Zemberek Veda

Mazisi 15 yıla yaklaşan Zemberek projesi üzerinde çalışmayı bırakıyorum. Kod üzerinde zaman zaman değişiklikler yapabilirim ama herhangi bir plan dahilinde olmayacak. Projeye ilgi gösteren ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. ( https://github.com/ahmetaa/zemberek-nlp )

27 Mart 2015

Çözümcülük ve İnternet Merkezcilik

30 Eylül 2013 tarihinde yayımlanan Time dergisinin kapağı çarpıcıydı:Google Ölümü Çözebilir Mi? 2013 yılında Google’ın Arthur D. Levinson ile birlikte kurduğu Carilo adlı bioteknoloji firması, sağlık ve özellikle yaşlanma üzerine çalışmayı hedefliyordu (http://en.wikipedia.org/wiki/Calico_%28company%29). Time’a göre eğer bu işe girişen Google değil de başka biri olsaydı bu girişim çılgınlık olarak nitelendirilebilirdi. Google’ın insansız arabaları ve giyilebilir teknolojileri düşünüldüğünde pek de haksız sayılmazlar.

Google geçmişte de bazı toplumsal problemlere teknolojik çözümler getirmeye çalışmıştı. Örneğin, geniş ölçekte sıfır karbon enerji üretmeye girişmiş, ancak yeni bir enerji teknolojisi icat etmenin zorlukları karşısında geri adım atmıştı. Google’ın CEO’su Larry Page, teknolojinin insan yaşamını iyileştirme konusunda müthiş bir potansiyele sahip olduğunu söylüyordu. Toplumsal hayata, teknolojiyle müdahale etme isteği yalnız Google’a özgü bir durum da değildi. Antonio Regalado’nun Silikon Vadisi girişimcileri hakkında aktardığı espriye göre girişimcilerin projeleri yaşamlarıyla paralel gidiyordu. Örneğin genç programcıların kafaları hangi bara takılabileceklerini söyleyecek web sitesi fikirleri ile doluyken, ilgileri daha sonra evlilik ve doğurganlık uygulamalarına kayıyordu. Şimdi de saçlarına aklar düşerken sıra ölüme gelmişti (bkz. http://www.technologyreview.com/view/519456/google-to-try-to-solve-death-lol/).

Aslında bugün Google’ın projelerinin arkasındaki temel felsefeyi anlayabilmek için Silikon Vadisi’nde egemen olan ve tüm dünyaya yayılan çözümcülük kültürüne bakmak gerekiyor. Teknolojinin toplumsal sorunlara çözümler getirerek daha iyi bir hayat sunabileceği Silikon Vadisi’nde yaygın bir düşünce. “Bana bir kaldıraç verin dünyayı kaldırayım” diyen Arşimet’in ardılları da uygun uygulamalar geliştirildiğinde insanlığın tüm hatalarından (“bug”) kurtulabileceğini düşünüyor. Politika, katılım, yayımcılık, yemek pişirme, sağlık vb alanlarda uygun algoritmalar kullanıldığında bir çok toplumsal sorun da çözülmüş olacak. İki yüzlülük politikadan defedilecek, suçlar gerçekleşmeden önlenebilecek, insanlar daha mutlu olacaklar… Bu iddialarında başarılı olup olamayacakları ayrı bir konu. Ya çözümlemek istedikleri sorunlar gerçekten bir sorun değilse?

Evgeny Morozov, To Save Everything, Click Here (Her Şeyi Kaydetmek İçin Buraya Tıklayın) adlı kitabında, günümüzde oldukça yaygın olan iki eğilimi, çözümcülüğü ve onunla ilişkili olan İnternet merkezciliği tartışıyor. Morozov’a göre Silikon Vadisi, verimlilik, açıklık, kesinlik ve mükemmellik iddiasıyla bizi deli gömleğine sokmaya çalışıyor. Oysa kusurluluk, belirsizlik, anlaşılmazlık, düzensizlik, hata yapma hakkı insan özgürlüğünün bileşenleri. Morozov, çözümcülüğün sorunun kendisini etraflıca tartışmak yerine çoğunlukla sorunu varsaydığını, varsayılan sorunlara çözümler ürettiğini ve bunun da yeni sorunlara neden olduğunu belirtiyor. Morozov’un verdiği çözümcülük örneklerine ve içerdiği sorunlara bakmakta fayda var.

İlk örneğimiz yemek pişirme hakkında… Bugün birçok yemek tarifine İnternet’ten erişmek mümkün. Okuyarak ya da videodan izleyerek çeşitli tarifleri uygulayabilirsiniz. Peki tarifi bir yerlerden okumak yerine mutfağınız sizi yönlendirse nasıl olurdu? Kyoto Sangyo Üniversitesi’nce hazırlanan, kameralar ve projektörlerle donatılan bir mutfakta kişi komutlarla yönlendirilebiliyor. Hatta aşağıdaki resimde gösterildiği gibi balığı temizlemek için neresinin kesilmesi gerektiği lazerle gösterilebiliyor:

balik

Washington Üniversitesi’ndeki bir başka araştırmada ise aşçının hareketleri daha detaylı algılanabiliyor. Böylece aşçıyı tarifin dışına çıktığında uyarma olanağı doğuyor. Her iki araştırma haberi de 2012 yılının Ağustos ayından (bkz. http://www.newscientist.com/article/mg21528774.900-augmented-reality-kitchens-keep-novice-chefs-on-track.html#.VMAdUIe5tN8). Muhtemelen şimdi çok daha “başarılı” sonuçlar alıyorlardır. Fakat Morozov’un da vurguladığı gibi bu tarz bir uygulama ile insanın robotlaştırılması en başta insanın entelektüel gelişiminin gerilemesi ile sonuçlanacaktır; robotların insan gibi düşünmesinden çok insanların robotlaşması daha yakın ve can alıcı bir tehlikedir. Ayrıca yeni tatların, var olan tariflere harfiyen uyulduğu için değil, bilerek ya da bilmeyerek tariften sapıldığı için ortaya çıktığını da unutmamalıyız. Tabi tüm yiyeceklerin McDonaldlaştırmasını istemiyorsak…

