Yazılım Özgürlüğü Günü (2012) Çalışmaları

 Yazılım Özgürlüğü Günü, 15 Eylül 2012 tarihinde dünyanın birçok yerinde farklı farklı etkinlikler gerçekleştirilerek kutlanacak, her yıl da kutlanan özel bir gün. Bu güzel günü kutlayan topluluk, grupların yer aldığı ülkeler haritada çoktan yerini almış bile.

Yazılım Özgürlüğü Günü'nün bu sene Türkiye'de de kutlanmasını isteyen özgür yazılım sevdalıları olarak birlikte hareket edip, iletişimi sağlamak, bir şeyler düzenlemek için bir posta grubu oluşturduk.

Aslında bu yazdıklarım da tüm özgür yazılım sevdalılarına bir davet niteliğinde..


Şimdilik posta grubunda Bilkent, Ege, İstanbul Teknik ve Sakarya Üniversitesi'nden özgür yazılım toplulukları, bunun dışında özgür yazılım sevdalısı olan bireyler olarak varız.
Tabii daha da kalabalık olmak şu sıralar en büyük isteğimiz!

Bu güzel günün yaşadığınız şehirde de kutlanmasını istiyorsanız "Ama imkan olmaz ki..." diyorsanız emin olun hiç de öyle büyük seminer salonlarına filan gerek yok. Onlar da olsa ne güzel olur; ama bu güzel günü kutlamak için farklı farklı alternatifler mevcut.

O vakit tüm özgür yazılım sevdalılarını, en azından yazılanları okumaları, süreci takip etmeleri ve geribildirimleri ile bizlere destek vermeleri için posta grubuna bekliyoruz.

 Yazılım Özgürlüğü Günü (2012) Çalışmaları- Posta Grubu

 Yazılım Özgürlüğü Günü (2012) Çalışmaları- Facebook Grubu

23 Ağustos 2012

Posted In: GLFS

PostgreSQL’e Genel Bakış (Sunum)

PostgreSQL öğrenerek geçirdiğim yaz stajımda bir sunum hazırladım. Postgres'in çıkışı, topluluk yapısı, kimlerden oluştuğu, ne tür iletişim kanalları olduğu vs genel başlıklar oldu.

Lakin beni en çok heyecanlandıran durum "PostgreSQL'i hangi kurum, şirketler tercih etmiştir?" sorusuna yanıt aramaktı. Zira PostgreSQL öğreneceğimi duyan bazı kimseler (birkaç yıllık mühendisler de dahildir bu kimselere) piyasada işe yaramayacak şeyler ile meşgul olmamam gerektiğini öğütlediler!

Özgür yazılımla uğraşan kimselerin, önyargılı insanlarla baş etmesi gerektiğini uzun zaman önce kavramıştım aslında. Yine de bana tavsiyede bulunan kişilerle paylaşabileceğim "Buyurun, bakın.
Ne kadar da çok yer kullanıyormuş"  şeklinde, bolca örnek içeren bir doküman olmasına gayret ettim. (Eksiklikler ve hatalar varsa da özür dileyerek, geri bildirimleri beklerim.)

Sunumun 15 ve 27. sayfaları arasında "PostgreSQL'i hangi kurum, şirketler tercih etmiştir?" sorusuna benim bulduğum yanıtları ve sunumu bu kimselere ithaf ediyor, bana bu süreçte yardımcı olan PostgreSQL Resmi E-posta Listesi (Türkçe) üyelerine de tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Sunuma buradan erişebilirsiniz.



22 Ağustos 2012

Posted In: GLFS

Time Lapse Denemesi (Zaman Atlamalı Fotoğrafçılık)

Permakültür, Fukuoka derken evde çeşitli yerlerde değişik bitkiler olmaya başladı. Hepsinin gelişimini takip etmeye çalışıyorum ama bazıları diğerlerinden daha hızlı büyüyor. Takip ettiklerim arasında en hızlı büyüyen Thunbergia Alata nam-ı diğer karagözlü suzan sarmaşığı. Bu sarmaşığın nasıl böyle hızlı büyüdüğünü kayda almak istedim ve hep ilgimi çeken bir fotoğrafçılık tekniğini denemeye karar verdim. İşte ilk time lapse denemem.

