2012′nin sonunda kısa kısa..

Merhaba;

Uzun zamandan sonra ilk blog yazım, genelde dönem geçişlerine denk geliyor blog yazılarım. Linux gezegenine de iniş yaptıktan sonra gezegende yayınlanacak ilk yazım sanırım.

Tanıyanlar beni bilir zaten, tanımayanlar için şurayı göstermiş olayım.

Bir önceki blog yazım 4 ay önceydi. O zamandan bugüne hayatımda olan değişikliklerden bahsedeceğim, biraz kişisel bir yazı olacak, ilginizi çekmiyorsa köprüden önceki son çıkış burası efendim.

  • İçinde bulunduğumuz 2012′nin son günlerinde iş hayatımda bir değişiklik oldu. Ağustos ayından beri çalışmakta olduğum şirketten ayrılıp Markafoni‘ye geçtim. Aralık başında işe başladım, yeni iş ortamına da alıştım sayılır. IT’de çalışan bir çok kişiyi tanıyordum zaten, o yüzden alışma sürecim pek sorunlu geçmedi. Django ve python’u çokça kullanan bir şirket Markafoni, ayrıca çalışanlarının çoğunda özgür yazılıma llgi bulunmakta. Markafoni’de sitenin arkayüz(backend) tarafında çalışan çekirdek(core) ekipte yer alıyorum. Zaman ne gösterir bilmiyorum, ama şimdilik halimden memnunum.

Markafoni’den önce Sistematik adında dijital yayıncılıkla uğraşan küçük ölçekli bir şirkette çalışıyordum. Kasım başında bu şirketten ayrıldım. Maddi açıdan sorunlarım olmuştu şirketle, maaşların düzenli ödenmesinde sıkıntılar vardı. Şirketin maddi sıkıntıları olabilir, bunu doğal karşılıyorum, sıkıntılı zamanlarda çalışan olarak ben de elimden geldiğince özveride bulunmaya çalışırım. Ancak çalıştığım süre içerisinde, 1′inde yatması gereken maaşı ayın ortasında alıyor olmak benim açımdan da moral bozucu oldu. Şirketten ayrıldıktan sonra son ay almam gereken ekim ayı maaşını tek seferde ödeyemeyeceklerini söylediklerinde, ben de en azından yarısını ödeyebilirlerse iyi olacağını söyledim. Kasımın ortasında maaşın yarısını aldıktan sonra diğer yarısı için de aralık ayını beklemeye başladım. Aralık ayında yazışmalara başladık tekrardan, bir süre sonra cevap verdiler ve bu ay ödeyemeyeceklerini, ocak ayında bir ödeme beklediklerini, ocak başında ödemeyi düşündüklerini söylediler. Ayrıldığım şirketin arkasından alacağım paranın böyle peşine düşmek çok tatsız bir deneyim oldu benim için. Ocak ayında nasıl bir cevap vereceklerini merak ediyorum bir yandan da. Mali açıdan sıkıntıya girmemin yanında, benim için asıl sıkıntılı olan kısım şirket tarafından bu şekilde oyalanıyor olmak oldu. Yoksa bu sevimsiz paragrafı yazmak zorunda kalmayı istemezdim.

Hark Köyü – Belpınarı – Kılıçkaya
  • Dağcılık macerama da devam ediyorum bir yandan. En son kasım ayı sonunda Dağ keçileri dağcılık kulübü ile birlikte Sakarya civarındaki Hark Köyü’nde Kılıçkaya mevkiine bir trekking yaptık. 1500 metrenin üzerinde yüksekliği olan Kılıçkaya’nın tepesine çıktık, aşağıya inip kayanın önüne geldiğimizde ise “bunun tepesinden mi inmişiz biz yahu iki saattir?” demekten kendimizi alamadık. Muhteşemdi.

Bunun yanında kaya tırmanışına da başladım. İnanılmaz zevkli bir aktivite benim için. Havalar soğuduğu ve yağışlar başladığından kaya tırmanışı aktiviteleri yapay tırmanış duvarlarında yapılıyor. Benim için iki alternatif vardı, biri Kadıköy’deki boulderIstanbul, diğeri ise eskiden taksim’de olan, şimdi levent’e taşınmış olan boulderhane. Ben daha çok kadıköy’deki boulderIstanbul’u tercih ediyorum. BoulderIstanbul’da 4 metrelik duvarlar var, negatif eğimli yerler de mevcut. Yerde de 30 santimetre yüksekliğinde minderler var, bu sayede düşmeniz durumunda (düzgün bir şekilde düşmeyi de becerirseniz, ki gittiğinizde ilk öğrendiğiniz şey bu oluyor, çok zor değil merak etmeyin :) ) herhangi bir sakatlıkla karşılaşmıyorsunuz. Aslında “hafif” insanlar için daha rahat bir aktivite, ama benim gibi 100 kilonun üzerindeki insanlar da yapabiliyor :) Tabi biraz daha dikkatli olmanız gerekiyor, o vücutu duvarda tutmak pek kolay değil.

