Pardus’tan ayrılışım ve sonrası

Kısa Özet

TÜBİTAK’da yer aldığım Pardus projesinden istifa ettim iki hafta önce. Tam 20 ay ( ~1.5 yıl) severek çalışmış, iyi insanlar tanımış, bir çok güzel bilgi öğrenmiş, ama üzgün ve hevesi kırılmış biri olarak ayrıldım. Neden mi?

Uzun Hikaye (geçmişe dair)

Nerden nasıl başlasam sözlerime bir türlü bilemedim. Bu yazılanları büyük bir hüzünle yazdığımı belirteyim. İnsanoğlu hayallerle büyür ama bu hayaller tam gerçekleştiği sandığınız anda kül olup uçtuğunu geç fark ediyor. En iyisi ben kaseti en başa sarıp o şekilde size hikeyimi anlatayım.

Yıl 2010. Hacettepe’den mezun olmama iki ay kala Pardus projesine iş başvuruşunda bulunmuştum. 2008 yılında staj yapmıştım ve böylelikle de ekibin bir çok kısmını kısmen de olsa tanıyordum. Linux ile maceram ise 2005 yıllarına dayanıyor. İşim güçüm Linux idi, okulda insanlara Linux’u anlatırdım, Linux kullanır, Linux CD’si dağıtırdım(Maviportal), kişisel blogumda belgeler yazardım, insanlarla tartışırdım. Bundan daha keyifli bir şey yoktu benim için. Akşam okuldan geldiğim gibi Archlinux ile ilgili gelişmeleri takip eder, şu an hangi teknolojiler, hangi paketlerde ne özellikler mevcut, sistemde ne gibi değişiklikler olacak diye adım adım takip ederdim. Seviyordum çünkü.

Hal böyle olunca Pardus’ta işe başlamak da hayallerimden biriydi. Nitekim öyle de olmuştu. Erkan Tekman’dan kabul mektubunu alınca bölümün önünde sevinçten zıpladığımı, gözlerimin güneş misali parladığı o an orada olanlar bilir. Akşam üstü bunu aileme söyledim ve 2010 Ağustos ayında ise resmen Pardus ekibinde işe başlamıştım.

Pardus ofisinde ilk iş günüm (Ağustos 2010)

İlk ofisimde Onur Küçük, Ozan Çağlayan, İbrahim Güngör ve Serdar Dalgıç vardı. İşe başlamamla birlikte hangi konularda çalışacağım ile ilgili bilgiler aramaya konulmuştum. “İşe Alıştırma” gibi bir faaliyet yoktu, “İşe dalıp” çalışmak vardı. Ben de bilgisayarımı kaptığım gibi ofiste ne yapabilirim diye sormuştum. Onur Abi(ben böyle seslenirdim kendisine): “Bugzilla’daki yeni paket isteklerine bakabilirsin, hataları çözebilirsin, oradan bir gir istersen” demişti. Ben de bunun üzerinde Bugzilla’ya girip gözüme ilk kestirdiğim yeni paket isteğini yapmaya konuldum. Paket ise Geogebra idi.

Daha öncesinde paket yapmama (2009 yılında) rağmen her şey benim için yeniydi. O yüzden hiç yerimde durmuyordum, ayağa kalkıp ofis ofis dolanırdım. Bilmediğim ne varsa her birini tek tek sorar, not alırdım ve uygulardım. Hal böyle olunca da birinci hafta “Yapılacak iş var mı? Bana iş verin” diye serzenişte bulunduğumda bana Texlive ailesinin tüm paketleri atanmıştı. Amacım hem yeni çıkacak Pardus 2011 için bunları yeniden düzenlemek hem de Pisi’den çıkan texlivemodules actionsapi’yi sil baştan tekrar düzenlemek. Texlive paketleri ile uğraşırken gözüme kestirdiğim bazı hataları da kendimce çözmeye çalışıyordum. Bunları da zaman zaman blog yazıları niteliğinde sizlerle paylaşmıştım.

Zamanla bu paketlerin üzerine Fatih Aşıcı’dan da tek tük işler alarak devam ettim. Kimse boş durmuyordu, herkes bir şeyi bir yerlere yetiştirmeye çalışıyor bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ben de bu hızın içinde kendimce bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Fatih Aşıcı ile yaptığım işler artınca ve Fatih’in Nisan 2011’de askere gideceği kesinleşince yavaştan onun işlerini devralmaya başladım. Ofisi değiştirdim ve onun yanına geçmiştim. Fatih Aşıcı ile başta Panda ve Panda-KDE olmak üzere bir sürü güzel işlere imza attık.

Fatih Aşıcı askere gidince ona ait paketlerin %70-80’i devralmıştım. Zamanla onun paketlerin bakımı ile uğraşıyor ve bir yandan da X11, Mesa, Ekran kartları gibi teknolojirdeki gelişmeleri takip ediyor ve öğrenmeye çalışıyordum. Hatta bununla ilgili gelişmeleri de sık sık bu blogda sizlerle paylaşıyordum. Örneğin “Wine 64bit” konusundaki gibi. 2011 Ağustos ayında ise, yani tam bir yıl sonra işe iyice alışmıştım. İş yerimi, iş ortamını çok seviyordum. “Bundan sonrası çok güzel olacak, bir sürü güzel işlere imza atacağız, güzel işler yapacağız” diye söylenip duruyordum. Bu bundan 7-8 ay önceydi.

