İnternet Haftası Bilişim STK’ları Bildirisi

Biz Bilişim STK’ları İnternet kültürünü yaymak, İnternetin Türkiye için önemini anlatmak,
ülkemiz İnternet politikalarını tartışmak, yeni projeler başlatmak için İnternet Haftalarını yapıyoruz. Bu yılda, Türkiye İnternetinin 24 yaşı nedeniyle, 10- 23 Nisan tarihlerinde 20. İnternet Haftasını kutluyoruz.

Bizler, İnterneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. Yaşam gittikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek fark etmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki Sayısal Gündem sorumlusu, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, İnternetin elektrik, telgraf ve matbaadan daha önemli olduğunu söylemiştir. Büyük Veri, Nesnelerin İnterneti, 3 Boyutlu Yazıcılar, Yapay Zeka, 5G gibi yeni teknolojiler, 4. Sanayi Devrimi yada Sanayinin İnterneti konuları gündeme taşımaktadır. Bu teknolojilerin birbirini beslemekte ve ekonomiyi etkilemektedir.

Dünyada 3.6 milyara yakın insan İnternet kullanıcısı, 1.86 milyarı Facebook kullanıyor. Ülkemizde 16-74 yaş grubunde kullanım %61, Erkekler %70, Kadınlar %51, Kent ve Kırsal arasında kadın erken a rasında fark var. Bir başka deyişle halkımızım %40 interneti kullanmıyor. TUİK 2013 verilerine göre Kent’te %61 Erkek -%42 Kadın ve Kırsalda bu %33 Erkek ve %14 Kadın internet kullanıyor. Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama Avrupa ortalamasını yakalayamadık.
Ülkeler, İnterneti ekonomiyi geliştirme, kamu hizmetlerini iyileştirme, toplumsal katılımı artırmak, demokrasiyi geliştirmek için kullanmak çabasında. Dünya bireyin gelişmesi, toplumun üretken bir parçası olması için İnternetin önemli olduğuna karar vermiş ve bilgiye ve İnternete erişimi temel bir yurttaşlık hizmeti olarak ilan etmiştir. Bu temel hak, anayasalara ve hükümet programlarına girmeye başlamıştır.

Önemli gelişmelere rağmen, maalesef, ülkemiz bir bütün olarak, İnterneti ekonomik kalkınmanın, bireysel gelişmenin, toplumsal katılımın motoru olarak görememiş, marjinal problemlere odaklanarak, İnterneti olanak değil, baş edilecek bir sorun olarak görmüştür. Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenara koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; çoğunlukla bulutlu. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme 71/188, demokrasi 97/179, basın ve ifade özgürlüğü, (rsf 151/179; FH 156, özgür değil, ve internet: özgür değil 50/65) ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz;, 130/144 (Ekonomi: 129, Eğitim:109, Sağlık:1-38, siyaset: 113), . WWW vakfının sıralamasında 38/86 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda. Rekabet indeksinde 55/138, Inovasyon indeksinde 42/128, Network Readiness (GITR) 48/138 (Çevresel: 49, hazırlık:40, kullanım:59, Etki: 58). Dünya Telekom Birliği (ITU) Bilişim Gelişme indeksinde 70/175, Avrupada 40 ülke arasında 38., kullanımda 76, erişimde 81, beceride 39. sıradayız. İnternet.org ve Ekonomist (EIU) araştırmasında 31/75 deyiz; erişim ve fiyatta 33/75, işe yarar içerikte 19/75 , yetkinlik (etkin kullanım) da ise 48/75 üzerindeyiz. Dünya geniş bant indeksinde 70/173 sıradayız.
Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz İnternet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Ülkemizde çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var. Bütün bunlara rağmen:
Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna Döndüremedi
Ülkemizde önemli gelişmelerde olsa, bütünsel bir bakış açısıyla koordineli bir çaba eksik. Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı ile e-devlet eylem planımız var, ama pek bir kimsenin haberi yok. Yönetişim yapısı yok. Bilişim STK’ları olarak önerimiz:
Ülkemiz Bilişim ve İnterneti stratejik sektör ilan etmelidir. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurulmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmeler saydam ve katılımcı bir şekilde hayata geçmelidir.
Telekom ve Bilişim sektöründe adil rekabet koşulları yok. Devlet ve tarafsız olması gereken kurumlar tekeli koruyorlar. Fiber altyapısında ülke olarak geri kaldık. Ağ tarafsızlığını sağlamak üzere hem ekonomik, hem siyasi önlemlerin alınması, bu önlemlerin bilginin serbest akışını güvence altına alacak politikalarla desteklenmesi gerekmektedir.

3G ve 4G gecikmeli olarak hayata geçmiştir. 4G için fiber altyapısı yeterli değildir. Fiber altyapısı konusunda ülke olarak oldukça geri kalmış durumdayız. Türkiye’de sabit ve mobil genisbant değerleri OECD ortalamasının yarısında. 189 ülkede arasında sabit de 73 sırada, mobil’de 75. sıradayız. 3G ve 4G ihaleleriinde göstermelik yerli araştırma şartı arandı, ama ülkede geliştirilen 4G için baz istasyonları, Ulak projesi, kenara konuldu. Fiber altyapısının gelişmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Ülkemiz İnternetin devrimsel bir gelişme olduğunu algılayamamış marjinal problemlerine odaklanarak, adeta İnternete savaş açmıştır. Ülkemiz, kalkınmanın, ar-ge ve inovasyonun ifade ve basın özgürlüğünün tam olduğu, farklı ve aykırı fikirlerin yeşerebildiği hoşgörü ortamlarında var olduğunu algılayarak, özgürlükçü bir çizgiye gelmelidir. Ülkemiz yasaklama refleksinden kurtulmalıdır. Github, dropbox gibi weblerin yasaklaması sadece ülkemizin tanıtımına, turizmine ve ülkede şirketlere ve bireylere zarar vermektedir. Booking.com, ve trivago gibi weblerin yasaklanması öncelikle kendi istekleri ile üye olan şirketlere zarar verir. Aksine bu tür portalların değişik sektörler için geliştirilmesi için Türk firmaları teşvik edilmelidir.mYasaklanan web sayısı 3yıl önce 30 bin, 2 yıl önce70 bin iken geçen yıl 110 bine çıkmıştır. Bu yıl engelliweb de yasaklı. Bu daha çok Türkiye’ye zarar vermektedir. 5651 ve ona bağlı yasal düzenlemeler iptal edilmeli ve STK’ların katılımıyla yeniden yapılmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi ülkemizde Kır-Kent ve kadın-erkek arasında İnternet kullanımında ciddi uçurumlar var ve nüfusun yaklaşık %40’ı ı İnternetin dışında. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer almaktadır. Türkiye’nin bu indekslerin altlarında yer alması sosyal eşitsizliklere, hatta uçurumlara işaret ediyor. Sayısal uçurum da bunların arasında en önemli başlıklardan birisidir. Sayısal uçurumu ortadan kaldıracak, tüm yurttaşları yeni medya okuryazarı yapacak çabalar, kamu, özel sektör ve STK işbirliği ile yapılmalıdır. Ulaştırma Bakanlığı öncülüğünde başlatılan sayısal uçurumu kapatmaya yönelik Kars’ta başlatılan projeyi sevinçle karşılıyoruz. Evrensel hizmet fonu bu amaçla kullanılmalı, cihaz alımı, eğitim, ve varlığı unutulan KİEM (Kamu İnternet Erişim Merkezleri) kullanılmalı, çaba diğer paydaşları kapsamlıdır. Sayısal uçurumu kapatma çabası yurttaşları bilgi okuryazarı yapmalı; onları yeni medya etiği, mahremiyet ve güvenlik konularında yeterli ve kendilerini geliştirebilen bir konuma gelmelidir.

Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılarından önemlidir. Bilişimci yetiştirme ve yazılım geliştirme açılarından özgür yazılımlar çok önemlidir. İnsanlığın ortak mülkiyetinde olan 1.4 milyon olan özgür yazılım, Türkiye’de üretilen yazılımlar kadar “yerli ve milli”dir. Pardus ve Fatih projelerinin özgür yazılım temelinde yaygınlaştırılmasını öneririz.

Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatının dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir. Bu yönde pilot çalışmayı destekliyoruz. Bütün dünya anaokulundan itibaren herkese programlama/yazılım kavramlarını öğretmeye çalışıyor. Webin kurucusu Tim Berners-Lee politikacılara programlama öğretelim diyor. Programlama düşünme ve planlama yetisini geliştiriyor. Dünya gittikçe daha fazla bir şekilde yazılımın etrafında dönüyor. Ülkemizde, okullarda bu yönde ders konması konusunda çaba harcamaya başladı. Umarız, yakında bu konuda pilot çalışmalar başlar.

Herkese açık, özgür, güvenli, bütünsel İnternet tüm insanlığın yararınadır.

İnternet Yaşamdır!

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

23 Nisan 2017

2017


Destekleyen STK’lar:
Alternatif Bilişim Derneği 
Alternatif Medya Derneği 
Bilgisayar Mühendisleri Odası 
Bilişim Teknolojileri Eğiticileri Derneği
EHD – Elektronik Ticaret ve Internet Hukuku Derneği 
EMO – Elektrik Mühendisleri Odası 
SOC-TR – Internet Derneği 
INETD – Internet Teknolojileri Derneği 
IYAD – Internet Yayıncıları Derneği 
Ankara Barosu Bilişim Hukuku Komisyonuy
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu 
Kadın Yazılımcı Oluşumu 
LKD – Linux Kullanıcıları Derneği 
PKD – Pardus Kullanıcıları Derneği 
TBD – Türkiye Bilişim Dernegi 
TELKODER- Serbest Telekomunikasyon İşletmecileri Derneği
TKD – Türk Kütüphaneciler Derneği

24 Nisan 2017

Posted In: 5G, demokrasi, fibder, Genel, internet, internet politikaları, lkd, sayısal uçurum, Sosyal medya

Brotli: Daha hızlı İnternet için yeni sıkıştırma algoritması

Brotli, kullanıcılara hızlı İnternet sağlamak amacıyla tasarlanan yeni bir açık kaynaklı sıkıştırma algoritmasıdır. Çağdaş web sayfaları çoğunlukla HTML, CSS ve JavaScript’ten oluşan düzinelerce megabaytlardan meydana gelir ve bu yalnızca ağır indirmeler gerektiren resimler, videolar ve diğer büyük dosya içeriklerinden öncesidir. Bu tarz yüklemeler sayfaların neden sıkıştırılmış biçimlerde aktarıldığını açıklıyor, bu içerikler web sitesi ziyaretçisinin bir … Okumaya devam et "Brotli: Daha hızlı İnternet için yeni sıkıştırma algoritması"

26 Ocak 2017

Posted In: Açık kaynak, internet, linuxgezegeni

İnternet, Kalkınma ve Demokrasi için Yaşamsal Önemdedir

ihafta16

19. İnternet Haftası Bilişim STK’ları Bildirisi

Biz Bilişim STK’ları İnternet kültürünü yaymak, İnternetin Türkiye için önemini anlatmak, ülkemiz İnternet politikalarını tartışmak, yeni projeler başlatmak için İnternet Haftalarını yapıyoruz. Bu yılda, Türkiye İnternetinin 23 yaşı nedeniyle, 11- 24 Nisan tarihlerinde 19. İnternet Haftasını kutluyoruz.

Bizler, İnterneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. Yaşam gittikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek fark etmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki Sayısal Gündem sorumlusu, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, İnternetin elektrik, telgraf ve matbaadan daha önemli olduğunu söylemiştir. Bu gün, 4. Sanayi Devrimi, İnternetin tetiklediği bir gelişmedir.

Dünyada 3.4 milyara yakın insan İnternet kullanıcısı, bunun yaklaşık yarısı Facebook kullanıyor. Türkiye’de 16-74 yaş grubunda İnternet kullanımı %56, Erkekler %66, Kadınlar %46, Kent ve Kırsal arasında kadın erkek arasında ciddi bir fark var. 2013 verilerine göre Kent’te %61 Erkek -%42 Kadın ve Kırsalda bu %33 ve %14. Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama Avrupa ortalamasını yakalayamadık.
Ülkeler, İnterneti ekonomiyi geliştirme, kamu hizmetlerini iyileştirme, toplumsal katılımı artırmak, demokrasiyi geliştirmek için kullanmak çabasında. Dünya bireyin gelişmesi, toplumun üretken bir parçası olması için İnternetin önemli olduğuna karar vermiş ve bilgiye ve İnternete erişimi temel bir yurttaşlık hizmeti olarak ilan etmiştir. Bu temel hak, anayasalara ve hükümet programlarına girmeye başlamıştır.

Önemli gelişmelere rağmen, maalesef, ülkemiz bir bütün olarak, İnterneti ekonomik kalkınmanın, bireysel gelişmenin, toplumsal katılımın motoru olarak görememiş, marjinal problemlere odaklanarak, İnterneti olanak değil, baş edilecek bir sorun olarak görmüştür. Siyasi kadrolar, gündelik siyasi hesaplarını bir kenara koymalı ve yurttaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermelidir.

Uluslararası indekslerde olmayı hedeflediğimiz yerde değiliz. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme indeksinde 192 ülke arasında 72. sıradayız: 72/192, demokrasi indeksinde 97/167 hibrid kategorisinde. Web vakfının sıralamasında 38/86 durumdayız. Toplumsal cinsiyet indeksinde 130/145. ITU’nün IDI (Bilişim Gelişmişlik) indeksinde 167 ülke arasında 69. sıradayız. IDI’de Avrupa da 40 ülke arasında 38. sıradayız. Sadece Bosna ve Arnavutluk’tan daha iyiyiz. Tüm Bilişim için sepet fiyatının sıralamasında ise 63/170 konumundayız. Sınır tanımayan gazetecilerin basın özgürlüğü indeksinde de 149/180’deyiz. Freedom House özgürlük indeksinde 100 üzerinden 53 ile kısmi özgür durumunda, alt indekslerde siyasal özgürlük 3/7, sivil özgürlüklerde 4/7, ortalama 3.5/7. Freedom House İnternet indeksinde de 100 üzerinden 60 ile kısmi özgür konumundayız.
Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz İnternet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Ülkemizde çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var. Bütün bunlara rağmen:
Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna Döndüremedi
Ülkemizde önemli gelişmelerde olsa, bütünsel bir bakış açısıyla koordineli bir çaba eksik. Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı ile e-devlet eylem planımız var, ama pek bir kimsenin haberi yok. Yönetişim yapısı yok. Bilişim STK’ları olarak önerimiz:
Ülkemiz Bilişim ve İnterneti stratejik sektör ilan etmelidir. Bunun için en başta Bakan düzeyinde bir siyasal sahiplenme olmalıdır. Tüm paydaşları kapsayan, katılımcı saydam yapılar kurulmalı, kamuoyunca açık ortamlarda yeterince tartışılan, gözden geçirilen eylem planları yapılmalı ve hayata geçirilmelidir. Yurttaş ve sivil toplum bu gelişmelerin odağında olmalı, gelişmeler saydam ve katılımcı bir şekilde hayata geçmelidir.
Telekom ve Bilişim sektöründe adil rekabet koşulları yok. Devlet ve tarafsız olması gereken kurumlar tekeli koruyorlar. Fiber altyapısında ülke olarak geri kaldık. Ağ tarafsızlığını sağlamak üzere hem ekonomik, hem siyasi önlemlerin alınması, bu önlemlerin bilginin serbest akışını güvence altına alacak politikalarla desteklenmesi gerekmektedir.
50 milyona yakın yetişkin insanın önemli kişisel verilerin ele geçmiş olması ve bunun webden indirilebilir olması çok ciddi bir sorundur. İlgili tüm kurumların konu üzerinde ciddi olarak durması, olası riskleri, yarar ve zararları, alternatif çözüm yollarını bulmaya çalışması gerekir. Konuyu bir polemik konusu yapmadan, suçlu aramanın ötesine geçip, ne yapılması gerektiğini bilimsel olarak araştırılması gerekir. İlgili bütün paydaşları, STK’ları, Üniversiteleri, Özel sektörü ve kamuyu kapsayan bilimsel çalışma grupları oluşturup, konuyu enine boyuna incelenmelidir. TC Kimlik numaralarını yeniden tanımlamayı ciddi olarak düşünmeliyiz. Ortada olan risk küçümsenemez bir risktir. Yeni Nüfus cüzdanları dağıtılmaya başlandı. AB uyumu için yeni pasaportlar söz konusu. TC kimlik no’sunu yenilersek, bunu şimdi yapmanın büyük avantajı vardır. “Bize bir şey olmaz” klişesinin ötesini düşünmek gerekir. İnternet ve bilişim hiç birimizin aklına bile gelmeyen pek çok şeyi hayatımıza getirdi. Bu nedenle, bu konuyu partiler üstü bir anlayışla, ortak akıl oluşturarak çözüm aramalıyız.

TC Kimlik numarasının tüm kamu veri tabanlarında ana giriş noktası ciddi bir risk oluşturmaktadır. Kişisel verilerde yurttaşı devlete karşı korumak önemli bir boyuttur. Yeni çıkan yasa bu açıdan ciddi sorunlar içermektedir. Katılımcı şekilde gözden geçmesi gerekir.