  • Uzun zamandır aklımda olan bir şeyi gerçekleştirdim bir de, twitter hesabı açtım. @serdaroncode adresinde ikamet ediyorum. Yazdıklarımı kısıtlamaya karar verdim, sadece programlama, özgür yazılım, mühendislik, bilgisayar bilimleri ve bu konular çevresinde yaptığımız geyiklere ayırdım. Bu kararı almamın sebebi ise, eskiden RSS’le takip ettiğim bir çok kaynağı ve kişiyi artık twitter üzerinden takip edebiliyor olmam. Açıkçası daha rahat da geldi. İyi ki böyle bir karar vermişim de diyorum. Aklımda twitter’da paylaştığım ilginç kaynakları haftalık blog yazıları haline getirip paylaşmak gibi bir fikir de var, bakalım gerçekleştirebilecek miyim.

22 Aralık 2012

Posted In: linux, lkd, Rock Climbing, Trekking, Trekking - Mountaineering

Vim eklentileri (olması gerekenler)

Vim altında eklenti yazmak ve kullanmak başlı başına bir alan. Çok güçlü ve her türlü işi yapmanıza olanak sağlıyor. Aslında eklenti demek bile anlamsız çoğu zaman. Bunların her birini her gün defalarca kez kullanıyorum. Beni çok hızlandırdığı gibi dakikalar süren işlemleri saniyeler içinde yapmamı da sağlıyor. Uzun vadede ne kadar yararlı olduğunu anlatamam bile. Bu yüzden kullandığım bu eklentileri bu yazıda ayrıntılı bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Tüm eklentilerin ana başlığına tıklayarak ulaşabildiğiniz gibi, hepsini birden kullamak istiyorsanız benim düzenli olarak bakımını yaptığım ve bir sürü hatadan arındırılmış dotfiles deposundan da indirip kullanabilirsiniz. Mac ve Linux altında çalışacak şekilde düzenlendi (Mac ve Linux’a özgü ifdef’ler mevcut vimrc’de).

github.com/farslan/dotfiles

Yazıya başlamadan önce bir ayrıntıyı değineyim. Vim’de kısa yolları modife etmek çok kolay, bunun için de leader diye bir özellik de mevcut. vimrc de böyle bir değişken tanımlayıp bir karakter atayabiliyorsunuz (örneğin benim leader tuşu , karakteri.)

Kullandığım eklentiler ile hep bu tuş ile kullanıyorum, bu yüzden de örneklerimde hep ,a , ,,w, ,g vs.. gibi kombinasyonlar göreceksiniz. Örneğin ,n kombinasyonu önce , tuşuna sonra da n tuşuna basmak anlamına geliyor.


ack

Bu en sevdiğim eklentiler arasında ilk beşe girer. ack-grep adında, grep tarzında bir uygulama var. Kullanmadıysanız tavsiye ederim. Bu grep‘ten farklı olarak öntanımlı olarak bir çok önemli parametlerle geliyor, örneğin recursive olması,.svn ve .git gibi klasörleri atlaması, binary’leri atlaması,vs..

Bu eklenti ile doğrudan vim altından ack-grep çağırabiliyorsunuz. Bunu ben ,a kısayolun atadım. Herhangi bir kelimenin üzerine gelip ,a yaptığınızda o kelimeyi dizinde arıyor ve küçük bir pencere olarak gösteriyor:

Vim altında ack-grep kullanımı

Sonra bu pencerede istediğiniz dosyaya o tuşu ile geçebiliyorsunuz. En güzeli de go tuşları ile önizleme yapabilmenizdir. Yani 10 tane seçenek geldiyse her birine go basa basa içeriğini görebilmenize imkan sağlıyor. t ve v tuşları ile de sekme ve dikey olarak o dosyayı açabiliyorsunuz. Şahane bir eklenti.

