Pardus’a Göç Etmiş Kamu Kurumları

Takip edenlerin bildiği gibi Pardus projesi 2011 yılı sonunda teknolojik ve idari olarak sona erdirilmişti. Tübitak 2012 yılında yine Pardus adıyla  farklı bir proje geliştirmeye başladı. O yıllarda yeni projenin ilk idarecilerinin basına verdiği röportajlardan hatırladığım kadarıyla kamuda yaygın kullanım, ileri teknoloji gibi ilkelerden heyecanla bahsediliyor kulağa çok hoş geliyordu.

Aradan geçen yıllarda proje nereden nereye geldi hiç takip etmedim. Zaten artık gelinen noktada Pardus projesinin ne kadar kallavi bir teknoloji olduğunun/olmadığının bir önemi yok. Önemli olan kamu kurumlarının ve kamu idaresinin Linux ve özgür yazılımları tercih etme konusundaki iradesi. Maalesef  böyle bir irade göremedik. Tıpkı 2012 öncesinde olduğu gibi.

Ben yine de tarihe not düşme açısından BİMER aracılığı ile Tübitak'tan Pardus'a göç eden kurumların listesini istedim, gelen cevap aşağıda;


06.06.2014 tarih ve .... sayılı başvurunuz, BİMER sistemi üzerinden 
Kurumumuza yönlendirilmiş, Kurumumuz  tarafından incelenmiştir.

Pardus aşağıdaki Kamu Kurumlarında kullanılmaktadır:

- Milli Savunma Bakanlığı
- İSKİ
- Jandarma Genel Komutanlığı
- Gaziantep Halk Sağlığı Merkezi

Bu kurumlarda Pardus'a Göç yapmış toplam kullanıcı sayısı 
11 bin civarındadır.

Bilginize sunarız.

Zaten bu konu kamu idaresinin öncelikleri arasında zurnanın son deliği bile olmadığından kısa ve orta vadede pek umutlanmamak ve vatandaşların çocuğunun rızkından arttırıp ödediği vergilerin bir kısmının lisans anahtarları karşılığında ABD bankalarına aktarılmasını içimize sindirmek lazım.

17 Haziran 2014

Posted In: lkd_gezegen, Özgürlük için, pardus

Mısır İletişim Bakanlığı Açık Kaynak Yazılım Stratejisini Benimsedi

Atef Helmy
Mısır İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Atef Helmy bakanlığın özgür ve açık kaynaklı  yazılımları (FOSS) destekleme stratejisini benimsediğini duyurdu.


Helmy, yayınlanan strateji belgesinde “Özgür yazılım, temelinde yazılım kodları özgürce erişilebilen, değiştirilebilen ve dağıtılabilen bir yazılımdır” diyor ve ekliyor; Mısır’daki açık kaynak yazılım endüstrisinin gelişimi bağımsız teknolojilerin başarısına, yeni iş alanları sağlanmasına ve kamu ve özel sektör tüketicilerinin internet ve iletişim teknolojilerinden faydalanmasına yardım edecek.

Mısır’daki Açık Bilgi Vakfı (OKF) gönüllüsü Tarek Amr ise iş ve devlet kuruluşlarının açık kaynak yazılımları kullanma stratejisinin  bireylerin bu yazılımları denemesini sağlayacağını bu yolla onları cesaretlendireceğini söylüyor.

Amr bir yazılım mühendisi, ayrıca bu stratejinin devletin özgür yazılımlar sağlayan firmalardan teknoloji hizmeti satın almasına yardım edeceğini ve bunun yazılım lisansı masraflarını kısacağını ekliyor. “Açık kaynak Mısır için çok uygun, GSYH’nın büyümesini hızlandıracak, ulusal güvenlik seviyesini yükseltecek ve bireysel sermayenin gelişmesine yardım edecek ” diyor.

Bakanın açıklamasına göre, özgür yazılım stratejisini harekete geçirecek olan strateji uygulama komitesi, bakanlık danışmanları, kamu kurumları ve sivil organizasyonlar arasında süreç koordinasyonunu sağlamak üzere  Yazılım Mühendisliği Yeterlilik Merkezi (SECC) görevlendirildi.

Süreç SECC yönetiminin FOSS komitesinden uzmanları da kapsayacak ve ilgili girişim ve programları izleyecek şekilde yeniden yapılanmasını da içeriyor.

Bakanın belirttiğine göre bu stratejinin hedefleri vatandaşlara ucuz bilgi hizmetleri sunmak, kamu sektörünün şeffaflığını arttırmak, internet ve bilgi teknolojileri sektörünün gelişimini desteklemek, teknoloji çözümlerinin maliyetini düşürmek ve küçük-orta işletmeleri desteklemek olarak sıralanıyor.

2012 Yılı başlarında bir grup eylemci  hükümetin Microsoft ile 44 Milyon Dolar’lık bir anlaşma imzalamasının ardından Mısır’da açık kaynaklı yazılım kullanılması için çağrı yapmıştı.

(Çeviridir, yazının kaynağı: http://www.dailynewsegypt.com/2014/03/19/ministry-communication-adopts-open-source-software-strategy/)

20 Mart 2014

Posted In: lkd_gezegen, Özgürlük için

5651’de Değişiklik Kapıda



Toz duman arasında mecliste bir çorba kanun teklifi var ve 5651 sayılı kanun için değişiklikler içeriyor. Tam metnine http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-1928.pdf adresinden ulaşabilirsiniz, ben hızlıca göz attığımda şunları gördüm;


  • Erişim Sağlayıcıları Birliği kuruluyor ve üye olmayan erişim sağlama hizmeti veremeyecek. Tabii ki birliğin masraflarını üyeler karşılayacak.
  • Önceki erişime engelleme tabiri "alan adının", "IP adresinin" ve "içerik adresinin" engellenmesi olarak detaylandırılmış. 
  • Yer sağlayıcı trafik bilgilerini 2 yıla kadar saklamakla yükümlü olacak.
  • Ticari amaçla olmasa bile toplu internet kullanım sağlayıcılar trafik bilgilerini kaydedecek.
  • Erişimin engellenmesi belli bir süre için yapılabilecek.
  • Hakim duruşma yapmadan 24 saat içinde karar verecek.
  • Hakim zorunlu olmadıkça tüm siteye erişimi engellemeyecek, sadece ilgili içeriğin URL'si engellenecek. Yine de hakim bunu yeterli görmezse gerekçe göstererek siteyi engelleyebilecek.
  • Hakim kararını birliğe gönderecek.
  • İçerik kaldırılırsa hakimin kararı hükümsüz kalacak.
  • Kurum Başkanı ve Bakan(!) hakim gibi engelleme kararı verebilecek. 