Kapitalizm koşullarında bunun sonrasını tahmin etmek zor değil. İlk başta yemek tarifi almak için bu kameraları mutfaklarımıza koyacağız. Daha sonra yiyecek ve elektronik firmaları bize daha uygun ürünler geliştirmek için yemek yapma alışkanlıklarımız üzerine veri toplamaya başlayacak. Sonra bu veriler uzaktaki bir sunucuya taşınacak. En sonunda bir de bakacağız ki sigorta şirketleri poliçemizi hazırlarken yeme alışkanlıklarımızı göz önünde bulundurmaya başlamışlar. Tuzlu yiyorsak sigorta ücretleri yükselecek, et yoğun besleniyorsak bundan kaynaklanabilecek hastalıklar sigorta kapsamından çıkartılacak.

Daha büyük bir sorun ise toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde teknolojinin siyasetin ve hukukun yerine ikame edilmesidir. Morozov’un altını çizdiği gibi toplumsal ilişkilerin düzenlenmesinde teknoloji kullanımının içerdiği en büyük tehlike düzenlemenin kodlandıktan sonra değiştirilmesinin zor olmasıdır. Değiştirmedeki zorluk teknik değildir. Teknolojik, hukuksal ya da siyasal… Üçünün de toplumsal sorunlara getirdiği çözümler, doğal olarak, o an için geçerli olan toplumsal ilişkileri yansıtacaktır. Ancak hukuksal ve siyasal çözümlerle karşılaştırıldığında teknolojik çözümler insan iradesini daha kısıtlayıcıdır ve esnetilmeye çok uygun değildir. 1’lerin ve 0’ların dünyasında kurallar daha kesindir.

Morozov’un Rosa Parks örneği, teknolojik düzenlemelerden doğabilecek olası sorunları anlayabilmemiz açısından son derece öğreticidir.

1913’de ABD’de doğan Rosa Parks, 1943 yılında ABD Yurttaş Hakları Hareketi’nin aktif bir üyesi olur. O yıllarda ABD’de siyahlar otobüslerde sadece kendilerine tahsis edilen yerlere oturabilmekte ve beyazlara ayrılan koltuklar yetersiz kaldığında yer vermeleri beklenmektedir. 1955 yılında bir beyaz, otobüste beyazlara ayrılan alanda yer kalmadığından siyahlara ayrılan bölümde yolculuk eden Parks’tan yerini vermesini ister. Parks, şoförün de uyarılarına rağmen kalkmaz ve hapse atılır. Parks’ın bu eylemi sonrasında siyahlar bir yıldan uzun bir süre otobüsleri boykot ederler. Boykot kazanımla sonuçlanır, otobüslerdeki bu uygulama yasaklanır. Parks’ın bu sivil itaatsizlik eylemi daha sonra dalga dalga yayılacak ve siyahlar eşit yurttaşlık yönünde önemli kazanımlar elde edeceklerdir.

Morozov bir de şöyle düşünmemizi ister…Eğer günümüzde benzer bir uygulama olsaydı ve bir mühendisten bu ayrımcılığı bir teknolojide kodlaması istenseydi benzer gerilimlerin önüne geçilebilir, olaylar büyümeden bastırılabilirdi. Örneğin, çeşitli alıcılarla donatılmış otobüs duraklarında bekleyen beyaz sayıları tespit edilip, duraklarda bekleyen siyahlara sonraki otobüsü beklemeleri söylenebilirdi. Ya da duraklarda bekleyenlerin ırksal dağılımlarını ve büyük veri analizlerini dikkate alarak beyazların siyahların yerlerinden kalkmasını istemeden koltukları dinamik olarak paylaştıracak sistemler geliştirilebilirdi, tabi her zaman siyahlar aleyhine olacak biçimde. Örneğin bazı günler, siyab-beyaz oranı 30’a 40 olurken, bazı günler bu oran 10’a 60 olarak yeniden düzenlenebilirdi. Ya da akıllı bilgisayarlar siyasi atmosferi veya durakta beklemekte olan siyahların sosyal medya profillerini inceleyerek gerginlik yaratma olasılığı olan yolcuları otobüse hiç almayacak şekilde kodlanabilirdi.

Morozov, böyle bir düzenlemenin pekala “verimli” bir şekilde çalışabileceğini ama Rosa Parks’ların çıkışına da engel olacağını belirtiyor. Bill Clinton, 11 Eylül sonrasında veri analizinin önemini anlatmak için veri analizinde başarılı olunsaydı 11 Eylül’ün önlenebileceğini söyler. Belki… Ama 1950’lerde veri analizi, gözetim, büyük veri vb çok ileri olsaydı bugün Obama’nın ABD başkanı olamayacağını da görmek lazım. Toplumsal kuralları, teknolojiye kodladığımızda değişimin de önünü tıkamış oluyoruz. Devrim yaptığımızı zannederken, statükoyu devam ettirmekten başka bir şey yapmıyoruz…