a

Kaynak kodlar ile başlık dosyaları (foo.cpp ve foo.h) arasında hızlı geçiş için kısa yollar sunuyor. Örneğin foo.cpp ile uğraşıyorsam, :A ile doğrudan foo.h dosyasına geçiş yapıyor(:A yaptığımda tekrar eski dosyaya dönüyorum). :AS, :AV ve :AT ile de dikey, yatay ve sekme şeklinde açabiliyorum.

ctrlp

Bu eklenti sayesinde ctrl+p kısa yollu ile herhangi bir dosyaya aniden geçiş yapabiliyorsunuz. Basit ve kullanışlı. ctrl+p yaptıktan sonra ilk 1-2 harfi yazında kendisi o dizinde bulunan tüm dosyaları getiriyor. Şu şekilde bir şey:

Vim altında ctrlp kullanımı

Üç çeşit arama şekli var:

  1. Buffer’de bulunan dosyalar
  2. En çok kullandığınız dosyalar (bunun için bir bellek tutuyor)
  3. Dizinde bulunan dosyalar

Bu ayarları istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Standart olarak dizindeki dosyaları arıyor, ama ctrl+f ile modu değiştirebilirsiniz (ctrlp pencersinde). Yine sık sık kullandığım ctrl+s, ctrl+v ve ctrl+t kısa yolları ile dosyaları yatay, dikey ve sekme olarak açabiliyorsunuz.

gist-vim

gist.github.com servisini doğrudan kullanmanızı sağlıyor. :Gist komutunu çalıştırdığınız anda kendisi tüm dosyayı gist’e aktarıp sonra da tarayıcıyı açmanızı sağlıyor. Çok basit ve güzel. Şu komutlarını sıkca kullanıyorum:

  • :Gist
  • :Gist -p
  • :'<,'>Gist
  • :'<,'>Gist -p

-p seçeneği “secret” olarak yolluyor. (Ben bunu özellikle de markdown ile yazdığım dökümanlara anında preview yapabilmek için kullanıyorum, o an bakıyorum sonra siliyorum) '<,'> de visual ile seçilen kısım anlamını taşıyor.

Visual moda herhangi bir kod parçasını seçip :Gist yazdığınızda otomatik olarak eklenir. Yine -p ile dilerseniz “secret” olarak yollama imkanınız var. :help gist-vim ile daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

(Bonus: :Gist -p ile markdown dosyalarınız için gizli bir Gist oluşturup ön izleme yapabilirsiniz)

gundo

Vim 7.x serisi ile beraber “undo” özelliği gelmişti. Şimdi bu undo özelliği bildiğimiz geri alma özelliklerinden farklı. Eğer vim/vimrc’de set undofile ayarını açtıysanız bu özelliği kullanabilirsiniz. Peki nedir bu özellik?

Bu özellike ile bir dosya üzerinde yaptığınız tüm değişikleri, dosyayı kapatsanız dahi kaydediliyor. Yani örneğin bir değişiklik yaptınız, dosyayı kaydetip çıktınız. 1-2 gün sonra tekrar açıp bildiğimiz u eski haline getirebilirsiniz (hali derken tabi 10 tane değişiklik yaptıysanız en eski haline bile getirebilirsiniz)

gundo ise “graphical-undo” anlamına geliyor. Dosya üzerinde yaptığınız tüm değişiklikleri ağaç formatında gösteriyor:

Vim altında gundo kullanımı

Ben bunu ,g kısa yolu ile açıp kapatacak şekilde düzenledim. Böylelikle eski sürümlere bakıp bir sorun olduğunda kolayca geçebiliyorum.

(Bonus: Undofile özelliği ile fazladan istemediğiniz dosyalar oluşuyor. Bunları set undodir=/tmp gibi bir seçenek ile değiştirebilirsiniz.)

nerdcommenter

Bu da çok sade ama en çok işime yarayan eklentilerden biri. Herhangi bir kod parçasını comment etmek için kullanıyorum. İki tane kısa yolu var biri kapatıyor diğeri de açıyor

  • ,cc
  • ,c<space>

Güzel olan ise ön tanımlı olarak bir çok dili otomatik olarak tanıyor ve ona göre comment ediyor kodu. Yani python kodlarının önüne # koyuyor, c,cpp kodlarının önünde \\ gibi.