7 Ocak 2014

Posted In: internet, lkd_gezegen, Özgürlük için

Fransız Jandarma Teşkilatı 37.000 Bilgisayarı Ubuntu’ya Taşıdı

Fransa’da ordunun bir kolu olan ve kamu güvenliğinden sorumlu Jandarma teşkilatı son yıllarda sahipli yazılımlardan kurtulma konusunda liderlik ediyor.

Teşkilat 2004 yılında Microsoft Office yerine Open Office ve ODF biçimini kullanmaya başlamıştı. Bu, 90 bin bilgisayarda Open Office kullanılması ve 20 bin MS Office lisansına ihtiyaç kalmaması anlamına geliyordu. 2006 Yılında Firefox ve Thunderbird ve 2007’de de Gimp ve VLC kullanılmaya başlandı.

Bu özgür yazılımların kullanılması elbette tasarruf sağladı ama şimdiye kadar Windows kullanılıyordu. Ancak Fransız Jandarması 2008 yılında ileri bir adım daha atarak Windows yerine Ubuntu kullanmaya karar verdi, 2011 yılında 20 bin bilgisayar Ubuntu’ya yükseltilmişti, şu anda da 37 bin Ubuntu kullanılıyor.

Teşkilat, bir sonraki yaza kadar 72 bin bilgisayarın Ubuntu’ya taşınacağını ve göçün devam edeceğini söylüyor, çünkü çok fazla tasarruf sağlıyor. Şimdiye kadar özgür yazılım kullanımında elde edilen tecrübeler de önemli.

Bu durum 26 Eylül’de Lizbon’da yapılan Evento Linux Konferansındaki (http://www.eventolinux.org) bir oturumda konu edilince ortaya çıktı.

Bu kadar büyük bir tasarruf gerçeği, nihayet Windows kullanmamaları konusunda şirketler ve organizasyonların dikkatini çekecek gibi görünüyor. Microsoft, kurumsal müşterilerindeki  ürünlerinin tekrar lisanslama ve yükseltme zamanı geldiğinde onları elinde tutmak için daha fazla savaşabilir.

Fransız Jandarma Teşkilatının bu geçişi nasıl yürüttüğü de dikkate değer. Önce işletim sistemi değiştirmeden özgür yazılımlara taşındılar. Bu sayede personel uzun süre Windows üzerinde tüm yeni iş araçlarına alıştı, böylece arkaplanda Ubuntu’ya geçiş çok daha kolay ve personel için sıradan bir durum oldu.






(Hızlıca anladığım kadarını çevirdim)
 

9 Ekim 2013

Posted In: linux, lkd_gezegen, Özgürlük için

Yun, BeagleBoard, Rascal, Raspi, Cubieboard & pcDuino

(http://www.cooking-hacks.com/ Sitesinden çeviridir.)

Arduino Yun’un piyasaya çıkmasını beklerken  sanıyorum piyasadaki yeni Linux aygıtları hakkında daha çok bilgi sahibi olmak ilginç olabilir. Yeni geliştirilenlerle birlikte pek çoğu Arduino uyumluluğu konusunda anlaşmış.

Neden?

Arduino 2005 yılında piyasaya sürüldüğünde  modüler bir platform olarak standart olmuştu. Sonraki tüm yeni aygıtlar insanlara Arduino kadar kolay kullanılabilir özellikte bir platform sağlamak istedi.

Bazıları Ethernet, Wifi, HDMI ve NAND Flash ile gelebiliyor, karşılaştıracağımız her kartta özellikler değişiyor. Fakat hepsi GPIO arabirimine sahip, hatta kolay port etmek için genişletilebilir kartları var.


Her birine kısaca bakalım


Arduino Yun : Arduino Yun, klasik Arduino Leonardo (Atmega32U4 işlemcili) ile Wifi arabirimi birleşimi, SOC (System on a Chip - Arabirimler bir çip üzerinde) bir kart ve MIPS temelli bir GNU/Linux olan OpenWRT tabanlı Linino çalıştırıyor. Linino gömülü aygıtlarda çok kullanılan bir GNU/Linux ve OpenWRT’nin özelleştirilmiş bir sürümü. Kart Atheros AR9331 üzerinde ATMega32u4 işlemcili. Leonardo’da olduğu gibi 14 pinli dijital G/Ç ünitesi, 16Mhz’lik bir kristal osilatör ve micro USB bağlantısı var. 






BeagleBoard-xM: BeagleBoard-xM, ARM Cortex TM-A8 1Ghz. işlemci ve güç tasarruflu 512MB DDR RAM sağlıyor. Bu konuya özel ilgi duyanları, mucitleri ve mühendisleri hayallerinin ötesine taşıyabilir ve BeagleBoard.org topluluğundan da ilham alınabilir. Kart topluluk tarafından tasarlanmış, bu açık donanım tasarımı düşük güç tüketimini korurken  dizüstüne yakın performans ve genişletilebilirlik üzerine gelişmiş. Yaklaşık 9x9cm ebatlarındaki kart direk bağlantı için 4 port hub ve 10/100 Ethernet sağlıyor.







BeagleBone A6: BeagleBone kredi kartı boyutunda Linux bilgisayarı, internet bağlantısı sağlıyor, Android 4.0 ve Ubuntu gibi dağıtımları çalıştırabiliyor. Gerçek zamanlı işlemler için gerekli işlemci gücü ve tüm bağlantı arabirimleri AM335x 720Mhz ARM işlemcisi tarafından sağlanıyor.