Fotoğraf makinesini trimpot ile sabitleyip 5 dk. aralıklarla sarmaşığın fotoğraflarını çekmesi için ayarladım. Otomatik çekimi Ubuntuya bağlayıp da yapabilirsiniz ya da makinenize zaman ayarlı deklanşör alarak da yapabilirsiniz. Biraz sabır isteyen bir süreç. Burada önemli olan ışığı iyi ayarlamak ve makinenizi iyi sabitlemek.

36 saat sonra elimde epey bir fotoğraf olmuştu. Şimdi sıra geldi bunları video haline getirmeye. Bunun için mencoder paketini kullanacağız. Eğer sizde yüklü değilse yazılım merkezinden özgür bir şekilde kurabilirsiniz. Kullanımı da gayet basit. Önce terminal penceresini açıp fotoğrafların olduğu klasöre gidiyorsunuz. sonra komut satırına şunları yazıyoruz:

mencoder -nosound -ovc lavc -lavcopts vcodec=mjpeg -o timelapse-5fps.avi -mf w=1920:h=1080:fps=5:type=jpg -vf scale=1920:1080 mf://*.JPG

mencoder komutunun operatörlerine şöyle bir bakacak olursak;

  • -nosound : videoda ses olmayacak
    • -audiofile ses.mp3 -oac copy : -nosound yerine bunu yazarsanız da videonuza ses eklemiş olursunuz.
  • -ovc lavc : videonun libavcodec ile encode edileceği
  • -lavcopts vcodec=mjpeg : video formatının MPEG olarak ayarlanması
  • -o : oluşturulacak dosya adı
  • -mf w=1920:h=1080:fps=5:type=jpg : jpeg modunda saniyede 5 kare olacak şekilde ayarlanması ve fotoğrafların 1920:1080 olacak şekilde yeniden boyutlandırılması
  • -vf scale=1920:1080 : videonun çözünürlüğünü 1920:1080 full hd görüntü
  • mf://*.JPG : bulunduğumuz klasördeki uzantısı JPG ile biten tüm dosyaların seçimi.

ve sonuç tataa..:

kaynak:derwiki – Timelapse Photography with your spare Ubuntu Box and Digital Camera (Thanks)
mencoder yardım dosyası

8 Ağustos 2012

Posted In: fotoğrafçılık, Gelişmiş, mencoder, Nereden başlamalı, time lapse

Linux kullanıcısından Mac OS X değerlendirmesi

Bundan 1-2 ay önce kendime yeni bir Macbook Air aldım. Daha önce hiç Mac kullanmamış, ama yaklaşık 7-8 yıldır Linux kullanan biri olarak bununla ilgili tecrübelerimi yazayım dedim. Aşağıda yazılım, donanım, kullanım,vs.. yönünden bir Linux kullanıcısı/geliştirici açısından izlenimlerimi bulabilirsiniz.

Mountion Lion altinda kullanilan uygulamar

  • Dosya sistemi farklı(haliyle). Elim hep /usr, /home/ vs. gibi dizinlere gidiyor. Zamanla bu dizinlere değil de farklı yerlere bakmak gerektiğini anlıyorum tabi ki. Alışkanlık gerektiriyor. Kullandığınız özel betikler varsa bunları ona göre düzenlemeniz gerekiyor.