Daha somut bir örnek ise DRM’den (Digital Restirictions Management – Sayısal Kısıtlamalar Yönetimi). Telif hakları, özel ve kamu çıkarları arasında, dinamik bir toplumsal ilişkidir. Bu toplumsal ilişkinin, gri, belirsiz alanları da vardır. Örneğin, CD’ler zaman içinde yıpranabilen teknolojilerdir. CD kopyalamak yasaktır ama aynı CD’ye birkaç yıl sonra tekrar ücret ödemek istemeyen bir müziksever, CD’nin bir kopyasını alabilir ya da CD içeriğini bilgisayarına aktarabilir. Üniversite kampüslerinde kütüphanedeki kitapların fotokopisini çektirmek belki telif hakkı yasasının ihlalidir, ama eğitim için gerekliliktir. Bazı kütüphanelerde, kitabın ancak %10’u fotokopi çektirilebilir. Ama aynı kişinin farklı zamanlarda on kere fotokopiciye gitmesinin ya da on arkadaşın fotokopi çektirilecek sayfaları aralarında paylaşmasının önünde hiçbir engel yoktur. DRM uygulayıcıları ise eserlerin kullanımını kısıtlamak için kullanım haklarını teknolojik araçlarla kodlar. Böylece gri ve belirsiz alanın genişlemesi, şartlara göre değişmesi en baştan “verimli” bir şekilde engellenmiş olur.

Aslında bilişimcilerde (kendim de dahil olmak üzere) son derece belirgin bir çözümcülük eğilimi vardır. Bunda mesleki deformasyonun etkisi olabilir. Bilgisayarla fazla haşır neşir olunca insan ilişkilerinde de bilgisayarda olduğu gibi kesinlik istiyor olabiliriz. Geliştirdiğimiz yazılımlarda belirsizliğe ve olumsallığa yer bırakılmamalıdır; bu bakış açısı ister istemez dünyaya bakışımızı da etkileyebilmektedir. Fakat çözümcülük yalnız bilişim çalışanlarında değil, genel olarak orta sınıflar arasında da çok yaygındır. Siyasi kurumlara ve hukuka karşı güvensizlik ileri boyuttadır. Muhalefetin kendi örgütlenmelerinde yaşadığı sıkıntılar muhalefeti farklı arayışlara yöneltmektedir. Morozov’un eleştirdiği ikinci eğilim olan İnternet merkezciliğin yaygınlaşmasında bu umutsuzluğun önemli rolü olduğunu düşünüyorum.

Morozov, İnternet merkezci düşüncenin özellikle açıklığa ve şeffaflığa vurgu yaptığını ve İnternet’e atfedilen bu özelliklerin sanki gökten zembille inmiş gibi bir hava yaratıldığını belirtir. İnternet merkezci düşünceye göre İnternet kutsaldır; eğitim, medya, siyaset vb alanların internetin doğasına uyumlu olmasının gerektiği savunulur. İnternet, entelektüel bir kalıp haline getirilir: Şehirler, belediyeler, toplumsal kurumlar İnternet’in doğasına uygun olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Mahremiyet konusunda karmaşık duygulara sahip olan Almanya yalnız İnternet’in kültürüyle değil, gelecekle de çelişmektedir…İnternet’in açıklık, kamusallık ve işbirliğine bağlı doğasına uygun hareket etmek Google’a verimlilik ve kar getirmiştir… Ekonomi ve siyaset Wikipedia’nın örgütlenme modelini örnek almalıdır.

İnternet’i İnternet yapan nedir diye soracak olursak alacağımız cevabın başında onun açıklığı gelmektedir. Bu açıklığı sayesinde İnternet çok sayıda yeniliğin ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır. İnternet’te kimse bir yerden izin almadan yapacağını yapmakta. Google gibi bir arama motoru internet servis sağlayıcılardan izin almamakta, Wikipedia Microsoft’un ya da AOL’nin onayına gerek duymamaktadır.

Morozov ısrarla İnternet’e atfedilen açıklığı ve şeffaflığı sorgular İnternet’in ne kendine özgü bir doğası ne de değişmez olduğunu vurgular. İnternet’in kendiliğinden açık olduğunu varsaymadan önce onun şirketlerin ve hükümetlerin retoriğindeki yerine ve bu aktörlerin pratiklerine bakmak gerekir.

Açıklık kendi başına bir hedef midir yoksa daha başka hedefler için bir araç mıdır? Örneğin her fırsatta İnternet’in açıklığının önemini vurgulayan ve bu konuda etkin bir halkla ilişkiler çalışması yürüten Google’ın Android platformundaki pratiklerine baktığımızda platformdaki diğer aktörlerin hareket alanını kısıtlayıcı hamleler yaptığı görülmektedir.

Google, indekslediği sayfaları geçici değil de kalıcı olarak saklamakta, Facebook kullanıcıların mahremiyet ayarlarını şirket politikaları doğrultusunda değiştirebilmektedir. Ama bu İnternet’in doğasından değil, söz konusu şirketlerin ihtiyaçları doğrultusunda gelişen bir durumdur. Fakat bize sürekli empoze edilen İnternet’in kendine özgü bir mantığı olduğu, bunun tersine çevrilemeyeceğidir. İnternet sadece engellenebilir. Bir diğer deyişle 1 ve 0…

Başka bir yanılsama da İnternet’in doğasına uygun olduğu iddia edilen açık hükümet modelidir. Morozov, açık hükümetteki açığın da son derece belirsiz olduğunu düşünmektedir: Beş açık hükümet uzmanını bir odaya koyduğunuzda açık hükümetteki açıklık için altı farklı yorum elde edersiniz.

