Rich:dataTable’da satırları sıralama

RichFaces kullanıyorsunuz. rich:dataTable’ınız var ve tabloya basılacak verileri bir kurala göre sılamak istiyorsunuz.

Bunun için dataTable altına eklediğimiz kolona:

<r:column sortBy=”#{trxList.txnDateTime}” sortOrder=”DESCENDING”>

….

</r:column>

 

sortBy : sıralamayı neye göre yapacaksınız.

sortOrder : azalan artan sıralama.


30 Temmuz 2012

Posted In: Gezegen, java, linux

Linux Yaz Kampı 2012

Linux Yaz Kampı için 23 Haziran – 8 Temmuz 2012 tarihlerinde Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ndeydik. Aslında yolculuğum 14 Haziran gecesi başladı. Haftasonu Ankara’daki Linux Kullanıcıları Derneği genel kurulu için yola çıktım. Ankara Ankara güzel Ankara… Ankara’da kaldığım yaklaşık bir hafta boyunca hem uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm, hem de etrafı dolaştım. İzmir’in sıcaklarından sonra nasıl iyi geldi Ankara’nın nispeten serin havası anlatamam. Açıkçası Bolu’ya istemeye istemeye gittim.

Bolu’ya vardığımda Perşembe akşamıydı. Kamp alanına ilk gelen ben olduğumdan ilk iş kampüsü ve sınıfları gezmek oldu. Kamp boyunca 5 farklı konuda (Java, PHP, Linux Sistem Yönetimi 1. Düzey, Linux Sistem Yönetimi 2. Düzey, LibreOffice & Linux Masaüstü), 7 sınıfta paralel eğitimler oldu. İhtiyacımız olan 7 sınıfın hepsi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeydi. Ben gittiğimde projektör, bilgisayar, priz gibi tüm hazırlıklar tamamlanmıştı. Kampüsü gayet ferah ve yeşil buldum, çevresi de oldukça güzeldi. Ormanlar, yakındaki Gölköy göleti ayrıca bir güzellik katmış kampüse. Geçen sene Linux Yaz Kampı Düzce Üniversitesi’nde düzenlenmişti. Düzce Üniversitesi yeni gelişmekte olan bir üniversite. Orada da çevrede çok güzel ormanlar olmasına rağmen yeni bina inşaatları, çevre düzenlemeleri vs arasında yaz kampı yapmak bir miktar rahatsız ediciydi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi ise daha oturmuş bir üniversite olduğu için çevrede inşaat faaliyeti yoktu ve sosyal olanaklar anlamında daha gelişmiş. Örneğin; içinde kuaförden, bankaya kadar pek çok şey barındıran aktivite merkezi adını verdikleri bir çarşısı var. İki üniversite arasındaki en büyük fark ise hava koşulları. Düzce’nin nemli ve sıcak havasına karşılık Bolu’nun serin ve rüzgarlı bir havası vardı.

23 Haziran Cumartesi günü tüm katılımcıların gelmesiyle birlikte kamp resmen başlamış oldu. Kursiyerlerin kalması için ayarlanmış olan yurtlardan Kredi Yurtlar Kurumu’na ait olanla sorunlar yaşadık. Yurt boş olmasına ve önceden bize söz verilmiş olmasına rağmen bir başka etkinlik sebebiyle kursiyerleri yurda almadılar. Her ne kadar kursiyerlerin kampüs içinde konaklamasının önemini anlatmaya çalıştıysak da ne bizim ne de üniversite yönetiminin müdahalesi işe yaramadı ve kursiyerleri şehir merkezindeki KYK yurduna aktarmak zorunda kaldık. Tabii buna bağlı olarak bir de ulaşım sorunu ortaya çıktı. Neyse ki kamp boyunca bu konuda tekrar büyük bir sorunla karşılaşmadık.

Bu bilinen bir gerçek ki milletçe okumayı pek sevmeyiz. Bunun etkilerini de kamp başvurularında ve kamp süresince hissettik. Web sitesinde detaylı olarak belirttiğimiz her konuda defalarca sorular aldık. Açıkçası bu sene kampın tarihleri biraz kötü bir aralığa denk geldi. Yaz okulları, bütünlemeler, yüksek lisans başvuruları, KPSS gibi nedenlerle insanların mazeretleri vardı. Ama tüm bunları saymasak bile, kampa geç katılanlar, erken ayrılanlar, düzensiz devam edenlerin önüne geçmeye çalışsak da tamamen engellemek mümkün olmuyor. Sonuçta katılımcıların hepsi sorumluluklarını bildiğini varsaydığımız yetişkin insanlar. Sadece katılım belgesi almak için gelenler ise her zaman olduğu gibi yine sadece kendini kandıranlar. Bunu bir tatil/işten kaytarma fırsatı olarak görenler ise gerçekten öğrenmeye hevesli insanların önünü kesenler ki en çok bunlar kızdırıyor beni.

Kamp, 15 gün boyunca, deyim yerindeyse gece gündüz derslerle devam etti. Sabah 9:30-12:30, öğlen 14:00-17:30, akşam ise 19:30-21:30 arasında dersler yapıldı. Sadece arada bir gün tatil yaptık. O gün Abant ve Gölcük’e geziler düzenlendi. İsteyen Abant’a, isteyen Gölcük’e gitti, isteyen kendi kendine değerlendirdi günü. Ben Gölcük’ü tercih edenlerdendim. Mesire alanından çıkıp ormanda biraz yürüyüş yapmak istemiştik ki bir ormancının “Fazla yukarıya çıkmayın, tekin değildir buralar.” uyarısıyla pek kısa bir yürüyüş oldu bizimki. 🙂 Etrafta ayılar varmış.

Bolu’ya ayak bastığım ilk günden itibaren Gölköy ve etraftaki diğer ormanlarda yürümeyi kafama koymuştum. Ancak geç biten dersler, günün yorgunluğu ve hava değişikliği sebebiyle kendimi halsiz hissetmem sayesinde yürüyüşler son iki güne hatta geceye kaldı. İki gece arka arkaya ormanda yaptığımız yürüyüşlerin sonuncusunda göle ulaşmayı başardık. Keşke kamp daha uzun olsaydı da daha fazla yürüyebilseydim diye hayıflandım. Bolu’ya dair tek şikayetim yemek oldu. İlginçtir, bunu söylediğim herkes Bolu ve ünlü aşçılarına değinip, şaşkınlığını dile getirdi. Özellikle kampüste ciddi yemek sıkıntısı var. Yemekhane yemekleri kötü, aktivite merkezinde hem yemekler kötü hem hizmet kötü, Kütük Restoran’da sürekli ızgara yenmiyor, misafirhane ise sadece akşam yemeği yapıyor. Kampüs dışında ise araçla ulaşılabilecek yerlerde güzel yemek bulabildik. Özellikle sanayi sitesi içindeki “Alan Kardeşler Günaydın Restoran” kesinlikle Bolu’daki en güzel yemekleri yapıyor. Bir güzel sürpriz de geçen sene Düzce’de kapısını aşındırdığımız Çorbacı Mülayim’in Bolu şubesiydi.

Kampın son günlerinde kapanış telaşı başladı. Kamp için tasarlayıp, baskısını beklediğimiz tişörtler geldi, katılımcıların kursa kaç saat katıldıkları hesaplandı, katılım belgeleri bastırıldı, bir de hesapta olmayan bir aksilik oldu: KPSS için bulunduğumuz bina kapatıldı. Bu konudaki çözümü son gün kongre merkezindeki bir salona geçmekte bulduk. Tişörtlerin bir kısmı, güvenerek binada bir odaya bıraktığımız yerden çalındı. Çalınanların bir kısmını Çağdaş ve Umuthan’ın gayretleri sayesinde geri alabildik. Zaten sayılı olan ve baskıdan eksik gelen tişörtler iyice azaldı böylece. Katılım belgelerine kaç saat katıldıklarının yazılacağını öğrenen bazı kursiyerler, gelmedikleri günler de tam yazılmak istediler. Hatta bazıları yoklama kağıtlarına geçmiş günler için imza atmak istediler. Kursiyerlerimizden bu gibi etik olmayan istekler gelmesi üzücü oldu. Özetle, iyisiyle kötüsüyle bir yaz kampını daha sağsalim atlattık. Benim için kampın en güzel tarafı yine arkadaşlıklar oldu. Etkinlikten etkinliğe gördüğüm insanlar, keyifli sohbetler, eğlenceli olaylar, bazen de alternatif partiler. 🙂 Hepsini bırakmak zordu ama en zoru da Bolu’daki mis gibi havayı bırakıp İzmir’e dönmek oldu.