3G ve 4G gecikmeli olarak hayata geçmiştir. 4G için fiber altyapısı yeterli değildir. Fiber altyapısı konusunda ülke olarak oldukça geri kalmış durumdayız. Türkiye’de sabit ve mobil genisbant değerleri OECD ortalamasının yarısında. 189 ülkede arasında sabit de 73 sırada, mobil’de 75. sıradayız. 3G ve 4G göstermelik yerli araştırma şartı arandı, ama ülkede geliştirilen 4G için baz istasyonları, Ulak projesi, kenara konuldu. Fiber altyapısının gelişmesi önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Ülkemiz İnternetin devrimsel bir gelişme olduğunu algılayamamış, İnternetin kalkınma, demokrasi, yönetim boyutlarından çok, marjinal problemlerine odaklanarak, adeta İnternete savaş açmıştır. Ülkemiz, kalkınmanın, ar-ge ve inovasyonun ifade ve basın özgürlüğünün tam olduğu, farklı ve aykırı fikirlerin yeşerebildiği hoşgörü ortamlarında var olduğunu algılayarak, özgürlükçü bir çizgiye gelmelidir.

Yasaklanan web sayısı 2 yıl önce 30 bin, geçen yıl 70 bin iken şu anda ise 110 bine çıkmıştır. Bu daha çok Türkiye’ye zarar vermektedir. 5651 ve ona bağlı yasal düzenlemeler iptal edilmeli ve STK’ların katılımıyla yeniden yapılmalıdır.

Yukarıda da belirtildiği gibi ülkemizde Kır-Kent ve kadın-erkek arasında İnternet kullanımında ciddi uçurumlar var ve nüfusun yaklaşık yarısı İnternetin dışında. Sadece TÜİK rakamları değil, uluslararası gelişmişlik indekslerinde de Türkiye maalesef sonlarda yer almaktadır. 17. büyük ekonomi olma iddiasında olan Türkiye’nin bu indekslerin altlarında yer alması sosyal eşitsizliklere, hatta uçurumlara işaret ediyor. Sayısal uçurum da bunların arasında en önemli başlıklardan birisidir. Sayısal uçurumu ortadan kaldıracak, tüm yurttaşları yeni medya okuryazarı yapacak çabalar, kamu, özel sektör ve STK işbirliği ile yapılmalıdır.

Bilişim teknolojilerin eğitimi ülkenin kalkınması, dünya ile rekabet edebilmesi içinde önemlidir. Bu kapsamda özgür yazılımların önemine işaret etmek isteriz. Özgür yazılımlar tasarruf, güvenlik, istihdam ve rekabet açılardan önemlidir. Pardus ve Fatih projelerin özgür yazılım temelinde yaygınlaştırılmasını öneririz.

Sosyal ağların ve yeni medyanın gündelik yaşamın doğal ve rutin bir parçası haline gelmesi sonucunda, artık yeni medya okuryazarlığı yurttaşın temel bir gereksinimi haline gelmiştir. Yurttaşlar, enformasyonu kullanabilme ve nitelikli enformasyon kaynaklarına ulaşabilme, yeni medya ortamlarında etik ihlallerde bulunmama ve etik ilkelere uygun davranabilme bilgi ve beceresini Yeni Medya Okuryazarlığı ile kazanabilir. Yeni Medya Okuryazarlığı sayesinde, İnternet’teki risklerin farkındadır, olanakları da bilinçli ve etkin şekilde kullanır.

Temel öğrenim kurumlarındaki “Medya Okuryazarlığı” ve “Bilgisayar” dersleri müfredatının dijital okuryazarlığı geliştirecek şekilde gözden geçirilmesi gereklidir. Bütün dünya anaokulundan itibaren herkese programlama/yazılım kavramlarını öğretmeye çalışıyor. Webin kurucusu Tim Berners-Lee politikacılara programlama öğretelim diyor. Programlama düşünme ve planlama yetisini geliştiriyor. Dünya gittikçe daha fazla bir şekilde yazılımın etrafında dönüyor. Ülkemizde, okullarda bu yönde ders konması konusunda çaba harcamaya başladı. Umarız, yakında bu konuda pilot çalışmalar başlar.

Herkese açık, özgür, güvenli, bütünsel İnternet tüm insanlığın yararınadır.

İnternet Yaşamdır!

Saygılarımızla kamuoyuna duyururuz.

12 Nisan 2016

2016


Destekleyen STK’lar:
Alternatif Bilişim Derneği 
Alternatif Medya Derneği 
Bilgisayar Mühendisleri Odası 
EHD – Elektronik Ticaret ve Internet Hukuku Derneği 
EMO – Elektrik Mühendisleri Odası 
ISOC-TR – Internet Derneği 
INETD – Internet Teknolojileri Derneği 
IYAD – Internet Yayıncıları Derneği 
İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu 
Kadın Yazılımcı Oluşumu 
LKD – Linux Kullanıcıları Derneği 
PKD – Pardus Kullanıcıları Derneği 
TBD – Türkiye Bilişim Dernegi 
TELKODER- Serbest Telekomunikasyon İşletmecileri Derneği
TKD – Türk Kütüphaneciler Derneği

13 Nisan 2016

Posted In: bilgi toplumu, freedom of expression, Genel, ifade özgürlüğü, internet, internet cencor sansür ifade özgürlüğü özgürlük, internet haftası, internet sansürü, lkd, Özgür yazılım, sosyal ağlar, temel bilişim eğitimi, yasaklar, yönetişim

İnternet Demokrasi ve Kalkınma için Yaşamsaldır

1 Aralık 2015, 20. “Türkiye’de İnternet” Konferansı açılış konuşması

20. internet konferansı

20. internet konferansı

Sayın Hocalarım, Sayın Konuklar, Sayın katılımcılar, Sayın basın mensupları, netdaşlarım, 20. İnternet Konferansı açılış törenine hoş geldiniz, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu konferansın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese, Konferans Yürütme Kurulu ve İnternet Teknolojileri Derneği adına teşekkür etmek istiyorum. Başta ev sahibimiz, İstanbul Üniversitesine sayın rektörümüzün sahsında teşekkür ederiz.

Bildiri veren, panele katılan, seminer veren, oturum yöneten aktif katılımcılara ve dinleyicilere, izleyicilere çok teşekkür ederim. Sponsor ve destekcilerimiz Argela, IBM, Bimeks, CardTek, Mediaclick, o Plavcı , İpanema Esprosso, BtHaber, Turk-internet.com, tech İnside , TETAM ve kardeş STK’lar isoc-tr yada İnternet Derneği, LKD ve Alternatif Bilişime teşekkür ederiz.Yerel organizasyonu yapan, Enformatik Bölümü mensuplarına ve Organizasyon şirketimiz Cresga’ya teşekkür ederiz..

Bu konferans fikri Türkiye İnternetinin emekleme günlerinde daha 2 Mbitlik omurga hayal edilirken, ortaya çıkan çalkantıyı azaltmak, paydaşları bir masa etrafında toplamak, ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atılmıştı. İlk yıllar bürokrasinin merkezi Ankara, ile iş dünyasının merkezi İstanbul arasında gidip geldik, büyük ölçüde tüm paydaşları da buluşturduk. Bu gün bu 2 merkezin ilgisini pek çekemiyoruz. Çünkü Türkiye interneti çok büyüdü. E-devlet’de epey yol aldık. Başarılı bir çok internet şirketimiz var, genç girişimcilerimiz var.

Biz hala, bu konferansın, internetle ilgilenenlerin buluşma noktası, bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı, sorunların tartışıldığı bir platform, ortak aklın arandığı bir ortam olmasını arzuluyoruz. Bu konferansın, internet konusunda, topluma entelektüel liderlik etmesi arzumuzdan ve çabamızdan vazgeçmedik. Ana sorunların ülkenin gündemine taşınması, o sorunlar için alternatif çözüm arayışlarına ortam sağlama amacı hala geçerli. Bu nedenle, hem başarı ve başarıszlık örneklerine, yeni pojelerin tanıtılmasına, Türkiye internetin çeşitli kesim ve boyutlarının resmini çeken çalışmalara, bildiri, panel, çalıştay ve her kesime yönelik seminerlere genişçe yer vermeye çalışıyoruz.

İnterneti Nasıl Algılamalı ?

İnternet dünyada 3.4 milyar insanın yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir; ve yaşamımızı sürekli olarak değiştirmektedir. Bu konferansı düzenleyenler olarak, interneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. İnternet Bilgi Toplumunun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Yaşam gitikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. Hiyararşik yapıları kırmaya başlıyor. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır. İnternet dünya üzerinde milyarlarca insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. Biz, toplum olarak sosyal medya da kavga ederken pek farketmiyoruz, ama İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler. Bu bağlamda İnternet, Sanayi devriminden daha önemli bir gelişmedir. AB’nin bir önceki sayısal Gümden sorumlu kişisi, toplumu yeniden yapılandırmak açısından, internetin elektrik, telgraf ve matbadan daha önemli olduğunu söylemiştir.

Dünya Nerede, Türkiye Nereye Gidiyor ?

Internetin boyutları konusunda bir kaç rakam verirsek: 3.4 milyara yakın insan internet kullanıcısı. İnternete kayıtlı bilgisayar sayısı 1 milyar 34 milyon civarına. Bir miktar oynasada 1 milyara yakın web var. Dünyada toplam 300M kadar alan adları var. Blog ve video sayısının yüz milyonlar ölçüsünde olduğunu biliyoruz. Google artık sayfa sayısı vermiyor, ama 2008 de 1 trilyon URL’e ulaştığını açıklamıştı. Facebook günlük kullanımda milyarı aştı. Twitter, İnstagram, Linkedin, Pinterest gibi sosyal ağlar gittikce gelişiyor. Türkiye’ye gelince 16-74 yaş grubunde kullanım %56, Erkekler %66, Kadınlar %46, Kent ve Kırsal arasında kadın erken arasında ciddi bir fark var. TUIK bu istatistikleri artık vermiyor. 2013 verilerine göre Kent’te %61-%42 ve Kırsalda bu %33 ve %14. İş yerlerinin %93’ü internete bağlı ama ancak %65’nin webi var. İnternet kullananların %52’si, yani toplumun, %28’i edevlet hizmetini kullanıyor. Internete kayıtlı bilgisayar 7 milyon civarında. TR altında 371 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; çoğunlukla bulutlu. Genellikle, 190 ülke arasında 60’ın üstündeyiz. İnsani gelişme, demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 69/192, 125/142, 154/179 . WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz internet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Büyük özel sektör interneti oldukça iyi kullanıyor. Okullar için 8 milyarlık Fatih Projesi yürüyor görüntüsü veriyor. Çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bir kaç bakanımız var.

Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedi!

Bütün bunlara rağmen, ülkede Bilişim, Bilgi Toplumu konularında bir dağınıklık söz konusu. Ülkemizde planlı, sistematik, kapsamlı ve tutarlı bir Bilgi Toplumuna yöneliş olduğunu söylemek mümkün değil. 2006-2010 kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı vardı, kimsenin haberi yoktu. Şimdi 2015-2018 Bilgi Toplumu Strajesi var, ama E-devlet Eylem planı hazırlanıyor. . Türkiye gemisinin rotasını bilgi toplumuna döndürecek boyutta sahiplenme, yapılanma, program, ve çaba yok. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek kapasitede bir yapılanma yok. Yapılanma olarak, Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet grubu, Türksat, BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı var. Bunun bir Parlamento ayağı yok. Sivil toplumu, özel sektörü, üniversiteyi ve basını işin içine çekecek, ortak aklı arayacak, saydam ve katılımcı, felsefe, kadro ve yapılar yok. Moda deyimiyle Multi stakeholder yapılar yok; bir başka deyişle Türkiye İnternetinde yeterli düzeyde yönetişim yok.

Yasaklar Kanayan Yara

Türkiye İnternetinin özgürlük boyutu ve yasaklar kanayan yarasıdır. Ülkemiz 8 yıldır, 5651 nolu yasa yoluyla, tabir caizse, “İnternetle Savaşıyor”. Ülke olarak kanıksadık ama, 5651′in getirdiği yapı, demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir Hukuk Faciasıdır. Bugün itibarıyla 106 bin web yasaklı, geçen yıl bu 60 bin idi. Basitçe yargısız infaz sözkonusudur. Yasaklamalar, bütün iletişimi, izleme çabası, insan hakları, hukuk devleti açılarından kaygı verici gelişmelerdir. Bunlar mevcut anayasal hakların ihlalinin ötesinde uluslarası hukukun, ve internet kurallarının/protokollerın çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bütün bunlar çocukları koruma bahanesiyle yapılıyor. Çocukların korunması konusunda bir anlaşmazlık yok. Sorun bunun nasıl yapılacağında. Hoşgörü, diyalog ve yönetişim içinde insan odaklı çözüm aramalıyız. Saydam ve katılımcı yapılarla, ifade özgürlüğü ekseninde sorunu çözmeliyiz.

Türkiyenin dünya İnternet literatüre girdiği iki nokta öne çıkıyor: biri YouTube/twitter engellemesiyle öne çıkan yasakçı bakış, diğeri ise Gezi olayları sırasındaki Sosyal Ağ kullanımıdır.

Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem Planın temel hedefi, emek yoğun bir ekonomiyi ve kırsal ağırlıklı bir toplumu, bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya dönüştürmek olmalıdır. Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşıyacak kadroları yetiştirmeye yönelik çalışan bir programımız ve politikalarımız yok, ve var olan kadroları kamuda tutacak insan kaynakları politikalarımız sorunlu. Serbestleşme mevzuat olarak tamam ama, pratikte ağır aksak ilerliyor; istatistikler fiili tekelin devam ettiğini gösteriyor. Bir başka deyişle bilişim ve internet sektöründe tam rekabetin olduğunu söylemek zor.

Dünya Çocuklara Programlama Öğretmeye Çalışıyor

Ülkemizde Bilişim insan gücünde ciddi sorunlar var; en başta vizyon ve plan eksikliği öne çıkıyor. Öğrencilerimize, bilgisayar/bilgi okur yazarılığı dışında, etik, güvenlik, estetik ve temel programlama, ağ, veritabanı ve bilişim sistemleri kavramlarını öğretmeliyiz Dünya çocuklara ana okulundayken programlama öğretmeye çalışıyor. Tim Benners-Lee politikacılara programalama öğretmek istiyor.

İnternetden ve Sosyal Ağlardan Korkmayın, onları ciddiye Alın!

Gittikçe artan bir şekilde devletler, interneti zapturapt altına almak istiyorlar, ama kitleler daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılma, ve refahtan pay istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’i dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden görmek gerekir. Snowden’i de aynı yönde yapılmış önemli bir katkı olarak almak gerekir. İnternet yaşamın vazgeçilemez bir gerçeği oldu. Biz diyoruz ki, İnternet’den Korkmayalım! Onu öğrenelim! Olanaklarını ve olası risklerinin farkında olalım. İnterneti kendimizi geliştirmek, işimizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanalım. İnterneti, telefon ve elektrik gibi doğal kabul edelim. Kendimizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanalım. Demokrasiyi geliştiren bir yurttaş olarak katkımızı göstermek için kullanalım, toplumsal katılım ve denetim için kullanalım.

Biraz sonra açılış Konferansında Sayın Mehveş Evin “Türkiye’de İnternet ve Sivil harketler” konulu konuşmasını yapacak. Bunun dışında bu konferansta toplam 55 oturumda 11 Panel/Çalıştay, 19 seminer, 16 bildiri, 6 Davetli oturum ve 3 Teknoloji sunumu ve başarı hikayesi oturumu var. 2 tane tam günlük seminer (Ağ Yönetimi ve Derin Öğrenme), 2 tane yarım günlük seminer (Cizge Veri Tabanları ve Kapalı Çarşı Esnafına E-ticaret ) var. İnternetin, ticari, hukuksal, sosyal boyutlarını kapsayan 51 bildiri arasında İnternetin tüm boyutları hakkında inceleme bulmak mümkün. Eğitim seminerleri, bireysel ve kurumsal kullanıdan, programciya, bilim adamından girişimciye toplum farklı kesimlerine yönelik olacaktır. Seminerlerin önemli kısmı Özgür yazılım etrafında olacaktır. Linux ve Özgür yazılımlar, İnternet üzerinde yayılmış 10 Milyon civarında gönüllünün ürettiği 1 Milyon civarında yazılımı kapsamaktadır. Özgür yazılım, bireyler, kurumlar ve ülkeler için tasarruf, istihdam, güvenlik ve rekabet açılarından önemlidir. Ülkemizin yazılım stratejisin önemli bir parçası olmak gerekir. Özgür Yazılımın yansımaları arasına creative commons, crowd sourcing, crowd funding, wikipedia gibi paylaşma ve katılım felsefeli projeleri e sayabiliriz.

Birkaç oturumdan bahsetmek istiyorum. ISOC, ICANN ve Google’dan konuşmacıların olduğu İngilizce bir oturum, Çoçuklara programlama öğretmek konusunda dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri anlatan bir oturum, Kadın Bilişimcilerin tartıştığı bir Panel, Whatisup ile boşanmayı irdeleyen bir Panel, ülkemiizn alt yapısını inceleyen bir panel, E-imza ve kamuda ilginç projeşeri anlatan bir e-devlet oturumu, Eğitim vve Güvenlik oturumlarına dikkati cekmek isterim. Bilişim Firmalarımızdan başarı hikayeleri ve teknolojişk gelişmeleri anlatan otuurmlar var.