Nerdcommenter çok kapsamlı ve bir çok modu destekleyen tarafları da var. Genelikle bu tarz eklentilerde bunlara boğulup gidebilirsiniz. :help nerdcommenter ile daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

supertab

Vim’in muhteşemem bir completion motoru var. Bunu ctrl+x ile çağırabiliyorsunuz ve sonra istediğiniz completion moda girmenizi sağlıyor(mesela ctrl+f ile file completion moduna girebiliyorsunuz.) Genelikle bir çok dil için completion eklentileri bulabilirsiniz, her biri bu motoru kullanıyor. Şu şekilde bir şey:

Vim altında supertab kullanımı

supertab ise insert modunda otomatik olarak bu modları kullanmanızı sağlıyor. Örneğin /usr/l<tab> ile otomatik olarak file completionu yapıyor, yani /usr dizindeki dosyaları getiriyor tab’e bastıkça. Bir çok ayrıntı özelliği de var. Olmazsa da olur bu eklenti, ama daha da güzelleştiriyor.

easymotion

Vim’deki kelime bazlı “motion” düzenkelerini kolaylaştıran bir eklenti. Örneğin normalde j,k,w,b,e,f,t,d,vs.. gibi envai çeşit tanımlar vim ile dolaşabilir ve gerekirse bunlar üzerinde işlemler yapabilirsiniz.

Easymotion gezmeyi daha da kolaylaştırıyor. ,,w ile doğrudan “w” bazlı motion üzerinden bir harf haritası çıkartıyor, yani kelime bazlı. Sonra istediğiniz kelimeye tek bir tıkla geçebiliyorsunuz. Örnek

<imleç>Lorem ipsum bir başka olabilirdi

İmleç Lorem kelimesinin önünde dururken ,,w basarak şu şekile getiriyorsunuz:

<imleç>Lorem {a}psum {b}ir {c}aşka {d}olabilirdi

c tuşuna basarak “başka” kelimesine geçiyorsunuz. Aşağıda örnek bir görüntü görebilirsiniz:

Vim altında easymotion kullanımı

surround

Surround eklentisi ile bir kelime ya da satırı belirli bir karakter ile kapatabilirsiniz. Örneğin

foo

kelimesini ysw" kombinasyonu ile

"foo"

haline getirebilirsiniz. Ya da yss" ile tüm satırı kapatabilirsiniz. Hangi karakter ile kapatmak istediğiniz size bağlı. Syntaxı berbat ama yine Vim’in motion’larını desteklediği için idare edilebilir. Bir sonraki eklenti ile daha bir anlamlı hale geliyor.

repeat

Bir önceki “surround” özelliğini tekrar tekrar yapmak işkence olacaktır. Mesela birden fazla kelime veya satır için. Normalde . karakteri ile Vim’de bir önceki “motion” tekrarlayabiliyorsunuz. Mesela yy ile bir satırı kopyaldıysanız tekrar . ile bir sonraki klasörü kopyalaybilirsiniz. Kendisi otomatik olarak son yaptığınız hamleyi yapıyor.

repeat ise bu . özelliğini daha da güçlü bir hale getiriyor. Surround gibi eklentiler ile uyumlu bir şekle getiriyor. Böylelikle . ile kolay bir şekilde kelimeleri veya satırları istediğiniz karakterle kapatabilirsiniz (yani tekrar tekrar aynı tuş kombinasyonları girmenize gerek yok)

tagbar

ctags, exuberant ctags, etags, vs.. gibi “tags” üreten uygulamalar için ayrı bir pencere açıyor. Böylelikle kullanılan modüller, fonksiyonlar, macrolar, enum’lar,vs.. gibi envai çeşitle bilgiyi tek bir hamlede görebilirsiniz. Bunu ben ,b tuşu ile kapatıp açıyorum. Görüntüsü ise şu şekilde bir şey:

Vim altında tagbar kullanımı

(Dipnot: ctags özelliği ile dahili vim-ctags özelliği ile fonksiyonlar ve ilintili dosyalar arasında kolayca geçiş yapabilirsiniz.)

autoclose

Bu otomatik olarak parantez, kesme işaret,.. gibi karakterleri kapatıyor. Örneğin [ karakteri yazdığınızda ] otomatik olarak ekleniyor. Ayrıca " ', gibi bir sürü karakter de tanımlamak mümkün.

Güzel bir kaç özelliğe de sahip. Örneğin " karakterini eklediniz, kendisi gitti bir tane daha ekledi. Siz arasını doldurmaya başladınız ve ikinci " karakterin sonuna geldiniz. Burada insert modundan çıkıp " karakterini eş geçeceksiniz. Ama autoclose’de bunu yapmanıza gerek yok, " karakteri yazdığınızda doğrudan onu eş geçmiş olursunuz.