  • Terminal olarak iTerm2 kullanıyorum, herhangi bir sorun yaşamadım. Normalde Gnome-terminal kullanıyordum. Tmux desteği bile var (bunun sayesinde Tmux’un session bilgisini doğrudan iTerm’in pencere sistemi ile kullanabiliyorsunuz. Yani mesela Yakuake’deki gibi pencereleri bölüp, kapatıp açtığınızda aynen bıraktığınız gibi geliyor). Fakat ben iTerm’in bu özelliğini kullanmadım. Zaten uzun süredir kullandığım ve kişiselleştirdiğim tmux.conf ile klasik düzende devam ediyorum.

  • Tmux var ve tıpkı Linux altındaki gibi düzgünce çalışıyor. Herhangi bir sorun yaşamadım. Linux altında kullandığım tmux.conf ile sorunsuz çalışıyor,

  • Vim de Linux altında kullandığım dosyaları, eklentileri yine sorunsuz bir şekilde çalıştırabildim. Bunu için Github’da dotfiles deposunu kullanıyorum (merak edenler için sağ taraftan github linkinden ulaşabilirsiniz.)

  • Zsh‘da bazı eklentilerim için değişiklik yapmak zorunda kaldım. Bazı uygulamalar farklı çalıştığından alias’ları değiştirdim(ls –color yerine ls -G gibi).

  • Cmd tuşuna alışamadım bir türlü. CMD, OPTİON, CTRL, FN tuşlarını ciddi şekilde birleştirerek kullanan bir işletim sistemi OS X. Bazen ALT diyorlar, bazı yerlerde OPTİON diyorlar (ikisi de aynı). CMD ve CTRL karışıklığı. Cmd dışında Ctrl tuşu da var. Normalde Ctrl+C, Ctr+V gibi tuşlar yerine Cmd+C, CMD+V gibi kısayollar kullanmak gerekiyor. Bu da kafa karışıklığına yol açıyor

  • Terminal altında Cmd değil de Ctrl tuşunu kullanmanız gerekiyor. Burada Capslock’u ne yapmalı o zaman? CMD ya da CTRL mi? Ben Emacs tarzı veri girişini çok kullandığım için (Xcode, Bash/Zsh readline) CTRL olarak ayarladım.

  • İnsert tuşu yok, delete tuşu yok(onun yerine backspace var), silmek için Fn+Backspace yapmanız gerekiyor. PageUp, PageDown gibi tuşlar da yok. Özellikle Tmux ile copy-mode’a girerken rahatsız oluyor bu.

  • İngilizce klavye kullandığımdan kod yazmak çok daha verimli ve hızlı olmaya başladı(gerçi bunun Linux-Mac durumu ile alakası yok). Fakat Türkçe harflerden eksik kaldım(gördüğünüz gibi). Bununla ilgili küçük bir değişiklik yapmıştım klavye kullanımı ile ilgili (uzun süre tutunca türkçe hali geliyordu). Paylaşırım sizlerle sonra.

  • Dokunmatik touchpad çok iyi çalışıyor. İpad,Iphone’daki gibi verimli ve kesintsiz bir deneyim sunuyor. Bir süre sonra Mouse kullanmayı bile bırakabiliyorsunuz bu yüzden (çünkü daha verimli, hızlı ve konforlu).

  • Dokunmatik touchpad’ı kişiselliştirme imkanı var ekstra bir araç sayesinde (Better TouchTool). Ben bunu kullanarak Chrome’da gezmek için bazı ekstradan seçenekler ekledim (mesela üç parmak ile sağ-sol ile sekmeleri gezme, aşağı yapınca sekme kapanıyor, yukaria yapınca yeni sekme açılıyor, iki kere dokunca kapanmış sekme geliyor)

  • Doğal kaydırma (Natural Scrolling) başta garip geldiğinden kapatmıştm. Fakat Apple ileride iOS cihazlarını Mac cihazları ile birleştireceğinden ve ileride dokunmatik ekranlı Mac’ler olacağından bu alışkanlığı kazanmak amacıyla tekrar açtım (trend oraya doğru gidiyor). Fakat fare ile bu sefer düzgün olmadı. Bunun için de Scroll Reverser diye bir uygulama kuruyorsunuz. Dokunmatik doğal sürükleme kullanırken, fare normal scrolling’i kullanmış oluyor

  • Logitech M705 faresini kullanıyorum. Kullanımı, tepki süresi çok kötü çalışıyor. Logitech yazılımı kötü diyebilirim. Linux altında çok daha iyi çalışıyor çünkü bu fare.