Ayrılıkların başlaması (Temmuz-Ağustos 2011)

Tabi bu şekilde ilerlemedi hiç bir şey.

2011 güzünde ekipten insanlar tek tek ayrılmaya başlamıştı. İsimlerini tek tek vermek istemiyorum, zira gidenleri geliştirici listesi, twitter gibi mecralardan görmüşünüzdür. Gidenler Pardus ekibinde yıllarca çalışmış, deneyimli insanlardı. Onlar gittikçe üzerimizde iş yükü artıyor, ileride yapmak istediklerimize dair hayaller de sönükleşiyordu. İş yükü artıyordu çünkü bu kadar çok paketin bakımını yapmak gerçekten çok zordu. Zor olmasının en büyük etkenlerden biri de eşit olmayan paket dağılımı idi. Benim üzerimde 300’e yakın paket varken, bir başkasının üzerinde en fazla 40-50 olabiliyordu. Bunu her ne kadar eşitlemeye çalışsak da, geliştiricilerin bu konudaki tutumu bu işi daha da zorlaştırmıştı.

İnsanlar ayrıldıkça kurumsal alanlarda da işler artmaya, yeni işler doğmaya başlıyordu. Bu yeni işlerden biri mesela Fatih Projesi idi. Fatih Projesi daha yeni duyulmaya başladığında Pardus ekibi olarak (Erkan Tekman önderliğinde) sık sık Ankara’ya gider gelirdik. O zamanlarda MEB Eğitek’de iki tane akıllı Tahta üzerinde 1-1.5 gün içinde Pardus’u sorunsuz bir şekilde çalıştıracak hale getirip göstermiştik. Erkan Tekman ta o zaman Pardus’un yapabiliceklerini, yapamayacaklarını, yapılması gerekenleri tek tek sıralamış ve bildirmişti.

2011 Kış ayında Tübitak Yönetimini değişmeye başladı. Tübitak içinde yapılan büyük bir toplantı sonucunda Pardus’un Fatih Projesinde yer almaması karar verilmişti. Bizimle yapılan bir toplantı da Pardus’un fiyat kırıcı rolü üstlendiğini, bu yüzden Microsoft karşısında -5 dolar kadar bir avantaj sağladıklarını, o yüzden Pardus’un bu konudaki başarısının yadsınamaz olduğu dile getirilmişti. Bunun duyan ekibin bir kısmı buna çok kırılmış (haklı olarak) ve ayrılmaya karar vermişti. Kan kaybı artarak devam etti bu günden sonra.

Son aylar (Ocak-Nisan 2012)

Aradan aylar geçti. Daha önce yukarıda saydığım isimlerin olduğu ofiste tek başına kalmıştım, var olan işleri düzenlemeye çalışıyorum, bir yandan da ansızın çıkan Fatih Projesi ile ilgili konusunda çalışıyordum. Ben de herkes gibi ayrılmaya karar vermiştim. Sebebleri çoktu, bunun en başında iki yıl önceki hayallerimi gerçekleşmek ve bir şeyler yapabilmek için gerekli zeminin yok olmasıydı. Belki bazı insanlar devlete kapağı atıp tüm gün oturup, aklı zorlamayan rahat işler yapmayı seviyordur, ama ben bunlardan biri değildim.

Çalıştay’da da “501 Developer” sözünü duyunca üzüldüm biraz. “501” geliştiricisi olmak kötü bir şey değil, ama TÜBİTAK tarafından sanki yıllardır böyle çalışıyormuşuz gibi itham edilmek beni çok üzdü. Çünkü bu proje’de yer almış herkes bilir ki, gecesi, gündüzü, haftasonu, fark etmeksizin çalışan bir ekip vardı. Mesai kalmak zevkti ve eve gitsek bile çalışırdık. Kaldı ki bu Pardus Projesinde işe başlayan insanların çoğu zaten işe başlamadan önce de boş zamanlarında destek veren insanlardı. “Sabah 8:00 akşam 17:00 arası çalışıyorsunuz, bize hevesli insanlar lazım” diye itham edilmek hoş olmadı.

20 ay önce Ankara’dan yola çıkarken yanımda bir bavul ve gönlümde yatan kocam hayalim, Pardus’a olan sevdam, hevesim vardı. Fedakarlık yapıp ailemi, dostlarımı, en yakın arkadaşlarımı, anılarımı, alışkanlıklarımı bırakıp gelmiştim. Pardus ve Pardus’la beraber bu ülkem, bu dünya için güzel şeyler üretebilirim diye çıkıp gelmiştim.

Pardus projesiyle ilgili gelişmeler bana herhangi bir proje için bu denli fedakarlığı hiç bir zaman yapmamam gerektiğini acı bir şekilde öğretti.

..

Bu projede yer aldığım sürede bana desteğini esirgemeyen, sorduğum tüm sorularımı eksiksiz bırakmayan, kimi zaman dertlerimi dinleyip derman olan herkese teşekkür ederim. Sizlerden çok şey öğrendim, inşallah ben de öğrendiklerimi yeri ve zamanı geldiğinde başkalarına aktarabilme şansına sahip olurum.

Yeni iş? Gelişmeler var mı ?

Pardus’tan sonra yeni bir işe başladım(16 Nisan 2012 itibariyle). Tanıdık simalar ile çalışıyor olacağım. Önümüzdeki yıllar blogumda yeni işimle ilgili edindiğim bilgileri yine sizlerle paylaşacağım.

22 Nisan 2012

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com