Ya da iki karakter arasında iseniz ve insert modunda ilkini sildiyseniz diğeri de otomatik olarak siliniyor.

fugitive

Git deposu için ara sıra kullandığım bir eklenti. Kurduktan sonra herhangi bir git deposunda (ki sadece bir git deposunda çalışır, git deposu yoksa : ile çağıramazsınız).

  • :GStatus ile değişen dosyaları ve sonrasında + ve - tuşları ile istediğim dosyaları staging alanına ekleme imkanı sunuyor
  • :Gcommit ile commit için gerekli alanı oluşturup depoya commit etmemi sağlıyor
  • :Gdiff yana yana olarak son değişiklikleri gösteriyor (ki bu pek sorunlu gerçi)
  • :Git ile git komutunu doğrudan çalıştırıp, push, pull gibi işlemlere olanak sağlıyor
  • vs..

:Gstatus’u çalıştırıca çıkan bir ekran görüntüsü:

Vim altında fugitive kullanımı

Normalde terminal’den ya da gui ile kullanıyorsanız bir sorun yok. Ama MacVim ya da GVim ile güzel bir şekilde çalışıyor. Bir sürü fazla özelliği de var. Dediğim gibi çok sık kullanmıyorum(tig + terminal ikilisini tercih ederim) ama yine de MacVim gibi arayüzlerle iyi oluyor.

nerdtree

Nerdtree başta güzel gözüken, ama pek kullanılmayan, sonra şuna bir daha göz atayım diyerek aşık olabileceğiniz bir eklenti. Benim olmazsa olmazlardan biri haline geldi. Yaptığı ise bulunduğunuz dizini ağaç şekilde sol tarafta göstermesi:

Vim altında nerdtree kullanımı

Hemen hemen her IDE’de olan bir şey gibi düşünebilirsiniz, ama nerdtree’nin güzelliği doğrudan Vim içinden kolayca klasör oluşturma, yer imi oluşturup onlara hızlıca geçme, istediğiniz dosya veya klasörü ayrı sekmelerde ve ya dikey,yatay pencerelerde açma imkanı sunmasıdır.

Kullandıkça eliniz, ayağınız oluyor. Bunu ,n tuşuna atadım ve kolayca kapatıp açabiliyorum.

(Bonus: Macvim altında mouse ile normal dosya yöneticisi gibi gezebiliyorsunuz!)

powerline

Powerline için çok söze gerek yok, Insert, Normal, Recording, Visual, Tagbar, Nerdtree, Ctrlp, Gundo,vs.. gibi envai çeşit mod için farklı renklendirme özelliğine sahip. Yukarıda şu ana kadar paylaştığım tüm ekran görüntülerinde en alta renkli renkli olarak mevcut

Kesinlikle tavsiye ederim.

(Dipnot: Mac altında dotfiles/stuff’daki “Source Code Pro for Powerline” fontunu kurarsanız “fancy” modundaki grafiksel özellikleri de görmüş olursunuz)


Hepsi bu kadar. Dotfiles klasöründe yukarıdakilerden farklı eklentiler de mevcut, onlar genelikle renklendirme, dosya tanımı,vs.. gibi işler olduğundan anlatmadım.

Bir sonraki yazımda sıkca kullandığım, bilin(mey)en Vim özelliklerini anlatmayı düşünüyorum. Kullandığız değişik ve güzel Vim eklentileriniz varsa yorum kısmında belirtebilirsiniz.

16 Aralık 2012

Penguen Pastanesi

Bundan yaklaşık 2 ay önce bitirme ödevim ile ilgili durumlar için (ve tabii sevdiğim insanlarla görüşmek için) yolum Ankara'ya düşmüştü. 2 günlük Ankara maceramın ilk gününde dolmuştan iner inmez karşımda Gnu/Linux'un Tux simgesinin olduğu Penguen Pastanesi'ni görmem de pek bir manidar olmuştu. :)


Tux'u alıp logosu yapıveren tek işletme burası değildi elbette. Misal 2,5 ay süren İstanbul serüvenimde de bir gün Bahçelievler'e yolum düştüğünde Penguen Döner ve Ev Yemekleri beni karşılamıştı.



   
Penguen Pastanesi'ni uzun zaman önce Ekşi Sözlük'e yazılanlardan bildiğimden "Bugün kahvaltım için poğaçalarımı buradan alır, gideceğim şirkete öyle geçerim" diyerek pastaneye girdim. Ki asıl hikayem burada heyecan kazanıverdi.