Cubieboard: Cubieboard 10x6cm boyutunda küçük bir kart, uzmanlar için uygun, genişletilebilir ve ucuz, yine de ödüllü A10 SOC çipli güçlü bir ARM kart.











pcDuino: pcDuino küçük bir PC platformu, Ubuntu ve Android ICS çalıştırabiliyor. Görüntü çıkışı HDMI. Dahası Arduino ile uyumlu donanım arayüzüne sahip.


















RascalMicro: Rascal küçük bir bilgisayar, bir monitör kullanarak pek çok şeyi kontrol edebilirsiniz. Kart üzerindeki kendi web tabanlı editörü ile Python dilinde geliştirme yapabilir Arduino genişletme kartlarını kullanabilirsiniz.







Raspberry Pi: Raspberry Pi kredi kartı boyutunda bir bilgisayar, TV ve  klavye bağlantısı yapılabiliyor. Küçük bir bilgisayar özellikleri taşıyor, masaüstü bilgisayarınızın yapabildiği pek çok şey için kullanılabilir, hesap tabloları, kelime işleme ve oyunlar. HD Filmleri de oynatabiliyor.







Hangisini seçmeliyim?

miniPC: Eğer HDMI çıkışlı taşınabilir bir bilgisayar istiyorsanız 4 seçeneğiniz var: BeagleBoard-xM, Cubieboard, pcDuino ve  Raspberry Pi. Eğer TV’niz HDMI girişli değilse RaspberryPi ayrıca RCA çıkışı sunuyor. Linux dağıtımları çalıştırabilirsiniz fakat bu durumda çok RAM’a ihtiyacınız olacaktır. Bu nedenle 1GB (Cubieboard, pcDuino) veya 512MB (Raspberry Pi, BeagleBoard-xM) arasından seçim yapmalısınız. Depolamaya gelince, Cubieboard’ın 4GB NAND Flash’ı harici depolamaya göre avantajlı olabilir. BeagleBoard-xM ise  A/V camera, S-Video, Ses (kayıt) gibi en çok G/Ç bağlantısı ile aralarında en kapsamlısı, Raspberry Pi ve  Rascal Micro ise sonra geliyor. Eğer fiyat sizin için önemliyse RaspberryPi en iyisi.

Arduino uyumu: Eğer Arduino uyumlu bir kart arıyorsanız 5 seçeneğiniz var: Öncelikle Arduino Yun aralarında gömülü Wifi arabirimi olan tek kart. Linino Linux çalıştırıyor ve web sunucu kontrol edilebiliyor veya dijital G/Ç arabirimleri ile bilindik Arduino olarak kullanılabilir. Rascal Micro ve pcDuino’nun aynı Arduino soketleri var, Arduino genişleme kartlarını doğrudan takabiliyorsunuz. Hatta RaspberryPi ile köprü kuran bağlantı kartları gibi diğer platformları bağlamak için kartlar bile var. Ben Arduino Yun’u seçtim. Linux üzerinden ayrıntılı Wifi bağlantı kontrolü ve çeşitli GPIO portlarını kolayca programlama imkanı sunan  güzel bir kart.

5 Temmuz 2013

Posted In: linux, lkd_gezegen, teknoloji

Google Reader’dan Taşınma Zamanı

Google, en çok kullandığım RSS takip uygulamasını 1 Temmuz'da emekliye ayıracağını açıkladı. Daha 3 ay var ama o gün gelmeden başka bir yere taşınıp alışmak iyi olur diye düşündüm. 15 Dakikalık bir araştırma sonucu Bloglines'ı bir deneyeyim dedim.

Abonelikleri almak için https://www.google.com/takeout/#custom:reader adresine gidip zip arşivini bilgisayarınıza indiriyorsunuz, içinden çıkan subscriptions.xml dosyası OPML biçiminde, yani bloglines gibi sitelerde içeri aktarabiliyorsunuz.

15 Mart 2013

Posted In: internet, lkd_gezegen

WebRTC Değişimin başlangıcı mı?

Gerçekte Skype, GoogleTalk, Jitsi gibi uygulamalar ve Adobe Flash uygulamaları olmadan da web tarayıcısı üzerinden ve hiçbir eklenti kurmadan anında görsel ve sesli iletişim kurabilmek teknik olarak mümkün. Ancak bunun için standart bir protokol olmadığından her firma kendi teknolojilerini geliştirmek zorunda kalıyor. Örneğin Google, Hangout uygulaması için her bir tarayıcı ve her bir işletim sistemi için ayrı ayrı eklenti ve uygulamalar geliştirmek durumunda. Ancak yakında tüm bu yazılımlara gerek kalmayacak gibi görünüyor.

Google, Mozilla ve Opera ile birlikte bu iş için WebRTC (Web Real Time Communications) adında bir W3C standardı üzerinde 2011 yılından beri çalışıyor. Bu sayede tek bir HTML5 uygulaması ile farklı sistemler ve tarayıcılar üzerinden gerçek zamanlı sesli ve görsel iletişim mümkün olacak. Gerekli kütüphaneler tarayıcılarda gömülü olacak ve standart Javascript API'leri sayesinde yönetilecek, herhangi bir cihazda kullanıcının ihtiyacı olan tek şey modern bir web tarayıcıdan ibaret olacak.

AT&T, Mozilla ile birlikte geliştirdiği WebRTC'yi temel alan WebPhone projesi için "vision for the future of seamlessly integrated communication." diyor.  İnternet bağlantısının olduğu her yerden hiçbir ek yazılıma gerek duyulmadan platform bağımsız kesintisiz anlık veri paylaşımı imkanı A.Graham Bell’in icadını tarih kitaplarına kaldırabilir mi? Özellikle IPv6’nın sağlayacağı avantajlar, mobil cihazların gelişimi ve VOIP desteği ile birlikte düşününce olabilir diyorum. 


WebRTC Desteği Firefox ve Chrome tarayıcıların son sürümlerine ekleniyor, Firefox ile test etmek için http://mozilla.github.com/webrtc-landing/ adresindeki örneklere bakabilirsiniz.

