılmamış bir işi kendi bilgi işleminden bekleyecek bilemiyorum. Eposta sunucularının diğer bütün sunucu servisleri gibi sorunlar çıkarttığı tahmin etmesi zor olmayan bir gerçek ama bunları çözmeye çalışmak, bu çözümleri başkalarıyla paylaşmak harcanan emeğe değecek bir iş bence. Sunucu servislerini dışarı taşımak bilgi işlemleri sorunları çözebilen birimler olmaktan sorun raporlayan birimlere dönüştürmek demek oluyor.

Bu servisler gerçekten "bedava" değil

Ne Google ne de Microsoft üniversitelere eposta hizmeti verirken belirli kullanıcı sayılarına kadar ücret talep etmiyor. Bu hizmeti sonsuza dek ücretsiz vereceklerinin, hatta vereceklerinin garantisi de yok. Yakın gelecekte bu servisi ücretli hale getireceklerini de düşünmüyorum doğrusu. Bir üniversitenin binlerle ifade edilen personelinin, onbinlerce öğrencisinin epostalarına üste para vermeden sahip olabilen bir kurum bundan neden vazgeçsin ki zaten? Peki bedava olmayan ne o zaman? İnternet bağlantısı tabi ki. Bilmeyenler için yazayım; ülkemizde üniversiteler internet bağlantısı için kendi bütçelerinden bir harcama yapmıyorlar. TÜBİTAK'a bağlı ULAKBİM bütün devlet üniversitelerinin bağlantıları için faturayı kendisi ödüyor. Durum böyle olunca üniversitelerde internet bağlantısı sanki ücretsizmiş gibi bir algı oluşuyor ama durumun öyle değil.

Telekom altyapısına çok az yatırım yapıldığından ULAKBİM üniversitelere çok kısıtlı bant genişlikleri verebiliyor. 50.000 öğrencisi ve 2000 personeli olan bir üniversitenin hızının yaklaşık 1Gbit/s olduğunu söyleyebilirim (çoğu anadolu üniversitesi için rakamlar bunun çok altında aslında). Aşağıda dün avrupada yaşayan bir arkadaşımla yaptığım yazışmada da görebileceğiniz gibi bir ev kullanıcısı 500 Mbit/s hızı tek başına kullanabiliyor. Hal böyleyken kurum içi eposta haberleşmesinin tamamını Amerika'ya gönderip alması veya yurtiçine gönderilen her epostanın Avrupayı gezip öyle yerine ulaşması bence kötü bir karar. Harcanan bu bant genişliğinin parasını üniversiteler kendi ödemiyor ama sonuçta ödeniyor.


Kararlar teknik değil idari 

Üniversite bilgi işlem daire başkanlıklarının çoğunlukla çok kısıtlı kaynaklarla çalıştığı bilenen bir gerçek ama çok yeni kurulmuş bir kaç üniversite dışında mail hizmetini google veya MS'e devretmiş üniversiteler zaten servisi veriyordu. Önemli bir çoğunluğunda bu işi çok kaliteli yapan arkadaşlarımız vardı, hala da o kurumlarda çalışıyorlar. Eposta sunucusunu biz işletmeyelim kararı bu servisi veren teknik bilgisi olan personelin kararı değil, üst yönetimlerin aldıkları kararlar. Bunu çok fazla sistem yöneticisinden bizzat dinledim.

Eposta sunucusu işletmek zor bir iş mi diye sorarsanız cevabım 'yeterince bilmiyorsanız her sunucuyu işletmek zor' olacaktır. Birer eğitim ve araştırma kurumu olan üniversiteler işletmesi zor diyerek kullanıcıların mahremiyetlerini hiçe sayarak bu görevden vazgeçmemeliler. Böyle bakınca DNS de zor bir servis diyerek yarın onu da mı kontrolümüz dışında bir yere vereceğiz?