Poğaçalarımı sipariş ettikten sonra dayanamayıp orada çalışan amcamıza "Pastanenin adı da pek güzelmiş, logosunu bulmanız da ilginç olmuştur sanırım" diyerek konuyu açmaya çalıştım. Birçok arkadaşım "Utanmadınız mı Tux logosunu kopyalamaya?" diye sorsaydın asıl dese de ben daha ılımlı bir şekilde yaklaşmaya çabaladım.

Pastane çalışanı "Burası 60 yıllık müessese, adı da o zamanlardan geliyor" dediğinde epey bir gülümsedim. :)

Aslında İzmir'den geldiğimi, internette önceden burayı gördüğümden, merakımdan buraya uğradığımı söylediğimde çalışan amcamız "Öyle mi? Burası internette varmış demek" dediğinde öyle mutlu gözüküyordu ki ona internette nasıl var olduğunu anlatmaya çekiniverdim


Amca bana şöyle bir baktıktan sonra Turing Bilişim Buluşması için gittiğim zamanlarda Şirince'den aldığım penguenli kolyeme gözü takılıp "Siz penguenleri yakından takip ediyorsunuz galiba" dedi :)








Ben de ona logo olarak kullandıkları Tux'un aslında neyi simgelediğini Gnu/Linux'u, özgür yazılımı ayaküstü bir özetleyiverdim. Burasının neden benim ilgimi çektiğini de, penguenli kolye, penguenli yüzük takmaktan neden hoşlandığımı da anlatıverdim. :)




Tüm bu konuşmalardan sonra hesabı ödeme girişimimde, Penguen Pastanesi para almamak için epey bir ısrar etti. Onlara zaten yarın İzmir'e döneceğimi, bir daha buraya uğramamın yakın zamanda pek mümkün olmadığını aktarmaya çalışsam da para almamak için takındıkları ısrarcı tutumda pek de değişiklik olmadı.

Bir kutu meyve suyu getirip "Bu da bizden olsun" dediklerinde Penguen Pastanesi'nin özgür yazılım sevdalılarını maddi, manevi destekleyen bir pastane olduğuna kanaat getirip, keşke Yazılım Özgürlüğü Günü Ankara'da burada da bir kahvaltı organizasyonu olsaymış dedim.

13 Aralık 2012

Posted In: GLFS

Masaüstü Ortamları (Yeniden)

Geçenlerde Virtualbox üzerinden Arch Linux'u kurcalarken aklıma bir fikir geldi. X'i çalışır hale getirdikten sonra bir snapshot alarak farklı masaüstlerini denemeye başladım. Daha önce DE'ler üzerine yazdığım yazının eskidiğini fark edince tekrar yazmak istedim.

Denemeleri Virtualbox üzerinde çalışan 64 bit Arch Linux 2012.11.01 sürümüyle yaptım. Host makinamın da 3.5-4 senelik olduğunu da belirtmek isterim. Denemeyi günlük kullanımla değil DE'nin orasını burasını kurcalayarak yaptığımı ve günlük kullanımda farklı manzaralarla karşılaşabileceğini de ayrıca hatırlatmak isterim

KDE

Kanımca  KDE DE olmayı aşalı çok oldu. Çünkü DE'den gayrı sistemde kullanılan bir çok yazılımı kendileri geliştiriyorlar. Bu işi de oldukça iyi yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü KDE yazılımlarının bir çoğu oldukça kaliteli ve bazıları GNU/Linux ekosisteminde alanlarının en iyisi. Zaten bildiğim kadarıyla KDE artık masaüstü ortamı olarak değil yazılın derlemesi (SC) olarak anılıyor.

KDE 4'un Plasma kabuğu oldukça yenilikçi bir araç ve sürekli yenileniyor. Activity özelliği ile beraber sanal masaüstünde çığır açtıklarını da söyleyebilirim. KDE 4 serisinin en çok şikayet edilen noktalarından biri olan performans sorunun KDE 4.8 ile çözdükleri konuşuluyordu şahsen denemediğim için yorum yapmak istemiyorum.

KDE'nin kendi altyapısına sahip olması KDE yazılımlarını diğer DE'lerde kullanmak konusunda sorun yaratıyor. Çünkü tek bir KDE yazılımı için 50 MB'ın üzerinde KDE baseini kurmak gerekiyor.