Fotoğraflar: LKD GaleriKişisel Galeri

13 Temmuz 2012

Posted In: linux, Özgür yazılım

Genç Pardusçular Rahatsız

Pardus danışma kurulunun bir üyesi olarak Pardus yönetiminin toplantının yapıldığı 29/06/2012 tarihinden bu yana yapılması planlanan e-posta üzerinden tartışmaya devam edip kurulun yapısını ve ilk kararlarını alması konusunda  herhangi bir yazı yazmamış olmasına üzülürken bir başka önemli gelişmeyi malesef twitter üzerinden öğrendim.(1)

Pardus yönetimi ODTÜde sektör firmalarıyla bir toplantı yapmış ve Pardus’u anlatmışlar tabi anlatılan bu Pardus benim yeni pardus olarak adlandırdığım debian tabanlı pardus daha doğrusu pardus görünümlü debian.

Twitter üzerinden Orçun Madran’ın twitinde  firmalara bir çağrı yapıldığı  (2) söylenmesine rağmen çözüm ortağı olan firmalarında toplantıyı twitterdan duyduklarını öğrenmiş bulunuyorum. Nedenini de şu twitten anlamak mümkün “Bizi yönetmek isteyen firmalarla çalışmak istemiyoruz”(3)

YÖNETMEK ?

Benim açımdan toplantının en önemli açıklaması bu. Bildiğiniz gibi Danışma kurulunun ilk toplantısında TÜBİTAK yönetimiyle kurul üyelerinin çoğunluğu pisi den vazgeçilerek debian tabanlı olarak pardus’un yoluna devam etme kararının hem alınma yöntemine hemde teknik gerekçeleri konusunda fikir ayrılığına düşülmüş ve toplantı dişe dokunur bir karar alamadan dağılmıştı. Aradan geçen iki haftada da TÜBİTAK ve içerisinde göç ortakları temsilcisinin de bulunduğu bir kurul’un arasında herhangi bir iletişim kurulmadığı da düşünüldüğünde   Sayın Abdullah EROL’un “bizi yönetmek isteyen firmalarla çalışmak istemiyoruz” cümlesinin ne anlama geldiğini anlamak güç değil. Bir noktayı daha belirteyim bugün Kurul üyelerinden Necdet Yücel  Kurul üyelerinin tamamını cc listesine eklediği mailinde danışma kurulunun durumunu sormuş aradan geçen yaklaşık 6 saate rağmen hala bir cevap verilmemiştir.

Ben herkese açık olan bu platfordan bir kaç soru sormak istiyorum.

1- Danışma kurulu pardus hakkında bir karar vermeyecekse süreci yönetip yönlendiremeyecekse varlığının fonksiyonu ne olacak?

2- Danışma kurulunda en önemli tartışma pisi den vazgeçilmesi kararı üzerinde dönmüş ve “bundan önceki sözleşmelere zarar vermeyecek şekilde karar alır” gibi bir cümleyle pardus’un yeniden pisi ile yoluna devam etme umudu korunurken neden hala Debian tabanlı Pardus ile toplantılar yapılıyor?

3- ODTÜ de yapılan toplantıya göç ortakları neden çağrılmadı?

4- TÜBİTAK gerçekten Danışma kurulunu istiyor mu?

 

1- https://twitter.com/orcunmadran/status/223363550607970305

2 – https://twitter.com/orcunmadran/status/223372970184290305

3- https://twitter.com/orcunmadran/status/223371146412834816

 


12 Temmuz 2012

Posted In: özgürlükiçin, pardus

GTK2 programlarını farklı renk profilinde çalıştırmak

Bazı GTK2 yazılımları, kendi içinde renk ayarları taşımak yerine doğrudan gtkrc dosyalarından bunu almayı tercih ediyor.

gtkrc dosyasında ise, programa özgü ayar yapılamıyor. İçinde bir programda yeşil üstü beyaz, ötekinde siyah üstü sarı kullanayım diyemiyorsunuz.

Çözüm ise birden fazla gtkrc dosyası oluşturup, daha sonra çevresel değişken ile onu çağırmak oluyor. Örneğin,


GTK2_RC_FILES=~/.gtkrc-2.0-black leafpad &

Bunun sürekli olmasını istiyorsanız, ev dizininizdeki .bashrc dosyasına yerleştirmeyi ya da ilgili uygulamanın sistemdeki .desktop dosyasını (genellikle /usr/share/applications altında bulunur) düzenlemeyi düşünebilirsiniz.

9 Temmuz 2012

Posted In: Gezegen

Linux Yaz Kampı ’12

LKD ve INETD’nin ortaklaşa düzenlediği Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nin ev sahipliğini yaptığı 3. Linux Yaz Kampı 22 Haziran – 7 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşti. Yaklaşık 180 öğrenci ve 30 eğitmenin katıldığı etkinlikte Linux Sistem Yönetimi, Linux Masaüstü, Java EE5 ve PHP kursları verildi. Biz, üstad Hakan Uygun ve Umuthan Uyan ile birlikte Java eğitimi verdik.

Böyle resmi bir girişten biraz Java eğitiminden bahsedeceğim. Java eğitimine yaklaşık 55 kişi katıldı. İlk 4 gün temel Java ve Web teknolojileri ile ilgili teorik eğitim verdik. Kurumsal bir projeyi gerçekleştirmek için gereken diğer proje araçlarından da bahsettikten sonra bismillah diyerek Tekir Genel Muhasebe programının yazılmasına giriştik. Sınıfı 5 gruba ayırdıktan sonra işleri homojen bir şekilde dağıttık. Kampın kalan günlerinde gruplar verilen işleri bitirmeye çalıştılar. Ellerinden gelenin en iyisini verdiklerini düşünüyorum. Beklentilerimizin de üstünde bir iş çıktı. Buradan herkese teşekkür etmek istiyorum.

Linux Sistem Yönetimi eğitimi için ilk gün, sınıfların homojen olarak dağılması için, bir seviye belirleme sınavı yapıldı. “Sınıflar” diyorum çünkü LSY kursuna katılım oldukça fazlaydı ve 1. düzey 3 farklı sınıfta gerçekleştirildi. LSY 2. düzey sınıfı bir taneydi. Keza PHP ve Masaüstü eğitimlerimiz için de birer sınıf oluşturuldu. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen eğitmenlerimizin desteği ile 2 hafta boyunca Özgür Yazılım adına çok güzel işler başardığımızı düşünüyorum. Bu paragrafın sonunda da eğitmen arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum. Sağ olun var olun:)

Eğitimlerimiz böyleydi. Peki ya Bolu güzel miydi? Üniversite sizi iyi ağırladı mı? Yemekler, kalacak yerler iyi miydi?

Tüm bu soruların cevabı bence EVET ‘ti. Bir kaç aksilik ve ufak tefek sorun dışında harika 2 hafta geçirdim Bolu’da. AİBU’nun sosyal tesislerinde kaldık. Herhangi bir 3+ yıldızlı otelden farkı yoktu. Çok rahattı.

Yemekler için ayrı paragraf açmak istiyorum. Keza 2 haftada 2 aylık yemek yedik. Pişman mıyım? Asla. Şimdi bir daha olsa yine yaparım. Yapacağım da:) Yaşasın yemek yemek. Kampın ilk haftası sevgili Devrim Gündüz ve Erdem Bayer hocalarımızın arabaları vardı. 2 araba ve 11 kişi. Her gün öğle ve akşam yemeklerinde Bolu’nun çeşitli yerlerine yemeğe gittik. Özellikle Sanayi Sitesinde Alan Kardeşler Günaydın Restoran 10 numaraydı. Yemeklerin tadı hala damağımda. Bolu’ya yolunuz düşerse gidin. Hatta bilerek yolunuzu değiştirin ve gidin orada yemek yiyin:)) O derece. Erdem hoca az çilemizi çekmedi yemek yollarında.Buradan hem teşekkür ediyorum hemde özür diliyorum:))

Yazının sonuna bir kaç fotoğraf ekliyorum. Yazının dışında size birşeyler anlatması için. Haydi kalın sağlıcakla.

kamp1 kamp2 kamp5 kamp4

 

Kamp ile ilgili diğer bütün resimleri görmek için buraya gidebilirsiniz


9 Temmuz 2012

Posted In: Gezegen, java, linux

Bluetooth’u açılışta otomatik kapatmak

Dizüstü bilgisayarım açıldığında, Bluetooth ışığının yanmasına takılıyorum ve her açılışta kapalı olmasını istiyorum. Pil tüketimini arttırması bir kenara, kullanmadığım bir ağ cihazı niye sürekli açık dursun diye de bir rahat batma durumum var.