  • Basit bir yedekleme aracı olarak Time Machine uygulaması var. Boş bir partition sunuyorsunuz(harici veya dahili disk) kendisi saat başı tüm sistemin yedeğini alıyor. Basit ve bir çok kişinin kullanacağı bir araç olmuş.

  • Tam ekran özelliği güzel bir şekilde entegre edilmiş (çift ekran kullanan kullanıcılar haricinde). Gnome 3 ve Unity de de kullanım tecrübelerini bu yönde geliştiriyor artık. Alışmak zor olmadı buna, keza gayet severek kullandığım bir özellik.

  • Masaüstü uygulamaları kaliteli, göze hitap eden uygulamalar. Albenisi çok. Bir çok şirketin Mac yazılımını bulabiliyorsunuz. Ve hepsi de güzel oluyor. Uygulamalar tıpkı iPhone’daki gibi paralı oluyor. Genel olarak insanların da parayla satın aldığını sezdim. Kullanıcı kitlesi para vermeyi normal buluyor (bence bir emek, yazılım için bu doğru bir şey). Tabi açık kaynak kodlu yazılımlar da güzel bir şekilde çalışıyor (Chrome, Firefox, vs..). Firefox özellikle çok daha güzel gözüküyor. Macbook Air’in ekran kalitesi iyi olunca daha da hoşunuza gidiyor.

  • Uygulama kurmak için bir sürü yol var. Ayrıca uygulama kurmak da çok farklı (kurma yöntemi açısından). App Store’dan kurmak en kolayı, tıklıyorsun ve kendi kendine kuruyor(iPhone’daki gibi)

  • İnternet sitesinden indirdiğiniz kurulum dosyalarda da iki tür var. Bazıları .pkg ile bitiyor, bazıları ise .dmg ile. Pkg ile biten Windows ınstaller gibi Next, Next şeklinde ilerleyip kuruyor. Dmg ile bitenlerde karşınıza küçük bir pencere çıkıyor ve uygulama simgesini Applications klasörüne atıyorsunuz (bu da kurulmuş oluyor). Bu uygulama simgeleri de aslında birer klasör oluyor (terminal ile girip bakabilirsiniz)

  • Tmux, git, vs, gibi uygulamaları Homebrew ile kurabiliyorsunuz. Homebrew, Gentoo Portage gibi doğrudan kaynağını indirip kuran bir paket yöneticisi. Ayrıca “Xcode Command Line Tools” adında bir paket var (Xcode içinden indirebiliyorsunuz). Şimdi karışıklık burada başlıyor. Mesela X öde içinden git çıkıyor, ama Homebrew ile de kurabiliyorsunuz. Sistemde iki tane git olmuş oluyor. Homebrew “/usr/local” altına kuruyor, Xcode ise kendi “/Applications/Developer/Xcode..” deki klasörüne kuruyor. Genel olarak git, zsh, vs gibi temel paketler Xcode Command Line Tools içinden çıkıyor, ama daha sofistike uygulamalar için Homebrew şart(mesela Tmux için). Xcode içinden çıkan uygulamaları ‘xcrun uygulama_adı’ şeklinde çalıştırabilirsiniz (örneğin ‘xcrun git push’).