KDE'ye sık getirilen eleştirilerden birisi Windows'a benzemeye çalışması. Ben bu iddiayı pek ciddiye almadığımı söyleyebilirim. Çünkü Windows veya Mac OS'tan gelen insanlar genelde panel altta olunca Windows'a üstte olunca Mac'e benzediğini iddia ediyorlar ki  (Paneli üstte olan KDE'nin Mac Os'a benzetildiğini duymama binayen bunu söylüyorum) bu gülünç. KDE'nin Windows'a benzemeye çalışmadığını yenilikçi teknolojileriyle zaten ispatladığını düşünüyorum.

KDE'nin Windows'a benzemesini masaüstüyle beraber araçları da kendi geliştirmesi yoluyla olduğunu düşünüyorum. Ortaya özgür ve kaliteli ürünler çıktıktan sonra bunu umursamamakla beraber, Windows'a benzeme eleştirisinin de bu noktadan geldiğine pek şait olmadım.

Ayrıca KDE'nin teknik anlamda teknolojilerini ve codebase'ini kaliteli bulduğumu da söylemeliyim.  Qt frameworkü beğenmekle beraber bir araç seti olarak özgür yazılım camiasının en önemli silahlarından olduğunu düşünüyorum.

Full KDE kurulumu yaklaşık 700 MB tutuyor ve büyük ihtimalle kullanmayacağınız eğitim programlarını, oyunları, artworkleri de içeriyor. Paketlerin diğer gruplardan seçimi daha ekonomik olacaktır kanısındayım.

Performans sorununuz yoksa KDE DE'ler arasında bence en iyi seçimlerden bir tanesi.

GNOME

GNOME 2'nin sadık bir kullanıcı kitlesi ve oturmuş bir düzeni varken GNOME 3'te gidilen radikal değişiklikler oldukça tepki çekti. Genelde DE'ler yeni sürümlerde radikal değişikliklere giderken tepki çekenin bu değişikliklerin iyi kotarılamadığının düşünülmesi olduğunu söylemek mümkün.

Eleştirilerin genelde odaklandığı nokta olan özelleştirme azlığı üzerine yorum yapmam pek mümkün değil çünkü günlük olarak kullanmadım. Yapılan en büyük değişiklik sanırsam Etkinlikler arayüzü, hoş fikirler barındırsa da bence iyi kotarılamamış.

Etkinlikler arayüzü ilk açıldığında ortada bir multitasking menüsü sol da bazı uygulama kısayolları ve sağda sanal masaüstleri bulunuyor.Uygulama menüsüne sağ alta doğru bir tuşa basarak erişiyorsunuz. Etkinlik arayüzünün uygulama menüsünün yerine geldiğini düşünürsek uygulamalara erişmek zahmetli hale geliyor. Uygulama menüsünün altına açık penceleri gösteren bir multitasking menüsü bence çok şık olurdu.

Pencere menülerinde de enterasan bir değişikliğe gidilmiş ama kendi adıma beğenmediğimi ifade edebilirim. Klasik panel görüntüsü devam etmekle beraber pencere menüleri paneldeki ilgili pencere simgesine tıklanarak açılır hale gelmiş. Verimli bulmadım. Ayrıca pencereyi tam ekrandan ufalttığınızda hala bir pencere başlığı var ve simge durumuna küçült ve tam ekran seçenekleri olmadan sadece kapat butonu var ki bence sinir bozucu.  Pencereyi ekran kenarlarına sürükleyerek sağa sola alma büyütme getirilmiş.

Geçenlerde GNOME 3'ün bu arayüzden vazgeçeceğine dair haberler vardı. Zaten bu haliyle de önerebileceğim bir DE değil.

Unity

Unity yanlış hatırlamıyorsam ilk defa Ubuntu 11.04 ile kullanılmaya başladı. Çok tartışılmasına ve eleştirilmesine rağmen şahsen kullanmadığımı ve kendi değerlendirmemi izlenimler ve videolar üzerinden yapacağımı belirteyeyim.
 Her DE gibi ilk çıktığında sorunlarla boğuşmakta olduğunu ve 2 senenin ardından biraz oturduğunu duyuyordum.

Başka bir DE'den geçtiyseniz büyük ihtimalle ilk fark edeceğiniz şey pencere menülerinin yukarı panele alınması olacaktır. Çok eleştirilmesine rağmen yerden tasarruf etmeyi ve uygulamaya daha fazla alan bırakmasının kullanışlı olabileceğini düşünüyorum. Uygulama başlatma ve açık uygulamaların görülmesi için solda bir panel tasarlanmış.

Panelde bazı uygulamaların kısayolları ve bir Ubuntu logosu görünüyor. Ubuntu logosunun oldukça yetenekli bir uygulama menüsü olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda resim, müzik gibi medyaların önizlemesini de yapabilmekte. Ubuntu 12.10 ile gelen Amazon entegrasyonu epey tartışma yarattı.