WebRTC'de öntanımlı kodlama VP8 olmuş (başka açık kodlamalar da destekleniyor ve ileride eklenebilir), ancak Microsoft bu durumdan pek memnun olmamış olacak ki CU-RTC adını verdiği benzer bir çalışmayı bağımsız olarak yürütüyor ve WebRTC'den daha esnek ve özelleştirilebilir olduğunu iddia ediyor.
 

http://html5labs.interoperabilitybridges.com/cu-rtc-web/cu-rtc-web.htm


26 Şubat 2013

Posted In: internet, lkd_gezegen, teknoloji

Bodhi Linux, epey eğlenceli bir eleman

Enlightenment (bundan sonra E diyeceğim) sonunda kararlı 17 sürümünü yayınladı. Yaklaşık 1.3 sürümünden bugüne kullandığım Ubuntu LTS tabanlı E dağıtımı Bodhi Linux ise 2.2.0 sürümü ile bu güncellemeyi ilk sunan dağıtımlardan birisi oldu. Bence E, hız ve hafiflik konusunda harika, Bodhi Linux ise E'yi en iyi, en güncel ve en derli toplu sunan dağıtım. Meraklısı için aşağıda bol görselli bir inceleme var;




Enlightenment

E'ye hız ve hafiflik sağlayan şey küçük boyutlu ve hızlı kütüphaneleri, tüm masaüstü ve E araçları bu kütüphaneleri kullanıyor, böylece araçlar da çok küçük boyutlu oluyor. Basit bir masaüstü için ~40MB hafıza kullanıyor.


Bu özellikleri nedeniyle küçük işlemciler, düşük saat hızları ve az bellek taşıyan aygıtlarda kullanmaya oldukça uygun. Ayrıca sitesinde kütüphanelerin MacOSX ve Windows altında da çalıştığı yazıyor! E'nin oldukça geniş bir geliştirici ailesi bulunuyor.


Kurulum

http://www.bodhilinux.com/ Adresinden indireceğiniz PC kalıpları CD boyutunda. ARM Cihazlar için de kalıplar mevcut.

Kurulum ortamı E'nin profil ve tema seçimi ile açılıyor, burada hangilerini seçtiğinizin kurulum için bir önemi olmayacak. Desktop ve default tema ile devam edebilirsiniz. Sonra masaüstündeki Install seçeneği ile klasik Ubuntu kurulumu yapıyorsunuz. Kurulum 8-10 dk. kadar sürüyor, güncellemeleri kurulumda kurarsanız bağlantı hızınıza göre süre değişebilir. (Kurulum yardımı için Ubuntu kaynaklarına bakmalısınız.)




İlk çalıştırma

Bodhi oturum yöneticisi olarak LXDM kullanıyor, ilk defa giriş yapınca profil ve tema seçmeniz gerekiyor, tereddüt yaşamanıza gerek yok, seçimden sonra değişiklik yapmak kolay.





Tablet profili haricindekiler klasik masaüstü ve dizüstü kullanımı alışkanlıklarına yönelik, tablet profiline de daha sonra bakalım. Desktop profili ve default temasını seçerek devam ediyorum, zaten kurulumda pek fazla tema yok.

Kurulumda hemen hiç ekstra uygulama yok, bu benim özellikle beğendiğim bir şey, Midori (basit bir tarayıcı), ağ yöneticisi, metin editörü, arşiv yöneticisi, oturum yöneticisi ayarları, EFM (dosya yöneticisi), Lxterminal ve tabii ki Synaptic (Paket yöneticisi). Ancak terminal olarak E'nin Terminology uygulamasının kullanılmaması şaşırtıcı.



Modüller 

Kurulumda Türkçe seçtiğimiz halde sistem İngilizce açılıyor. Bunun için E'nin dil ve klavye ayarlarını yöneten modüllerini aktifleştirmek lazım. Modüller E'nin küçük işlevsel parçaları ve sadece ihtiyacınız olanları açmanız yeterli, menüdeki Settings   altındaki kısayoldan ulaşabilirsiniz.


 Modüller farklı kategoriler altında listeleniyor, Dil ayarları modülü Settings kategorisinde, klavye ise Utilities kategorisinde bulunuyor.


Aktifleştirdikten sonra menüden Settings / All / Language yolundan dil ayarlarına ulaşabilirsiniz, burada Türkçe seçeneği mevcut, değişiklik hemen aktif olacaktır. Klavye ayarları da (menümüz genelde artık Türkçe -) Ayarlar / All / Giriş yolunda bulunuyor. F Klavye kullanıcıları ekleme penceresindeki Variant sekmesine uğrayacak. Ekledikten sonra aktif olması için seçeneğinizi en üste almanız gerekiyor.


Eğer bu ayarları sık sık değiştirmeyi düşünmüyorsanız modülleri kapatabilirsiniz, açık modüller bellekte yer kaplıyor ve açılışta başlatılıyor.  (Gerçi E'nin modülleri çok çok küçük boyutlarda, gözünüz korkmasın)


Uygulamalar

Menüdeki Bodhi Linux seçeneği altında Add Software seçeneğine bir göz atın. Bodhi ekibi uygulama kurma işini daha eğlenceli ve basit hale getirmek için http://appcenter.bodhilinux.com/ adresinde bir sayfa hazırlamış ve çok tercih edilen yazılımları ve yazılım gruplarını paket yöneticisi ile uğraşmadan buradan kurmak mümkün.

Paket yöneticisi Synaptic ise Uygulamalar / Tercihler altında. Paket kurma ve güncelleme yapmadan önce depo kaynağını Türkiye'deki sunucuları gösterecek şekilde değiştirmek isteyebilirsiniz, bunu Synaptic'i açıp Ayarlar menüsündeki Depolar altından değiştirebilirsiniz. Bodhi Linux kendi paketleri için ABD'deki bir sunucuyu kullanıyor ama bu depoda genelde az sayıdaki E masaüstü paketleri var, diğer paketler için Ubuntu depoları kullanılıyor.