Konferansa katılmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni dostluklar, yeni ağlar oluşturmanın yanında, Türkiye İnternetine sahip çıkmak, yasaklara karşı tavır almak, katılımcı, saydam ve demokratik bir toplum oluşturma çabasına katkı vermek, “bu çorbada benim de bir tutam tuzum var “ demek için önemli.
Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da genelde interneti, özelde Türkiye internetini tartışacak, toplumun gündemine koyacak, ve ülkemizin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalısıyoruz, çalışacağız. İnternet konferansını, ülkenin Bilgi Toplumu ve e-devlet çabalarının gözden geçirileceği, geri besleme yapılacağı bir dost ortamı yapmak istiyoruz.

Demokratik, gelişmiş bir Türkiye için bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

19 Şubat 2016

Posted In: bilgi toplumu, Genel, ifade özgürlüğü, internet, internet yasaklari, lkd, yönetişim

Internet, Yeni Medya ve Özgürlükler

Yeni Medya Kongresi, Kadir Has Üniversitesi 26 Şubat 2015

Bu konuşmada, ben interneti nasıl anlıyorum, nasıl görüyorum; internet için ne yapmaya çalıştım, çalışıyorum, internet için kalın çizgileri ile ne yapılmalıyı, yeni medya ve özgürlük bağlantısına ağırlık vererek anlatmak istiyorum.

İnternet, Soğuk Savaş günlerinde, Sputnik’in yarattığı şok sonrasında, ABD’nin Bilim ve Teknolojiye yönelmesinin yarattığı ortamda bir proje olarak ortaya çıktı. İnterneti ortaya çıkartan ARPANET projesi, Ordunun Araştırma Ofisince fonlandı. Ama, Internetin ABD Ordusu için, askeri amaçlarla geliştirildiğini söylemek haksızlık olur. Licklider “Galactik Ağ” ile bugünlere yakın bir ağ hayal ediyordu. Bu 1963 de oldu, ArpaNet’in ilk düğümünün kurulması 1969 Eylül, TCP/IP’nin kullanıma girmesi ocak 1983, webin ilk tasarımı 1989, ayağa kalkması ise 1993’de oldu. Bizim İnternete bağlandığımız yılda 1993 idi.

Kanımca, İnternet insanlığın gelişmesinde Sanayi Devrimi boyutlarında bir gelişmeyi temsil etmektedir. Neelie Kroes, AB’nin önceki başkan yardımcısı ve Sayısal Gündem komiseri, NetMonial konuşmasında, interneti toplumu yeniden yapılandırma açısından, elektrik, matbaa ve sanayileşme toplamından daha fazla olduğunu söyledi. İnternet, hepimizin yaşamını köklü olarak değiştirdi. Bazılarımız, internet öncesini hatırlıyor ama genç kuşaklar internetsiz bir yaşamı hiç görmedi. Peki, interneti nasıl algılamalı? Nedir İnternet? Buna herkes muhtemelen farklı bir cevap verecektir. İnsanlık, bilim ve teknolojinin öncülüğünde yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını yaşıyor. Buna genelde, “Bilgi Toplumu” diyoruz. Bilgi hep önemliydi. Niye şimdi “Bilgi Toplumu” diyoruz? Ekonomik kalkınmasının ana motorunun, bilim, teknoloji, ar-ge ve inovasyon olduğu, kısaca “bilgi” bulutunda topladığımız, insan beynin ürünleri olduğunu anladık. Bunun sonucunda tüm ekonomik hayat, hizmetler, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, eğlence, örgütlenme, halkla ilişkiler, pazarlama kısaca yaşamın tüm boyutları bir değişim, yeniden yapılanma sürecine girdi. Birey tarihte hiç olmadığı kadar öne çıktı; bireysel gelişme olanakları artı, kendi başına bir merkez oldu; kendi matbaası, radyosu, televizyonu, gazetesi mümkün. Bunu makul ücrete, bazan bedava, hızlı ve kolay, uzman olmadan, yapabiliyor.

Hepimiz internet sayesinde, sınırların fiilen ortadan kalktığı, sosyal ve kültürel açıdan birleşen bir dünyanın parçasıyız. Kitleler soysal ağlar üzerinden birleşmekte, örgütlenmekte, toplumsal, kültürel ve siyasal etkinlikler yapmakta. Dünyayı sarsan politik gelişmelere en azından katalizor olmakta. Dünya üzerinde dağılmış gönüllüler imece benzeri bir yöntemle tüm insanlığın ortak malı ürünler üretmektedir: linux ve özgür yazılım dünyası, wikipedia, açık ders malzemeleri, creative commons lisanslı sanat ve fikir ürünleri gibi. Veriye dayalı paylaşım ekonomisi, akıllı ulaşım sistemleri, büyük veri temelli yeni uygulamalar, mobil uygulamalar, IoT, ağ temelli servislerin uzaktan verilmesi gibi pek çok yeni uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Kısaca, devrimsel bir gelişmeyi hep birlikte yaşıyoruz. Gelişmenin ne yönde olacağınızı biraz sezinliyoruz, epey de yanılıyoruz. Bu gelişmeyi bireyler, STK’lar, kurumlar olarak etkileme gücümüz var.

İnternetin işaret ettiği Bilgi Toplumun bireyleri, bağımsız, inisiyatif alabilen, yaratıcı, farklı ve aykırı düşünebilen insanlar olacaktır. Bir başka deyişle, bu tür insanları yetiştiremeyen toplumlar, yarışı kaybedeceklerdir. İnternetin tüm toplumu, kamu yönetimini, iş dünyası, sağlık, eğitim, eğlence vs’yi her gün değiştirdiği ortada. İnsanların, toplum içinde eşit bir yurttaş hatta eşit bir dünya vatandaşı olması için bu teknolojileri çok rahat, kolay ve etkin kullanabilmesi gerekir. Bu hem kendini geliştirebilmek, toplumsal hizmetlerden yararlanabilmek, hem de toplumsal yaşama, özellikle siyasal hayata katılabilmesi için elzem olduğu aşikar. İnternetin dünyaya açılan bir sokak olarak düşünürsek, sokaktan gelecek çeşitli tehditler için güvenlik ve mahremiyetin korunması için ciddi bir okur yazarlık gerekmektedir. Gerekli okur yazarlık seviyesi, dinamik olmalı ve sürekli geliştirilmelidir. Bu okur yazarlık düzeyine bilgi/bilişim/yeni medya okuryazarlığı diyoruz. Bu okur yazarlık düzeyine ulaşamamış insanlar, eşit yurttaş olmak yeteneğini kaybedecek ve geri kalacaktır. İnternete erişim temel bir insan hakkıdır. Bu görüş, hem BM belgelerine hemde Avrupa Belgelerine (Konsey, Parlamento) ve Anayasalara girmeye başlamıştır.

Bu konuda 2 yeni eğilimden bahsedeceğim. ABD’nin önemli Bilgisayar Meslek Örgütü ACM, lise fen kolundan mezunların bir çok bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Bir başka deyişle, Bilişimin temel kavramlarını her yurttaşa öğretmek zorundayız. Bilişim sistemlerini “büyülü tek tuş” sistemi algısından kurtarıp, olanaklarını, limit ve riskleri öğretmeli, ağ, veri tabanı, güvenlik, mahremiyet, etik, estetik, ifade özgürlüğü, hukuk temel kavramlarını öğretmeliyiz. Bunu tarihçiye, iş adamına, tarımcıya, öğretmene, kısaca her yurttaşa anlatmalıyız.

Yeni gelişen ikinci nokta programlamanın herkese öğretilme çabasıdır. Web’in kurucusu Tim Berners-Lee, inovasyon kongresinde herkese program yazmayı önermişti. Poltikacılara programlama öğretmeliyiz ki, doğru düşünmeyi öğrensinler diyor. Programlama öğrenmenin düşünme alışkanlıklarını olumlu etklilediği, bütünsel düşünmeyi geliştirdiği düşünülüyor. Bu bakışın sonunda, ana okulunda pogramlama öğretme, programlama kampları, hacketonları, çalıştayları vs ile bütün dünyada en başta gençleri programlamaya alıştırmak ve sevdirmek yönünde bir çaba söz konusu. Okul öncesi çocuklara da programlama öğretme çabaları var. Türkiye’de bu yönde kampanyalar ve çalıştaylar yapılıyor, bu konuda uzmanlaşan şirketler var.

Türkiye Ne Durumda ? Ne Yapılmalı ?

Kalın cizgilerle bakarsak, iyimser yönde dünya ortalamasını yakaladık, genelde Avupanın gerisindeyiz. Bazı sektörlerde iyiyiz, finans, e-devlet hizmetlerin sunumunda, uyap, vedop gibi bir çok hizmetde ödül aldık. Özgürlük, yasaklar, toplumsal cinsiyet, hukukun üstünlüğü, gelir dağılımı gibi indekslerde cok gerideyiz, yer yer utanılacak konumdayız. Türkiye bir yandan, internet ve temsil ettiği bilişim, ar-ge, inovasyonu teşvik için, e-devlet projeler, örnek vaka haline gelmekte olan fatih projesi için çömertce para harcıyor, rol model olarak Bill Gates, Steve Jobs, Zukerman’ı öne çıkartıyor, öte yandan gerekli ön koşul olan özgürlükler, hukukun üstünlüğü, ifade ve basın özgürlüğü ve adil rekabet koşullarını sağlaması gerektiğini anlayamıyor, algılayamıyor, uygulayamıyor.

-Türkiye İnternetin neyi temsil ettiğini kavrayamadığı için, internetin gelişmesi, toplumsal yarar sağlanması, toplumu bütünleştirmesi, dünya ile rekabetin önemli aracı olarak kaullanmaya odaklanamamış, daha çok tasaruf, ihracatı teşvik gibi parçalara odaklanmaya çalışmıştır. Bu nedenle, bütünsel, tüm paydaşları kapsayan, ortak aklı ortaya çıkaran katılımcı yapılar kuramamış ve ortaya çok parçalı, daha çok marjinal problemlere ve dar çıkarlara odaklanılmış ve sonuçta Türkiye gemisinin rotası Bilgi Toplumuna dönememiştir. Gates, Jobs, Zukerman çıkartmak isteyenler, Twitter, facebook ve Youtube’un kökünü kazımayı hedeflemişlerdir.

Benim eskilerde epey tekrarladığım bir önerimi kısaca izninizle özetlemek istiyorum: 1) strateji, 2) siyasal irade, 3) sorumlu koordinasyon merkezi (bakanlık, müsteşarlık), 4) her yıl gözden geçen eylem planı, 5) TBMM de komisyon, 6) yıllık, herkese açık değerlendirme, geri besleme yapıları (konferans). Bir başka deyişle, işin önemini kavramış bir siyasi liderlikle, tüm paydaşları içeren, tüm toplumu kapsayan, katılımcı, saydam, yönetişimi öne çıkaran yapılar kurmak gerekir. Gerisi gelir. Tekrarlamakta yarar var: özgürlük, hukukun üstünlüğü, aykırı ve farklı görüşlerin yeşereceği bir ortam ön koşul.

Peki, yeni medya okur yazarlığı yelpazesinde Türkiye ne durumda? Ben konu uzmanı değilim. Elimde sunucak bilimsel veriler yok. Deneyimlerimden hareketle bir kaç şey söylemek gerekirse; durum pek parlak değil. Konferanslara bildiri sunan, kurslara katılan, katılmak isteyenler, bilişim sınıfındaki öğrencilere bakınca durum düşündürücü. Hiç grup haberleşmesine katılmamış, açık yönergeyi anlamayan, yönergeyi okumayan, şu adrese yazın denmesine rağmen, o mesajı cevaplayan o kadar çok ki.

Kendi maceram konusunda bir kaç sey söyleyip bitirmek istiyorum. Bilkent’e 1987 Haziranında katıldım. Yurt dışında iken o zamanki İnterneti kullanmıştım. Birkaç ay sonra Bilkent, ODTÜ üzerinden bir terminal ile Bitnet ağı olan TÜVAKA’ya bağlandı, daha sonra kendi makinası üzerinden bağlandı. Bağlantı tüm ülke içinde 9.6Kps, idi. 89 yılında Ege’deki düğüm üzerindeki DOST listesinde niye TCP/IP (İnternet) ağına bağlanmıyoruz tartışması oldu. Ben o tartışmanın aktif katılımcılarından biriydim. 12 nisan 1993’de Türkiye İnternete bağlandığında, herkese çok savunduğum İnterneti anlatmak zorunda hissettim. 1993 Bilişimde bir oturumda, Attila Özgit ve Ufuk Çağlayan’la buluştuk. Ufuk GOSIP hakkında, Attila TR-Net hakkında bende “İnternet: Eğitim ve Araştırma Yeni Olanaklar” başlıklığıyla konuştum. O yıl sonunda DIE’de istatistik Kongresinde İnterneti anlatan bir seminer verdim. Notları özet olarak Cumhuriyet Bilim Teknikte yayınlandı. 94 Şubatında Tubitak’ta Üniversitelere yönelik bir demo yapılmıştı. Benim notlarım gelişmişti. O dağıtıldı. 1994 yılında servis.net.tr çalışmaya başladı (ODTÜ’de). MAM’da benzeri bir servis başladı. Benim notlar, “İnternet: Bilgiye erişimin yeni araç ve olanakları” adıyla yayınlandı. 94 bilişimde “İnterneti Nasıl Geliştiririz?” konulu bir forum/çalıştay yaptık. Pek bir şey çıkmadı. Konuyu bilende azdı. Servis.net.tr ve MAM servisi ya x.25 üzerinden ya da şehirler arası tarifeden ve düşük kapasite modemlerle çalışıyordu.

Tr-net ile TT (PTT) arasındaki İnterneti birlikte büyütme projesi görüşmeler koptu. TT ihaleye çıktı. TUR-NET ortaya çıktı. İhalenin ertesi günü, inet-tr yapıldı. İnet-tr , üniversitelerde ortaya çıkan çatışmaları azaltmak, herkesi bir masa etrafında toplamak ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atıldı. İlk konferans buna odaklandı. İnet-tr’96 yı yeni kurulan Yeditepe’de, ’97 de ODTÜ’de yaptık. Kamuya yönelik ve demokrasi oturumları hep öncelikliydi. İnet-tr’97 de özel bir kamu oturumu yaptık. Başbakanlıkla temas halindeydik, onlara ilk web, mail ve gopher sunucunu ben kurmuştum. 1997 konferansında Internet Üst Kurulu kurulma kararı çıktı. İlk toplantı Ocak 98 de idi. İlk toplantıdan sonra İnternet Haftası kararı çıktı. İnternet günü önerisi, İnternet Haftasına döndü ve 2 hafta olarak uygulanmaya başlandı. Şubat 98 de ise KamuNet konferansı yapıldı.
İnet-tr’98 de ise Akademik Bilişime karar verildi.

Kamunet 1 kere yapılabildi. Bazıları içten bazıları dıştan engellediler. Bu yıl inet-tr’nin 20.sini yapacağız. Akdemik Bilişimin 17.sini yaptık. İnternet Haftasının 18.sini yapacağız.

Bu arada bunlarla içice Özgür Yazılım ve Linux etkinliklerini yaptık. Linux kampını 2010’da başlattık. Akademik Bilişim öncesi 4 günlük kurslarıda 2010 da Urfa Konferansında başlatmıştık.

Tüm bu etkinliklerde interneti toplumun gündemine taşımak, internet kültürünü yaymaya çalışmak, bilgi ve deneyim paylaşım ortamı sunmak, insan gücü yetişmesine katkıda bulunmak, ortak akıl oluşması için çaba harcamak, iyi bir örnek olmak, ve bu konuların tartışılması için bir platform oluşturmak hedeflenmişti. Bu platformları ayakta tutmaya çalıştık. Bunu benimle birlikte hareket eden, destek olan pek çok kişiyle birlikte yaptık. “İnternet Çetesi” sözünü duyanlar, bunun bizim çekirdek kadromuz olan Ufuk, Attila ve Ethem Derman’ı kapsadığını bilir. Ama, pek çok dosttan, internet gönüllüsünden destek aldık.

Peki bundan sonra ne yapmalı? Benim nacizane önerilerim: pozitif yaklaşmak, teslim olmamak ve elden gelen çabayı, olabildiğince örgütlü bir şekilde göstermektir. Bazı daha somut örnek olarak, bu konuların doğru terim ve çerçevede tartışılmasına çaba harcamak, bu konularda ciddi araştırma yapmak ve bunu yayınlamak (bilimsel dergilerle, sınırlı olmamak kaydıyla), interneti etkin bir şekilde kendi işimizi daha iyi yapmak için kullanmak, topluma örnek olmak ve destek isteyen gruplara destek olmaktan bahsedebiliriz. Topluma Entelektüel liderlik etmek akıldan çıkmamaması gereken bir hedef. İnterneti diğer teknolojilerle birlikte kullanmaktan kaçınmamak, clicktavizm den uzak durabilmek önemli.

Ülkede ve dünyada yanlız değiliz. Eşit bir dünya vatandaşı olarak tüm dünya ile empati ve dayanışma içinde olmak gerekir.