BIOS’umda böyle bir ayar olmadığı için, açılışta bir uygulama çalıştırarak bunu nasıl yaparım diye bakındığımda en temizi aşağıdaki komutu açılışta otomatik çalışacak biçimde ayarlamak oldu:

rfkill block bluetooth

Alternatifi, masaüstü ortamları ile beraber gelen çeşitli bluetooth uygulamalarını çalıştırıp onlarda bir kere disable edip, sonra bu seçimi hatırlayıp her çalıştırmada kapatmalarını sağlamak olabilirdi. Ancak sırf bunun için sistem çekmecesinde sürekli bir bluetooth programını açık tutmak işime gelmedi.

7 Temmuz 2012

Posted In: Gezegen

Pardus #Anka Çalışmasına Destek

Yazılarımı Pardus’a aşina olanlar okuduğu için ayrıntıya girmeden, kısaca içinde bulunduğumuz durumu tarif etmeye çalışacağım;

2003 Yılından buyana TÜBİTAK tarafından geliştirilen Pardus GNU/Linux dağıtımı yeni proje yönetiminin tek taraflı aldığı ve uygulamaya başladığı ancak Pardus hakkında stratejik kararları vereceği söylenen Pardus Danışma Kurulunda kabul edilmeyen bir karar neticesinde bir Debian tabanlı bir dağıtım haline geldi. Kavram kargaşası olamaması için buna “Yeni Pardus” diyelim. Elimizde zaten bir tanede Pardus vardı ki onada “Eski Pardus” dersek  Ortaya iki adet Pardus çıkmış oldu.

Bu gelişmelere paralel olarak birde Pardus #Anka adı verilen ve topluluk tarafından yürütülen bir çalışma var. Bu çalışma “Eski Pardus”u devam ettirmeyi ve geliştirmeyi hedefliyor. Bu haliyle Eski Pardus’u yani pisi , çomar, yalı, kaptan , müdür gibi teknolojileri barındıran Pardus’u kullanan ve kullanmakta ısrar edenlerin yönelebileceği bir çalışma durumunda #Anka.

Herkesin aklında şu soru var Peki arkadaş nedir bu anka ? Bir çatal mı? yoksa Pardus 2012 mi ? Eğer TÜBİTAK kararında ısrar eder ve Yeni Pardus da diretirse Anka doğal olarak bir Pardus Çatal’ı değil Orjinal pardus’un ardılı olur çünkü onun mirasına sahip çıkmıştır. Yok eğer TÜBİTAK kararından döner ve Eski Pardus’u devam ettireceğini söylerse o haldede Anka çalışmasına ancak sponsor olabilir.

Çünkü ; Bu gün PKD Başkanı Nihad Karslı’nın yaptığı açıklamadan Pardus #Anka’nın geleceğine yönelik önemli görüşmeler yapıldığını öğreniyoruz. Yazıdan da anlaşılacağı gibi artık Anka çalışmasının sponsorları olacak , geliştirme konusunda  google modeli çalışmalar yapılacak , Eski Pardus’un eksikleri bu çalışmalarla giderilmeye çalışılırken aynı zamanda yeni teknolojilerde eklenmeye çalışılacak. Tüm bunlar özgür yazılım felsefesine uygun olarak gerçekleşirken yine gücünü topluluktan alacak. Evet bu çalışmayı daha güçlü yapacak olanlar bizleriz , hepimiz elimizden ne geliyorsa şimdiye kadar yaptığımız gibi bundan sonrada yapmaya devam edersek biliyoruz ki Pardus kendini geliştirerek hakettiği yere gelecek ve belki yaşanmasın dediğimiz yol kazaları bir daha olmayacak .

 

Şimdi Topluluk olarak bizlerin önemli bir karar vermesi gerekiyor. aylardır forumlarda ve e-posta listelerinde Pardus’u konuştuk,yazdık , kızdık , üzüldük, ne yapabiliriz dedik. İşte birşeyler yapabileceğimiz zaman şimdi geldi. Artık omuz vermek gerek kimimiz görseller hazırlayarak, kimimiz kod yazarak , kimimiz pisi paket yaparak , kimimiz test ederek eğer bunların hiçbirini yapamıyorsak da #Anka çalışmasını maddi destek verebiliriz.

Bir kaç gündür PKD başkanı Nihad Karslı ile konuşuyorum bundan birkaç ay öncede benzer bir teklifle gitmiştim ancak kabul görmemişti bu sefer ikna edebildim ve PKD hesap numarasını aldım. Yarın ilk işim PKD ye bağış yaparak #Anka çalışmasına destek olmak. sizlerde böyle düşünüyorsanız aşağıda yazan posta çeki hesabına*  bağışta bulunabilirsiniz.  Artık konuşma değil destek verme zamanı.

 

* Pardus Kullanıcıları Derneği    Yenişehir Mithatpaşa Postanesi    Hesap No: 09489626


5 Temmuz 2012

Posted In: özgürlükiçin, pardus

Pardus dağıtımı bitti, yeni bir dağıtım başlıyor

Önce uzuun yazıları okumayı sevmeyenler için sonucu yazayım. Çünkü detaylı ve uzun bir yazı olacağa benziyor (bunu ben diyorsam anlayın :)). Cuma günü Pardus Danışma (aslında Çalışma imiş) Kurulu’nun ilk toplantısındaydım. TÜBİTAK, Uludağ/Pardus Projesi kapsamında 2003 sonundan bugüne kadar yapılan çalışmaları “ismi” dışında bir kenara koyup; sıfırdan Debian’ı temel alarak bir dağıtım hazırlıyor.

Şimdi buraya nasıl geldik bir bakalım…

TÜBİTAK’taki yeniden yapılanma süreci içinde Ekim 2011’den itibaren, Pardus Projesi içinde çalışan personel teker teker ayrılmaya başladı. Bazıları nedenlerini yazdı, bazıları yazmadı, çoğu kendi isteğiyle ayrılırken, bazıları zorlandı. Pardus’un açık gelişimi hızla yavaşladı ve sonra da tamamen durdu. Aralık aylarında TÜBİTAK “napsam bu Pardus’u” düşünceleri içinde topluluktan insanları da içine alan bir toplantı yapmaya karar verdi, uygulamaya geçip bu “çalıştayı” yapması Mart sonunu buldu. O zamana kadar bir elin parmaklarını az geçer sayıda personel kaldı.

Çalıştayla ilgili ayrıntılı bir günlük yazmıştım, detaya girmeden özetlersem, toplantı sonunda projenin devredileceği öngörülen Ulakbim’i temsilen gelen, enstitünün başkanı Ahmet Kaplan iyi niyetinden şüphe ettirecek neredeyse hiçbir davranışta bulunmadığı için toplantıdan çıkan hemen herkesin fikri “dur bir bekleyelim, şans verelim” olmuştu. Çalıştayda TÜBİTAK’ın bünyesinde *resmi* bir “danışma kurulu” oluşturulması ve bu kurul üyelerinin çoğunluğunun topluluktan gelmesinde hemfikir olunmuştu. Çalıştay sırasında en yoğun tartışılan konulardan biri, “niye sıfırdan dağıtım yapılıyor, Debian temel alınsın, ooo onbinlerce paketi var zaten” idi. Katılan 35 kadar kişinin 5-6’sı bu Debian’ı savunurken, kalanlar ise 7. yılındaki bir projenin kendi ürettiklerini öncelikle değerlendirmesi gerektiğini belirtmişti.

Biz bu danışma kurulunun kurulmasını beklerken, bir 3 ay daha geçti. İlk başta Nisan ortasında kurulur denmişti, Haziran sonunda ilk kez toplantıya çağrılıp toplantıya geldiğimizde ise kurulun halen resmen kurulmadığını, daha TÜBİTAK’ın Bilim Kurulu’na sunulacağını öğrendik. Kamudaki zaman akışı ile hayatımızdaki zaman akışı arasındaki o büyücek farkı tekrar hatırladık. Geçen zaman diliminde, Ahmet Kaplan projenin başına nihayet yeni bir yönetici atamıştı: Abdullah Erol (yanılmıyorsam 3-4 hafta kadar oldu).