Uygulama kurulumundan sonra uygulamayı menüde hemen görmek istiyorsanız menüden Enlightenment / Yeniden Başlat seçerek E'yi yeniden başlatabilirsiniz.


Masaüstü

Fark ettiyseniz fareyi hangi pencerenin üzerine götürürseniz sistem o pencereye  odaklanıyor, benim için oldukça sinir bozucu bir şey, bunu değiştirmek için Ayarlar menüsündeki All / Pencereler / Pencere Odaklanması'nı kullanın.

Masaüstünde tıklayınca menü açılıyor, alışık olmayanlar için sorun olabilir ama zamanla alışıyorsunuz.

Ekran köşelerindeki panellere E raf diyor, raf ekleme/çıkarma/ayarlama işlemleri için Ayarlar / All / Extensions / Raflar yolunu takip edin. Raflara ekleyebileceğiniz pek çok araç mevcut, bu araçlar modüller olmadan listede görünmeyecektir, onun için önce modüllerden açmak sonra raflara eklemek gerekiyor.



Raf içeriklerine raflara sağ tıklayarak da ulaşmak mümkün, raflardaki araçların yerlerini değiştirmek için rafa sağ tıklayıp Begin Moving seçmek, mavi çerçeveli hale gelen araçları taşıdıktan sonra yine sağ tık Stop.. seçmek gerekiyor. Raftaki araçlara sağ tıklayınca hem raf (shelf) hem de araç için seçenekler listeleniyor. Örneğin IBar rafta uygulama kısayolları sağlayan bir araç/modül.



E'nin dosya yöneticisi EFM henüz çok yeni bir uygulama, önceden PCManFM kullanılıyordu (ben hala EFM kullanmıyorum) ancak EFM oldukça yeterli ve hızlı, ayarlarına ulaşmak için pencerenin boş bir yerinde sağ tıklayıp Seçenekler / File Manager Settings yolunu takip etmek gerekiyor.


Araç çubuğundaki kalp işareti pencerenin solundaki favori kısayolların bulunduğu konumu açıyor.

Masaüstüne de araçlar eklemek mümkün, masaüstüne tıklayınca açılan menüden  Masaüstü / Change Gadgets seçin, raflarda olduğu gibi eklediğiniz araçlara sağ tıklayıp ayarlarına ve konum/boyut değiştirme seçeneğine ulaşabilirsiniz.


Everything Starter bir şeylere ulaşmak için kullanılabilecek güzel bir araç, dosyalarınız, uygulamalar, ayarlar vs. için yazarak arama yapabiliyorsunuz, bunu rafa ekleyip klasik menü yerine de kullanabilirsiniz.



Tablet Profili

Profili değiştirmek için menüden Ayarlar / All / Ayarlar yolunu izleyin, ilk açılıştaki menüye ulaşacaksınız. Merak etmeyin her profilde yaptığınız değişiklikler kayıtlı kalıyor, ancak kötü haber şu ki; bir profili ilk defa kullanacaksanız dil ve gerekliyse klavye ayarlarını yapmanız gerekiyor.

Tablet profili adı üzerinde küçük taşınabilir cihazlar için geliştirilmiş ve uygulamaları tam ekran açma, masaüstünde kayar ikon menüsü, ekran klavyesi gibi özellikler var. Bu özellikler daha doğrusu modüller modül yöneticisinde Mobile sekmesinde Illume ailesi olarak bulunuyor. Masaüstündeki Raf, yerini Illume Indıcator'a bırakmış oluyor.


Sağ alttaki Bodhi yaprağına tıklayınca uygulamalara ulaşılıyor, buradaki ikonları masaüstüne kısayol yapmak için farenin sol tuşu ile basılı tutmak ve masaüstü gelince buraya bırakmak gerekiyor, masaüstündeki ikonların yerini değiştirmek için ise yine ikona basılı tutmak gerekiyor, ikonlar sallanmaya başlayınca sürükleme ve çarpı işaretiyle kaldırma yapılabiliyor.


İşlem bitince Bodhi yaprağının olduğu yerdeki çarpı işaretine basmak gerekli. Alt taraftaki beyaz noktayı takip ederek 5 adet masaüstüne  kaydırma yapılarak ulaşılabiliyor. Tablette denemediğim için bilemiyorum ama dokunmatik ekranlarda daha çok işlev olabilir, en iyisi Nexus üzerinde çalışan şu videoya göz atın;



Temalar

Bodhi geliştiricileri tıpkı uygulama kurulumunda olduğu gibi temalar için de bir sayfa açmışlar ve işi kolaylaştırmışlar. Menüdeki Bodhi Linux / Art Work yolundan http://art.bodhilinux.com adresine ulaşıyorsunuz. Buradaki sayfalardan kurulum yapılabilir. Ne yazık ki temalar sayıca çok değil ve ben pek çoğunu beğenmiyorum, benim kullandığım tema Detourious.


Yüklediğiniz temaları menüden Ayarlar / Temalar yoluyla değiştirebilirsiniz.

Açıkçası bu tema ve özelleştirme konularına pek zaman ayıran birisi değilim ama Bodhi forumlarında nasıl yapıldığını bilmediğim sanat eserleri paylaşılıyor, sırf göz zevki için bile olsa mutlaka bir göz atın; http://forums.bodhilinux.com/index.php?/topic/141-share-your-desktop/page__st__3800__p__63234


Birkaç ufak şey

Masaüstü kısayolları için Ayarlar / All / Giriş / Kısayol Tuşları yolunu izleyin, örneğin Ctrl+ESC basınca lxtask çalıştırmak için ayarladım.



Chrome tarayıcısı indirilen dosyaları açmak için xdg-open kullanıyormuş ve bu nedenle indirilen dosyalara Chrome içinden tıklayınca açılmıyor, bunu gnome-open olarak değiştirmek için küçük bir hile yapmak lazım, terminale  aşağıdaki komutu yapıştırıp çalıştırın;

sudo mv /usr/bin/xdg-open /usr/bin/xdg-open.backup; sudo ln -s /usr/bin/xdg-open /usr/bin/gnome-open


Bodhi kurulumda dil paketlerini ve bazı çoklu ortam kütüphanelerini  kurmuyor, bunun için Synaptic'ten ubuntu-restricted-extras ve language-pack-tr paketlerini kurabilirsiniz, ayrıca AppCenter'dan LibreOffice kurulumu yapınca yine Türkçe dil paketlerini ayrıca kurmanız gerekecek.