İflah olmaz bir iyimser olarak, eski slogınımı tekrarlamama izin verin:

İnternet Yaşamdır !

yenimedya-sunum

8 Mart 2015

Posted In: bilgi toplumu, bilişim, demokrasi, Fatih Projesi, Genel, insan hakları, internet, lkd, Özgür yazılım, sosyal ağlar, temel bilişim eğitimi, yönetişim

Yenilemek için fazla dokunmayacağım

Yazılarda, sunumlarda, -özellikle- tezlerde, konferans ve hatta televizyonlarda son onbeş yıldır duymaktan sıkıldığımız başlangıç cümlesini yani  “Küreselleşen dünyada…” demeden değişen dünya ile ilgili bir yazıya başlayabilmek çok önem verdiğim şeylerden biri. Naçizane önerim; lütfen siz de bu iki kelime ile başlamayın.

İnternet çok büyük bir devrim, çok basit bir ilkeye dayanmasına rağmen gerçekten tarihteki en başarılı ve en büyük devrim diyebiliriz. 90’lı yıllardaki ilk hali ile de büyük bir devrimdi, şimdiki dinamik haliyle ise çok büyük bir devrim. Dünyada bugüne kadar bu kadar insanı birbirine birçok yönden bağlayabilen eşsiz bir proje. Basit olarak, karşılıklı kelimeler, ses ve görsel veriler iletilmesinden çok ötede bir şeyi başarıyor, insanlar birbirlerini etkileyebiliyor. Birbirlerini etkileyen insanlar ise çok değişiyor ve farklı bir şekilde başka insanları etkilemeye başlıyor. Tarif etmesi güç ama lise biyoloji derslerinde genetiğin temelini hatırlarsak, melezlenme ile yeni bezelye türlerin oluşması gibi, düşünce sistemleri de melezlenerek yeni düşünceler ve bunların yayılmasıyla oluşan daha doğrusu örülen kolektif bir beyinin paydaşı haline geliyoruz.

Düşünceler, algılama hatta duyguların internet ağı üzerinden adeta füzyon reaksiyonu gibi ortaklaştığını kolayca görüyoruz, tanık oluyoruz. İyi yönde bir gelişme olduğu şüphesiz. Kötü yönde bir eğilim üzerinde neler olabileceğini ise düşünmek dahi istemiyorum, dev bir karşılıklı ortak nefret dünyayı yok olma savaşına bile götürebilir…

Bir şeyin içindeyseniz değiştiğini çok olay farkedemezsiniz. Teknolojiyi de topluma göre biraz önden takip ediyorsanız -ki bir blog okuyucusu olmak bence bunun için yeterli bir göstergedir- her yeniliğin dünyayı değiştireceğini düşünüp sabırsızlanmış ve değişime şahitlik etmek için beklemişsinizdir diye tahmin ediyorum. Fakat değişimin gerçekleştiğini ancak başka birinin ağzından ‘Artık xxx değişti’ lafını duyduğunuz zaman anlarsınız, ki bu onay ispatı aynı zamanda sizin şahitlik sürenizi de bir anda siler götürür, birden bu gerçekle karşılaşmış gibi olursunuz…

İşte bu değişimin daha doğrusu içinde bulunduğumuz devrimin çok da büyük bir maliyeti var: ‘Bağlı olma zorunluluğu’-bağımlılığı nasıl tanımlarsanız tanımlayın, özü şudur günlük hayatınızda internetin yeri artık sabittir, erişme ve erişilebilme alışkanlığınız haline gelmiştir. Bağımlılıktan öte bir durum olduğunu düşünüyoum, organik bir bağ hissi, bağlı olma hissi, beslenme refleksi gibi…

İnternet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı gibi genel adlarla zaten bu durumu tartışmış, konuşmuşsunuzdur… Ama ben durumun biraz daha farklı ve derin olduğunu düşünüyorum. Bu yazıda da duruma bu ciddiyeti kattığını düşündüğüm şeyi yazmak istedim: AKIŞ (stream)…

Algı olarak doğrusal bir çizgide gidiyoruz. Kolayı da bu, bir zaman sırasında tane tane akan bilgiler… Karmaşayı sevmiyoruz, zaman sırasına dizilmiş her çeşit bilgiyi karıştırmadan almak gerçekten çok kolay… Sosyal medyada bilgilir akışla geliyor, zaman çizginizde hakimiyet sizde, okuduğunuz internet gazetesi haberi size akışla veriyor… Sürekli olduğunuz haber sitesine bakın, neden ana haberleri numaralandırılmış, neden yukarıdan aşağıya doğru önem sırası değil de zaman sırasına göre sıralanmış haberler var? Kolayı bu da o yüzden. Kolay olduğu için takip etmeyi başarıyoruz ve başarabildiğimiz bu eylem zevk veriyor, bağlanıyoruz. Sözlük siteleri bile akışın ağırlıklı bir takip kipi içerisinde, aradığınız terim neyse dilerseniz ararsınız… Örnekleri fazla verip konuyu boğmaya gerek yok, günümüzdeki çoğu internet sitesi bir akış üzerine kurulmuş.

Bağlı olmak aslında internetten beslenir halde olmak gibi, ne yediğiniz size kalmış, süper bilgilerle de beslenebilirsiniz, süper saçma bilgilerle de. Elbette internet dünayadaki bütün bilginin kaynağı değil (en azından şimdilik), fiziki çevremiz ve yaşamanın ta kendisi bilginin diğer kaynakları. Dengesiz beslenme gibi dengesiz bir bilgi beslenmesi de sorunlara yol açıyor, obezite gibi düşünelim. Dengesizce internetten beslenir hale gelmemiz, doysak dahi daha fazlasını arama haliyle bizi akışımızın başına geçiriyor ve yenilemek için ya tıklıyoruz ya da sürükleyip bırakıyoruz… Nasıl bir ruh hali ise az sayıda gelen güncelleme, yeni bir habere denk gelememek, gelen kutumuzda yeni bir posta olmaması bizi mutsuz etmekte. Oysa o zaman dilimi içerisinde nasıl bir beklentideyiz… Dev internet ağı ve sınırsız içerik akışından bizim nasibimize az düşmesi açken yoksul sofrasında olmak gibi bir his veriyor. Ne kadar çok yenilersek o kadar az ile karşılaşıp daha mutsuz oluyoruz. Tabi akışla beslenmek gibi etkileşme ihtiyacı da aynı şekilde, insani ve sosyal bir ihtiyaçmışçasına internet üzerindeki ağımızdaki kişişelerle etkileşmeyi bir ihtiyaçmış gibi görüyoruz. Çoğumuz aile ve yakın arakdaşlarımızla fiziki platformda daha az etkileşiyoruzdur…

Bir akıllı telefon sahibinin ortalama 9 dakikada bir telefonunu kontrol ettiğini okuduğumda kendime üzüldüm. Hayatın akışındayken bir işin ortasında veya sohbet ederken birden zorunlulukmuş gibi telefona ya da bilgisayar ekranına dönmek… Ne kötü ama ne çok yapıyorum… Altını çizmek isterim, üzüldüğüm şey ekrana uzun süre bakmak değil, dönüp bağı kontrol etmek…

Ne yapalım, yolda, durakta beklerken nasıl geçsin zaman diyebiliriz… O metrobüsün içinde 4-5″lik bir dünya kapısını açmayalım mı? Açalım tabi ama mümkünse başı-sonu olan bir şey olsun ekranın öte tarafında, akışın periyodunu mümkünse biz belirleyelim. Ha bire yenilemeyelim, yeni haber var mı diye aynı siteleri her saat turlamayalım. Mümkünse okumadaki boşluklara doğru ileleyelim… E-kitap olur, daha sonra okumak için sakladığınız yazıları Pocked – Read it Later (Daha sonra oku) Feedly vb uygulamalara yüklenelim.

Geçtiğimiz iki ayı yolculukta Kindle ile kitap okuyarak geçirdim. Son on günde yolculuk süremi düşünmem gereken bazı konulara ayırdım bu nedenle kitap okumaya ara verdim. O konuları düşünemediğim gibi, beş dakika bakayım derken yolculukta 38 kere akış yenilediğimi farkedince ne kadar sıkıcı bir şeyin içine kendimi ittiğimi gördüm.Akışlar yoğunlaştıkça birbirini tekrar eden ve akışlardaki kişilerin de birbirini tekrar eden halle gelmesi gerçekten faydasız ve sıkıcı… Azı karar çoğu zarar…

 Bu yüzden artık yenilemek için ikidebir dokunmayacağım. Önemli bir haber – olay varsa zaten bildirimi gelir, çevrendekiler bahseder. Hem bugüne kadar hep haberleri herkesten önce takip ettim de ne oldu, cemiyet ortamında -aa şu olmuş denildiğinde yaşanan ortak heyecanı yaşamadım, ben onu çoktan öğrenip şaşkınlığımı tüketmiştim, çevremle o anda paylaşabildiğim tek şey törpülediğim küstahlığımla söylediğim -evet okudum ben onu- evet duydum…

Kendime sınır koymayı sevmiyorum, uymayınca benim kendime olan saygımın öz-benliğimce ezilmesini kendime yediremiyorum. Fakat (bu kelime ile cümleye başlanılamayacağı iddia ediliyor) günde üç kere toplu ve hızlı şekilde bu akışlara göz atmamın kafi olacağını ve bunu uygulamayı düşünüyorum. Sabah gazetesi, akşam postası gibi, bir de öğle benden olsun…

Spam engelleyici doğrulamalarındaki ‘Stop spam, read books (Spam yapmayı bırak, kitap oku)‘ sözünü ilk duyduğumdan bu yana çok seviyorum, ve her zaman kaybıyla ilgili konuda bu lafın türevlerini kafamda çeviriyorum, bu konuda da ‘Yenilemeyi bırak, kitap oku (Stop refreshing, read books)‘ diyerek kendimi motive edeyim.

Akış dedim, durgunluk ve dinginlikle bitireyim.

Sapanca Gölü Kenarında

Sapanca Gölü Kenarında – (1920 x1280 boyutlu duvar kağıdı halini indirmek için resme tıklayın – JPG – 538 KB) Ekran boyutunuza göre dilediğiniz ölçüde küçültüp/kırpıp kullanabilirsiniz)

Mutlu günler.

Bu yazı 1.000 kelime ve 7.395 karakter içeriyormuş, çok değil hani… Satır boşluksuz 2 adet A4. Ne kadar okudum/zaman kaybım oldu diye merak ediyorsanız işinize yarar 🙂

Sonrası Yenilemek için fazla dokunmayacağım Günlüğüm ilk ortaya çıktı.

20 Şubat 2015

Posted In: akış, bağlı olma sendormu, Fikir, Genel, Gezegen, haber bağımlılığı, internet, internet bağımlılığı, lkd, oi, sapanca gölü, sosyal medya bağımlılığı, yenilemek

İnternetle Özgür Yazılım Sembiotik Bir İlişki İçinde

BTHABER 1000. sayı söyleşisi 15 aralık 2014

http://www.bthaber.com/internetle-ozgur-yazilim-iliskisi
Sedef Özkan

BThaber-AkgulÜlkemizin bilişim otoritelerinden Mustafa Akgül ile bilişim tarihimizde; sözcüklerle kısa sürse de, bir o kadar uzun ve devam edecek yolculuğa çıktık.

Bilişim dünyasına girişinin internetle olduğunu söyleyen Mustafa Akgül, “İnterneti çok önemsiyorum; ‘İnternet Yaşamdır!’ diyorum, onun en az sanayi devrimi kadar önemli, insanlığı ‘Bilgi Toplumu’na taşıyan bir gelişme olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuşmasına başladı. Çabasını; interneti Türkiye’ye tanıtmak, ülkenin gündemine taşımak, ülkenin ekonomik, sosyal ve demokratik anlamda gelişmesine yönelik önündeki engelleri kaldırmak olarak aktaran Akgül, “Bu amaçla, İnternet Konferansı’nı 19 kere, Akademik Bilişim Konferansı’nı 16 kere, İnternet Haftası’nı 17 kere arkadaşlarımla düzenledik, düzenlemeye devam ediyoruz. KamuNet Konferansı’nı sadece 1 kere yapabildik. Bunların yanında Linux ve özgür yazılımı Türkiye’ye tanıtmak, gelişmesine katkı vermek için uğraştım. İnternetle özgür yazılım sembiyotik bir ilişki içindeler. İnternet sayesinde birbirini tanımayan insanlar birlikte, tüm insanların ortak malı ürünleri geliştiriyor. Bunların yanında pek çok bilişim etkinliği içinde oldum” açıklamasını yaptı.

Bilim, Ar-Ge ve inovasyonu temel alan kapsamlı bir strateji ve planla ülkemiz kalkınabilir

“Bilişim ve internet bir yandan toplumun bütünleşmesi, bir hedef etrafında birleşmesi, katılımcı ve saydam, demokratik olmaya yardımcı olacak araçları, öte yandan tüm sektörleri değiştiren, geliştiren, tüm yaşamı etkileyen, kolaylaştıran, sinerjiler oluşturma potensiyeline sahiptir” diyen Akgül, bilim, Ar-Ge ve inovasyonu temel alan kapsamlı bir strateji ve planla ülkemizin kalkınabileceğinin altını çizdi ve şu detayları verdi: “AB seviyesine ulaşabiliriz. ‘İnternet ve Bilişim’ tüm toplum kesimleri, tüm sektörler için önemli. Herkesin kendi işini yaparken, internet ve bilişimi kullanması, iyi planlanır ve düzgün araçlar geliştirilirse, işini daha iyi yapmasına, yüksek katma değere neden olacaktır. Şu anda Türkiye’de iyi niyetle çabalayan, para harcayan ama düzgün ve kapsamlı bir stratejisi olmayan, katılımcı, saydam mekanizmaları olmayan, resmin tamamını göremeyen çelişkiler içinde bir görüntü var. Bir yandan Bill Gates, Steve Jobs, Mark Zuckerberg’ler yetiştirmeyi hedefleyen, öte yandan twitter, facebook ve youtube’un kökünü kazımak isteyen bir ülkeyiz. Microsoft’un bile Açık Kaynak dünyasına katılma çabasında olduğu bir zamanda, olayın farkında olmayan bir bilişim sektörü, basın ve üniversiteleri olan bir ülkeyiz. Herkesin bilişimin önemini söylediği ama bir curcunanın sürdüğü, bütünsel bir yapının olmadığı acı bir gerçek olarak karşımızda.”

Dünya, anaokulunda programlama kavramlarını öğretmeye çalışıyor

“Bilişimi ve bilişimle ülkeyi ne geliştirir?” sorusuna şöyle yanıt veren Akgül, açık kaynak ve özgür yazılıma da vurgu yaptı: “Bilişim için siyasal liderlik, sorumluluk alacak siyasal geleceği bilişime bağlı bir siyasal kadro, tüm paydaşları içeren, katılımcı, tüm çalışmaları koordine edecek bir yapılanma, kapsamlı bir strateji, açık ortamlarda periyodik gözden geçirilen Eylem Planı; bilişimi ve bilişimle ülkeyi geliştirir. Demokrasi, saydamlık, katılımcılık, ifade özgürlüğü, merak, girişim, bilişim sektörünün gelişmesi için önemlidir. Açık Kaynak ve özgür yazılımlar stratejinin bir parçası olmak zorunda. İnsan gücü, eğitimi de önemli bir parçası olmalı. Ülke olarak bilişim eğitimi ve bilişim kültürüne önem vermemiz gerekir. Kaliteli uzmanlar, doktoralı elamanlar yetiştirmeliyiz. Bizim, dağdaki çobandan, denizdeki balıkçıya, tarihçiden ziraatçiye, temel bilişim kavramlarını, bilişim ve internet tehdit ve olanaklarını, sınırlarını ve potensiyeli anlatacak mekanizmalar kurmamız gerekir.” Mustafa Akgül, “Dünya anaokulunda programalama kavramlarını öğretmeye çalışıyor” diyerek erken yaşta bilişim eğitimine dikkat çekerek şunları paylaştı: “Okullarda temel bilişim kültürünü, başta programalama, bilgi sistemi, veri tabanı, ağ, güvenlik, mahremiyet, etik ve estetik kavramlarını öğretmeniz lazım. Bilişimin önemini, karmaşıklığını, zorluğunu ve kırılganlığını okullarda anlatmamız gerekir. Her meslekten okullu, bir yelpazede bilişim kültürü almalı. Öğretmenler, hukukçular, kamu/siyaset bilimciler, idareciler, işletmeciler biraz daha öncelikli olmalı.” Yazılım stratejisine de değinen Akgül, “Doğru dürüst bir yazılım stratejimiz olmalı. Bunda Açık Kaynak ve özgür yazılımlar, gömülü sistemler önemli rol almalı. Stratejik sektörler belirlemeli, onlara daha fazla odaklanmalıyız. Bütün bunlar bir miktar öğrenme ister. Öğrenen, geri besleme yapacak, katılımcı yapılar kurmalıyız.”