Eposta yazışmalarının mahremiyeti hiç düşünülmüyor

Eposta yazışmalarımızı MS veya Google'a teslim etmek bütün yazışmalarımızı iki bütün amerikan şirketinin diskinde tutmak demek olurken bundan rahatsız olmamak nasıl mümkün oluyor anlamakta zorluk çekiyorum gerçekten. Bütün kullanıcıların gönderip aldıkları mailler üzerinden yapılabilecek en hafif şeyin reklam gösterimi olabileceğini düşünüyorum. Konuya bilgi güvenliği açısından bakınca durumun vahametini görmemek mümkün değil. Son dönemde hakkında çokça konuşulan kişisel verilerin korunması açısından bakınca da kurumların kullanıcılarının epostalarını hiçbir kontrolleri olmayan kurumlara devretmesi üzerinde konuşulması gereken bir konu olmalı.

İnternet erişim engellemeleri hiç hesaba katılmıyor

Neredeyse üç yıl youtube engelinin yaşandığı bir ülkede yaşıyoruz. Bu engellemelerin önce dns çözümlemesiyle yapıldığını daha sonra ise google'a ait IP adreslerinin engellendiğini hatırlatmak isterim. Google bu adresler üzerinden sadece youtube yayınını değil başka servislerini de yaptığından diğer servislere erişimde sorunlar yaşandığını düşününce yarın benzer bir yasaklama olduğunda (olmayacağını düşünen varsa tanışmak isterim kendisiyle) eposta servisinde bir aksama olduğunda üniversiteler kiminle konuşup servislerini ayağa kaldırabilirler? Benzer şekilde dosya paylaşım sitelerine getirilecek bir yasakla eposta servisleriyle birlikte kullanıcılara sunulan depolama alanları da bir anda erişilmez duruma gelecektir. Üniversiteler bütün kullanıcılarını vpn veya tor kullanmaya yönlendirmeyecekse bu durum için bir planlarının olması gerekir ama olmadığını hepimiz biliyoruz.

Servisi başkasına yaptırmak elimizdeki araçları alıyor

Kurum dışından biri size eposta gönderdiğini söylesin ve siz bunu alamamış olun. Ortada bir sorun olduğu açık ama bunu nasıl çözeceksiniz. Eğer eposta sunucusu kurumunuzdan biri tarafından yönetiliyorsa sunucu loglarına bakmasını sorunu teşhis etmesini isteyebilirsiniz ama bunu google'dan nasıl isteyeceksiniz?

Kullanıcılarınıza google ve/veya sunmadığı bir teknolojiyi kullandırmak istemeniz durumunda yine eliniz kolunuz bağlı durumdasınız. Örneğin epostalarınızı Google'a vermişseniz eposta sunucunuza IPv6 üzerinden de erişilebilirken MS henüz bu hizmeti vermiyor (en azından Outlook kullanan hiçbir üniversite MX kaydına böyle bir girdi yapmamış). Eposta sunucusunu kendisi barındıran 17 anadolu üniversitesinin eposta sunucusuna IPv6 üzerinden de ulaşılabiliyor. Elbette Microsoft da yarın IPv6 hizmeti vermeye başlayabilir ama yeni bir teknolojiyi denemek, kullanmak için bu şirketlerin zamanlamasını beklemek üniversitelerin yapması gereken bir şey mi sizce de?

Yerli de değil, milli de

Son zamanlarda hemen herkesin dilinde olan yerli yazılım, milli yazılım söylemi ile epostaları Amerika'da, Avrupa'da saklamak yan yana getirmesi zor şeyler gibi görünmüyor mu size de? Bu konuda daha önce uzunca yazdığım için tekrarlamak istemiyorum ama özgür yazılımlar sanki bu topraklarda yazılmış gibi kullanabileceğimiz ve ihtiyaçlarımıza göre özelleştirebileceğimiz yazılımlarken onları kullanmalıyız.

Dünyada durum nasıl?

Dünyaca ünlü, hemen herkesin adını bildiği MIT, Harvard, Yale, Caltech, Purdue, Oxford ve Princeton eposta servisini MS veya Google'a vermiş değil. Bunda da gören gözler için bazı ibretler olmalı.

Konuyla ilgili hala ikna edici olmayan bir yer varsa yorum olarak yazarsanız cevaplamaya çalışayım.

5 Nisan 2017

Posted In: eposta, Gezegen, google, microsoft, Özgür yazılım

Üniversiteler eposta bayrağını nasıl kaybetti?