Cuma günü yapılan toplantıya katılacak danışma kurulunun üyeleri şu şekilde belirlendi:
1) Ahmet Kaplan (TÜBİTAK): TÜBİTAK kendi atadı.
2) Abdullah Erol (TÜBİTAK Geliştirici Temsilcisi): TÜBİTAK kendi atadı.
3) Doruk Fişek (Göç ortağı temsilcisi / Özgür Yazılım A.Ş.): Pardus’un web sitesinde listeli, “bilinen” 8 göç ortağı ile bağlantıya geçildi, tek adaydı, 4 firma destekledi, kalan 4’ü oy vermedi/ulaşılamadı.
4) Sezai Yeniay (Topluluk Kullanıcı Temsilcisi): Pardus e-posta listeleri, ozgurlukicin forumları ve pardus-linux.org forumlarında yapılan çağrı sonucunda oylamayla seçildi.
5) Necdet Yücel (Üniversite Temsilcisi): Çalıştaya katılan üniversite temsilcileri ile bağlantıya geçildi, tüm üniversitelerin üye olduğu Ulak-y listesine çağrı yapıldı. Tek aday olarak otomatik seçildi.
6) Abdullah Arslan (Kamu Kurumları Temsilcisi / MSB): Nasıl seçildiği konusunda bilgim yok.
7) Mustafa Akgül (STK Temsilcisi): LKD, INETD, Pardus Kullanıcıları Derneği, Alternatif Bilişim Derneği, EMO ve TBD’nin desteği ile seçildi. İkinci bir aday yoktu.
8) Boş (Topluluktan Geliştirici Temsilcisi)

Aslen çalıştay sırasında tek bir geliştirici temsilcisi olması ve çalışan/gönüllü ayrımı yapılmadan ortak seçilmesi gündemdeyken, Necdet Yücel’in etinden et koparılırcasına çırpınışı ile ek bir topluluktan geliştirici temsilcisine de yer verilmesi kabul edilmişti. Ben kendi adıma efektif olarak TÜBİTAK’a 3 oy vermesi nedeniyle bunu tercih etmek istememiştim (eşitlik durumunda kararı TÜBİTAK veriyor).

Bu ek 8. koltuk için TÜBİTAK, Cahit Cavit Vural’ı çağırmış toplantıya. Kendisini Debian temelli Magma Linux projesinden ve K9 Ticari Paketi’nden hatırlayabilirsiniz. Haftabaşında da toplantı çağrısını aldığımızda, bu durumu TÜBİTAK’a sormuş, kendisinin TÜBİTAK’ın kendi geliştirici temsilcisi olabileceğini; ancak topluluğun kendi temsilcisini kendi seçmesi gerektiğini belirtmiştik (ben ve Sezai Yeniay). TÜBİTAK tarafından bu konuda bir yanıt gelmemişti.

Bu sırada pardus-linux.org forumlarda duyurarak alelacele bir geliştirici temsilcisi seçimi yaptı, 45 kişinin oyu ile Erdinç Gültekin seçildi. Seçim şeklini eleştirenler de oldu (açık açık yazmadıysam da, ben de eleştirilere paralel düşünmüştüm).

Toplantıya geldiğimizde ilk sorgulanan doğal olarak bu 8. koltuğun durumu oldu. Ahmet Kaplan, bu işi hobi olarak yapmayan, ekmeğini bu işten kazanan, deneyimli birisini orada görmek istediğini belirtti. Ben de bu tanımın bir “çözüm ortağı”na karşılık geldiğini, “topluluktan geliştirici” yerinin tam olarak da istemedikleri tanım olan, bu işi bir hobi olarak yapan kitlenin temsili olduğunu belirttim. Daha da önemlisi bu kişinin topluluk tarafından seçilmesinin zorunluluk olduğu, TÜBİTAK tarafından atanamayacağını söyledik. Ahmet Kaplan, Erdinç Gültekin’in seçiminin pek demokratik olmadığını belirtti. Haklı olabileceğini ancak bu durumda o koltuğun boş kalmasının gerektiğini belirttik. Bir alternatif olarak 9 kişiye çıkmamızı, Abdullah Erol’un “geliştirici” değil “proje yöneticisi” sıfatıyla masada yer almasını, Cahit Cavit Vural’ın “TÜBİTAK geliştiricisi” olarak toplantıda yer almasını önerdim. Ancak Ahmet Kaplan sonuçta o koltuğun boş kalmasına karar verdi. Cahit Cavit Vural masadan kalkarak, izleyici koltuklarına yerleşti.

Toplantının izleyici koltuklarında tek o yoktu, 3 kişi daha vardı. Biri topluluk tarafından geliştirici olarak seçilen Erdinç Gültekin, diğeri TBD’yi temsilen gelen Türker Gülüm ve Pardus Kullanıcıları Derneği’ni temsilen gelen Nihad Karslı. Ancak tek bir STK temsilcisi olabildiği için onlar toplantıyı (çoğunlukla) izlemekle yetindiler.

Danışma kurulu katılımcıları netleştikten sonra, Ahmet Kaplan bize geçen 3 ayda TÜBİTAK tarafındaki gelişmeleri özetledi, sorularımızla daha net bilgi aldık:

1) Türkiye genelinde okullarda kullanılacak akıllı tahtaların ilk etap 85000 tanesine Windows’un yanına “Pardus” da yüklendi (toplam tahta sayısı 620000+). Bir-iki gün önce topluluğa da yayılan bilgileri doğruladı, aslında tahtalara kurulan Debian, yalnızca üzerindeki logolar Pardus olarak değişmiş durumda. Pardus’ta akıllı tahtaları çalıştıramadıklarını, Debian’da çalıştırabildikleri için, zaman da daraldığından “zorunlu olarak” Debian kurduklarını belirtti.

2) Milli Savunma Bakanlığı ile sözleşmelerini Perşembe günü itibarıyla imzalamışlar. 6 hafta içerisinde son halini verecekleri “Pardus Kurumsal 3″ü kurum geneline kurmuş olacaklar. Bu sürüm de üzerlerinde Pardus logoları olan Debian’lar olacak. Yine zaman darlığı ve zorunluluktan böyle yaptıklarını belirttiler. Kurum ihtiyacını karşılamak için anlaştıkları bir çözüm ortağına, merkezi yönetim aracı olan “Lider/Ahenk” ikilisini hazırlatıyorlar.

3) Çeşitli kamu kurumlarından somut talepler olduğunu (kurum adları verildi ancak aklımda tutamadım) da belirttiler.

Elbette bu gelişmeler, özellikle geçen 3 ayda hiçbir biçimde toplululuğa bilgi akışı ya da fikir sorulma olmadan gerçekleştiği için danışma (çalışma) kurulunun onlarca sorusuyla karşılaştı. Bu sırada Ahmet Kaplan, bakanın çağırması nedeniyle özür dileyerek toplantıdan ayrılmak zorunda kaldı. Soruların yanıtlarını Abdullah Erol tek başına vermek durumunda kaldı, kendisi için belki de büyük bir şanssızlık oldu.

Şartnameleri gereği, Vestel’in MEB’in tahtalarına hem Windows hem Pardus yüklemesi gerekiyordu. Ancak Vestel, Pardus’la tahtayı çalıştıramadığı için TÜBİTAK’a başvurarak yardım istemiş. TÜBİTAK da kendi elemanları ile çözemediği sorun için bir firmadan yardım istemiş (mevcut çözüm ortakları dışında bir firma). Firma da, Pardus’la çalıştıramadığını ancak Debian’la çalıştırabildiğini belirtmiş. Debian logoları Pardus olarak değiştirilerek tahtalara yüklenmiş. Abdullah Erol, MSB Projesi’nin de yine zaman kısıtından dolayı bu şekilde gerçekleştirileceğini, bu saatten sonra da Debian kararından vazgeçilmesinin fizibl olmayacağını belirtti. Ancak Pardus’tan işe yarar teknolojilerin yeni dağıtıma aktarılacağını söyledi.

Abdullah Erol’un Debian seçimi için öne sürdüğü iki neden daha vardı:
1) Ooo Debian’ın 30-40 bin paketi var. Pisi’nin 5 bin civarlarında.
2) Piyasada Debian’dan anlayan bir sürü firma var, destek bulabiliyoruz.

Şimdi bu noktada iki seçeneğim(iz) vardı. Ya söylenenleri doğru kabul edip hareket etmek ya da çeşitli bahaneler öne sürülerek kandırılmaya çalışıldığımızı düşünmek. Ben kendi adıma, bir insanın sözüne (aksi bir neden yoksa) öntanımlı olarak güvenmeyi tercih ederim. O nedenle yukarıda anlatılan öykünün doğru olduğunu düşünerek hareket ettim.