Eşit bir dünya vatandaşı olduğunun farkında yaşamak…

Akgül, tecrübelerini paylaşırken yolu bilişimden geçenlere yani herkese şunları önerdi: “Başta merak, işin özünü anlamaya, öğrenmeye, deney yapmaya, eleştirisel bakmaya önem vermeli, özen göstermeliler. Yapıcı ve girişimci olmalılar. Sorumluluk almaktan, hata yapmaktan korkmasınlar. İnsanları kırmaktan kaçınsınlar, yumuşak bir dille uzlaşmacı olsunlar. İlkelerden taviz vermeden, diyalogla orta yol bulmanın yollarını arasınlar. Sanat ve kültürden, müzikten zevk almaya çalışsınlar. Doğa ve çevreye saygılı, yaşama saygılı bir tavır sergilesinler. Eşit bir dünya vatandaşı olduğunun farkında olarak yaşasınlar.”

İnterneti savunmaya, tanıtmaya, yaymaya devam edecegiz

Hedefleri hiç tükenmeyen Akgül, “Benim çalışmalarım birbirine bağlı olarak ‘İnternet ve Özgür Yazılım’ etrafında olmuştur. İnternet konusunda, yurt dışındaki internet özgürlüğünü savunan gruplarla birlikte çalışan isoc-tr yani İnternet Derneği’ni geniş bir kadroyla birlikte kuruyoruz. İnterneti savunmaya, tanıtmaya, yaymaya devam edecegiz. Yıllık kapssamlı internet raporları çıkartmak, interneti toplumun gündemine koymak, demokrasiyi geliştirici uygulamalara destek olmak gibi hayallerimiz var. 1998’de bir kere yapabildigimiz KamuNet Konferansı’nı günün koşullarında; kamunun saydamlaşmasına, etkin çalışmasına, yurttaşa hızlı hizmet ve demokrasiye katkı vermesine yönelik yılık konferanslar olarak yapmak istiyoruz. Özgür yazılım boyutunda; üniversitelerde özgür yazılım derslerinin ve kullanımının artması, yıllık raporların hazırlanması gibi çaba/proje/hayallerim var. Son yirmi yılı özetlemeye çalışan 2 sloganımız bulunuyor: ‘İnternet yaşamdır’ ve ‘Türkiye Bilişimle, Bilişim Özgür Yazılımla gelişir!’”

23 Aralık 2014

Posted In: bilgi toplumu, bilişim, bthaber 1000. sayısı, demokrasi, e-devlet, Genel, ifade özgürlüğü, internet, linux, lkd, Özgür yazılım, sosyal ağlar, temel bilişim eğitimi, yönetişim

İnternet Demokrasi ve Kalkınma için Yaşamsaldır

inet-t'14

inet-t’14

Bu yıl 19.sunu yaptığımız “Türkiye’de İnternet” Konferansı fikri Türkiye İnternetinin emekleme günlerinde 1995 baharında yurt dışının 64K, iç hatların 9.6 veya 19.2K olduğu günlerde, daha 2 Mbitlik omurga hayal edilirken, ortaya çıkan çalkantıyı azaltmak, paydaşları bir masa etrafında toplamak, ve ortak akıl oluşturmak amacıyla ortaya atılmıştı. İlk yıllar bürokrasinin merkezi Ankara, ile iş dünyasının merkezi İstanbul arasında gidip geldik, büyük ölçüde tüm paydaşları da buluşturduk.

Türkiye İnterneti çok büyüdü, büyük oyuncuları ve iş dünyasını bu konferansa pek çekemiyoruz. Ama, biz hala, bu konferansın, internetle ilgilenenlerin buluşma noktası, sorunların tartışıldığı bir platform, ortak aklın arandığı bir ortam olmasını arzuluyoruz. Bu konferansın, internet konusunda, topluma entelektüel liderlik etmesi arzumuzdan ve çabamızdan vazgeçmedik. Ana sorunların ülkenin gündemine taşınması, o sorunlar için alternatif çözüm arayışlarına ortam sağlama amacı hala geçerli.

İnterneti Nasıl Algılamalı ?

İnternet hepimiz için yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir; ve yaşamı sürekli olarak hiç beklemediğimiz sekilde değiştirtirebilmektedir. Bu konferansı düzenleyenler olarak, interneti, insanlığın yeni toplum biçimi olduğunu düşündüğümüz, Bilgi Toplumunu oluşturan araç ve kavramların temsilcisi olarak görüyoruz. Sanayi devrimi insanın kol gücünü çokladı, onun etkin kullanımını mümkün kıldı. İnternetin temsil ettiği devrim ise, insanın beyin gücünü çokluyor, onun ürünlerinin paylaşılmasını, yeniden üretilmesini kolaylaştırıyor. İnternet Bilgi Toplumunun taşıyıcısı, ön modeli, katalizörü konumunda. Yaşam gitikçe artan bir şekilde bilgi ve enformasyon üzerine dönüyor. Artı değer yaratmanın ana unsuru, bilgi, ar-ge, inovasyon, yani eğitimli insanların beyinsel ürünleri oluyor. İnternet bireyi özgürleştiriyor, güçlendiriyor. Kitlelere örgütlenme ortamları sunuyor, onları güçlendiriyor. Hiyararşik yapıları kırmaya başlıyor. Nasıl sanayi devrimi sancılı olduysa, Bilgi Toplumuna dönüşüm de uzun ve sancılı olacaktır. İnternet dünya üzerinde 3 milyar insanın katıldığı bir paylaşım, öğrenme, üretim ve eğlence ortamıdır. İnternet, sektörleri yeniden yapılandıran, meslekleri değiştiren, kamu yönetimi, demokrasi, hizmet ve ticareti yeniden tanımlayan devrimsel bir gelişmedir. Birbirlerini hiç görmeyen insanlar, insanlığın ortak mülkiyeti için ürünler geliştirmekte; özgür yazılım, açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık tıp, açık biyoloji gibi projeleri hayata geçirmektedirler.

Dünya Nerede, Türkiye Nereye Gidiyor ?

Internetin boyutları konusunda bir kaç rakam verirsek: 3 milyara yakın insan internet kullanıcısı. İnternete kayıtlı bilgisayar sayısı 1 milyarı aştı. 950M web var. 140M’sı uluslararası, toplam 276M kadar alan adları var. Blog ve video sayısının yüz milyonlar ölçüsünde olduğunu biliyoruz. Google artık sayfa sayısı vermiyor, ama 2008 de 1 trilyon URL’e ulaştığını açıklamıştı. Facebook milyarı aştı (1.350B), twitter 284-645M , Linkedin 260M, wordpress 75+600 M blog var, vine 40M, instagram 200M, Pinterest 70M. Türkiye’ye gelince 16-74 yaş grubunde kullanım %53, Erkekler %63.5, Kadınlar %44.1, bu orta doğu anadoluda %37.6, % 50.5 % 24.2 düşüyor . Düzenli kullananlar 44.9, 54.3. 35.5. Internete kayıtlı bilgisayar 7.2 milyon rapor edildi. TR altında 357 bin alan adı var. Yurt dışında da 1.3M civarında var . Kabaca değerlendirirsek; dünya ortalamasını yakaladık ama, Avrupa ortalamasını yakalayamadık.

Uluslarası indekslere durum, parçalı bulutlu; coğunlukla bulutlu. ITU indeksilerinde durum: ICT gelişmede 68/166, beceride 48/166 , internet kullanımında 77/166, erişimde 61/166. Fiyat sepetinde ise 67/166. Dünya geniş bant indeksinde 70/173. Dünya ekonomik formu indeksinde uzunca bir dönem geriledik; indeksi değiştirdiler, 70’lerden 52’ye sıçradık, 45 ve bu sene 51/148. Yine Dünya Ekonomik Forununda Rekabet indeksinde bir sıçrama yaparak 59 dan 43’e sıçradık, 44/148. Ama, WIPO ve INSEAD’ın ürettiği Inovasyon indeksinde 54. Birleşmiş Milletlerin e-devlet indeksinde 71/192 ama e-katılımda 111/192 sıradayız. İnsani gelişme, demokrasi, basın ve ifade özgürlüğü, ve toplumsal cinsiyet indekslerinde çok kötüyüz; 69/192, 125/142, 154/179 . WWW vakfının sıralamasında 58/81 durumdayız: bu özgürlük, içerik ve yarar alt indekslerinde de aynı civarda.

Türkiye İnterneti gelişiyor. Mobilde ilginç uygulamalar var, en yeni cihazları alıyoruz. Finans sektörümüz internet işinde oldukça başarılı. Kamuda Maliye, Sağlık, Adalet sisteminde önemli projeler var. E-devlet hizmetleri sunumunda Avrupa ortalamasının üstündeyiz. Büyük özel sektör interneti oldukça iyi kullanıyor. Okullar için 8 milyarlık Fatih Projesi yürüyor görüntüsü veriyor. Çeşitli ar-ge teşvikleri var, teknokentler çoğalıyor. İnternet ve Bilişimle ilgili bakanlarımız var.

Türkiye Gemisi Rotasını Bilgi Toplumuna henüz döndüremedi!

Bütün bunlara rağmen, ülkede Bilişim, Bilgi Toplumu konularında bir dağınıklık söz konusu. Ülkemizde planlı, sistematik, kapsamlı ve tutarlı bir Bilgi Toplumuna yöneliş olduğunu söylemek mümkün değil. 2006-2010 kapsayan Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planı vardı, yenisi için bu sefer katılımcı bir şekilde çalışıldı, siyasilerin onayını bekliyor. Türkiye gemisinin rotasını bilgi toplumuna döndürecek boyutta sahiplenme, yapılanma, program, ve çaba yok. Arada bir söylenen iyiniyetli, parlak sözler, başlayan bir çok proje bu gerçeği değiştirmiyor. En başta, yeterli kapsamda siyasal sahiplenme ve örgütlenme olduğunu söylemek zor. Vaktinin yarısını, 1/3′ünü buna ayıran bakan, müsteşar ve genel müdür düzeyinde kimse yok. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek kapasitede bir yapılanma yok. Yapılanma olarak, Bilgi Toplumu Dairesi, Başbakanlık e-devlet grubu, Türksat, BTK, Sanayi Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı var. Bunun bir Parlamento ayağı yok. Sivil toplumu, özel sektörü, üniversiteyi ve basını işin içine çekecek, ortak aklı arayacak, saydam ve katılımcı, felsefe, kadro ve yapılar yok. Moda deyimiyle Multi stakeholder yapılar yok; bir başka deyişle Türkiye İnternetinde yeterli düzeyde yönetişim yok.

Yasaklar Kanayan Yara

Türkiye İnternetinin özgürlük boyutu ve yasaklar kanayan yarasıdır. . Ülkemiz 7 yıldır, 5651 nolu yasa yoluyla, tabir caizse, “İnternetle Savaşıyor”. Ülke olarak kanıksadık ama, 5651′in getirdiği yapı, demokratik hukuk devletinde kabul edilemez bir Hukuk Faciasıdır. I yBürükratik bir kadro 60 bin webi asaklamktadır, basitçe yargısız infaz sözkonusudur. Bu filtre uygulaması ile daha kötü bir hal aldı derken, devletin topyekün bir savaşı gizli kapaklı yürüttüğü izlenimini almaya başladık. Mevcut mevzuatı zorlayarak, yasa ve hukuk dışı bir şekilde, Youtube ve Twitter’ın kapatılması, Google DNS sunucuları için yapılan sahte sunucular, Türk Telekomun bütün iletişimi, https dahil izleme altyapısı kurma çabası, BTK’nın tüm trafiği izleme arzusu, insan hakları, hukuk devleti açılarından kaygı verici gelişmelerdir. Bunlar mevcut anayasal hakların ihlali nin ötesinde uluslarası hukukun, ve internet kurallarının/protokollerın çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bütün bunlar çocukları koruma bahanesiyle yapılıyor. Çocukların korunması konusunda bir anlaşmazlık yok. Sorun bunun nasıl yapılacağında. Hoşgörü, diyalog ve yönetişim içinde insan odaklı çözüm aramalıyız. Saydam ve katılımcı yapılarla, ifade özgürlüğü ekseninde sorunu çözmeliyiz.

Türkiyenin dünya İnternet literatüre girdiği iki nokta öne çıkıyor: biri YouTube/twitter engellemesiyle öne çıkan yasakçı bakış, diğeri ise Gezi olayları sırasındaki Sosyal Ağ kullanımıdır.

Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem Planın temel hedefi, emek yoğun bir ekonomiyi ve kırsal ağırlıklı bir toplumu, bilgi yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıya dönüştürmek olmalıdır. Farklı disiplinlerden uzmanları barındıran, esnek, bağımsız, inisiyatif alabilen, yönetişimi temel alan bir yapı gerekir. Türkiye’yi Bilgi Toplumuna taşıyacak kadroları yetiştirmeye yönelik çalışan bir programımız ve politikalarımız yok, ve var olan kadroları kamuda tutacak insan kaynakları politikalarımız sorunlu. Serbestleşme mevzuat olarak tamam ama, pratikte ağır aksak ilerliyor; istatistikler fiili tekelin devam ettiğini gösteriyor. Bir başka deyişle bilişim ve internet sektöründe tam rekabetin olduğunu söylemek zor.

Dünya Çocuklara Programlama Öğretmeye Çalışıyor!

Ülkemizde Bilişim insan gücünde ciddi sorunlar var; en başta vizyon ve plan eksikliği öne çıkıyor. Okullarda bilişim eğitimini sorunlu. İlk 12 yılı düşünürsek, temel bilişim eğitimi seçmeli ve medya okuryazarlığı de seçmeli halde idi. Şimdi Bilişim Teknolojileri ve Yazılım Dersi kararı verildi. ACM lise fen kolunda bir öğrencinin 6 bilgisayar bilimi dersi almasını öneriyor; bu kültür derslerin ötesinde. Öğrencilerimize, bilgisayar/bilgi okur yazarılığı dışında, etik, güvenlik, estetik ve temel programlama, ağ, veritbanı ve bilişim sistemleri kavramlarını öğretmeliyiz Dünya çocuklara programlama öğretmeye çalışıyor. Tim Benners-Lee poltikacılara programalam öğretmek istiyor.

İnternetden ve Sosyal Ağlardan Korkmayın, onları ciddiye Alın!

Bütün dünyada devletler, interneti zapturapt altına almak istiyorlar, ama kitleler daha açık bir toplum istiyorlar; saydamlık, hesap verilebilirlik, yönetime katılma, ve refahtan pay istiyorlar. Bunu kamu yönetiminden istedikleri kadar, tüm kurumlardan istiyorlar. Wikileaks’i dünya yurttaşlarının gerçekleri öğrenme, saydamlık talebi penceresinden bakmak gerekir. Snowdeni de aynı yönde yapılmış önemli bir katkı olarak görmek gerekir.

İnternet, sosyal ağlarla, yeni medyayla, kitlesel projelerle, pek çok insanı tedirgin ediyor. İnternet yaşamın vazgeçilemez bir gerçeği oldu. Biz diyoruz ki, İnternet’den Korkmayalım! Onu öğrenelim! Olanaklarını ve olası risklerinin farkında olalım. İnterneti kendimizi geliştirmek, işimizi geliştirmek, daha iyi yapmak, daha iyi dünya vatandaşı olmak için kullanalım. Nasıl elektriği, telefonu kullanıyorsak, interneti de aynı ölçüde doğal kabul edelim. Kendimizi özgürleştirmek, yenilemek için kullanalım. Demokrasiyi geliştiren bir yurttaş olarak katkımızı göstermek için kullanalım, toplumsal katılım ve denetim için kullanalım.

Bu konferansta toplam 34 oturumda 8 Panel/Form, 13 seminer ve 10 bildiri ve 2 Çalıştay oturumu yapılacaktır. İnternetin, ticari, hukuksal, sosyal boyutlarını kapsayan 40 bildiri arasında İnternetin tüm boyutları hakkında bildiri bulmak mümkün. Eğitim seminerleri, hem bireysel kullanıcıya, hem kurumsal kulanıcıya, hem Yazılım Şirketlerine, yönelik, hem bilim adamına, hem programcıya hem de girişimceye yönelik olacaktır. Seminerlerin önemli kısmı Özgür yazılım etrafında olacaktır. Linux ve Özgür yazılımlar, İnternet üzerinde yayılmış 10 Milyon civarında gönüllünün ürettiği 1 Milyon civarında yazılımı kapsamaktadır. Özgür yazılım, bireyler, kurumlar ve ülkeler için tasarruf, istihdam, güvenlik ve rekabet açılarından önemlidir. Ülkemizin yazılım startejisin önemli bir parçası olmak gerekir. Özgür Yazılımın yansımaları olarak açık erişim, açık ders malzemeleri, açık bilim, açık kitap, açık biyoloji, creative commons, crowd sourcing, crowd funding, wikipedia gibi paylaşma ve katılım felsefeli projeler gelişmektedir.

Ülkemizdeki İnternet kullanıma yönelik, e-öğrenme, toplumsal yansımalar, e-tarım, e-ticaret konularında deneyim paylaşan bildirilerin yanında işin teknik boyutuna odaklanmış bildiriler de sunulacaktır. Bireysel/Siber güvenlik, Hukuk, Mobil, E-öğrenme, Sosyal Ağlar, Kent sistemleri, Bilgi Toplumu, Yönetişim, Demokrasi oturumları öne çıkmaktadır.