Üniversitelerin bilgi işlem daire başkanlıkları çoğunlukla kısıtlı personelle ama çok büyük özveriyle çalışan birimleridir. İşler yolunda giderken, yani internet bağlantısında bir problem olmadığında, ne yaptıkları pek anlaşılmaz ama en küçük kesintide hatırlanırlar. Üniversitelerin verdiği servisler çoğunlukla bu özverili personelin öğrenme isteğinden ve merakından kaynaklanır. Amirlerinin çoğunlukla adını bile duymadıkları servisleri kendi kurumlarında etkinleştirmek için hiç karşılığını almadıkları fazla mesailer harcarlar. ULAKBİM'in bilgi işlem personellerini bir araya getirdiği etkinliklerde heyecanla servisleri nasıl ayağa kaldırdığını anlatan çok sunum dinlemiş biri olarak yazıyorum bunları.

On yıl kadar önce neredeyse bütün üniversiteler diğer bütün servisleri gibi kendi eposta servislerini de kendi sunucularında tutarlardı. Zaten çok kısıtlı kaynaklarla çalışan bilgi işlem daire başkanlıkları çoğunlukla GNU/Linux kullanarak verirdi bu hizmeti. Kendi yetişmiş personeli olmasa bile civardaki üniversitelerdeki meslektaşlarından destek alarak bir kere kurulunca kuruma yetecek bir düzen kurulmuş olurdu.

Yukarıdaki cümleler hep geçmiş zamanlı çünkü bugün tablo çok büyük ölçüde değişmiş durumda. Aşağıda ayrıntılarını okuyacağınız gibi üniversiteler bu servisi büyük oranda artık kendileri vermiyorlar. Bir servisi vermek demek onun ayakta durması ve geliştirilmesi sırasında öğrenilecek şeylerle personelin kendisini geliştirmesi de demek olduğundan bilgi işlem daire başkanlıkları bu görevi başkalarına teslim ederken kendilerini de çok şeyden mahrum bırakıyorlar. Durum gerçekten bahsettiğim kadar vahim mi birlikte bakalım.


Bugün itibariyle Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığının bilgilerine göre 183 üniversitemiz var.
  • Bunların 7 tanesinin ya alan adı bile belli değil ya da henüz eposta servisi vermiyor. 
  • 51 üniversite personelinin elektronik postalarını Google'a devretmiş durumda. DNS sunucularına girilen bir kayıtla bütün eposta yönetimi işini Google'a teslim ederek bir odadan diğerine gönderilen epostanın kendi kampüslerindeki sunucuya değil California'ya gidip geri dönmesine neden olmuş durumdalar. Mesafeyi gözünüzde daha iyi canlandırabilmeniz için Mardin'den gönderilen bir epostanın gidip geldiği yolun bir ekran görüntüsü koyuyorum. Bu bağlantı için ödenen bedeli hepimizin vergileriyle yaptığımızı hatırlatmama eminim gerek yoktur.

  • 38 üniversite Microsoft'un çevrimiçi Outlook servisini kullanıyor. Bunu yapan üniversiteler de yine epostaları üzerindeki bütün kontrolü kaybetmiş durumdalar. Aşağıdaki ekran görüntüsü de Şırnak'tan gönderilen epostaların iletim merkezini gösteriyor.

  • 1 üniversite epostalarını Yandex'e, 1'i de Superonline'a teslim etmiş durumda.
  • Epostalarını bulut servislerine vermemiş üniversitelerden 29 tanesi Microsoft işletim sistemleri kullanarak bu servisi kendisi işletiyor.
  • 1 üniversite IBM AIX kullanırken, 2 üniversite de Oracle ile eposta servisini ayakta tutuyor.
  • 4 üniversite eposta servisini FreeBSD/OpenBSD kullanarak kendi sunucularında barındırıyor.
  • Sadece 49 üniversite bu servisi bir GNU/Linux dağıtımı kullanarak sürdürüyor. Bunların 18'inin sayfasından zimbra kullandıkları açıkça görülebiliyor.
Üniversitelerin özgür yazılımlar kullanarak kolayca yönetebilecekleri bu servisi yurtdışındaki bulut servislerine (başkasının bilgisayarına) teslim etmelerinin nedenlerini ve bunun yol açtığı şeyleri de bir sonraki yazıya bırakmadan önce bu bilgilere nasıl ulaştığımı yazayım kısaca: YÖK'ün sayfasından üniversitelerin alan adlarını öğrendikten sonra bir çok alternatifin arasından mxtoolbox'tan eposta sunucusu kaydını sorgulamak için 'MX Lookup' seçeneği kullanılabilir. Bununla google ve MS outlook kullananlar hemen görülebilirken kalanlar için üniversite sayfalarına girip 'eposta' bağlantılarını takip etmek yeterli olacaktır.