Topluluğun çeşitli yerlerinden gelen hepimiz güya çenemizi tutar bir halde konuşmamıza karşın, “çok” konuştuk. Özellikle TÜBİTAK tarafında (kasıtlı ya da değil) bir dağıtım ile paket yönetim sistemi arasında ciddi bir kavram kargaşası var. Ben aklımda kaldığı kadarıyla satır başlarını ileteyim:

1) Bu danışma kurulu niye var o zaman? 3 aydır bizi toplamanızı bekliyoruz. Çoğumuz bağımsız olarak birebir temaslarda da bulundu. TÜBİTAK bizlere danışmayacaksa, bizler Pardus’a yön vermeyeceksek, burada sadece yapılan işleri onamak için mi varız? Bu danışma kurulunun pas geçilemeyeceği kadar önemli bir karar.

2) Defalarca “zorunda kalınmak” neden olarak gösterilmesine karşın, ortada zorunda kalınan bir durum yok. Tahtalarda sorun yaşandığında, ne Pardus’un mevcut çözüm ortağı firmalara başvurulmuş, ne üniversitelerden destek istenmiş, ne de STK’lardan yardım istenmiş. Her birinden birçok kişi ile de çalıştay sırasında birebir tanışılmasına da karşın. Bu sorunu çözebilecek kişiler özellikle safdışı bırakılmış. “Zorunluluk” değil ortada yapılmış bilinçli “tercih”ler ve kararlar var.

3) Bir Linux dağıtımında çalışan bir donanım sürücüsünü, başka bir Linux dağıtımında çalıştıramayan bir firma Linux işletim sisteminin yapısı konusunda teknik açıdan yeterli değildir. Bunun yöntemi bellidir, teknik olarak yapılabilirdir. “Bir dağıtımda çalışmıyor, o zaman formatlayalım öteki dağıtımı kuralım” yöntemi, e-posta listeleri/forumlarda sık görülen, genellikle teknik detayları bilmeyen ya da onlarla uğraşmak istemeyen “kullanıcıların” (işi bu olan bir profesyonelin değil) tercih ettiği bir yöntemdir.

4) Debian’da çalışan bir sürücüyü Pardus’a aktaramayanlar, Pardus’un 7 yıl içerisinde oluşturduğu birikimi de Debian’a aktarma konusunda yetersiz kalacaklardır. Pratikte bu gerçekleşmeyecektir.

5) İki gün sonra bir işi Debian’da yapamayıp, Redhat’te yapabildiğiniz zaman, “hadi Debian’ı atalım, Redhat’i temel alalım” mı diyeceksiniz?

6) Pardus, “Linux masaüstü”nü hedefleyen bir projeydi, bugün “tamam budur” diyeceğimiz bir masaüstü dağıtımı yok ki ortada hazır bir dağıtımı birebir alıp kullanabilesiniz. Yapmanız gereken birçok yenilik olacak. Gerçekten işletim sisteminin temeline ilişkin değişiklikler yapmanız gerektiğinde de Debian’ın o onbinlerce paketini de kullanamayacaksınız. Çünkü bu paketler ancak temel sistem aynı olduğu takdirde birebir kullanılabilirler. Sonuçta yine elinizde uğraşmanız gereken birçok paket olacak. Debian’ın bir sürü paketi var diye yaklaşmak yanlış bir argüman.

7) Piyasada gerçek anlamda Pardus desteği veren firma sayısının az olmasının nedeni, TÜBİTAK’ın kararsız tutumu, bu firmaların çoğunu da zarar ettirmesi. Kamu, Türkiye’deki bilişim sektörünün %40’ını oluşturuyor. Tutarlı ve düzenli bir biçimde “Ben bu konuda destek istiyorum, parasını da veriyorum” dediği noktada, birçok firma o alana yönelecektir.

8) Debian’ın paket sistemini kullanmakla, tamamen Debian kullanmak arasında fark var. Tek dert Pisi ile ise ve Debian’ın paket yönetim sisteminin teknik olarak çok daha üstün olduğuna karar verilirse, sadece paket yönetim sistemini almak da mümkün.

9) Pisi’nin ve hatta Pardus teknolojilerinin genelinin birçok eksiği mutlaka var. Bu masadaki herkes birçoğunu ortaya dökebilir. Ancak ciddi bir teknik analiz / karşılaştırma yapılmadan böylesine önemli bir karar verilmesi ciddi olmayan bir yaklaşım. İleride benzer kararların da aynı şekilde verilmesi çok baş ağrıtacaktır.

10) “Madem Debian’ı temel alan çalışmalar yürütüyorsunuz, niye bunları açık bir biçimde yapmıyorsunuz? Sürüm takip sistemi, iş takip sistemi ve benzeri araçlar niye duruyor?” diye sorduğumda gelen yanıt trajikomikti — “sunucu sorunumuz oldu, yoksa bir-iki hafta içinde yayınlayacağız”. Ahmet Kaplan oysa çalıştayda binlerce CPU’muz var, donanım gibi ufak sorunlar dert olur mu hiç demişti…

Konuşmaların belirli bir noktasında ortaya çıkan bir başka konu da, yeni dağıtımının odağının masaüstü olmayabileceği. Abdullah Erol’un ağzından “masaüstü de istiyoruz tabii” cümlesi çıktı. Buradaki “de” ifadesi aslında, önceliğin farklı bir alanda (ör: sunucu) olabileceğini düşündürüyor. Eğer öncelik sunucu olacaksa, farklı bir dağıtımı temel almak daha anlamlı hale gelebiliyor.

* * *

Neden bu kadar sorguladım peki? Çünkü çalıştayda sözü verilen, Pardus’un geleceğine yön vereceği belirtilen (ama önemli bir kararda devre dışı bırakılan) bir danışma kurulunun üyesi idim.

İşin komik tarafı, belki doğru düzgün bir teknik analiz yapılarak, doğru gerekçelerle bu karar masaya yatırılsaydı, bu kuruldan “ya evet, Pardus teknolojilerine devam etmek anlamsız. Başka bir dağıtımı temel alarak sıfırdan başlayalım” kararı zaten çıkabilirdi.

Toplantı sırasında tekrar tekrar danışma kurulunun görev kapsamı sorulduğunda gelen yanıt “burada karar vereceğiz” oldu. Bu noktada talep doğal olarak “tüm kararlarda” oldu. Abdullah Erol “ama kararlar bizim sözleşmelerimizi zor duruma sokarsa olmaz ki, söz veriyoruz sonuçta” dediği noktada ise danışma kurulunun tanımı şu şekilde değiştirildi: “TÜBİTAK’ın mevcut sözleşmeleriyle aykırı düşmeyen konularda karar alır.”.

Bu cümlenin etrafında herhalde en az bir yarım saat dans etmişizdir. Abdullah Erol, önce “bu kurulun ilk kararı olarak oybirliği, olmadı oyçokluğu ile Debian geçişini görmek istiyorum” dedi, doğal olarak hiçbirimiz bunu kabul etmedik. Danışma kurulunun önceden alınmış kararları onama yeri değil, kararları alma yeri olduğunu belirttik. Daha sonra Abdullah Erol’dan “tamam, o zaman tüm kararları alalım ama pisi’den vazgeçilmesini değişmez madde olarak danışma kurulunun çerçevesine ekleyelim” isteği geldi. Doğal olarak irademizin kısıtlanmasını da kabul etmedik. Abdullah Erol, “pisi’den vazgeçmenin altına imza atmıyorsanız, o zaman sadece bireysel sürüme karar verelim burada, kurumsal sürüm kararlarını katmayalım” da dedi, bunu da kabul etmedik. Kendisi özel sektörden yeni gelen Abdullah Erol’un “TÜBİTAK’ın bilim kurulu kabul eder mi bilemiyorum tabii böyle bir şeyi” dediği noktada ise, Ahmet Kaplan’ın yokluğunda “bench”ten Türker Gülüm imdada yetişti. Kendisi de 10 sene kadar TÜBİTAK’ta çalışmış olarak, bunun mümkün olduğunu, bilim kurulunun işleyişini, buna benzer “yetki devir”i yapılan çeşitli kurullardan her yıl 3-4 adet kurulduğunu belirtti. Nelere dikkat edildiğini tek tek anlattı. Abdullah Erol da bu konuda kendisinin karar veremeyeceğini, Ahmet Kaplan’la da görüştükten sonra yön verebileceklerini belirtti.