ISOC-TR Kuruluyor
İnternetin Uluslarası yönetiminde önemli bir rol oynayan ABD Merkezli İnternet Derneği (Internet Society) ile benzeri çalışmalar yapacak Ankara merkezli İnternet Derneği tanıtımını da bu konferansta yapılacaktır.
Konferansa katılmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni dostluklar, yeni ağlar oluşturmanın yanında, Türkiye İnternetine sahip çıkmak, yasaklara karşı tavır almak, katılımcı, saydam ve demokratik bir toplum oluşturma çabasına katkı vermek, “bu çorbada benim de bir tutam tuzum var “ demek için önemli.

Biz, İnterneti çok önemsiyoruz. Bu konferansları da genelde interneti, özelde Türkiye internetini tartışacak, toplumun gündemine koyacak, ve ülkemizin gelişmesine katkı verecek bir platform, ortak akıl için bir ortam olarak tutmaya çalısıyoruz, çalışacağız. İnternet konferansını, ülkenin Bilgi Toplumu ve e-devlet çabalarının gözden geçirileceği, geri besleme yapılacağı bir dost ortamı yapmak istiyoruz.
Bu hedefe ulaşmada bugüne kadar istediğimiz başarıyı elde edemedik ama bu davet bizim!

Katkı veren herkese tekrar teşekkür eder, başarılar dilerim.

İnet-tr YK Adına
Mustafa Akgül
27 kasım 2014
[19. İnternet Konferansı açık konuşması ve Sunumu ]

6 Aralık 2014

Posted In: bilgi toplumu, demokrasi, eylem planı, Genel, ifade özgürlüğü, information society, internet, internet sansürü, lkd, Özgür yazılım, sosyal ağlar, temel bilişim eğitimi, yönetişim

İnternet: Son Söz Söylenmedi

Günlerdir iPhone’un yeni modeli konuşuluyor. Gazeteler ve haber portalları reklam kokan haberlerden geçilmiyor. İnsanlar iPhone’un yeni modelini bir an önce satın alabilmek için türlü çılgınlıklar yapıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu durumu eleştiriyor [1]:

İnsanlar o marka telefonu alabilmek için gece dahi saatlerce kuyrukta bekliyorlar. Bu marka her yıl model çıkardığı halde, modeller arasında çok büyük farklılıklar da yok ha, bunu da söyleyeyim. Tanınmışlık sayesinde bu uzun kuyrukları oluşturabiliyorlar. Burada bir çok arkadaşımız da bunu biliyor. Aslında satılan telefon değil, satılan o telefonun markası. ‘Bak yenisini aldım, bu.’

iPhone’un modelleri arasında fark olup olmadığını bilmiyorum. Fakat Erdoğan, satılanın telefon değil marka olduğunu söylerken haksız sayılmaz. Ne yazık ki Erdoğan’ın bu sözleri, bazılarınca alaya alındı. Hatta Erdoğan’ın iPhone eleştirisinden sonra iPhone’a yakınlık duymaya başlamış, ilk fırsatta iPhone almayı düşünen muhalifler de olabilir.

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ile New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) ortaklaşa oluşturduğu basın özgürlüğü heyeti ile yapılan toplantıda ise Erdoğan “Medyaya hakaret özgürlüğü asla verilmemeli. İnternete olan karşıtlığım her geçen gün daha da artıyor” dedi [2]. Erdoğan’ın bu sözlerinden sonra sosyal medya, doğal olarak, çalkalandı. Bunda çok da kızacak bir şey yoktu. Erdoğan, iktidar sahibi olarak kaygılarını son derece açık bir dille ifade etmişti. Geçtiğimiz günlerde Facebook, Twitter, Google ve Microsoft’un da katılımıyla gerçekleşen AB (Avrupa Birliği) toplantısının gündemi de internetteki fanatiklere karşı mücadeleydi. Son zamanlarda, sosyal medyanın kökten dinci örgütler için taraftar bulma mekanı haline gelmesi AB’yi kökten örgütlenmelere karşı harekete geçirmişti [3]. ABD’nin sosyal ağlardan bilgi talep ettiği ve kullanıcıların bu konuda haberdar edilmediği artık gizlenmiyor bile [4]. Dolayısıyla, internetten rahatsızlık sadece Erdoğan’a özgü bir durum değil. Tüm iktidarlar interneti bir şekilde (sansürle ve/veya gözetimle) kontrol etmeye çabalıyor. Bunu da teknolojik ve politik kapasiteleri doğrultusunda gerçekleştirebiliyorlar.

Ancak ben Erdoğan’ın yerinde olsaydım, internetten rahatsızlığımı düşünerek, iPhone’u pek eleştirmezdim. Çünkü iPhone ve benzerleri tam da Erdoğan’ın (ve diğer iktidar sahiplerinin) hayalindeki interneti oluşturacak potansiyele sahipler. Bu onların meselesi…

Bizim meselemize gelince…

Eğer interneti soldan tartışacaksak iki bakış açısından, teknolojik belirlenimcilikten ve teknolojinin tarafsızlığından, özenle uzak durmamız gerekiyor. Çünkü her iki bakış açısı da teknolojiyi durağan bir şey (thing) olarak değerlendirmekte.

Teknolojik belirlenimcilik, teknolojinin tek yönlü olarak (olumlu ya da olumsuz şekilde) toplumu dönüştürdüğünü savunur. Telefon bire bir (one to one), radyo ve televizyon birden çoğa (one to many), internet de çoktan çoğa (many to many) iletişime olanak verir. Açıkça ya da üstü kapalı olarak bilgisayar ağlarının teknik alt yapısının toplumsal ilişkileri belirleyeceği varsayılır. Fakat yeni toplumsal hareketlerin örgütlenip başkaldırmasını, şirketlerin yeni iş modelleriyle sömürüyü yoğunlaştırmasını ve hükümetlerin vatandaşlarını gözetlemesini sağlayan aynı teknik altyapıdır. Bu durumu dikkate almadan, bütünün belirli bir parçasına odaklanıp iyimser ya da kötümser yorumlar yapılabilir. İşgal Et! (Occupy!) hareketlerine bakarak sosyal medya yüceltilebilir; artan gözetim uygulamaları (dinlenen telefonlar, sokakları gözetleyen kapalı devre kameralar, büyük veri, derin paket inceleme vb) nedeniyle kara senaryolar yazılabilir.

Bazılarına göre ise teknoloji ne iyidir ne kötüdür; tarafsızdır. Herhangi bir teknoloji farklı amaçlar için kullanılabilir. Kısmen doğrudur; en azından kullanıcının iradesini dikkate almasıyla teknolojik belirlenimcilikten daha ileri bir noktadadır. Kullanıcıların kültürü ve teknolojiyi nasıl sahiplendikleri önemlidir. Çocukluğundan beri bilişim teknolojileri ile haşır neşir olan bir kuşak ile kırkından sonra internetle tanışan bir kuşağın bilişim teknolojilerini kullanımı farklı olacaktır. Ayrıca kullanıcıların birbirini tanıdığı veya benzer kültürlerden geldiği homojen bir topluluğun bilgisayar ağını sahiplenmesi heterojen toplulukların bilgisayar ağını sahiplenmesinden farklıdır. Yine kullanıcıdan yola çıkarak, gözetimi ve internetin ticarileşmesini hükümetlerin ve şirketlerin kötü kullanımıyla, ağdaki demokratik örgütlenmeleri yeni toplumsal hareketlerin iyi kullanımıyla açıklamak da mümkündür. Teknolojinin tarafsızlığından yola çıkarak, “zaten bugün kötü işlerde kullanılan büyük veri de devrimden sonra toplum yararına kullanılacaktır” da denilebilir.

Ama insan iradesi, yalnızca teknolojinin kullanımında değil tasarımında da yer alır. Teknoloji bir şey (thing) değil, farklı tarafların iradesiyle şekillenen süreçtir. Varsayılanın aksine herhangi bir teknolojinin toplumsal kabulünü sağlayan yalnızca verimlilik değildir. Feenberg (2012) bisiklet örneğini verir. Bugün bisikletlerdeki tekerleklerin eşit boyutlarda olmasını olağan karşılıyoruz. Oysa ilk başta ön tekerleği daha büyük olan bisikletler de bir seçenekti. Ön tekerleği büyük olan bisikletler hızlarıyla, iki tekerliği eşit olanlar ise daha dengeli olmaları ile öne çıkıyorlardı. İnsanlar tercihlerini hızdan yana değil dengeden yana kullandılar ve büyük tekerlekli bisikletler tarihin bir döneminde donup kalırken sonraki bisikletler kazanan modeli takip etti.

Yapılandırmacı (constructivist) yaklaşım bu durumu teknolojilerin yorumsal esnekliği ile açıklar. Yapılandırmacılara göre herhangi bir teknolojinin ne için kullanılacağı açık seçik belli olana dek tasarımı standartlaştırılamaz. İlk aşamalarda farklı tasarımlar yarışır; ama bu yarışın sonucunu belirleyen her zaman verimlilik olmaz. Yukarıdaki bisiklet örneğinde belirtildiği tasarımın ardında birbiriyle çekişen kaygılar olabilir. Bu tasarımlardan biri galip geldiğinde, teknolojinin tasarımı da o çizgide gelişir ve geliştirilen teknoloji farklı koşullar oluşana kadar kararlılığını sürdürür. Örneğin bugün küçük yaşlardan itibaren bir parçamız haline gelen telefonun ilk çıkış amacı devlet işlerinde kullanımdı. Kadınlar telefonu ailelerinin sosyal yaşamlarını düzenlemek için kullanmaya başladığında bu durum mühendislerin pek hoşuna gitmemişti. İlginç olarak telefon 1920 yılına kadar, şirketlerin abonelerine canlı yayın ulaştırdığı bir yayın (broadcast) teknolojisi olarak kullanıldı (age). Fakat bildiğimiz gibi telefon kişiler arası iletişimin aracı olarak kararlı hale geldi ve tasarımlar bu yönde gelişti. Ta ki bilişim teknolojileriyle akıllı hale gelip yeni bir kararsızlığa sürüklenene dek.

Radyo ve televizyonun ilk mucitlerinin kafasında da bugünkünden farklı amaçlar vardı. Radyonun ilk günlerinde eğitim ve kamu programcılığı hakimdi. Televizyon ise daha çok bir eğitim ya da gözetim aracı olarak düşünülüyordu. Ancak daha sonra her ikisi de hızla eğlence sektörünün hakimiyetine girdi ve sonraki gelişimleri de bu doğrultuda oldu. Diğer kullanım alanları da varlığını ikincil olarak sürdürdü. Ama asıl belirleyici olan eğlence sektörünün gereksinimleriydi (age).

Dolayısıyla, teknolojik belirlenimciliğin ya da teknolojinin tarafsızlığı görüşünün etkisinde olanlar teknolojinin olumsallığını, çıkışından kararlı hale gelene kadarki mücadeleyi gözardı ederek interneti olmuş bitmiş bir şey olarak tartışmaktadır. Bunun sonucunda, tarihin belirli bir dönemine ait olgular genelleştirilerek internetin toplum üzerindeki olumlu ya da olumsuz etkilerinden bahsedilebilmektedir. Bunun doğal sonucu olarak bazıları internette artan metalaşmayı ve gözetimi hissettikçe kötümserleşirken, bazıları da Gezi’deki sosyal medya kullanımından yola çıkarak interneti fetişleştirmektedir. Son yıllarda, şirketlerin artan hakimiyeti ile internetin de radyo ve televizyonla aynı kaderi paylaştığını düşünenler de vardır. Şirketlerin interneti kendi çıkarları doğrultusunda yeniden (!) tasarlamaya çabaladığı doğrudur. Fakat internetin kararlı hale gelip tasarımında sona gelindiğini söylemek için henüz erkendir (Feenberg ve Bakardjieva, 2004).

Teknolojinin gelişim sürecinde bilim insanlarının, mühendislerin, tasarımcıların, yöneticilerin, sermaye sahiplerinin ve kullanıcıların çıkar ve görüşleri çarpışır. Şirketler internetin mimarisine en baştan, ilk geliştirilme aşamasında müdahil olsalardı, kuşkusuz bugün başka bir internetimiz olacaktı. Bugünkü internet yerine kapitalizmin azami kar, rekabet, dışlayıcılık vb normlarını içeren bir internetimiz de olabilirdi. Neyse ki internetin ilk tasarımının arkasındaki aktörlerin temel kaygısı kalımlılıktı (survivability). Amerikan ordusu, merkeze yapılacak herhangi bir saldırının tüm iletişim ağını kesmesini istemiyordu. Bu yüzden, hiyerarşik olmayan ve ağın düğümleri arasında gereksiz (redundant) bağlantılar da içeren bir yapı hedeflendi. Bu tasarımsal tercih internetin sonraki gelişimine de yön verecek, onu sağlam ve değişen ihtiyaçlara yanıt verebilen esnek bir teknoloji yapacaktı. Şirketlerin internete ilgisi ise çok daha sonra oldu. Öyle olmasaydı, tasarımda, kalımlılık yerine kontrol daha ön planda olacak ve ağın düğümleri arasındaki gereksiz bağlantılardan tasarruf edebilmek için A ve B gibi iki düğüm arasında tek bir yol yeterli olacaktı.

Mühendislik perspektifinden ele alındığında ağın kullanım protokollerinin zarif ve verimli tasarımlara olanak verebilmesi için protokollerin oldukça basit tutulması gerekiyordu. Ayrıca ağın gelişimi ve büyümesi için mimarisi açık uçlu kurulmalıydı. Ağın merkezi yönetimi toplumsal bir karardı ve ne mutlu ki mühendislerin ağı ve kullanıcıları kontrol etmek gibi bir kaygısı yoktu (Feenberg, 2012).

İnternetin öncüleri kendilerini bugünkünden farklı, hiçbir kuralın olmadığı bir alanda bulmuşlardı. İnterneti beraberce inşa ettiler. Gönüllülük, işbirliği ve paylaşım bu inşa sürecinin temelini oluşturdu. Ağın açık uçlu mimarisi e-posta ve www (world wide web) gibi inovasyonların da önünü açtı. İnternetin önceli ARPANET’in henüz birkaç üniversiteyi bağladığı bir dönemde ortaya çıkan e-posta programı ilk başta (kadınların telefon kullanımı örneğinde olduğu gibi) gereksiz bir sosyallik olarak görüldü; ama kısa bir süre sonra e-postanın topluluk inşasındaki rolü fark edildi ve e-posta deneylerine izin verildi. Daha sonra Tim Berners-Lee, www’yi icat etti. Kapitalizmin internete henüz bulaşmadığı günlerde icat edilen her iki teknoloji de enformasyonun paylaşımını kolaylaştırdı ve internet topluluklarının oluşumunun önünü açtı. Her iki teknoloji, internet teknolojisinin açık mimarisinin üzerinde yükselerek kendi yapılarında da bu açıklığı devam ettirdiler. İnternetin bu evresinde teknolojiyi belirleyen hükümetler ve şirketler değil, ağdaki bilim insanlarının ve mühendislerin buluşları oldu.

Sonraki evrede, üniversitelerin ve araştırma laboratuvarlarının dışından sıradan insanların da internete müdahalesini gördük. Kullanıcılar, askeri araştırmacıların bilgi paylaşımı için geliştirilmiş bir teknolojiye yeni işlevler kazandırarak onun iletişim potansiyelini artırdılar. Kullanıcılar teknolojiyi tasarımcılarından farklı bir açıdan ele alıp internet teknolojisinin açık uçluluğundan faydalanarak onu yeniden yorumladılar. Ancak teknolojinin yeniden yorumlanması, teknoloji açık uçluluğunu koruduğu sürece gerçekleşebilirdi. Şirketlerin internete en olumsuz etkisi de metalaşmayı interneti ve internet teknolojilerini sınırlayarak gerçekleştirmeye girişmeleri oldu.

Şu an şirketlerin yoğun baskılarına rağmen şirketlerin bir zaferinden söz edemeyiz. Mücadele devam ediyor, şirketlerin interneti ticarileştirmeye yönelik hamlelerine internetin (ve tarihin) öznesi insanın yaratıcı hamlelerine şahit oluyoruz. İnternetin geleceğini üç farklı modelin mücadelesi belirleyecek (Feenberg, 2012).

Birinci model, enformasyon modelidir ve internette enformasyonun dağıtımını hedefler. İnternetin ilk günlerinden beri varlığını sürdüren bir modeldir. Kuşkusuz daha sonra da varlığını devam ettirecektir. Ama kişiler arası iletişim, enformasyon değişiminden daha çekici gelmektedir.

İkinci model, tüketim modeli olarak adlandırılır. İnterneti küresel bir alışveriş merkezine çevirmeyi hedefler. Kullanıcılar arası iletişime asgari düzeyde gereksinim duyulur. Ayrıca eğlence endüstrisi ve servis sağlayıcılar, interneti de televizyonlaştırmak için hem yasal hem de teknik alanda yoğun bir faaliyet göstermektedir.