Açık hükümet tren tarifelerinin ve şehir haritalarının herkesçe erişilebilir olması mıdır? Morozov en anti-demokratik hükümetin bile bunu sağlayabileceğini, fakat bunun, kelimenin çağrıştırdığı gibi hiçbir hükümeti demokratik yapmayacağını söyler. Asıl sorun açıklığın bir örtü görevi üstlenmesidir; hükümetler açıklığı bir propaganda malzemesi olarak kullanarak hem bir yanılsama yaratmakta hem de gerçekte yapmaları gereken şeyleri ertelemektedir. Ayrıca açık hükümet söyleminin ve uygulamalarının bir çok noktada Thatcher’in devleti küçültme planlarıyla örtüştüğünü de göz ardı etmemek gerekir.

Şirketlerin ve hükümetlerin açık İnternet arkasına sakladıkları niyetleri ve yaratılan yanılsama açık İnternet’in bir boyutudur. Ancak aynı yanılsama, aktivistler arasında da yaygındır. Morozov, bu yanılsamanın SOPA yasasında olduğu gibi İnternet’in açık doğasına sahip çıkmak adına insanları harekete geçirdiğini de ekler. Bu bağlamda İnternet merkezciliği dine benzetir. Her din gibi İnternet merkezciliğin de belirli konularda faydalı sonuçlar elde ettiğini belirtir. Buna karşın yarattığı yanılsama çözümcülükle bir araya geldiğinde gerçek sorunların üzeri örtülmekte ya da var olan sorunlar biçim değiştirip derinleşmektedir.

Örneğin, İnternet’in ademi merkeziyetçi bir yapısının olduğu ve örgütlenmelerimizi de buna uydurmamız gerektiği söylenmektedir. Bu hangi sorunumuzu çözecektir?

David Harvey’in de eleştirdiği gibi bugünlerde sık sık hiyerarşik örgütlenmelerin zararlarından söz edilmekte ve yatay örgütlenmeler fetişleştirilmektedir. Örgütsüzlük ve lidersizlik övülmekte, herkesin bir lider, bir örgüt olduğu söylenmektedir. Bu fetişizm daha verimli ve duruma uygun örgütlenmelerin önünü de kesiyor.

Son yıllardaki toplumsal hareketlerde sosyal ağların yoğun kullanımı ve hareketlere katılan kitlenin örgütsüzlüğü kuramlaştırılmakta ve şöyle tezler öne sürülebilmektedir: Mademki örgütler olmadan örgütlenebiliyoruz, sendika ya da siyasi parti benzeri verimsiz ve hantal örgütlenmelere ne gerek var ki?

Arap Baharı’ndaki lidersizlik övülmektedir. Herkes bir liderdir. Hareketin amacı, bir diktatörü devirmekse belki (ama belki!) bu herhangi bir siyasi parti ya da örgüt olmadan da başarılabilir. Ama bir devrimden söz ediyorsak yalnız yıkma değil yapma iradesi de gerekmektedir. Yenilgi sonrası dağılmamak, geri çekilebilmek, gerektiğinde risk alarak cesur adımlar atabilmek örgütlü bir yapıyı gerektirir. Aksi taktirde Mübarek gider, Mursi gelir…

Bunda (şimdilik) en ileri nokta ruck.us adlı web sitesi. Siteye üye olduğunuzda verdiğiniz kişisel veriler doğrultusunda politik DNA’nız hesaplanıyor ve DNA’nıza uyan kişi ya da kampanyalar öneriliyor. Örneğin sitenin elinde sigara yasağına karşı olduğunuza dair bir bilgi varsa sizi alkol yasaklarına karşı olan kampanyalar hakkında da bilgilendirecektir. Böylece bir örgüt çatısı olmadan, proje temelli çalışmada olduğu gibi, ortak amaçlar etrafında buluşulacak ve kampanya sonunda ya da kişilerin ilgilerini kaybetmesinden sonra dağılınacak.

Bu tarz örgütlenmelerin işe yarayabileceği durumlar olabilir. Ama partilerin veya örgütlerin yerini alması düşünülemez.

Politik sorunlara bir başka çözüm örneği ise Korsan Partisi’nin LiquidFeedback (http://liquidfeedback.org/) yazılımıdır. Katılımcılığı teşvik etmeyi ve politik süreçleri şeffaflaştırmayı hedeflemektedir. Herhangi bir üye, kendi adıyla ya da başka bir adla partiye öneriler getirebilir: “Korsanlar x işini yapmalıdır” diye. Eğer üyelerin %10’u bu öneriyi ilginç bulursa ikinci aşamaya geçilir. İkinci aşamada parti üyeleri lehte ya da aleyhte oy kullanır. İkinci aşamaya geçilmeden, parti üyeleri karşı teklifler getirebilir. İlginç ve farklı olan ise üyelerin oylarını konunun uzmanlarına devredebileceğidir. Tabi bu sürecin herhangi bir bağlayıcılığı yoktur. Parti yönetimi sadece kitlelerin düşüncesi hakkında haberdar olmaktadır.

Teoride güzel ve etkileyici. Ancak bunun katılımı artırdığı söylenemez. Çünkü Korsan Partisi, geçmişteki hiyerarşilerin, liderlerin, kuralların ve bürokrasinin geçmiş iletişim altyapısının eksikliğinden kaynaklandığını varsaymış ve bunu İnternet’le aşmaya çalışmıştır. Oysa çok daha karmaşık bir sorunla karşı karşıyayız, iletişim sorunu bunun sadece bir parçasıdır.