EFF (Electronic Frontier Foundation/ Dijital özgürlüğü ve internet özgürlüklerini korumak için çalışan bir vakıf. Türkiye'deki benzeri için http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_Sayfa adresine bakabilirsiniz) kullanıcıların iletişimini ve verilerini tehlikeye atacağını duyurdu. Ben de Amazon entegrasyonu kapatmanızı öneririm.

Atıl Meta/Windows tuşuna işlev kazandıran HUD arayüzünü çok beğendim. Pencere menüleri arasında arama yapabilmek şahane bir özellik olmuş.
En sık söylenen şeylerden biri de Ubuntu'nun Mac OS'e fazlasıyla benzemesi. Mac OS ciddi bir şekilde benzediği doğrudur. Ancak kendi teknolojileriyle bir Mac OS klonu olmaktan çok öte DE olduğunu düşünüyorum.

Özelleştirme seçenekleri ve diğer uygulamalarla entegrasyonu hakkında pek fikrim yok.
Unity genel anlamda ilginç bir masaüstü deneyimi sunuyor. Kendim denemek için üşensem de denemeye değer olduğunu düşünüyorum.

MATE

MATE bir GNOME 2 forku. Denerken eski GNOME 2'den pek farkını göremediğimi söyleyebilirim. Sanal makina üzerinden performans üzerinden yorum yapamasam da eski performans/sadelik dengesini yakalamışsa eski masaüstü tecrübesini arayanlar için iyi bir seçim olabilir.

XFCE

Yaklaşık 1 senedir DE olarak XFCE kullanmaktayım.Eskiden kısıtlı donanıda çalışacak hafif bir DE olarak tasarlandığını bilmeme rağmen yeni sürümü bana GNOME 2'nin açığını doldurmaya çalıştığını düşündürttü. Performansının hala oldukça iyi olmasına karşın masaüstü tecrübesi olarak GNOME 2'ye oldukça benzediğini söyleyebilirim. Kendi uygulamalarını tatminkar bulmuyorum. Ancak GNOME yazılımları kurulduktan sonra iyi bir deneyim yaşattığını söyleyebilirim. Eski masaüstü tecrübesini arayanlar için gayet iyi bir seçim olabilir.

LXDE

Çok hafif bir DE olduğunu söyleyebilirim. Sanal makinada bile oldukça performanslı çalıştı ve ayrıca kurulurken bilgisayar kullanımı için gerekecek temel yazılımları da beraberinde getirmesiyle kısıtlı donanımlar için oldukça iyi bir seçim.

Enlightenment

Enlightenment'in amacı minimal bir DE olmak olsa da oldukça enteresan özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Klavye dilini bayrakla göstermesini beğendim. Dosya yöneticisinde bir dosyanın üzerine gelindiğinde önizleme olarak içini göstermesi de olduça hoş. Klasörleri farklı pencerelerde açması ve yer yer tıklanan pencerede focus problemi yaşaması da bence bir eksi.

Gene de enteresan ve hafif bir DE kullanmak isteyenlere Enlightenment önerebilirim.

Openbox + Razor-Qt

 Razor-Qt oldukça yeni bir DE ve aslında yukarıda yazdıklarımın içinden en minimal olanı kendi pencere yöneticisi,dosya yöneticisi falan yok. Bir pencere yöneticisi üzerine çalıştırıyorsunuz ve size bir arayüz sağlıyor bu kadar. Durumu şöyle açıklayabilirim. X ilk kurulduğunda  bir terminal ve fare imlecinden fazlası değil. Bunun üzerine salt bir pencere yöneticisi kurduğumuzda mesela Openbox GUI'den program çalıştırmak için çok basit bir menü ve bir uygulama açtığımızda eski güzel simge durumuna küçült,tam ekran ve kapat tuşları geliyor. Openbox'un becerisi de bundan ibaret. Üzerine Razor-Qt kurduğumuzda yukarıda bahsettiğim DE'lerin sunduğu arayüze erişebiliyorsunuz.
Razor-Qt nedense bana KDE 3'ü anımsattı.
Hala deneysel olsa da ilginç olabileceğe benziyor. Gözucuyla da olsa takip etmekte fayda görüyorum.

Masaüstü ortamlarıyla ilgili yazdığım ilk yazıya adresinden ulaşabilirsiniz.

4 Aralık 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com