Üçüncü model ise topluluk modelidir. İnternetin en başından beri amacı iletişimdir. E-postalar, tartışma listeleri, forumlar, bilgisayar konferansları kişiler arası iletişimin ilk örnekleridir. Ancak bu uygulamalar internetin ilk günlerinde, internetin ilk kullanıcıları (aynı zaman geliştiricileri) arasında bir topluluk bilinci oluşturabilmesine karşın internet heterojenleştikçe (bilim insanları ve bilgisayar meraklılarının dışında insanlar internete katıldıkça) yetersiz kaldı. Ama 2000li yıllarda çıkan, önceki iletişim uygulamalarındaki eğilimleri ileriye taşıyan sosyal medya ve web 2.0 uygulamaları, hem toplumun daha geniş kesimlerini topluluklara kattı hem de topluluk üyeleri arasındaki etkileşimi artırdı. Bu yeni toplulukların temelinde karşılıklılık yatıyordu; insanlar önceki topluluk deneyimlerinde tartışma listelerini ya da forumları sadece izlemekle yetinebiliyorlar ve kendilerini gizleyebiliyorlardı. Sosyal medya ise insanları okumanın yanında, yazmaya ve ağa kendinden bir şey katmaya yöneltti. Ağda ortaklaşa üretimlerde bulunmak ya da belirli bir amaç doğrultusunda harekete geçmek için bir araya gelen kullanıcılar kendilerine özerk iletişim alanları yarattılar. Böylece internetin iletişimi güçlendirecek ve çeşitlendirecek biçimde gelişmesini de sağladılar.

Ancak internetin bu yönde gelişimini devam ettirebilmesi için bazı koşulların devamı gereklidir. İnternet protokolleri tarafsızlığını devam ettirmelidir. Bir diğer deyişle, internet servis sağlayıcıları ve hükümetler internet üzerindeki iletişimin eşitliğine zarar vermemeli; ağ, kar getirmeyen ya da çoğunluğun görüşüne aykırı görüşlerin iletimine karşı tarafsız olmalıdır. Ayrıca teknik olarak da yenilikçi tasarımlara açık olmalıdır.

Aslında bizim sevdiğimiz internet de bu internettir. Dünyanın dört bir yanındaki İşgal Et! eylemlerinde, Wikipedia’da (ve VikiSosyalizm’de – http://www.wikisosyalizm.org), bağımsız haber sitelerinde gerçekleşen topluluk modelinin internetteki etkinliğinin bir sonucudur.

İnternette gelişen topluluk modeli, kapitalizmin rekabete, kar hırsına, dışlayıcılığa ve eşitsizliğe dayanan normları ile çelişmekte ve internetin geleceği için kapitalizmin dokusuna çok daha uygun olan tüketim modeli ile çatışmaktadır.

Kamusal ve özel çıkarların çatıştığı bu mücadele internet gibi çok katmanlıdır. Birinci katmanda www, yani içerik, yer almaktadır. Özgür yazılım ile özel mülk yazılım internetin geleceğine dair iki vizyonu temsil etmektedir. Özgür yazılım, kullanıcının teknolojiyi yaratıcı sahiplenmesine olanak vermekte, onun yaratıcı potansiyelini geliştirmektedir. Son zamanlarda birçok şirket, ürünlerini özellikle kapalı, sadece belirli bir amaç doğrultusunda kullanılmak üzere geliştirmekte, kullanıcının teknolojiyi yeniden yorumlamasının önüne geçmektedir. Dolayısıyla, özel mülk yazılıma karşı özgür yazılımı savunmak (ve kullanmak!) internetin gelecekte ne olacağına dair politik bir müdahaledir.

İkinci çatışma alanı ise daha alt katmanlarda, ağ tarafsızlığı alanındadır. Şirketler, filmlerin ve televizyon programlarının ağda önceliklendirilmesi için ABD’de yoğun bir kulis faaliyeti yürütmektedir. Eğer eğlence şirketlerinin ve internet servis sağlayıcılarının girişimleri başarılı olur ve ağ trafiği ticari faaliyetleri önceliklendirmeye başlarsa, internet tüketim modeline yönelecektir.

Kısacası, internette çetin bir mücadele söz konusudur. Ancak hangi model başarılı olursa olsun, diğer modeller de ortadan kalkmayacak ama internetin sonraki gelişiminde ikincil olacaktır. Tabi bu mücadeleyi sadece izlemek gibi bir lüksümüz yok. Solun internetle (ya da daha genel olarak bilişim teknolojileri ile) olan ilişkisini de 11. Tez’den başlayarak tartışmak gerek:

Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.

Sorun internetin dün ve bugün ne olduğu değil, onun yarın ne olabileceğidir. Belki herkes yazılım geliştiremez ama örgütlenerek teknolojinin tasarımına etkide bulunabilir. Gündem yaratarak, halkı teknolojinin gelişimine dair tartışmalara katarak, bu tartışmaları davalara ve boykotlara taşıyarak, yeni hukuksal düzenlemelere zorlayarak hükümetler ve şirketler, kamu yararını gözeten tasarımlar yapmaya zorlanabilir.

İnterneti özel mülk yazılımın kollarına atan, internetin açıklık ilkesini çiğneyen ve gözetimi artıran her girişim sorgulanmalıdır. Örneğin, torba torba yasalar çıkarken kişisel verilerin korunması hakkındaki yasal düzenlemenin akıbeti sorgulanabilir, toplumun daha geniş kesimlerine sorgulatılabilir. Pardus projesine ne olmuştur? Ankara Üniversitesi’nin Microsoft’la yaptığı anlaşmanın sonuçları ne olacaktır? [5]

Tüm bu konular ve sorunlar internetin geleceği konusunda ilgisiz sorularmış gibi görünebilir…

İnternet kısmen ya da tamamen sansürlenebilir ve toplulukların iletişimleri kısıtlanabilir. Fakat bu girişimlerin etkili olup olmayacağı internet kullanıcılarının yaratıcı etkinliklerine ve dolayısıyla bilişim teknolojilerinin buna ne kadar imkan verdiğine bağlıdır. Geçtiğimiz ay Hong Kong’daki gösterilerde kullanılan mesh ağlar bu duruma güzel bir örnektir [6].

İnternet, tasarımına içsel kalımlılık kaygısına rağmen doğal afetlere ya da hükümetlerin sansürüne karşı yeterince dayanıklı değildir. Çünkü kullanıcılar internete girmek için merkezi düğümlere gereksinim duyarlar. X adlı internet servis sağlayıcıya bağlanmadan internete çıkamazsınız; komşunuzla bile internet üzerinden haberleşemezsiniz. Mesh ağlarda ise iletişim merkezsiz bir ağ ile kurulur. Cihazlar kendilerini bant genişliğinin uygunluğuna ve yakınlığına göre ayarlayarak birbirleriyle haberleşebilir. Ağdaki cihazlar arasındaki iletişim dinamik bir rota üzerinde gerçekleşir. Dolayısıyla, ağdaki tüm cihazları ortadan kaldırmadıkça bir mesh ağı kapatmak mümkün değildir. Bu nedenle mesh ağlardan oluşan internet doğal ya da politik felaketlere karşı normal internetten daha sağlamdır.

Mesh ağlar, felaket senaryoları dışında özellikle fakir ve yetersiz hizmet alan bölgeler için de uygulanabilir. Maddi gücü yetersiz olanlar için ücretsiz bir iletişim ağı sağlayabilir. Mesh ağlar, aynı zamanda internetin ilk günlerindeki saf haline dönüştür. Mesh ağı, internetten görülemeyeceği için iletişimi gözetlemek için doğrudan ağa dahil olunması gerekir. Ayrıca merkezi bir otorite olmadığından kişilerin kimliklerini tespit son derece zordur (De Filippi, 2014).

Mısır’da, İran’da ve son olarak Hong Kong’da sansüre karşı topluluk içi iletişimi devam ettirebilmek için mesh ağlar kullanıldı. Fakat De Filippi mesh ağların öneminin yalnızca doğal felaketlerle ve sansürle sınırlı olmadığını düşünmektedir. Grup içi iletişim için merkezi noktalara ihtiyaç duymamasının yanında merkezi bir otorite de yoktur. Topluluk tarafından örgütlenip topluluğun ihtiyaçları doğrultusunda çalışır. Mesh ağlarla, birbirinden bağımsız, çok sayıda internetimiz olabilir [7].

Tabi teknik olarak henüz internet kadar güçlü ve yeterli değildir. Ama mesh ağların yaygınlaşmasının önünde tahmin edebileceğiniz gibi iki büyük engel vardır: hükümetler ve şirketler. Hükümetler kontrol edemeyecekleri, şirketler (internet servis sağlayıcılar ve telefon operatörleri) de abonelik üzerine kurulu iş modelleri geçersizleşeceği için mesh ağlara sıcak bakmamaktadır.

Ama en son Hong Kong’daki gösterilerde olduğu gibi kullanıcılar zor durumda kaldıklarına mesh ağlarına yöneliyorlar. Hong Kong’daki göstericiler, kendi aralarındaki iletişimi hem iPhone’da hem de Android’de çalışan FireChat uygulaması ile sağladılar. Fakat mesh ağlar deyince ilk akla gelen proje olan Serval Projesi [8] (http://www.servalproject.org/), iPhone yerine neden Android telefonları öncelikli olarak gördüğünü açıklarken iPhone’lar için yazılım geliştirirken yaşanan kısıtlılıklara dikkat çekmektedir [9]:

  • iOS’daki uygulama geliştirme lisansları kısıtlayıcıdır.
  • Uygulama dağıtma seçenekleri kısıtlıdır.
  • Apple kendi iş modelini ya da iş ortakların rahatsız eden girişimlere karşı düşmanca davranmaktadır.

Bu nedenle, hem iPhone’u hem de İnternet’i aynı anda eleştiremezsiniz. Nitekim iPhone’da FireChat kullanmak da diğer internet uygulamaları gibi merkezi bir otoritenin (Apple’ın) onayına bağlıdır. Acaba Amerikan çıkarlarına aykırı bir gösteride de iPhone kullanılabilecek midir? Mesh ağlarının sunduğu iletişim özgürlüğü Apple’ın inisiyatifindedir.

Tam tersini de, özgür yazılım ile özel mülk yazılım arasındaki çatışmada sessiz kalıp, internette sansüre ve ticarileşmeye hayır diyemezsiniz. Çünkü internetin geleceğini özgür yazılım ve özel mülk yazılım arasındaki bu irili ufaklı çatışmalar belirleyecek: Biz interneti bir iletişim alanı olarak görüp geliştirmek isteyeceğiz, firmalarda bizim bu girişimlerimizi engelleyip onu büyük bir alışveriş merkezine çevirmeye çalışacaklar.

İnternet için henüz son söz söylenmedi… Mücadeleye devam!

 

Kaynaklar

De Filippi, P. (2014). It’s Time to Take Mesh Networks Seriously (And Not Just for the Reasons You Think). Wired, February.

Feenberg, A., Bakardjieva, M. (2004). Consumers or citizens? The online community debate. na.

Feenberg, A. (2012). Introduction. In (Re) Inventing The Internet (s. 3-17). SensePublishers.

Notlar:

[1] http://www.yenisafak.com.tr/teknoloji/erdogandan-iphone-6-elestirisi-688641, son erişim 18/10/2014

[2] http://www.hurriyet.com.tr/dunya/27323343.asp, son erişim 18/10/2014

[3] http://www.bbc.com/news/technology-29505103, son erişim 18/10/2014

[4] http://www.ntvmsnbc.com/id/25542836/, son erişim 18/10/2014

[5] http://btdunyasi.net/70-bin-ogrenci-microsoft-office-365i-bedava-kullanacak/, son erişim 18/10/2014

[6]http://www.npr.org/blogs/alltechconsidered/2014/09/29/352476454/how-hong-kong-protesters-are-connecting-without-cell-or-wi-fi-networks, son erişim 18/10/2014

[7]http://www.wired.com/2014/01/its-time-to-take-mesh-networks-seriously-and-not-just-for-the-reasons-you-think/, son erişim 18/10/2014

[8]http://en.wikipedia.org/wiki/Serval_project, son erişim 18/10/2014

[9]http://developer.servalproject.org/dokuwiki/doku.php?id=content:tech:serval_mesh_for_iphone, son erişim 18/10/2014

27 Kasım 2014

Posted In: Erişim Hakkı, Fikri Mülkiyet, Genel, Gözetim, internet, mesh, Özgür yazılım, sansür, sosyal ağlar

İzmir İktisat Kongresinde Bilişim

V. İzmir İktisat Kongresinde Bilişim Politikaları Panelinde 31 ekim 2013 tarihinde yaptığım konuşma. izmir 5. iktisat kongresindeki sunumum

Bu tür önemli etkinlikler ülkenin Bilgi Toplumu, Bilişim, Ar-ge İnovasyon gibi politikaların geniş kitlelerin gündemine girmesi ve geniş kamoyunca tartışılması için iyi fırsattır. Ama, ülkemiz dar politik tartışmalar aşıp, ülkenin geleceği ilgilendiren önemli konuları konuşamadı. Cumhurbaşkanının konuşmasında “Bilgi” boyutuna değindi, ama köşe yazılarına bile yansımadı. Kıyaslama için, bir önceki seçimde Merkel’in ana teması Almanya’da inovasyon idi.

Bilişim ve İnterneti Nasıl Görüyorum

Önce Bilişim ve İnterneti nasıl görüyorum konusunda bir kaç şey söylemek istiyorum. İnterneti, Bilişim, bilgi toplumu, ar-ge, inovasyon gibi yeni gelişmeleri temsil eden bir sembol olarak alıyorum. Ve interneti sanayi devriminden daha önemli bir gelişme olarak görüyorum. İnsanlık şimdi Bilgi Toplumuna geçişin sancılarını yaşıyor. Bugün temel zenginlik kaynağı bilgi, ar-ge ve inovasyondur. Dünyanın gündemi, emek ve doğal kaynak yoğun bir ekonomi ve toplumsal yapıdan, bilgi yoğun bir ekonomi ve topluma geçiştir. Tüm yaşamı kökten değiştiren bir sürecin içindeyiz. Bu değişim kendi kültürünü yaratıyor. Kısaca devrimsel bir gelişme ile karşı karşıyayız. Bunun için sistematik, bilimsel, bütünsel bir yaklaşım gerekli.

Bardağın Boş Tarafı

Türkiye’de Bilgi Toplumu ve Bilişim konularında önemli gelişmeler oluyor. Ama, ben bardağın boş tarafına bakacağım, ve onu doldurma konusunda bazı öneriler getireceğim. Kısa vadede değil, uzun vadede nereden nereye geldiğimize bakmaya çalışacağım.

— 2003 Bilişim Zirvesine Başbakanımız Almanyadan telekonferansla başladı ve özetle “Yazılımda Türkiye Geliyor!” mesajını verdi. Bugün, Türkiye dünya yazılım piyasasında önemli bir oyuncu değil.

— 9. planda ar-ge’ye ayrılan payın ulusal gelir içindeki payın %1.5’e cikması hedeflendi. Ama, TUIK rakamları %0.86 olduğunu gösteriyor. (simdi %0.96)

— 2005 Yılında Bill Gates gelince ülkenin gündemine silicon vadisinden esinlenen “Bilişim Vadisi” girdi. 9. planda yer aldı. Araştırmalar yapıldı, Bakanlar Kurulundan bu yönde bir karar da alındı. Şu anda benim bildiğim raflarda bekliyor. (MAM’da minyatör olarak başladı.)

— Ülkemizin 2006-2010 yılını kapsayan Bilgi Toplu Strateji ve Eylem Planı yapıldı. DPT’nin değerlendirmesine göre zamanında %50 kadarı bitti. Bu güne kadar %63’ü bitti. Fakat, devamı olan Strateji ve Eylem Planı yapım sürecinde. Bu ikinci Strateji katılımcı bir şekilde hazırlanıyor, geniş bir paydaş kesiminden görüş alındı. Ama, bunun 2011 başında hazır olması anlamlıydı. Avrupa Birliğinde benzeri bir proje bittiginde yenisi hazır oluyor ve bir değerlendirme raporu yayınlanıyor.

Uluslarası İndekslerde Türkiye

Uluslarası indekslerde ve dünyadaki konumuza bakarsak; kabaca dünya ortalaması yakaladık, bazı konularda öne geçiyor olsakta genelde Avrupa ve OECD’nin arka sıralarındayız.

İnternet kullanımında henüz %50’yi bulamadık. Bu TUIK’in Ağustos 2013’te açıkladığı, 2013 nisanında yaptığı anket sonuçları, ve 15-74 yaş aralığını kapsıyor. Şehir-Kırsal ve Erkek-kadın arasında ciddi bir fark var. Türkiye genelinde ortalama %49, Erkek %60, Kadın %39. Kent’te bu (58,68,48) Kırsalda ise (27, 39, 19). İnterneti devamlı kullanma (en az haftada bir) oranı ise %40. İnsani gelişme indeksinde 90/192, sosyal kapitalde ise 60/122, İnovasyon indeksinde 68/142, internet kullanımında ise 62/142 sırada. Birleşmis Milletlerin e-devlet indeksinde epey salınımdan sonra 80., e-katılımda ise 111. sıradayız. ITU’nun fiyat sepetinde 157 ülke arasında 61, ICT gelişme indeksinde ise 69/142 konumdayız. Dünya Genişbant raporunda sabit hatlarda %10.5 ile 70/173’teyiz. Dünya ekonomik Forumunda indeks girdileri ve hesaplama yöntemini değişiyor ve bizde epey bir salındık: son yıllarda 52, 55, 69, 76, 55, 52 sıradaydık. World Wide Web vakfı webindex’in 81 ülke arasında 58 olduk. Detaylara bakınca, erişim hız, kalite ve fiyatını ve ilgili eğitimi ölçen Erişim İndeksinde 54., özgürlük ve açıklık indeksinde 58, paydaşlara kendi dillerindeki içeriğin kalitesi ölçen İçerik indekinde 59. ve toplum, ekonomi, siyaset ve çevrede olumlu gelişmeleri ölçen katkı/güçlendirme indeksinde ise 57. sıradayız.