Bu süreçte bizler de aslında danışma kurulunun halen resmen kurulmadığını öğrendik. Tabii bu durumda gündeme yine, “e niye o zaman bu kurul 3 aydır toplanmıyor da, önemli kararlar olup bittikten sonra toplanıyor” sorusu geldi.

Yaklaşık 2-2.5 saatlik toplantının sonunda, somut bir istek olarak “Davulu verip tokmağı vermeden olmaz, biz tokmağı da istiyoruz. danışma kurulunu sunduğumuz çerçevede resmen oluşturmalısınız. Bunlar netleşmeden kurulun bir anlamı yok, başka konuları tartışmanın da bir anlamı yok, çalıştayda olduğu gibi fikirlerimizi dinleyip aksini yapabilirsiniz” dedik. Bir haberleşme listesi oluşturacaklarını ve oradan iletişime devam edileceğini belirttiler.

* * *

Eeee… Ne oldu yani şimdi? Pardus adı altında nurtopu gibi bir Debian dağıtımımız oldu. Değişmez mi bu? Bence zor, yetki sahibi insanlar bu kararı bizler yerine almış durumdalar, bize de bununla yaşamak düşüyor. Bunun ne kadar Debian’ın üzerine Pardus logoları yapıştırılmış olacağı, ne kadar özelleşip Debian’dan ayrılacağını zaman gösterecek.

Aslında fiilen 2004-2011 arasında geliştirilen dağıtım çöpe atılarak baştan başlanıyor. Çünkü bir tahta sürücüsünü Debian’dan Pardus’a aktaramayan birilerinin, Pardus geliştiricilerinin onca yılda çeşitli yazılımlara yaptığı yamaları ve geliştirdiği teknolojileri inceleyip/ayıklayarak Debian’a aktarmasını beklemek gerçekçi değil. Kabul etmek gerekir ki, 2004’teki başlangıca geri dönüyoruz.

Aklınıza şu soru gelecektir, “Peki neden bunun adına Pardus diyoruz, tüm sistemi sıfırdan baştan oluşturulurken neden yeni bir isim değil?”. Bu soruyu TÜBİTAK’a sormak açıkçası toplantı sırasında benim aklıma gelmedi :). Ama ben yanıtı kendi çıkarımlara göre vereyim (hatalı olabilir):

1) Çeşitli kamu kurumlarının mevcut yürürlükteki ihaleler/anlaşmaların şartnamelerinde “Pardus” kurulması, hatta doğrudan “Lider/Ahenk” gibi isimler geçiyor. Bu şartnamelerin değiştirilmesi ciddi bir evrak işi, kayıplar, hatta belki arada projelerin başlamadan yeniden değerlendirilmesine yol açabilir.

2) Pardus markasının yavaş hareket eden kamuda bile bir bilinirliği var. Yeni bir adı aynı etkinliğe ulaştırmak için yıllar gerekecektir.

3) Adı “TÜBİTAK Pardus’u öldürdü” olacaktı, bunun yerine “TÜBİTAK Pardus’u devam ettiriyor” olacak.

Dağıtımın ilk yıllarını bilenler, “Uludağ” ismini anımsayacaktır. Aslında “Uludağ” projesinin “Pardus dağıtımı ürünü” şeklinde bir kurgu söz konusuydu orada. O kurgu korunsaydı, “Uludağ Projesi’nin Pardus ürününü sonlandırdık, yeni bir ürüne geçtik” denebilirdi.

* * *

Eee… durum çok mu kötü yani şimdi?

Olmayabilir.

Geçmişi sanki olmamış gibi silip, tamamen sıfır noktasında olaya bakarsanız, bir devlet kurumu var karşınızda; Debian’ı temel alarak çeşitli projeler yapmak istiyor. Bu iş için para ve emek harcamaya hazırlanıyor. LibreOffice için belge hazırlatıyor (birilerine). Debian temelli proje teklifleri için teşvik vermeye hazırlanıyor. Kamu kurumlarına gidip Debian kurmaya çalışıyor. Geçmişten bağımsız bakarsak, özgür yazılımın yaygınlaşması için çok iyi bir haber aslında.

Pardus’un ilk oluştuğu 2004 yılındaki fikir ayrılıklarını anımsayanlar, benim de o dönemki çoğunluk gibi “niye yeni bir dağıtım yapıyorsunuz, mevcut olanlardan birini özelleştirsenize” dediğimi hatırlayacaktır. Hatta TÜBİTAK’ın seçtiği Debian, temel alınabilecek özgürlük ve organizasyon yapısı sağlamlığını en iyi birleştiren dağıtım olması itibarıyla mutlu olunabilecek de bir seçim.

Zannetmeyin ki, Pardus’ta bu “yeniden yapılanma” öncesi her şey tozpembe idi. Proje yöneticisi Erkan Tekman sayısız yönetimsel hataya imza attı. Proje oradan oraya savrulup durdu. Balık baştan kokar, Tekman ile beraber TÜBİTAK çalışanı olan geliştiricilerin azımsanmayacak bir kısmı topluluğun ve kullanıcıları olan kurumların isteklerine ve önerilerine kulak asmadan bildiklerini okudu, kendileri dışında kimseye önem verdiklerini hissettirmedi. Kurumlar TÜBİTAK’ın Pardus’u sahiplendiğini hissetmediler, destek aradıklarında TÜBİTAK’ı arkalarında bulamadılar. Yapılan birçok öncülük, idari hatalardan dolayı bir ürün haline getirilip başarısının tadı çıkarılamadı.

Ancak 7 sene onlarca kişinin emek verdiği hiçbir yazılım projesinin sonunun bu kadar ucuz olmaması gerekir. Bir bilimsel araştırma kurumunun Pardus’a bir cihazı, üstelik de Linux’ta çalışan bir cihazı tanıtamadım diye koskoca yazılım bütününü kaldırıp atmaması gerekir.

Pardus teknolojileri artık ayakta kalabilirse sadece pardus-linux.org’un Anka Projesi ile yaşayacak görünüyor.

* * *

Peki bundan sonra ben ne yapacağım? Danışma kurulunun çerçevesine ait sözün TÜBİTAK tarafından net biçimde verilmesini ve daha sonra kendi verdikleri sözün arkasında durmalarını sağlamaya çalışacağım. Davulu verip tokmağı vermeme halinin devamı durumunda ise, danışma kurulundan ayrılarak diğer çözüm ortaklarına dönerek benim yerime yeni bir çözüm ortakları temsilcisi seçmelerini isteme yoluna gideceğim.

Bu kadar uzun bir yazının her satırını sonuna kadar okuduysanız, gerçekten Pardus’u önemsiyorsunuz demektir. Duygu yoğunluğu ve heyecan içinde herhangi bir çıkarımda bulunmadan, ağzımdan belirli cümleleri tekrar yorumlayarak “Doruk Fişek böyle böyle demiş” diye dillendirmeden önce lütfen yazdıklarımı dikkatle tekrar okumanızı rica ediyorum. Sözcüklerimi genellikle (elbette herkes insandır) dikkatle seçerim, bağımsız olarak tek başlarına değil, içinde bulunduğu yazının bütünü içinde değerlendirilmeleri de önemlidir.

Not: Toplantı sırasında sormayı akıl etmediğim için cevapsız sorulardan: Pardus Kurumsal 2 ne olacak peki? 14 Şubat 2011’de çıkarıldığında, TÜBİTAK halka bunu 3 yıl destekleyeceğini vaat etmişti (14 Şubat 2014’e kadar). Bu vaade güvenerek kendi sistemlerini Pardus Kurumsal 2 üzerine kuran kurumlar ve insanlar ne yapacak?

1 Temmuz 2012

Posted In: Gezegen, pardus

Pardus Danışma Kurulunun Ardından

23-24 Mart Tarihlerinde yapılan “Pardus’un Yarını” Çalıştayı’nda alınan en önemli karar “Pardus hakkında stratejik kararları almaya yetkili bir danışma kurulunun  kurulmasıydı”(1).