***

Bu yazıda, Morozov’un kitabından alıntıladığım örnekleri, teknoloji karşıtlığı olarak algılamamak gerekir. Amaç sadece yararlı gibi görünen teknolojilerin olası sonuçlarına dikkat çekmektir. Sorunun kendisini etraflıca değerlendirmeden, bir teknoloji sadece teknik olarak uygulanabilir olduğu için uygulanmamalıdır. İnternet, büyük veri analizi, yapay zeka var diye sosyal bilimleri bir kenara koyamayız.

 

 

 

 

 

24 Mart 2015

Posted In: açık kaynak kod, çözümcülük, determinizm, enformasyon toplumu, Genel, google, İnternet merkezcilik, Korsan partisi, Özgür yazılım

Linux 4 Sürümü İnsanlığın Sonunu Getirir mi?

Linus Torvalds geride bıraktığımız ay Linux 4.0 sürümünü duyurdu. Şu an kernel.org sitesine bakıldığında 22 Mart 2015 tarihinde 4.0-rc5 sürümünün kernel arşivlerine girdiğini de görüyoruz.

“Peki başlık ne alaka?” derseniz, konuyla alakalı olarak aşağıdaki resim dolaşıyor internette:

terminator-linux41

İzlemeyen var mıdır bilmiyorum ama T-800, Terminator film serisinde Arnold Schwarzenegger’ın canlandırdığı katil robotun modeli. Bu ekran görüntüsü hangi Terminator filminden alınmış bilmiyorum ancak görünüşe göre gelecekte (hatta Torvalds’ın 4.0’ı duyurmasıyla korkarım zannettiğimizden daha da yakın bir gelecekte) insan-makine savaşlarında makinelerin işletim sistemi olarak Linux 4.1.15 çekirdeği çalışıyor olacak 🙂

24 Mart 2015

Posted In: Gezegen Yazıları, linux, terminator

NFS sunucu portları nasıl sabitlenir?

NFS diğer teknolojilere göre ek yükü az, verimli ve hızlı bir dosya paylaşım protokolü. Fakat bilinen güvenlik açıklarından dolayı güvenlik duvarı arkasında çalıştırılması gerekiyor. Ek tanım yapılmadığında sabit 2, değişken 7 port kullanıyor. Firewall kuralı yazılabilmesi için bu portları sabitleyip iptables kuralını yazalım;

/etc/sysconfig/nfs dosyasına eklenmesi gereken satırlar;

RQUOTAD_PORT=875
LOCKD_TCPPORT=32803
LOCKD_UDPPORT=32769
MOUNTD_PORT=892
STATD_PORT=662
STATD_OUTGOING_PORT=2020
RDMA_PORT=20049

iptables kuralı;

iptables -A INPUT -m multiport --dports 662,111,2049,32769,875,892,2020,20049,32769 -m state --state NEW,ESTABLISHED -j ACCEPT

iptables -A OUTPUT -m multiport --sports 662,111,2049,32769,875,892,2020,20049,32769 -m state --state ESTABLISHED -j ACCEPT

24 Mart 2015

Posted In: güvenlik, iptables, linux, lkd, nasıl, nfs, nfs server, nfs sunucu, port, port fix, port sabitleme, sevurity, teknik, tr

NFS sunucu portları nasıl sabitlenir?

NFS diğer teknolojilere göre ek yükü az, verimli ve hızlı bir dosya paylaşım protokolü. Fakat bilinen güvenlik açıklarından dolayı güvenlik duvarı arkasında çalıştırılması gerekiyor. Ek tanım yapılmadığında sabit 2, değişken 7 port kullanıyor. Firewall kuralı yazılabilmesi için bu portları sabitleyip iptables kuralını yazalım;

/etc/sysconfig/nfs dosyasına eklenmesi gereken satırlar;

RQUOTAD_PORT=875
LOCKD_TCPPORT=32803
LOCKD_UDPPORT=32769
MOUNTD_PORT=892
STATD_PORT=662
STATD_OUTGOING_PORT=2020
RDMA_PORT=20049

iptables kuralı;

iptables -A INPUT -m multiport --dports 662,111,2049,32769,875,892,2020,20049,32769 -m state --state NEW,ESTABLISHED -j ACCEPT

iptables -A OUTPUT -m multiport --sports 662,111,2049,32769,875,892,2020,20049,32769 -m state --state ESTABLISHED -j ACCEPT

23 Mart 2015

Posted In: güvenlik, iptables, linux, lkd, nasıl, nfs, nfs server, nfs sunucu, port, port fix, port sabitleme, sevurity, teknik, tr

Sudo Komutlarının Loglanması

Daha önceki yazımda kullanıcıya nasıl sudo yetkisi verilebileceğinden bahsetmiştim. Bu yazıda da sudo yetkisi verdiğiniz kullanıcının uyguladığı komutları nasıl loglayacağımıza bakacağız. Önceki yazıda sudoers dosyasına kullanıcıyı eklemiştik, bu yazıda sudoers.d altına kullanıcıları oluşturacağız.

# vi /etc/sudoers.d/gokhan

gokhan   ALL=(ALL)   NOPASSWD: LOG_INPUT: LOG_OUTPUT: ALL
Defaults iolog_dir=/var/log/sudo-io/%{user}

gokhan kullanıcısına şifresiz olarak sudo komutu çalıştırma yetkisi vermiş olduk. iolog_dir dizinini oluşturmamıza gerek yok, default olarak dizin oluşacaktır.

sudo-io dizinine baktığınızda birden fazla dosya oluştuğunu görürsünüz.