Kullanıcı hesapları yönetimi için Bodhi Linux bir araç sunmuyor, tabii ki konsol en kısa yol ama gnome-system-tools paketini de kurabilirsiniz.

Gpicview, EPdfViewer, Transmission, Decibel Player, Parcellite gibi hafif uygulamaları tercih edebilirsiniz.


Topluluk

Bodhi Linux'un ayrı bir Türkçe topluluğu yok ancak dağıtım Ubuntu ailesinden olduğundan destek için http://www.ubuntu-tr.net/ adresini öneriyorum.



5 Ocak 2013

Posted In: Bodhi Linux, Enlightenment, linux, lkd_gezegen

Silikon Vadisinde Bilgisayarsız Eğitim

İlköğretimde bilgisayar kullanımının fayda ve zararları  Türkiye'nin aksine gelişmiş ülkelerde epey zamandır tartışılıyor ve tecrübe ediliyor. Geçen yıl The New York Times internet sitesinde yayınlanan bir yazıdan, teknoloji şirketlerinin bazı üst düzey çalışanlarının çocuklarını bilgisayarsız eğitim yapan bir okula gönderdiklerini okumuştum.

Sonraki aylarda bu yazının bir çevirisini yapmanın iyi olacağını düşündüm, çünkü zavallı ulusal basınımızda Fatih projesini bu açıdan tartışan bir yazı, Dünya'daki tecrübeleri araştıran bir inceleme göremedim. Yazının üzerinden 1 yıl geçmiş olsa da konu tazeliğini koruyor.

Yeterliyseniz yazının orjinalini okumanız daha iyi olur zira benim çevirim çok iyi değil, zaten kendime güvenemediğim için sevgili Anıl Özbek ve Zeki Bildirici'den bir göz atıp düzeltme yapmalarını rica etmiştim, beni kırmadıkları için teşekkür ederim.




eBay teknoloji şefi, çocuklarını Los Altos Kaliforniya’daki dokuz derslikli bir okula gönderiyor.  Google, Apple, Yahoo ve Hewlett-Packard gibi Silikon Vadisi devlerinin diğer çalışanlarının yaptığı gibi.

 Fakat okulun başlıca eğitim araçları için yüksek teknoloji oldukları hariç her şey söylenebilir: kağıt, kalem, örgü şişleri ve bazen de çamur. Bir bilgisayar dahi bulunmuyor. Tek bir ekran bile yok. Sınıfta bilgisayarlara izin verilmiyor ve hatta okul yönetimi öğrencilerin evlerinde bilgisayar kullanmalarına da sıcak bakmıyor.

Ülke çapındaki okullar, sınıfları bilgisayarlarla donatmak için acele etmişti ve pek çok politikacı aksini yapmanın aptalca olacağını söylemişti. Fakat teknoloji ekonomisinin merkezinde karşıt bir görüş var, buradaki bazı ebeveyn ve eğitimcilerin mesajı şu: bilgisayarlar ve ilköğretim okulları bir arada olamaz.

Ülkedeki 160 civarındaki Waldorf okulundan biri olan Peninsula Waldorf Okulu fiziksel aktivite ve yaratıcı deneyimlerle öğrenmeye odaklanmış bir eğitim felsefesi taraftarı. Bu yaklaşımı destekleyenler bilgisayarların yaratıcı düşünceyi, hareketliliği, insan ilişkilerini ve dikkat sürekliliğini engellediğini söylüyor.

Waldorf metodu yaklaşık yüz yıllık, fakat günümüzde bu metodun bilişimciler arasında kuvvetle benimsenmesi bilgisayarların eğitimdeki rolü hakkındaki yoğun bir tartışmayı belirgin bir şekilde ortaya koyuyor.

Elli yaşındaki Alan Eagle “İlköğretimde teknoloji desteğine ihtiyacımız olduğu düşüncesini temelden reddediyorum” diyor, kızı Andie Waldorf ilkokulundaki 196 çocuktan biri ve on üç yaşındaki oğlu William ise yakınlardaki bir orta okulda okuyor. “IPad üzerindeki bir uygulamanın çocuklarıma daha iyi okumayı ve aritmetik yapmayı öğreteceği fikri gülünç” diye ekliyor.

Bay Eagle teknolojiden biraz anlıyor. Dartmouth’dan bilgisayar bilimleri derecesi sahibi ve Google’da iletişim yöneticisi olarak çalışıyor, başkan Eric E. Schmidt’in konuşmalarını yazmış. IPad ve akılı telefon kullanıyor. Ama beşinci sınıftaki kızı için “Google’ın nasıl kullanıldığını bilmez” diyor, sekizinci sınıfa başlayan ve okulunun küçük aletleri sınırlı olarak kullanmasını onayladığı oğlu ise daha yeni öğrenmiş.

Buradaki öğrencilerin dörtte üçü yüksek teknolojiyle güçlü bağları olan ebeveynlere sahip. Diğer ebeveynler gibi Bay Eagle de bunda bir çelişki görmüyor. Teknolojinin bir zamanı ve yeri vardır diyor ve ekliyor “Eğer Miramax’ta çalışsaydım ve güzel, iddialı R dereceli filmler yapsaydım, çocuklarımın bunları 17 yaşına kadar görmesini istemezdim”.

Bölgedeki diğer okullar ağ bağlantılı sınıflarla övünürken Waldorf okulu basit, eski tarz görünümü benimsiyor, renkli tebeşirli kara tahtalar, ansiklopedi dolu kitaplıklar, defterlerle dolu ahşap masalar ve iki numara kurşun kalemler.