4 Nisan 2017

Posted In: eposta, Gezegen, google, güvenlik, microsoft, Özgür yazılım, Üniversite, yandex, zimbra

Pardus ne durumda?

Aşağıdaki yazıyı BMO Dergi için yazdım, olduğu gibi buraya da alıyorum. Tek farkı daha fazla bağlantı içermesi.

Pardus başlangıcında kendi özgün teknolojilerini geliştirme hedefinde olan bir GNU/Linux dağıtımı projesiydi. Geliştiricilerinin çok büyük bölümü TÜBİTAK çalışını olan proje kullanıcı tarafında ciddi bir heyecan yaratmıştı. Daha önce hiç GNU/Linux dağıtımı kullanmamış, özgür yazılım kavramından haberi olmayan kullanıcılar bile Pardus’la özgür yazılım dünyasına adım attılar. Bireysel kullanımda bir miktar yaygınlığı olsa bile kurumsal anlamda kayda değer bir yaygınlık elde edemedi, hatta TÜBİTAK kendi bünyesinde bile kullanmadı Pardus’u.

Ülkemizde işletim sistemi ölçeğinde bir yazılım projesinin geliştirilmesi hem özgür yazılım alanında bir bilinç oluşması, hem de bilişim dünyasındaki genç insanlara ‘ben de yapabilirim’ duygusunu vermesi açısından çok önemliydi. Etkinliklerde geliştiricileri görebildiğiniz, hatta katkıda bulunabildiğiniz bir işletim sistemi kullanmak heyecan verici bir şeydi. Proje böyle bir heyecanla devam ederken 2011 yılında geliştiricilerin neredeyse tamamı işten çıkartılınca, TÜBİTAK çalışanı olmayan hiç geliştiricisi kalmamış Pardus’un nasıl sona erdiğini hepimiz gördük. Bu süreçte yaşananlar hakkında çok az yazı yazıldığından tek bildiğimiz projenin durdurulması kararının teknik bir karar olmadığı. 2012 Mart’ında Pardus’un Yarını Çalıştayı adında bir toplantı TÜBİTAK tarafından düzenlendi ve bir şekilde Pardus’la ilgili tarafların fikirleri alındı. Daha sonra bu fikirler değerlendirilmeye alınmadı ama Pardus’un bir işletim sistemi olarak değilse de kendi şemsiyesi altında özgün yazılımlar geliştirilen bir program olarak hayatına devam edeceği mesajını daha o toplantıdan almıştık. [5], [6], [7]

İzlenen yöntem ve geldiği yer açısından çok şey söylenebilecek olsa da Fatih Projesinin ülkemizin en kapsamlı bilişim altyapısı projesi olacağı o zaman da belliydi. Yukarıda bahsettiğim toplantının ardından Fatih Projesi kapsamında okullara verilen etkileşimli tahtalarda Debian paket yöneticisini kullanan bir dağıtımın Pardus adıyla kullanıldığını gördük [8]. Bu Pardus’un o zamana kadar geliştirdiği bütün özgün teknolojilerin kullanılamaz duruma gelmesi anlamına geliyordu. Bu tarihten itibaren Pardus yeni bir yola girdi ve TÜBİTAK bünyesinde yeni çalışanlar işe alarak Debian temelli dağıtımlardan biri oldu.

Mevcut durumda Pardus çok büyük ölçüde Debian paketlerini kullanan bir GNU/Linux dağıtımı. Kendine hedef olarak özgün bir dağıtım hazırlamaktan daha çok kamuda özgür yazılımın kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlıyor ve ülkenin ihtiyacı olan yazılımları özgür yazılımlar olarak geliştirmeyi hedefleyen bir programa dönüşmüş durumda [1]. “Bunun yapılması için Pardus tarafından geliştirilen yazılımlardan vazgeçilmesi gerekiyor muydu” sorusu üzerinde tartışılabilecek konulardan biri ama bundan sonra yapılacaklar için bu tartışmanın öncelikli olmadığını düşünüyorum.