.
└── gokhan
    ├── 00
    │   └── 00
    │       ├── 01
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       ├── 02
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       ├── 03
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       ├── 04
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       ├── 05
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       ├── 06
    │       │   ├── log
    │       │   ├── stderr
    │       │   ├── stdin
    │       │   ├── stdout
    │       │   ├── timing
    │       │   ├── ttyin
    │       │   └── ttyout
    │       └── 07
    │           ├── log
    │           ├── stderr
    │           ├── stdin
    │           ├── stdout
    │           ├── timing
    │           ├── ttyin
    │           └── ttyout
    └── seq

Bu dosya çokluğunun içinde kaybolmak yerine aşağıdaki komut ile sudo izni verdiğiniz kullanıcının neler yaptığını görebilirsiniz.

# find /var/log/sudo-io/ -name log -exec cat {} \; | grep "::" -A 2 | awk -F: '$1 ~ /^[0-9]+$/{printf  "%s%s",(NR>1)?"\n":"",$1;next} {printf ";" $0} END{printf "\n"}'

1427012536;/var/log;/usr/bin/yum install
1427014071;/var/log;/bin/cat /etc/passwd
1427011890;/home/gokhan;/usr/bin/yum update
1427014063;/var/log;/bin/cat /etc/shadow
1427010846;/home/gokhan;/bin/ls /var/log/sudo-io/
1427010852;/home/gokhan;/bin/ls /var/log/sudo-io/gokhan
1427010823;/home/gokhan;/usr/bin/yum update
1427010863;/home/gokhan;/bin/cat /var/log/sudo-io/gokhan
1427011064;/home/gokhan;/usr/bin/yum update

 

22 Mart 2015

Posted In: Küçük Notlar, lkd-gezegen, sudo, sudo komutlarının loglanması, sudo log, sudoers

Çeviri: Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı?

Önsöz

3 Boyutlu Yazıcılar (İng. 3D Printers) geleneksel üretim araçlarından farklı olarak tasarlanmış bir ürünü çeşitli malzemeler ile sıfırdan oluşturan cihazlar olarak tanımlayabiliriz. Geleneksel modelinde üretim; kalıplar, dökümler, oyma, kaynak, dokuma vb gibi çeşitli farklı teknikler sayısız makine ve eğitimli emek ile gerçekleştirilirken, 3B yazıcıların temsil ettiği yeni üretim modelinde ise bilgisayar tasarımı ve bu tasarımı malzemeyi 3B şekilde yazan/basan/dokuyan bir makine ile üretim gerçekleşmekte.

Türkçemize “printer” her ne kadar “yazıcı” olarak geçmişse de bunun doğru bir karşılık olmadığını düşünüyorum. Yazma eylemi değil, yazılmış bir şeyi basma, baskı eylemi söz konusu. Hatalı olduğunu düşündüğüm bu karşılık 3B yazıcı kavramıyla iyice ortaya çıkmakta. Aşağıdaki metni çevirirken de bunun zorluğunu yaşadım. 3B Baskıcılar daha doğru bir kullanım diye düşünüyorum, ama terimi bu yazıda 3B yazıcılar olarak kullanmaya devam edeceğim, sonra bakarız…

3B yazıcıları belki de duymuş olabilirsiniz, basit el aletlerinden tutun yapay kalp cihazlarına kadar birçok şey bugün bu teknolojilerle yapılmakta. İşte bu yazıda da teknolojinin insan hayatını nasıl değiştirebildiğini bir kez daha göreceğiz.

Yazıyı çevirme amacım bu yazıyı okuduğumda hissettiklerimdi aslında… Kötülüklerin ve kötü insanların hayatımızı çevirdiği ve dünyamızı esir aldığını görmekte ve hissetmekteyken böylesine harika insanların neler yapabildiğini görmek beni çok duygulandırdı, hiçbir katkım veya paydaşlığımın olmadığı bu kişilerin yaptıklarından gurur duydum. Minnetimi de yazıyı Türkçeye çevirerek göstermek istedim.

Buyurun birlikte okuyalım…

***

Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı?*

Onsekiz ay önce Youtube’de hayatımı değiştiren bir video izledim (buradan görebilirsiniz). Güney Afrika’da doğuştan sağ eli olmayan Liam isminde bir oğlan 3B yazıcı ile üretilen bir protez el kullanıyordu ve bu sayede normal ve mutlu bir çocuk olabilmişti.

Gülen yüzü ve kararlılığı benim 3B yazıcılar ve topluluk fonlaması çözümlerinin gücünü anlamamı sağladı. İnsanların hayatlarında bir farklılık yaratmayı amaçlayan yeni oluşan bir gönüllü topluluğu olan e-NABLE‘da çabucak bir gönüllü oldum. Bir çocuğun hayatını 30$ değerinde plastik ve 30$ değerinde donanım ile değiştirme kabiliyeti beni 3B yazıcılar ile üretilen her şeyi sevmeye sürükledi. İşte bu Accucode’da  kıdemli müşteri temsilcisi olmamın nedenlerinden biri.

Liam-300x300Bu hafta Austion, Texas”da SXSW fuarında SX Crate’e katıldım ve nihayet arkadaşım olan bazı gönüllülerle yüzyüze görüşebildim. Hatta Rochaster Teknoloji Enstütüsü’nde araştırmacı ve e-NABLE‘nin kurucularından olan John Schull ile de buluştum. Bir avuç insan ile başlamış proje altı el tasarımı, iki kol tasarımı ve motor ve arduino kontrolüne sahip miyoelektrik kol tasarımıyla 4.400’den fazla kişiye ulaşmış güçlü bir gönüllü topluluğuna dönüştü. Bağışlar ve fedakar gönüllüler sayesinde 900’den fazla el özel olarak tasarlandı, test edildi, değiştirildi, 3B üretildi, montajlandı ve ücretsiz olarak dağıtıldı. (Bağışlar www.enablingthefuture.org/donate adresinden yapılabilir. 50$ değerinde bir bağış bir çocuğa el uzatabilir… Gerçek anlamda…)

Eğer Robert Downey Jr.’nin bir Ironman protez kolonu genç Alex’e sunuşunun hikayesini okuduysanız e-NABLE‘ı hali hazırda görev başında görmüşsünüzdür. Bu kol, Merkez Florida Üniversitesinde mühendislik okuyan doktora öğrencisi ve uzunca bir süredir e-NABLE üyesi olan Albert Manero tarafından kurulan bir gönüllü grup olan Limbitless Solutions tarafından üretildi. (daha fazlası Facebook sayfalarında).