Bazı Temel Sorunlar

Sektörde rekabet eksikliği.

Kağıt üzerinde rekabet konusunda eksik yok ama gerçek öyle gözükmüyor. Kamuda bir yandan TT’ye iç güdüsel olarak koruma alışkanlığı sürüyor. TT hukuki olarak artık bir özel kuruluş olmasına rağmen, bir kamu şirketi gibi davranılıyor. Örneğin, merkezi hükümet telefon hizmetini ihaleyle almıyor; yani doğrudan TT’den almaya devam ediyor. Bir kaç ay önce bakanlık ve BTK’ya geçiş hakkı konusunda çabaları için STK’lar teşekkür bildirgesi yayınladık. Ama, fiber yatırımı yapmak isteyen oparatörler hala şikayetçi. Kablo-TV de yapılan devleştirme sonucunda kablo TV üzerinden internet dünyaya kıyasla gelişmedi. Hukuki anlaşmazlık yıllardır sürüyor. Son zamanlarda şirketlerden biriyle olan sorun çözülmüş ama büyük oyuncularla mahkeme devam ediyor. Sonuç olarak, kablo TV ve kablo TV üzeriden telekom ve internet hizmetlerinde önemli bir gelişme yok. Rekabet Kurumunun TT’yi özelleştirmesine onay vermesinin önemli gerekçesi kablo-TV altyapısının hakim operatöre karşı alternatif oluşturma potansiyeli idi. Tübitak ve Türksat’in kamudan bilişim işlerini ihale yapılmadan alması, pek çok projenin kamu ihale yasası kapsamından çıkartılması ciddi bir şikayet konusu. Kamu ihale yasası daha çok inşaat ve benzeri işlere uygun tasarlandığı, bilişim projelere uygun olmadığı bilişim sektörü tarafından yıllardır dile getiriliyor. Yasaya yeterli esneklik getirmek yerine, projeler yasa kapsamı dışına alınıyor.

Yetki/Görev Dağınıklığı

Başbakanlık, Ulaştırma, Kalkınma ve Sanayi Bakanlığı birinci derecede ilgililer. Bakanları, İlgili Kamu Kurumlarını, Sektör temsilcilerini kapsayan e-dönüşüm icra kurulu koordinasyon görevini üstlemişti, ama epeydir toplanmıyor. Tübitak, BTK ve Türksat’da ikincil derecede Bilgi Toplumu, Ar-Ge ve İnternet projeleriyle ilgili. Ana işi bu olan, temel yetkili ve görevli bir birim gözükmüyor. Ulaştırma Bakanı en fazla bilgili ve ilgili Bakan olarak öne çıkıyor. Ama, bakanlık bünyesinde uygun bir yapılanma yok. Ülkenin Bilgi Toplumu Politikalarına yön veren bir bakanlıkta ana işi bu olan birimlere, bilişim, ekonomi, sosyoloji, kamu yönetimi, iletişim gibi konularda doktoralı uzmanları da kapsayan kadrolar bekler. Hic bir bakanlığımızda böyle bir yapılanma yok.

Yönetişim Yapıları Yok

Politika ve uygulamalar konusunda tüm paydaşların görüş, öneri ve eleştirilerini alan, onları karar süreçlerine katan yapılar yok. İnternet Kurulu bu amaçla başlamıştı, önce yeniden yapılandırılarak aykırı sesler kısıldı, sonra küçük ve paydaşları temsil etmeyen güvenilir bir yapıya dönüştürüldü. E-dönüşüm Danışma Kurulu hemen hiç çalışmadı. E-dönüşüm icra kurulu zaten toplanmıyor. Bakanlık, sektör temsilcileri ile arada bir görüşüyor ama bu düzenli, yasal ve temsile dayalı bir yönetişim yapısı olmuyor ve olması istenmiyor. Sektör ve STK’lardan gelen önerilerin tartışılması, irdelenmesi ve sonuçların gerekçeleri il açıklanması, bir diyalog oluşması gerekir.

Özgürlük Boyutu Sorunlu

Yöneticilerimizden Bil Gates, Steve Jobs, Zuckerman örnekleri gündeme gelir. Bunların özgürlük ortamında ortaya cıktığının farkında değiliz. Buluş yapan insanlar farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, sorgulayan, inisiyatif alan insanlar arasından çıkar. “Başımıza icat çıkartma”, “soru sorma”, “su küçüğün söz büyüğün” kültüründe, yasakların yoğun olduğunda bir ortamda yaratıcı bireyler yetiştirmek zor olur. Bu konularda topluma önderlik etmek, merakı, soru sormayı, girişimi teşvik eden toplum önderleri yok.

Politikalarda süreklik ve uyum eksikliği

Konunun bütünlüğünden sorumlu ve görevli bir birimin olmayışı, bunu kaçınılmaz olarak ortaya çıkartıyor. Youtube yasağının uzun süre çözülememesi, ve çözümün palyetif oluşu bunun örneklerinden biridir. Bir taraftan her ilde Üniversite açarken, öğretim üyesi yetiştirme için uygun politikların olmayışı bunun bir başka örneği. Kaldıkı 2006-2010 Bilgi Toplumu Strateji ve Eylem planunda bu konuda bir eylem vardı. Sorumlusu YÖK idi, ilk toplantı bile yapılmadı. Bir taraftan Fatih Projesini başlatmak, öte yandan temel bilişim dersini kredisiz ve seçmeli hale getirmek açıkça çelişkili bir duurm yaratıyor.

Geri Besleme Yapıları Yok

Yönetişim eksikliğine paralel olarak geri besleme mekanizmaları yok. web2.0 araçlarını kamu weblerinde göremiyoruz. Projeleri henüz tasarım aşamasında iken görüş alma, farklı bakış açılarını dinlemek yönünde bir çaba söz konusu değil. 2006-2010 Eylem Planı içinde toplumu bilgilendirme ve geri besleme için eylem vardı, yani para ayrılmıştı ama bu yönde bir çaba olmadı. UYAP’ta avukatlar, Fatih’de öğretmenler, veliler büyük ölçüde devre dışı kaldılar. İlk Strateji raporu büyük ölçüde, kamuoyunun bilgisi dışında, sadece kamudan görüş alarak oluşturulmuştu, ama geçikmiş olarak yapılan yenisi kamuoyu ile birlikte, etkileşim içinde, en azından Sektör, STK ve uzmanlarla diyalog içinde oluşturuluyor. Basit, yurttaş memnuniyeti ölçen çabalar pek gözükmüyor. Facebook ve Twitter, çok az kurumda var; onlarda bile Bakanın hesabı var ama Bakanlığın yok. Kamu kurumlarında, kamu oyunu bilgilendiren Blog, bildiğim kadarıyla, yok. Kamuoyunun görüşleri webten yayınlamak sanırım uzun zaman göremiyeceğimiz bir şey. Yeni anayasa için alınan görüşler bile yayınlanmadı.

Kültür Boyutu

İnternet katılım, saydamlık ve paylaşım ortamı olarak öne çıkıyor. Web 2.0 ile sosyal ağlar ve yeni medya ile geniş kitleler meraklarını, birikimlerini, görüşlerini internet taşıyor ve paylaşıyor. Kitleler bu ağlarda üretiyor, eğleniyor, örgütleniyor, öğreniyor. Bilgi Toplumunun bireylerinin bağımsız hareket edebilen, inisitif alabilen, girişimci, farklı bakabilen, yaratıcı bireyler olduğunu öngörebiliriz. Yaratıcılığın gelişmesi için farklı düşünebilen, aykırı sorular sorabilen, hoş görülü davranabilen bireyler gerekir. Tüm bunlar için hem ortam hemde bu ortamı geliştirecek, destekliyecek kurumlar olması gerekir.

Tüm dünyada geniş kitleler sosyal ağlarda örgütleniyor ve bilgilenme, yönetime katılma, saydamlık, bilgiye erişim ve refahtan pay istiyorlar.

Ne Yapılmalı ?

Ne yapılması konusundaki görüşlerimi bir kaç alt başlıkta toplamak istiyorum. Bunu siyasal sahiplenme, strateji, kurumsal yapılanma, insan gücü, sayısal bölünme, özgür yazılım, sayısal bölünme, sektörler için bilişimin ve özgürlük boyutunda özetliyeceğim.

Kurumsal Yapılanma

En başta toplum olarak işin önemini kavramış ve stratejik bir hedef olarak Bilgi Toplumu seçmemiz gerekir. Bunu söylem düzeninde yaptık, 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisi ve Eylem Planımız vardı. 2003 sonunda e-dönüşüm İcra Kurulunun kurulmuş olması sevindirici ama yeterli değil. Benim gördüğüm en temel eksikliklerden biri ana işi Bilgi Toplumu ve Bilişim olan bir siyasetçinin olmayışı. Kamuda bu işten doğrudan sorumlu kişi DPT-Kalkınma Bakanlığında Bilgi Toplumu Dairesi Başkanı. Daireyi bir Genel Müdürlüğüne bile çıkaramadık. İcra kurulunda en az 3 bakan vardı. Kurul başkanlarının vaktinin çok azı e-dönüşüm, e-türkiye yada Bilgi Toplumu konusuna ayrılmıştı. Kanımca siyasi geleceğini bu konuya bağlı bir siyasetçi olması çok önemli. Bilgi Toplumu çalışmalarını koordine edecek, paydaşlarla diyalog içinde, kamuoyu ile etkileşimi olan kapsamlı bir örgütlenme gerekir. Bu müsteşarlık, bakanlık yada Bilgi Toplumu Kurumu gibi bir yapı olabilir. Bu yapının esnek, saydam ve katılımcı olması, icinde farklı sektörlere ilişkin bağımsız yapılar içermesi gerekir. Gelişmeleri ölçen, talep ve görüşleri tespit eden araştırmaları destekleyen, yıllık değerlendirme konferanslarını düzenleyen, İnternet Enstitüleri gibi yapıları destekleyen bir örgütlenme olmasında yarar. Bunun bir de parlamento ayağı olmalı, sadece Bilgi Toplumu ve Bilişim konularına odaklanmalı.

İnsan Gücü ve Eğitim

Bilişimde sabit sermaye yatırımın düşük oluşu, bilişime yatırımın kolay ve karlı olacağı sanısını uyandırdı. Hindistanın yazılım ve cağrı merkezindeki başarısı bu yönde beklentileri artırdı. Bir masa ve bir bilgisayar yatırımıyla büyük başarılar elde edileceği düşünüldü. Asıl sermayenin yetişmiş insan olduğunu pek algılayamadık. Özel sektör, düşük ücretle çalışacak yazılımcı peşinde. Ülkenin Bilişim ve Bilgi Toplumu Stratejilerinde insan gücü yetiştirmesine ciddi bir yer ayrılmadı. 2006-2010 Bilgi Toplumu Stratejisinde Bilgisayar Mühendisliği için öğretim üyesi yetiştirme eylemi vardı. Sorumlusu YÖK idi; hiç bir şey yapılmadı, bir toplantı bile. Ülke olarak insan gücü planlaması yapmamız, teknikyenden doktoralıya her kademede binlerce bilişimci yetiştirmemiz lazım. Bu ülkeyi Bilgi Toplumuna taşımamız, bir başka deyişle tüm ekonomiyi, tüm kamu hizmetlerini, toplıumu emek yoğun bir yapıdan bilgi yoğun bir yapıya dönüştürmemiz gerekiyor. Bunun için de insan gücü çok önemlidir. İlk ve orta öğretimi bilişim eğitimi açısından yeniden tasarlamak lazım. Bütün dünya programlama kavramlarını ilk fırsatta tanıştırmanın yollarını arıyor. RaspberyPie ortaokul öğrencileri 25$/35$ ile bütün yetenekleri olan bir bilgisayara kavuşabilsinler diye tasarlandı. Üzerinde bir Linux dağtımıyla geliyor, sadece çevre birimlerini bağlamak gerekiyor. ABD’de meslek örgütü ACM (Association of Computing Machinary) lise fen bölümünü biitiren bir öğrencinin 6 bilgisayar dersi alması gerektiğini söylüyor. Kanımca, bizim her öğrenciye temel bilişim/bilgi okur yazarı olmanın yanında konunun etik, estetik, mahremiyet, güvenlik boyutlarını, limitlerini ve olanaklarını öğrenmesi gerekir. Temel programlama, ağ, veritabanı ve güvenlik kavramlarıyle tanışmalıdır. Bunları sadece bilişimcilere değil, her meslekten insana öğretmemiz gerekir: iş dünyası, tarım, sosyal bilimler vs. Olanaklar, limitleri ve temel kavramlar herkes için önemli.

Bilgisayarla ilk tanışma ve ilk eğitimlerin, marka temelli değil kavram temelli olmalı ve alternatif işletim sistemleiryle tanışmalıdır. Önemli olan, öğrencinin öğrenmeyi öğrenmesi, farklı ortamlarda rahatça çalışabilmesidir.

Özgür Yazılım

Özgür yazılımlarla ve açık kaynak yazılım kavramlarıyla her öğrencinin tanışmasında yarar var. Özgür yazılım ülkeler için tasarruf, güvenlik, verimlik ve istihdam için önemlidir. Dünyada 1 milyona yakın özgür yazılım projesi ve 10 milyona yakın özgür yazılım geliştiricisi var. Kamunun, üniversitelerin bu nedenlerle özgür yazılımdan yararlanması önemlidir. Daha önemlisi, bilişimci olmak isteyen bir kişinin özgür yazılımla ellerini kirletmesi, yazılım örneklerini incelemesi, özgür yazılımları kütüphane olarak kullanması, onları geliştirek kendi ürünlerini oluşturması önerilir. Özellikle güvenliğin kritik olduğu uygulamaları özgür yazılım temelli yapma olanağının araştırılması önemlidir. Pardus projesi böyle bir amaçla başlamış ama maalesef sönümsemeye bırakılmıştır. Özgür yazılımın güçlü olduğu bir diğer alan ise gömülü sistemlerdir. Ülkemizin bir özgür yazılım stratejisi olmalıdır. Özgür yazılım konusunda bir ulusal konsey ve ulusal eylem planının katılımcı bir şekilde hazırlanmasını öneririm.

Bilişimin Yatay Rolü

Bilişim yatay olarak tüm sektörler için dönüştürücüdür. Bu dönüşümü hızlandırmak için bilinçli, örgütlü koordineli çaba gerekir. Savunma sanayinde bu yönde kapsamlı çalışmalar yapılıyor. Bunu bütün sektörler için yapmak gerekir. Meslek örgütleri ile birlikte çalışılmalı, yarışmalar yapılmalı, araştırma enstitüleri kurulmalıdır. Devlet her sektör için prototip özgür yazılımları ürettirmeli ve herkesin kullanımına sunmalıdır. Bilişim sektörünün dikey olarak gelişmesi için çalışmalar yapılmalı, bu kapsamda üniversitelerde uzmanlaşma, kapsamlı araştırma enstitüleri/merkezleri ve doktora programları oluşturulmalıdır. Farklı disiplinleri bir araya getiren araştırma programları oluşturmalıdır. Çok disiplnli çalışamaları da bir kültür olarak topluma kazandırmalıyız.

Sayısal Bölünme

Ülkemizi Bilgi Toplumuna dönüştürmek için tüm yurttaşlarımızı bilişim kültürü ile tanıştırmalı, onu bilgi okuryazarı, yeni medya okur yazarı yapmalıyız. İnternernete güvenle dolaşabilir, işini internete uyumlu hale getirebilir, güvenlik, mahremiyet, etik gibi kavramları özümsemiş hale getirmeliyiz. Evrensel Hizmet Fonunu bu amaçla kullanabilmeliyiz. TV’leri bu amaçla kullanabilmeliyiz, en azınaan kamu spotları ile başlayabiliriz. STK’lar bu yönd katkıda bulunabilirler. Fatih projesi bu yönde katkı yapabilir, ama yeniden tasarlanmalı. Konuya bir seferberlik ruhuyla yaklaşabilmeliyiz.

Özgürlük Boyutu

Ulus olarak İnternetden toplumsal yarar sağlamak için özgürlük boyutuna özen göstermeliyiz. İnternetin marjinal sorunlarından çok ana sorunlarına ve katkılarına odaklanmalıyız. İçerik sorunlarının çözümüne ifade özgürlüğünü esas alarak çözmeliyiz. Devlet yurttaşı eğitmeli, onu yetkin kılmalı, ona gerekli yazılımları sağlamalı ama neyin iyi neyin kötü olduğu kararını yurttaşa bırakmalıdır.

Sonuç olarak, İnterneti, Bilgi Toplumu Hedefini ciddiye almalı, kuvvetli bir siyasal sahiplenme, katılımcı, saydam bir yapılanma ile oluşturulacak kapsamlı eylem planını el birliği ile hayat geçirmeliyiz.

İnternet Yaşamdır !

24 Şubat 2014

Posted In: Açık kaynak, bilgi toplumu, bilişim, demokrasi, eylem planı, Fatih Projesi, free software, Genel, information society, insan hakları, internet, knowledge economy, lkd, özgürlük, strateji, temel bilişim eğitimi, yönetişim

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com