  • Xcode ile kod geliştirmek zorundasınız uzun vadede (Ojbective-C, iOS programlama için). Çünkü bir çok özelliği ve hızlılığı sadece Xcode ile elde edebiliyorsunuz. Vim ile uzun bir süre denedim yazmayı ama sonunda pes ettim. Vim’de clang_complete eklentisi bile Xcode gibi hızlı ve verimli olamıyor (bir çok metodu tamamlamıyor mesela). APİ kullanımı, belgelere bakma, snippets özelliği, code tamamlama, iOS arayüz tasarımı,vs.. gibi bir çok işi buradan yapmak zorundasınız. Fakat Xcodebuild adında, doğrudan Xcode dosyaları ile çalışan bir arayüz sunuyor Apple. Bununla Xcode ile aynı şekilde uygulamanızı derleyebiliyorsunuz. Bu otomatik betik, Jenkins gibi inşa sistemlere bağlamak, shell ile bir bağ oluşturup farklı işler yapmak istiyorsanız güzel bir araç. Çok kullanma durumum olmadı, ama güzel benziyor.

  • Xcode ve diğer bir çok uygulama Emacs kısa yolları kullanıyor. Bu yüzden Bash altında kullandığınız bir çok kısayollu aynen bunda da kullanabilirsiniz (Ctrl+A, +E, +K, +F, +B, vs.. gibi). Xcode için Vim eklentisi de var, fakat kararsız ve Xcode’un çalışma şekli ile uygunsuz (Xcode sizi hep insert modunda olmanızı bekliyor belli komutlar için, yani mesela otomatik kod tamamlamayı tekrar açmak için insert moduna girmeniz gerekiyor)

  • Her şey birbiriyle çok uyumlu. Bağlantılı bir şekilde işliyor. Profil fotoğrafınız varsa tüm uygulamalar Avatar olarak onu kullanabiliyor. Sistemin bir çok yerinde email, twitter, imessage gibi yerlere bilgi yollamak işi kolaylaştırıyor. Bir şeyleri bir yerden bir yere bırakma ile ilgili küçük ayrıntılar çokça mevcut (mesela bir dosyayı Mail simgesinin üzerine bıraktığınızda doğrudan onu yollamaya kalkıyor). Bu kararlılığı ve bütünü hissediyorsunzu bir süre sonra. Her şey sorunsuz bir şekilde işliyor. Zamanla alışıyorsunuz ve tıpkı iPhone’daki gibi ‘Demek ki bu işler böyle olmalı’ diyorsunuz (arayüz kullanım açısından).

  • Gnome3, Ünity, Kde gibi masaüstünde kullanılan bir çok özellike Mac’de alınmış. Özellikle Gnome 3 kullanıp Mac kullanmaya başlayınca (Gnome 3 daha yeni diye söylüyorum) bir çok benzerlik göreceksiniz.

  • iCloud’u çok kullanmıyorum. Dropbox’un Linux desteği olmasından dolayı benim için daha iyi. Fakat ilerleyen yıllarda iCloud desteği daha entegre bir şekilde çalışacağından bu konuda şüphelerim var malesef.

  • İlginç ve saçma bulduğum özellikleri var. Örneğin: Uygulama silmek için çöp kutusuna bırakıyorsunuz. Dosya yöneticisinde (Fınder) kes yapamıyorsunuz. Kısa yol olan Ctrl+X kullanabilirsiniz ama menüde yok. Bir şey çöp kutusuna atmadan doğrudan silemiyorsunuz. Bunun için betikler var Delete-immediately. Save aş özelliği sadece ALT tuşuna basınca çıkıyor, o da düzgün çalışmıyor. ‘Save aş’ diye farklı bir dosyaya kaydetmeye çalışırsanız, orijinal dosyayı da kaydediyor.