Geçtiğimiz Salı Andie Eagle ve beşinci sınıf arkadaşları iplik toplarının etrafındaki çapraz ahşap iğnelerle desenli kumaş yaparak örgü becerilerini tazelediler. Okul bunun problem çözme, desen oluşturma, matematik ve koordinasyon becerilerini geliştiren bir uygulama olduğunu söylüyor. Uzun dönemli hedef bir çorap yapmak.

Başka bir sınıfta bir öğretmen, yıldırım taklidi yaptırarak üçüncü sınıflara çarpmayı öğretiyor. Çocuklara bir matematik sorusu soruyor -dört kere beş- ve çocuklar hep bir ağızdan “yirmi” diye bağırarak kara tahtada yazılı numaralara parmaklarıyla işaret ediyorlar. Bir sınıf dolusu hesap makinesi.

İkinci sınıftaki öğrenciler bir çember içerisinde ayaktayken öğretmenin söylediği bir metni tekrar ederek dilbilgisini geliştiriyor, aynı anda çanta yakalama oyunu oynuyorlar. Bu beden ve beyin koordinasyonunu geliştirmeyi hedefleyen bir alıştırma. Diğer sınıflarda olduğu gibi burada da gün, tanrı hakkında bir şiir yazma veya ezberden okumayla başlayabiliyor, şiir mezhep farkı gözetmeyen ilahi vurguyu yansıtıyor.

Eski bir bilgisayar mühendisi olan Andie’nin öğretmeni Cathy Waheed eğitimi çekici ve elle tutulur şeylerle yapmayı deniyor. Geçen yıl kesirleri elma, kek ve börek gibi yiyecekleri ikiye, dörde ve onaltı parçaya kestirerek öğretti.

“Üç haftayı kesirler sayesinde yiyerek geçirdik, herkesin yiyebileceği kadar kesilmiş kek parçaları yaptığımızda bunun ne kadar konsantre edici olduğunu düşünebiliyor musunuz?” diyor Cathy. 

Bazı eğitim uzmanları sınıfları bilgisayarlarla donatmanın yersiz olduğunu söylüyor, çünkü çalışmalar bunun daha iyi test sonuçları veya ölçülebilir kazançlar sağladığını açıkça göstermiyor.

Peki kekleri keserek ve örgü örerek verilen eğitim daha mı iyi? Waldorf’un savunucuları kısmen bu karşılaştırmaya katılmıyor çünkü bir özel okul olarak ilk öğretimde standart testleri kullanmıyorlar ve en baştan ilk öğretim öğrencilerinin bu gibi testlerde iyi derece alamayacaklarını kabul ediyorlar, bunun nedeninin de standart matematik ve okuma müfredatını takip etmemeleri olduğunu söylüyorlar.

Kuzey Amerika’daki Waldorf birliğine bağlı okullarının etkinliğine dair kanıtları araştırınca görünüyor ki 1994-2004 yılları arasında birleşik devletlerdeki  Waldorf liselerinden mezun olan öğrencilerin yüzde 94’ü yüksek okula katılmış, Oberlin, Berkeley ve Vassar gibi prestijli kurumlar başı çekiyor. 

Tabii ki bu durum sürpriz olmayabilir, bu çocuklar  seçilmiş özel okulları araştıran iyi eğitimli ailelerden geliyor, anlaşılacağı gibi genellikle de masrafları karşılayabilecek aileler. Yani teknolojik olmayan eğitim araçlarının etkisini diğer faktörlerden ayrmak zor. Örneğin Los Altos okulundaki öğrencilerin velileri şunu söylüyor; Waldorf yaklaşımının geniş çalışma olanakları iyi öğretmenleri kendisine çekiyor, bu, diğer okullarda eksik olan güçlü görev duygusunu ortaya çıkarıyor.

Kesin bir kanıt olmayınca, konu nesnelliğe indirgenmekte, ebeveynlerin seçimleri ve fikir ayrılıkları tek bir kelime üzerinde duruyor: sorumluluk (engagement). Teknoloji ile donatılmış okulların savunucularına göre bilgisayarlar öğrencilerin ilgisini çekebilir ve aslında elektronik aletlerden uzak kalmış gençler onlar olmadan konsantre olamazlar. 

Ülke çapındaki okul kurullarını temsil eden Ulusal Okul Kurulları Birliğinde (National School Boards Association) eğitim teknolojileri yöneticisi olan Ann Flynn, “Okullar bu araçları satın alıp erişim sağlayabiliyorsa bile bunları kullanmıyorlar, çocuklarımızı kandırıyorlar” diyor.

Eski bir öğretmen ve Furman Üniversitesinde eğitim profesörü olan ve kamu eğitim metodları hakkında 12 kitap yazmış olan Paul Thomas, “Sınıfta teknolojiden kaçınan bir yaklaşımın öğretime daima yararı olur. Öğrenme insani bir deneyimdir. Edebiyat, matematiksel beceri ve eleştirel düşünceye ihtiyacınız varsa teknoloji oyalayıcıdır.” diyor.

Waldorf okullarındaki veliler de gerçek sorumluluğun iyi öğretmenler ve ilgi çekici ders planlarından geldiğini savunuyor.

Pierre Laurent, “Sorumluluk, insan ilişkileriyle, öğrencinin öğretmeniyle, yaşıtlarıyla ilişkileriyle ilgilidir.” diyor, 50 yaşında ve yüksek teknoloji işinde çalışıyor, zamanında Intel ve Microsoft’ta çalışmış. Waldorf okulunda üç çocuğu var, etkileyici bir aile, eşi Monica 2006’da burada öğretmen olmuş.

Teknoloji ile donatılmış okulların savunucuları çocukların modern dünyada rekabet edebilmeleri için ortamlarında bilgisayarlara ihtiyacı olduğunu söylüyor, Waldorf’un velileri buna karşı, bu beceriyi edinmek çok kolaydır, aceleniz ne? diye soruyor.

“Bu çok kolaydır. Tıpkı diş fırçası kullanmayı öğrenmek gibidir” diyor bay Eagle. “Google’da ve bunun gibi yerlerde beyin özürlülerin bile kullanabileceği kadar basit teknolojiler üretiyoruz. Çocukların yetişkin olduklarında bunları kavrayamamaları için bir sebep yok.”