AlexPring

Bu bir çocuğun bir süper kahramandan ilk hediye alışı değildi. 28 Ocak 2015 tarihinde altı genç süper kahraman güçlerini e-NABLE ve Marvel Universe LIVE! ile Dallas, Texas’da birleştirdiler… bizi şeytani Kötü Suçluların yaratacağı mutlak kıyametten korumak için! Oyuncu ekibi alçakgönüllülükleriyle protezleri kendilerine monte ederek ve çocuklara sunarak birkaç saatlerini geçirdiler.

Geçen hafta SXSW şovunda %100 geri dönüşümlü 2 litrelik soda şişelerinden yapılan plastik filament ile üretilen ilk 3B üretimleri gördüm. Bundan böyle arazileri biyolojik olarak çözülemeyen plastikle doldurmak yerine bu çöple çalışan bir protez el veya kol yarabiliriz.

Evet, önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı? Geçtiğimiz yıllar içinde 900 çocuğun  ve 4.400’den fazla gönüllünün halihazırda bir fark yarattı.

3B yazıcıların nasıl bir fark yarattığı konusunda daha Accucode’un 3B Bölümü ile iletişim kurarak daha fazla bilgi alabilirsiniz.

*Özgün yazı: Can the disruptive technology of 3D printing make a difference? – http://accucode3d.com/can-the-disruptive-technology-of-3d-printing-make-a-difference/ 

***

Sonsöz

Bilimin ve teknolojinin insan hayatını nasıl daha iyi hale getirebiceğinin güzel bir örneği olan bu yazıyı okuduktan sonra çocukluğumdan beri üzüldüğüm birçok şeyin ileride ortadan kalkacağına yönelik umutlarım güçlendi. Bugün plastik ve küçük elektrik motorlarıyla yapılan bu el organik olmayan maddelerin 3B yazdırılmasıyla üretildi. Yarın ise organik maddeleri örneğin DNA’yı 3B yazıp, hücreler örüp dokular ve organlar üretilebilir. Bu sayede organ ve uzuz eksiklikleri giderilebilir. Bugüne kadar mekanik aksamlarla giderilen engeller gelecekte biyolojik 3B üretimle giderilebilir. Bugün bu çalışmaların öncülerini bilim haberlerinde halihazırda okumaktayız. Dilerim o günler çok yakın olur… Ah bir de görme engelliler… Sanıyorum görme engelli birisine görüş kabiliyetini yeniden kazandırmak dünyanın en mucizevi buluşu olacaktır.

3B yazıcı konusu çok geniş bir konu, ama bir gerçek var ki o da bu teknolojinin insan hayatını çok çabuk değiştireceği. Sadece insan hayatı değil, ekonomimizi de çok etkileyecek bir konu… Gelişmiş sanayi ülkeleriyle gelişmekte hatta geri kalmış ülkeler arasındaki farkı kapatabilir. Baskı kodu ve istenilen ürünü yazabilecek yetenekte bir 3B yazıcı ile dileğiniz her endüstri ürününü üretebilirsiniz. Bu bir araba da olabilir bir silah da… Dediğim gibi çok yönlü ve kesinlikle devrimsel bir konu. Zaten birçok yerde 3. Sanayi Devrimi olarak değerlendirilmekte.

Son olarak, görüldüğü üzere yeni çağın büyük bir teknolojisi ile karşı karşıyayız. Burada özellikle dikkat çekmek istediğim şey üretimin temel faktörü olan sermayenin beşeri sermeyeye karşı kaybediyor oluşudur. İyi mühendislere sahipseniz, o mühendislerin üreteceği sofistike yazılım ve donanım – ki bu 3B yazıcılar makine üretebilen makinelerdir – müthiş kapılar açabilir.

İş dönüp dolaşıp eğitime geliyor… Klasik ve kötü eğitim sistemlerimizden sıyrılıp, düşünebilen, üretebilen ve bu sayede farklılık yaratabilen bir insan kaynağı yetiştirmek her şeyin önünde olmalı.

İlginizi çektiyse, 3D Printing Google+ topluluğunu takip etmek eğlenceli olabilir.

Mutlu günler.

Sonrası Çeviri: Önceki teknolojinin yerini hızlıca alan 3B Yazıcı teknolojisi bir fark yaratır mı? Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

20 Mart 2015

Posted In: 3B baskıcılar, 3b yazcıcı ile üretilen protez kol, 3B yazıcılar, Accucode, e-NABLE, Fikir, Genel, Gezegen, linux, lkd, oi

I AM SYSADMIN




I have just watched Ben Rockwood's LISA 20014 Presentation titled "I AM SYSADMIN (SO CAN YOU)". It's absolutely fantastic.

I have been having a small identity crisis because of the ongoing ops philosophy changes. It's getting harder and harder to put a title on linkedin or on your resume.

    "Well Let's write System Administrator, but, eehm, people are not looking for System Administrators anymore, they are looking for DevOps Engineers. Also if I write down System Administrator most believe I can only handle printers. Well may be it's better to use SRE here? Is is really dying?"