Pardus ülkenin hangi ihtiyaçları için özgür yazılım çözümleri geliştiriyor sorusu üzerinde biraz duralım.

Yukarıda da bahsi geçen Fatih Projesi için geliştirilen Etkileşimli Tahta Arayüzü Projesi (ETAP) [2] geliştirilen yazılımların en geniş kullanım alanına sahip olanlarından biri. Yüzbinlerce sınıfta, milyonlarca öğrencinin karşısına çıkacak ilk işletim sisteminin bir özgür yazılım olması çok önemli bir konu [9]. Pardus’un geliştirdiği ETAP bence çok başarılı bir proje. İlk prototiplerinden [10] bu yana takip ettiğim ETAP Fatih projesinin bütün ihtiyaçlarına cevap verebilen modern bir araç durumunda. Umarım Milli Eğitim Bakanlığı Fatih Projesinde özgür olmayan alternatifleri değil de ETAP’ı kullanır. Bu konu işletim sistemine ve onun üzerinde koşacak yazılımlara ödenecek lisans bedellerinin çok fazla olmasından daha çok ülkedeki özgür yazılım bilincinin artması açısından önemli. İlk işletim sistemi olarak sahipli bir yazılımı çocuklarımıza göstermek hem doğru değil, hem de ülke menfaatlerine uygun değil. [11],

Kurumların Pardus veya başka bir GNU/Linux’u işletim sistemi olarak kullanabilmeleri için ihtiyaç duydukları bir diğer proje de merkezi sistem yönetimi yazılımı olan Lider/Ahenk [3]. Kurumsal politika belirleme ve uygulama konusundaki ciddi bir ihtiyaca cevap veren Lider/Ahenk [12] mevcut durumda oldukça kullanılabilir bir ürün. Engerek [13] ve Ahtapot [14] gibi diğer projelere de Pardus’un sayfasından ulaşılabilir.

Kamuda özgür yazılım kullanımına geçiş hedefinin sadece Debian paketleri ve onun üzerinde koşacak kendi yazılımlarımızla gerçekleşmeyeceğini de bilmemiz gerekiyor. İngilizce konuşan dünyadan farklı bir alfabemiz olduğunu ve tek farkımızın da bundan ibaret olmadığını unutmadan yaygın kullanılan özgür yazılım projelerinin geliştiricilerinin de yetiştirilmesi/desteklenmesi gerekiyor. Bir küçük örnekle bunu netleştireyim. LibreOffice 30 yıllık köklü bir özgür ofis programı. Bir kurumun veya kullanıcının ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda ve dünyada çok yaygın kullanılıyor. İngilizce konuşan dünyada yüzde ifadesi 50% şeklindeyken biz %50 olarak yazıyoruz. Bu farklı kullanım LibreOffice belgelerinde sorunsuz kullanılabiliyor çünkü bizden bir geliştirici bunu gördü ve düzeltti [4]. Bir özgür yazılım göçü sırasında böyle çok şeye ihtiyaç duyacağımız ve bunların çözümü için sadece Pardus’un yeterli olmayacağı çok açık olmalı. Tek başına TÜBİTAK’ın veya Pardus’un yapabileceklerinin sınırlı olduğunu göz önüne alıp ülkedeki özgür yazılım ekosisteminin büyütülmesinden başka bir çözümün olmadığını düşünüyorum.

Bugün itibariyle Pardus hedeflerine ulaşmış değil. Henüz kendi projelerine kurum dışından katkı alamadığı gibi sürüm politikaları ve geliştirici belgeleri kamuyla paylaşılmış değil. Bunları gerçekleştirmek için çabalar var ama hızlandırılması ve yoğunlaştırılması gerektiği de açık.

Pardus’un kat edeceği uzun bir yol var ama ülkemizde özgür yazılımın kullanımının arttırılması açısından çok büyük önem taşıyor.

22 Mart 2017

Posted In: Debian, etkileşimli tahta, Gezegen, Özgür yazılım, pardus, tubitak

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com