Alınan karar gereği çeşitli alanlardan temsilcilerin bulunduğu kurul 29 Haziran 2012 tarihinde Ulakbim’de toplandı. Çalıştayda alınan kararda kurulun yapısı ;

  • TÜBİTAK yönetim temsilcisi
  • STK temsilcisi
  • Kullanıcı topluluğu temsilcisi
  • Geliştirici temsilcileri (biri topluluktan olmak üzere 2 kişi)
  • Pardus çözüm ortaklarından bir temsilci
  • Üniversite (akademik) temsilci
  • Kamu kurumlarından temsilci

olacak şekilde belirlenmişti. Hepimiz bu karara uygun olacak şekilde bir kurul bekliyorduk ancak karşımıza şöyle bir yapı çıktı

  • TÜBİTAK yönetim temsilcisi (Ahmet Kaplan)
  • STK temsilcisi (Doc.Dr. Mustafa Akgül)
  • Kullanıcı topluluğu temsilcisi (Sezai Yeniay)
  • Geliştirici temsilcileri (biri topluluktan olmak üzere 2 kişi)
  • Pardus çözüm ortaklarından bir temsilci (Ozguryazılım a.ş. – Doruk fişek)
  • Üniversite (akademik) temsilci (Çanakkale 18 Mart Ü.-  Dr. Necdet Yücel)
  • Kamu kurumlarından temsilci (Milli savunma Bakanlığı – Üst. Teğ. Abdullah Arslan)

Geliştirici Temsilcileri bölümünü boş bıraktım çünkü bu noktada bir anlaşmazlık vardı. Her ne kadar toplantı gündemi şu şekilde teklif edilmiş olsada ;

Gündem Teklifi
– Pardus Bireysel sürümünün yol haritası
– Tema yarışmasının biçimi ve değerlendirilmesi
– Türkçe’leştirme çalışmalarının yöntemi ve planlaması
– PDK sonuç bildirisi
– Faaliyet takvimi ve sonraki oturum zamanının belirlenmesi

gündeme geçilmeden halledilmesi gereken bir nokta vardı. TÜBİTAK Abdullah Erol ‘u Geliştirici temsilcisi olarak toplantıya dahil etmişti bir de Cavit Vural Topluluk geliştirici temsilcisi olarak bulunuyordu. Oysa Topluluk Geliştirici temsilcisi olarak kısa sürede ve hızlı bir şekilde olsa da Anka çalışmasında aktifi rol alan Erdinç Gültekin’i belirlemiştik. Ancak bu oylamanın Tübitak tarafından yeterli bulunmadığı belirtildi ve Erdinç’in kurul toplantısına sadece izleyici olarak katılmasına izin verildi söz hakkı verilmedi. Hal böyle olunca Pardus adına stratejik kararlar vermesi beklenen kurulun ilk tartışma maddesi kurulun yapısı üzerine oldu. Cavit Vural’ın topluluk tarafından seçilmediği dolayısıyla topluluk geliştirici temsilcisi olamayacağı dile getirildi. Resmi geliştiricide olamazdı çünkü bildiğimiz kadarıyla Tübitak ile resmi bir bağı (en azından ilan edilmiş) bulunmuyordu.Bunun üzerine Cavit Vural’ın toplantıya izleyici olarak katılmasına karar verildi.   Erdinç’in oylamasının yeterli bulunmaması üzerine o anda Ozgürlükiçin ve PLO forumlarında bir konu açarak uzun ve geniş katılımlı olacağını umduğumuz bir seçim duyurusu yaptık (2-3)

Tartışmaların ardından Toplantıya ;

  • TÜBİTAK yönetim temsilcisi (Abdullah Erol)*
  • STK temsilcisi (Doc.Dr. Mustafa Akgül)
  • Kullanıcı topluluğu temsilcisi (Sezai Yeniay)
  • Pardus çözüm ortaklarından bir temsilci (Ozguryazılım a.ş. – Doruk fişek)
  • Üniversite (akademik) temsilci (Çanakkale 18 Mart Ü.-  Dr. Necdet Yücel)
  • Kamu kurumlarından temsilci (Milli savunma Bakanlığı – Üst. Teğ. Abdullah Arslan)

ile devam ettik.

* Dr. Ahmet Kaplan İçişleri Bakanlığından çağrıldığı için toplantıdan ayrılmak zorunda kaldı.

Ben toplantının ilk dakikalarını twitterdan #pardusdanışma etiketiyle aktarmaya çalışsamda tartışmaların hararetlenmesi üzerine iki tarafı idare edemediğimden yayını sonlandırmak zorunda kaldım. En önemli tartışma tahmin ettiğiniz gibi Milli eğitim Bakanlığı nın Fatih projesi kapsamında pilot okullara gönderdiği ve vestel firmasınca üretilen Etkileşimli tahtaların Debian tabanlı bir Pardus ! kurulu olmasıydı. TÜBİTAK bu kararı alma gerekçelerini şöyle açıklamaya çalıştı;

“MEB ile sözleşmemiz vardı ve zaman sıkıntısına girmiştik Akıllı tahtada bazı sorunlar yaşıyorduk bunu çözmek için debian tabanlı bir pardus oluşturarak sorunu aşabildik ve piyasaya sürdük aynı sözler Milli Savunma Bakanlığı ile yapılan bakım sözleşmesi içinde geçerliydi” bu sözler üzerine Dr. Necdet Yücel ve Doruk Fişek yapılamayanın ne olduğunu anlamaya çalıştılar ve Necdet hoca yapamadığınız neyse verin bir akıllı tahta size bir ayda teslim edeyim dedi Yine  Doruk Fişek de Çözüm ortağı bir firmanın ortağı olmasına rağmen Tübitak tarafından kendilerine böyle bir sorunun çözülmesi talebiyle gelinmediğini gelinseydi kısa zamanda halledebileceklerini açık bir şekilde ifade ettiler. Hem Necdet hoca hem de Doruk Fişek bahsedilen teknik aksaklığın Pardus’un pisi yi kullanması ile alakalı olmadığını daha doğrusu bahsedilen türden bir sorunun asla paket yöneticileriyle alakasının olmadığını bir özgür yazılımın sorunu çözmesi halinde diğerininde yani debianda çözülen bir sorunun pardusta da çözülebileceğini açık kaynak dünyasında bunun böyle olduğu dile getirildi.

Bir başka gerekçede şöyle açıklandı ; Debian depolarında 30 bin paketin olduğu pardus deposunda ise 5 bin paketin olduğu debian tabanlı bir pardusda mevcut debian paket havuzununda kullanılacağı böylece paket sorununun olmayacağı söylendi. Doruk Fişek ise işin aslında sanıldığı gibi basit olmadığını verdiği teknik örneklerle anlattı ve bir süre sonra mevcut debian havuzu ile farklılıklar oalcağı paketin deb olmasına rağmen artık farklılaştığı için paket bakımı için yine bir işyükü getireceğini ortaya koydu.

Yine Dr. Necdet Yücel ve Doruk Fişek karşı oldukları kararın pisi yerine deb in tercih edilmesi olmadığını buna karar verilecekse bile bu kararı Pardus hakkında stratejik kararları vereceği söylenen Danışma kurulu tarafından verilmesi gerektiği ancak TÜBİTAK’ın kendi başına bir karar aldığı ve geliştiricisi bilinmeyen çözüm ortağının kim olduğu bilinmeyen bir çalışma neticesinde debian tabanlı bir Pardus meydana getirilerek piyasaya sürüldüğü ve bu oldu bittinin danışma kuruluna dayatılarak onaylatılmak istendiği bunun kabul edilemez olduğu belirtildi. Bu sözlere Ben ve Doc.Dr. Mustafa Akgül hocamızda katıldı. Kamu kurumlarını temsilen toplantıya katılan MSB  temsilcisi Üst.Teğ. Abdullah Arslan ise bürokratik kaygılardan olsa gerek artık sözleşmelerin imzalandığını ve bu saatten sonra geri dönüşün olamayacağını savunarak debian tabanlı pardus ile yola devam edilmesi gerektiğini savundu. Hatta Abdullah Erol en azından 3 yıl pisi önerisiyle gelmeyin deb’e dokunmayın dedi. Bu söz üzerine bende siz 3 yıl da pisiyi öldürmüş oluyorsunuz hemde kendinizi deb e bağlıyorsunuz bu doğru değil dedim. Örneğin cpm diye bir paket yöneticisi çıksa ve sizin deb ile çözemediğiniz (pisi ile çözülemeyen oluyorsa bu da olmalı) bir sorunu cpm paket sistemi çözüyor olsa bile bu geçişi yapmayacağız demektir. Bu kendinizi sınırlamak olur doğru bir düşünce değil dedim.