Actually these are all false fallacies. There is no need for any of these. They all are sysadmins,  and  Ben is fantastically describes the situation in that presentation.

Thank you Ben.


Please go read the slides, watch the presentation and admire what Ben is talking about : https://www.usenix.org/conference/lisa14/conference-program/presentation/rockwood

18 Mart 2015

Kadın bilişimci etkinlikleri hakkında

Geçen pazar WomenTechmakers İstanbul etkinliğine katıldım. Yaklaşık 60 kadar kadın bilişimcinin konuştuğu, deneyimlerini ve bilgilerini paylaştığı etkinliğe katılım hayli yüksekti.

Her türlü örgütlülüğü faydalı bulur ve desteklerim. Yakın ilgi alanlarına sahip insanların bir araya gelmesinde hep fayda görürüm. İnsanların elbette kendilerine yakın buldukları gruplarla birlikte olmalarını da aklı başında herkes kabul eder sanırım. Konuya böyle bakınca kadın bilişimci etkinliklerini de gerekli ve faydalı buluyorum. Bu etkinlikten önce de bir çok benzer etkinliğe katılmış ve çokça kadın çalışma arkadaşı buralarda konuşmuş biri olarak katılmadığım bir noktayı yazmak istiyorum.

Toplumun her alanında kadınların hakettikleri yerde olmadıklarını biliyoruz. Sistem kadınları ya ucuz iş gücü olarak kullanmak ya da çocuk doğurup onlara bakan evinin kadını olarak görmek eğiliminde. Benim dinlediğim, konuştuğum kadınların (ve erkeklerin) önemli bir bölümü yaşadıkları sorunu bir sistem sorunu olarak görmüyorlar. Sorunu doğru tespit edemeyince çözümle ilgili de kafalar büyük oranda karışık oluyor tabi. Elbette konuşmalarını ufuk açıcı bulduğum kadınların sayısı da az değil ama bahsettiğim grup da çok kalabalık.

Kadınların aslında bilişim dünyasınında ne kadar iyi işler yapabileceklerini anlatırken konunun biyolojik taraflarına girmeleri ve vay efendim erkekler beyninin şu tarafını şöyle kullanıyormuş, şunları salgılıyormuş gibi söylemlerde bulunmalarını çok garipsiyorum. Bilişim sektörü güç gerektiren bir alan olmadığından (hoş gerektirse ne olacak; 193 kilo kaldıran kadın var) kadınların durumlarına itirazlarını sistemin kendilerine biçtiği rolü kabullenerek yapmaları bir sonuca varmalarını engelliyor bence. Aşağıda bu etkinliğin konuşmacılarından birinin konuşmasını tanıtımı var.


Kadınların yaşadıkları haksızlıklara itirazları sırasında 'biz doğurabiliyoruz ya, bunu mu yapamayacağız' demelerini bir kaç açıdan sakıncalı buluyorum. Bir kere bunu söylemek kadın olmayı anne olmakla özdeşleştirmiş oluyor ve doğurmamayı seçen, henüz doğurmamış olan veya doğuramayacak olanları kendinden görmemiş oluyor. İkinci olarak biyolojik olarak kadın vücuduyla doğmamış ama kendini kadın hissedenleri dışlamış oluyor bu tavır. Zaten birinin sadece doğurabildiği için bilgisayardan anlayabileceğini düşünmesini gerçekten aklım almıyor.

Bir de özgür yazılım dünyasında kadınlara bakış nasıl diye bakalım ve yazıyı uzatmayayım istiyorum. Aşağıdaki ekran görüntüsü kadınları özgür yazılım dünyasına katılmaya teşvik etmek için düzenlenen Outreach Program for Women ana sayfasından. Bakalım sadece kadınlar için düzenlenen bu etkinliğe kimlerin katılabileceği nasıl tarif edilmiş.


İki yaklaşımın farkı yerli ve yabancı olmasında değil elbette. Soruna iki farklı bakış, kadının bile iki farklı tarifi demek oluyor aslında. Cinsiyete, ırka, dine veya başka bir şeye göre ayrımcılığın olmadığı, sadece yaptığınız işin konuşulduğu özgür yazılım dünyasına bekleriz ;)

17 Mart 2015

Posted In: etkinlik, Gezegen, istanbul, opw, Özgür yazılım

Hadoop Application Master Container can not able to initialize user directory when your map reduce code is submitted by hdfs user

Today our Cloudera CDH 5.3 cluster throw below error when we try to submit our job from hdfs user. 

15/03/16 08:28:18 INFO mapreduce.Job: Job job_1426239544674_0019 running in uber mode : false

15/03/16 08:28:18 INFO mapreduce.Job:  map 0% reduce 0%
15/03/16 08:28:18 INFO mapreduce.Job: Job job_1426239544674_0019 failed with state FAILED due to: Application application_1426239544674_0019 failed 2 times due to AM Container for appattempt_1426239544674_0019_000002 exited with  exitCode: -1000 due to: Not able to initialize user directories in any of the configured local directories for user hdfs
.Failing this attempt.. Failing the application.

I made some research defining the problem. main reason of the problem is deletion of local directories on YARN startup, but in practice it fails to delete the directories because of permission problems. The top-level usercache directory is owned by the user but is in a directory that is not writable by the user. Therefore the deletion of the user’s usercache directory, as the user, fails due to lack of permissions.

For solution,

You should delete your usercache directory which that located in data node directory. 

rm -rf /dn/yarn/nm/usercache/*

16 Mart 2015

Posted In: applicationmaster, cdh, cloudera, hadoop, hdfs, mapreduce, yarn

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com