  • Türkiye’de Mac ile ilgili güzel kaynak az. Bunlardan Sihirli Elma kaliteli ve uzun, doyurucu içerik sunuyor. Hoşuma gitti için sizlerle de paylaşayım dedim. Yurtdışında ise camia çok farklı. Klasik meşhur Apple fanboy’ları varken, Ünix/Geek’leri de çok. Nasıl baktığınıza bağlı olarak değişiyor. Çok kafa takmamak lazım bu yüzden. Yine bir sürü kaynak var tabi, ben Macrumors.com sitesini tavsiye ediyorum. Apple camiası ve sorunları hakkında doyurucu ve kaliteli bilgi bulabilirsiniz (özellikle Forumlarında). Teknik camia ilgili hakkında ileride bir şeyler karalayacağım, şimdilik yeni yeni tanımaya başladığımdan yanlış bilgi vermek istemiyorum.

Bu kadar. Aklıma geldikçe yine bu listeye eklemeler yapacağım, genel olarak bir sürü küçük farklılıklar var. Bazıları iyi, bazıları kötü. Bence alışkanlık ve bakış açısı ile düzeltilecek şeyler. Biraz farklı bakmak ve bazı şeylerden feragat etmek gerektiriyor Mac kullanmak. Özgürlüğe aşırı önem verenler bence çok rahatsız olurlar bu sistemde. Kişisel olarak sevdim diyebilirim. Yaklaşık bir aydır akşamları kullanıyorum evde. Başlarda terminal ve tuşlara alışmamıştım ama zamanla o da geçti. Şimdi bir çok işimi Mac altından yapıyorum. Tabi Linux kullanımım değişmedi. Gündüzleri ise işimde 8-9 saat Linux kullanıyorum (saat ortalaması olarak Linux başı çekiyor). İki farklı işletim sistemi olduğundan Github, Dropbox, vs.. gibi servisleri de daha fazla kullanmaya başladım senkron kalabilmek için. Bunun dışında blog’da bundan sonra Mac ve özellikle Objective-C ile ilgili ipucuları da paylaşabilirim.

Hepsi bu kadar. Linux’dan Mac’e geçiş açısından başka sorunlarınız varsa ya da düşüncüleriniz varsa yorum kısmından paylaşabilirsiniz.

(not: İngilizce klavye ile yazdım, ama okuma keyfi bozulmasın diye Mustafa Emin Acer’in Text Deasciifier sitesini kullandim. Bu güzel calışmayı kullanmanızı ve tanıtmanızı tavsiye ederim.)

6 Ağustos 2012

Pardus Anılarım

Evet bana bunları yazdıran Pardus’un son zamanlardaki çalkantılı, sisli, belirsiz durumu. Umarım bunların hepsi düzelir ve daha güçlü bir şekilde yoluna devam eder Pardus.

  1. Yılını net hatırlamıyorum ama 2008 olabilir. (Linux’la flört dönemim) Yıldız Teknik Üniversitesinde bir Pardus etkinliği olacağını öğrenmiştim bi yerlerden. O yıllar bu tür etkinlikleri kaçırmaz vakit buldukça giderdim. Pardus tanıtılacaktı hatta geliştiriciler ve idari kadrodakiler de olacakmış diye okumuştum. Hem Pardus’u hem Pardus’un mimarlarını tanıyacaktım. Bu kaçmayacak bir fırsattı.

    Yoğun bir izleyici ile Yıldız’ın büyük bir salonunda önce çalışanlar tanıtıldı. Hatta iyi hatırlıyorum web sitesinin django ile hazırlandığından bahsedilmiş tanıtılan geliştirici arkadaşın da Türkiye’nin en iyi django bilenlerinden olduğu söylenmişti. Web sitesi geliştirmek ile Pardus arasındaki bağı pek anlamasam da django’nun da ne olduğunu bilmediğim için pek düşünmemiştim bu konuları. Pardus sunumunun ardından sorulara gelmişti sıra. Şu mealde bir soru sorduğumu iyi hatırlıyorum:

    Pardus TÜBİTAK’ın bir projesi yani devlet’in bir kurumunun projesi. Bir gün çıkıp da bir devlet yöneticisi ‘Pardus’u bitiriyoruz artık devam etmeyeceğiz’ derse ne olacak? Kullanıcılar ne yapacaklar. “

    Pardus’un idari kadrosunda olduğu anlaşılan kısa boylu, gözlüklü tonton bir amca şöyle cevap verdi: “Pardus kimsenin malı değil ki, sizin malınız. Öyle birşey olursa siz devam ettirebilirsiniz. Çünkü herşey size de geliştirmenize de açık.