Bu tabloda temel iki grup oluşmuştu

1- Debian tabanlı Pardus’a karşı olan Grup (Ben , Necdet Hoca , Doruk Fişek ve Doc.Dr.Mustafa Akgül)

a- Daha çok yöntemin yanlış olduğunu düşündükleri için karşı çıkanlar ( Necdet Hoca ve Doruk Fişek)

b- Pardus’a özgü teknolojilerden bu kadar kolay ve mesnetsiz gerekçelerle vazgeçilmesine karşı çıkanlar ( Doc.Dr.Mustafa Akgül ve Ben )

2- Yapılan sözleşmelerden dolayı Debian tabanlı Pardus’u destekleyenler ( Abdullah Erol ve Abdullah Arslan)

4’e 2’lik bu aritmetik TÜBİTAK’ı mevcut sözleşmelerden dolayı zora sokmuştu. :Sanılanın aksine Danışma kurulu çoktan alınmış Debian tabanlı Pardus kararını onaylamamıştı. Danışma kurulunun kararları uygulanacak olsa yapılan sözleşmelerin yerine getirilmesi imkansızlaşacaktı (örn. 6 hafta içinde yapılacak MSB deki yenileme (mevcut pisili pardusların Kurumsal 3 isimi verileceğini sandığımız Debian tabanlı Pardus’a geçirilmesi) çalışmaları).  Bizden beklenen aylar öncesinde alınan ve uygulamaya konulan bir çalışmanın onanmasıydı. Olmadı.

 OLMADI

Bu gelişme üzerine taraflar kendi argümanlarını ortaya koymaya başladılar.

Birinci grup Danışma kurulunun Pardus ile ilgili tüm kararları almaya muktedir bir kurul olarak düşünüldüğünü savunurken (Bkz. 1. bağlantı ) İkinci grup (TÜBİTAK-Abdullah Erol) Danışma Kurulunun sadece bireysel pardus sürümü için söz sahibi olacağını kurumsal’a karışmaması gerektiğini savundu. Elbette bu iddia Pardus’un Yarını Çalıştayının sonuç metninde açık bir şekilde yazdığı gibi  “Pardus’un gelişiminin gerek bireysel gerek kurumsal sürüm olarak TÜBİTAK öncülüğünde, topluluğun katılımıyla sürdürüleceği TÜBİTAK tarafından belirtildi. Pardus’un geleceğine yön verecek, gerekli kararları alacak bir kurul oluşturuldu.” kararıyla yalanlanmış oluyordu. Bu açıklamamız üzerine Danışma kurulunun çalışma esasları ve yetki çerçevesi tartışmaya açıldı.

TÜBİTAK’ın bizden istediği en önemli şey mevcut sözleşmelerde kurumu zora sokacak bir kararın alınmamasıydı elbette bu konuda alınmış en önemli karar paket yöneticisi kararıydı.

Birinci grup olarak bizler her ne kadar mevcut sözleşmelere zarar verecek bir tavır içinde olmayacağımızı dillendirsekte bir türlü ikna edici olamadık ve herkesin kafasında dolaşan düşünceyi bir büyüğümüzü olarak Doc.Dr.Mustafa Akgül söyledi “Siz bu kurula güvenmiyorsunuz”

Evet ne yazık ki TÜBİTAK kendi oluşturacağı kurulun kararlarından endişe duyuyordu oysa bizler kilometrelerce uzaktan işimizden rica minnet izin alarak ,uykusuz kalarak paydaşı olduğumuzu düşündüğümüz Pardus projesinin daha iyi yerlere gelmesi ( daha kötüye gitmemesi olarakta okuyabilirsiniz) için gelmiştik . Bu düşünce hepimizi üzdüğü gibi umutsuzluğada sürükledi. Ancak yinede vazgeçmedik daha doğrusu her iki tarafta vazgeçmedi.

KURULUN YETKİSİ

Geldiğimiz nokta yeni bir tartışma doğurmuştu. (Sizinde farkettiğiniz gibi fazla yol alamadık neredeyse gündeme dair hiçbir konuyu konuşamadık daha o noktaya varamamıştık varacak gibide görünmüyordu) Kurulun yetkisi ve görev çerçevesi ne olacaktı. Öğrendik ki biz aslında henüz danışma kurulu olmamışız sadece çalışma kuruluymuşuz. Danışma kurulu olabilmemiz için TÜBİTAK Bilim Kurulunun onayından geçmeliymişiz. Doruk Fişek durumu iyi anlatan bir söz söyledi ozaman tokmağı verin öyle konuşmaya başlayalım. Dediği gibi yetkimiz yokken konuşmak anlamsızdı ve biliyorduk ki isterlerse bu danışma kurulunu onaylamayabilirler. Yine biliyoruz ki isterlerse her zaman bu kurulu kaldırabilirler.

ANLAŞAMADIK

İlk toplantının ortaya koyduğu bir gerçek vardı anlaşamamıştık. Bu durum TÜBİTAK ‘ı şaşırtmış olsada Necdet hoca durumu güzel ifade etti “Siz bizi size karşı çıkalım diye çağırdınız yoksa istediğiniz kararı alırdınız” Evet biz orada ortak akıl için biraraya geldik

Gördük ki anlaşamadık.

Sorularımız vardı cevap alamadık ;

1- PİSİ nin etkileşimli tahta özelinde eksiği neydi?

2- Bu eksiğin giderilmesi için çözüm ortaklarına neden başvurulmadı?

3- Yeni çözüm ortağı anlaşmaları yapıldığı söylensede bunlar neden açıklanmadı ( mevcut ortakların bile haberi yok)?

4- 2 ay sonra piyasaya sürülecek Pardus sürümü kimler tarafından hazırlandı ? Çalışmalar neden özgür yazılım felsefesine uygun bir yolla yapılmadı?

SONUÇ

Bakmayın ara başlığın sonuç olduğuna , yapılan ilk danışma kurulu toplantısında beklentileri karşılayacak herhangi bir sonuç alınamadı teklif edilen gündem konularının neredeyse hiçbiri konuşulamadı (oysa temayı bile konuşacağımızı umuyorduk) Dr. Ahmet Kaplan’ın moderatörlüğünde yapılan görüşmelerin ilk bölümü akıcı geçiyordu ancak toplantıdan ayrılmak zorunda kalması bir talihsizlik oldu aksi halde bağlayıcı kararlar alınabilirdi . Şimdi ise toplantıya bir mail listesi üzerinden devam edeceğiz ve kurulun çalışma esasları üyelerin seçilme yöntemleri üzerinde karara varıp kurul’un bilim kurulu tarafından onaylanmasını bekleyeceğiz (Doruk’un dediği gibi tokmağı elimize almayı bekleyeceğiz)

Peki o zamana kadar boş mu duracağız? Elbette hayır

#ANKA

Toplantıda zaman zaman #anka çalışmasıda gündeme geldi. Pardus’un topluluk tarafından geliştirilmesine TÜBİTAK’ın sıcak baktığını en azından müdahale etmeyeceğini öğrendik. Yine topluluk tarafından istenirse pisi ile yola devam edilebileceği söylendi. Elbette Topluluk çalışmalarını yapmak için bir makamdan icazet almak zorunda değil ancak sözlerden çıkardığım sonuç şu marka patent logo vs gibi konularda başımızı ağrıtmayacakalar. En azından ben öyle anladım. Geleceğin ne olacağı belli olmaz ,elbette gönlümüz TÜBİTAK ve topluluk olarak Pardus’un kendisine özgü teknolojilerini muhafaza ederek, toplantıdada söylediğim gibi “Bu toprakların ürettiği değerleri” koruyarak devam etmesi. Ancak aksi olursa da elimizde desteğinizi bekleyen bir #Anka var sahip çıkalım.

BEN SAKSI DEĞİLİM:)

Temsilciniz olarak seçtiğiniz danışma kurulunun bu ilk toplantısında elimden geldiğince fikirlerinizi iletmeye ve savunmaya çalıştım. Umarım beklentilerinize cevap verebilmişimdir. İkinci toplantı olur mu bilmiyorum ancak fikirlerinizi benimle paylaşırsanız daha donanımlı olarak katılabilirim yapılacak olan toplantıya . İlkinde hatam olmuşsa affola.

(1) http://www.pardus.org.tr/pardusun-yarini-calistayi-sonuc-metni/

2) http://www.ozgurlukicin.org/forum/gonullu-calismalar-gecici/24685/?page=1

3) http://www.pardus-linux.org/forum/pardus-g%C3%B6n%C3%BCll%C3%BCleri/pardus-topluluk-geli%C5%9Ftirici-temsilcisi-se%C3%A7imi-yeni


1 Temmuz 2012

Posted In: özgürlükiçin, pardus

Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com