San Francisco’daki Waldorf okulunda çok sayıda yüksek teknoloji çalışanı veli bulunuyor, hemen kuzeyinde  Mill Valley’deki Greenwood okulunun ise Waldorf akreditasyonu yok fakat onların prensiplerinden etkilenmiş.

California’da 40 civarında Waldorf okulu var, bağışlar dengesiz dağılmış, belkide bunun nedeni buradaki faaliyetlerin güçlenmesidir diyor Lucy Wurtz, eşi Brad ile birlikte 2007 yılında Los Altos’daki Waldorf Lisesinin kurulmasına yardım etmiş. Bay Wurtz veri merkezlerinin enerji ihtiyacını azaltmak için çalışan Power Assure’un başkanı.

Waldorf sistemi ucuza gelmiyor: Bayan Wurtz’un finansal desteğin olduğunu söylemesine rağmen  Silikon Vadisindeki okulların anaokulundan sekizinci sınıfa kadar yıllık öğretim bedeli $17.750 ve lisede $24.400. Waldorf’da çocuğu olan ailelerin elit özel ve devlet okullarından seçme imkanları var, yüksek eğitimliler ve liberal eğilimliler, eğitim konusunda sağlam bir bakış açıları var; yani çocuklarının ne zaman teknoloji ile eğitime hazır olacağı hakkında bilgi sahibiler ve teknoloji uzmanlığı ile bunlara erişim imkanı evlerinde yeterince var.

Öğrenciler teknoloye özlem duymadığı gibi tamamen uzak da değiller. Andie Eagle ve beşinci sınıf arkadaşlarıı bazen film seyrettiklerini söylüyor. Kızlardan birinin babası bir Apple mühendisi olarak çalışıyor ve dediğine göre babası bazen ondan hata ayıklama yaptığı oyunları test etmesini istiyor. Oğlanlardan biri haftasonları uçuş simülasyon programlarıyla oynuyor.

Öğrencilerin dediklerine bakılırsa ebeveynleri veya akrabaları telefonlar ve teknolojik aletler ile fazlasıyla haşırneşir olduklarında çocuklar mutsuz oluyorlar. 11 Yaşındaki Aurad Kamkar’ın dediğine göre geçenlerde kuzenlerini ziyarete gitmiş ve kendisini teknolojik aletleri ile oynayan ve birbirleri ile ilgilenmeyen 5 kişinin arasında otururken bulmuş. Onlara el sallamaya başlamış ve “Selam çocuklar, ben buradayım” demiş.

Babası Google’da çalışan 10 yaşındaki Finn Heilig, kağıt ve kalemle çalışmaktan -bilgisayar üzerinde çalışmaya nazaran- daha fazla keyif aldığını, bu sayede geçen yıllardaki gelişimini gözlemleyebildiğini söylüyor. 

“Geriye bakıp birinci sınıftaki el yazınızın ne kadar kötü olduğunu görebilirsiniz. Bunu bilgisayarlarla yapamazsınız, çünkü onda bütün harfler aynıdır. Zaten eğer kağıda yazmayı öğrenirseniz, bilgisayara su döküldüğünde veya elektrik kesildiğinde yazmaya devam edebilirsiniz.” diyor Finn. 


Ayrıca meraklısı için : http://dailynightly.nbcnews.com/_news/2011/11/30/9118340-the-waldorf-way-silicon-valley-school-eschews-technology

21 Ekim 2012

Posted In: Diğer, lkd_gezegen, teknoloji

"Eee Windows fazla oldun!" demek de lazım

Can Dündar "Eee-devlet fazla oldun!" yazısı ile devletin güvenlik birimlerinin gazetecileri nasıl izleyebildiğini bir örnekle anlatmış;

...
Bir gün polisteki bir tanıdığı arayıp “Sakıncalı şeyler yazıyorsun” demiş.
Dehşete kapılmış gazeteci...
“Ne yazıyormuşum” diye sormuş.
Telefondaki kitabı anlatmaya başlamış.
“Ama... Nerden biliyorsunuz” diye kekelemiş bizimki...
“İnternete bağlı olduğun sürece bilgisayarına girip yazdıklarını görebiliyorlar” diye izah etmiş arayan.
...


 
Bu örneğin doğru olup olmadığı değil mümkün olup olmadığı daha önemli ve teknik olarak Windows işletim sistemi kullanan herkes böyle bir tehlike ile yaşıyor. Kullanılan güvenlik yazılımlarının en babası bile Windows çekirdeğine ekleniyor, yani Windows çekirdeği ne kadarına izin verirse o kadar bilgi ile çalışıyor bu güvenlik yazılımları. Kısacası güvenlik yazılımlarının arkasına sığınmaya çalışmanın da faydası yok. (Buradan "Sizi güvenlik yazılımları değil GPL lisansı korur" diye bir slogan da çıkar ayrıca :)

Can Dündar'ın yazısında bahsettiği arkadaşı çözümü yurt dışına kaçmakta bulmuş, en azından içeri alınmam diye düşünmüş olabilir. Ama nereye kaçarsanız kaçın Windows'u açtığınız anda tehlike altındasınız demektir.

Çözüm ise çok basit, Eee Windows fazla oldun diyerek kullanmaktan vazgeçmek. Eğer bu yazıyı okuyup hala "Eee ne kullanacğım ki?, Mac mi alayım?" diye soran varsa Linux kullanıcıları olarak onlardan özür dilememiz lazım, daha çok tanıtım yapamamışız, Linux'u anlatamamışız.

Unutmayın Windows kullandığınız sürece asla güvende değilsiniz, ayrıca bu tek taraflı bir güvenlik sorunu da değil, aynı durum emniyet ve askeri birimler için de geçerli, bunu en iyi İran bilir

Bilgisayarda kendinizi tamamen güvende ve özgür hissetmenin tek yolu Linux kullanmaktır.




13 Eylül 2012

Posted In: linux, lkd_gezegen, Özgürlük için, windows

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com