    Linux dünyasını da pek bilmediğimden olsa gerek bu cevap beni pek tatmin etmemişti hatta çay molasında o amcanın yanına gidip bu konuda kafama takılanları tekrar sormuştum.
    O gün belki o cevaptan tatmin olsaydım bu gün bir Pardus kullanıcısı olurdum ama benim için hep 2. işletim sistemi oldu Pardus. Teknik sorunlar çözülürdü bir şekilde ama bu sorun benim çözebileceğim birşey değildi…

  2. Öğretmen olarak atandığımın ikinci yılı “Seçmeli Açık Kaynak” dersinin okutulması için istekte bulunup derslere girmeye başladım. Hem benim için hem de öğrenciler için çok öğretici oldu. Müfredat Pardus’a göre işliyordu o nedenle ben de çocuklara Pardus’u öğretmeye çalışıyordum elimden geldiğince. Bir süre sonra içlerinden bazıları evlerindeki bilgisayarlara da Pardus kurup koyu birer Pardusçu olup çıktılar. Derslerde takıldığım bazı noktaları onlara sorduğum bile oluyordu. :) Pardus sevdasına kapılanlardan; Özgürlükiçin forumunda modaratör olanlar, dergide yazanlar, wiki katkıcısı olanlar hatta logo tasarlayanlar bile oldu. Ama beni en mutlu eden an Ekim 2010’da CEBİT bilişim fuarında Pardus standında görevli olarak çalışan öğrencilerimi gördüğüm andı. İnanın çok farklı güzel bir duygu. O çocukların kendi gayretleriyle nerelere gelebildiğini görmek ve onların öğretmeni olmak bir ayrıcalıktı benim için.

  3. Okulum değişip yeni bir okula atandığımda yine “Seçmeli Açık Kaynak” dersinin okutulmasını istedim ve dersi aldım. Bir yıl boyunca öğrencilerin motivasyonunu yüksek tutmak için elimden geleni yaptıysam da ilgilerini tam olarak çekebildiğimi düşünmüyordum. Belki de beklentim artmıştı daha tecrübeli olduğum için. Öyle böyle bir yıl müfredatı eksiksiz işleyip seneyi kapattık. Bir sonraki yıl bu öğrenciler çeşitli işletmelerde staj’a başladılar. İki öğrencim de İSKİ’de staj yapıyordu. ikinci hafta derse geldiklerinde heyecanla şunları anlattılar:

    İSKİ tüm birimlerinde Pardus işletim sistemine geçmiş ve tüm bilgisayarlarda Pardus varmış. Bizim çocuklarda aa biz bunu gördük diyip başlamışlar ufak tefek sorunları çözmeye. Hem Bilgi İşlemdeki çalışanlar hem de diğer çalışanlar epey şaşırmış. Hatta iş teklifi bile yapmışlar çocuklara. Bizimkilerin havalarından geçilmiyordu yani… :)

    Ben geçen yılın iyi geçmediğini düşünürken bu söylenenlerden sonra değişmişti düşündüklerim. Ayrıca bir yıl boyunca Pardus derslerinde toplayamadığım ilgiyi iki öğrenci beş dakikada yapmıştı. Bu gecikmiş durum hem üzdü hem de sevindirdi beni…

Eminim sizlerin de vardır böyle anıları dileyenler yorum olarak yazarsa biz de bir parçası oluruz belki onların.

1 Ağustos 2012

Posted In: Nereden başlamalı, pardus anıları, pardus dersi, seçmeli açık kaynak

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com