31 August 2010

FoldIt - Bilim için Oynayın


Bilgisayarlarla uğraştığımdan beri aklımda "bilgisayarların çağın sorunlarının çoğunu mükemmel bir şekilde çözebilecek olduğu, ancak bilgisayarları o kadar iyi programlayabilecek bir insanın olmadığı" gibi bir düşünce var, tam olarak açıklayamasam da. Sanırım küçüklüğümde düşünebildiğim her şeyin bilgisayarlarla yapılabildiğini görmemden kaynaklanıyor bu.

FoldIt ile alakasına gelince; bana göre yine bu şekilde bir durum. Bilgisayarların 3 boyutlu dünyadaki eksiklerini, bütün hayatını 3 boyutlu nesnelerle geçirmiş bizlerin çözmesinin daha kolay olacağı mantığında.

Bir protein katlama oyunu FoldIt. Bulmaca serisi şeklinde düzenlenmiş. Hidrofobik kısımlar içeride, hidrofilik kısımlar dışarıda olacak şekilde, boşluk bırakmadan, zincirler çakışmadan ve bir miktar daha kural dahilinde proteinlerin şeklini düzenliyorsunuz. Bu düzenlediğiniz şekiller de tekrar sunucuya gönderilip alternatif protein şekillerinin bulunmasına yardımcı oluyor.

Linux, Windows ve Mac ortamlarında çalışıyor. Paketleri internet sitesinden indirebilirsiniz.

Linux için herhangi bir paketi inşa edilmemiş(*), .tar.gz dosyasını indirmek gerekiyor. Ancak bir derleme yapmadan da, sadece arşiv açılıp çalıştırılıyor.

wget http://fold.it/portal/download/linux
tar xvzf Foldit.tar.gz
cd Foldit
./FoldIt

komutları ile indirip-açıp-çalıştırabilirsiniz.

Not: Archlinux x86_64 üzerinde bu şekilde kullanabilmem için AUR'dan lib32-freeglut paketini kullanmam gerekti.

* Archlinux için kolayca Can Celasun'un hazırladığı, AUR'daki "foldit" paketini kullanabilirsiniz :) .

İyi eğlenceler :) .

Ayrıca bkz: http://www.birseyler.org/2009/03/distributed-computing/

Share and Enjoy!RSSPrintFacebookGoogle BookmarksTwitterdel.icio.usStumbleUponDiggTechnorati

Related posts:

  1. Globulation – Linux’a Bir Strateji Oyunu
  2. ZAZ - Zuma'yı Özleyenelere
  3. E-Okul'a Giriş Yardımcısı



30 August 2010

Yeni partim.!!


Hayır-evet, A partisi B partisi derken baktım hiçbirinde iş yok kendime yurtdışından bir parti bakayım dedim. Sonunda partimi Avustralya'da buldum.

http://www.sexparty.org.au/

Birde kendilerine bir banner yapmışlar, aklıma "internet sansürüne hayır" eylemi geldi.... :)




Avrupa 2020: “Avrupa Birliği Dijital Gündemi” Hızlı ve Ultra Hızlı İnternet Erişimi


Bu yayında sizinle paylaşmak istediğim kısım “Avrupa Birliği için Dijital Gündem Hedefleri” bölümü. Maalesef zamanım olmadığından bu kısmı Türkçeye çevirip yayınlayamıyorum. Özür dileyerek İngilizce paylaşıyorum. (http://translate.google.com/  işinizi ne kadar görür bilemiyorum) Avrupa Birliği’nin gelecek hedeflerinde hızlı ve ultra hızlı internetin ve internet erişim hakkının ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar ciddiye alındığını görmek doğrusu imrendirici.

Avrupa Birliğinin 2020 yılı hedefleri  için Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan “EUROPE 2020, A European strategy for smart, sustainable and inclusive growth EUROPE 2020 A European strategy for smart, sustainable and inclusive growth” isimli yayına ->buradan<- ulaşabilirsiniz.

Sayfa 11′den:

Flagship Initiative: “A Digital Agenda for Europe”

The aim is to deliver sustainable economic and social benefits from a Digital Single Market based on fast
and ultra fast internet and interoperable applications, with broadband access for all by 2013, access for all to much higher internet speeds (30 Mbps or above) by 2020, and 50% or more of European households
subscribing to internet connections above 100 Mbps.
At EU level, the Commission will work:
– To provide a stable legal framework that stimulate investments in an open and competitive high speed
internet infrastructure and in related services;
– To develop an efficient spectrum policy;
– To facilitate the use of the EU’s structural funds in pursuit of this agenda;
– To create a true single market for online content and services (i.e. borderless and safe EU web services
and digital content markets, with high levels of trust and confidence, a balanced regulatory framework
with clear rights regimes, the fostering of multi-territorial licences, adequate protection and remuneration
for rights holders and active support for the digitisation of Europe’s rich cultural heritage, and to shape
the global governance of the internet;
– To reform the research and innovation funds and increase support in the field of ICTs so as to reinforce
Europe’s technology strength in key strategic fields and create the conditions for high growth SMEs to
lead emerging markets and to stimulate ICT innovation across all business sectors;
– To promote internet access and take-up by all European citizens, especially through actions in support of
digital literacy and accessibility.
At national level, Member States will need:
– To draw up operational high speed internet strategies, and target public funding, including structural
funds, on areas not fully served by private investments;
– To establish a legal framework for co-ordinating public works to reduce costs of network rollout;
– To promote deployment and usage of modern accessible online services (e.g. e-government, online
health, smart home, digital skills, security).

Meraklısına ve ilgilisine…

Share/Bookmark

No related posts.



28 August 2010

Ubuntu’da şifreli ev dizinine erişmek


Bu yazıya giden yol Tuxweet‘te bir arkadaşın başına gelen GRUB kazasıyla başladı. GRUB bozulmuştu, onarmayı başaramadık vs. Verilerin alınması için sisteme girmek gerekiyordu, gel gör ki, /home dizini Ubuntu’nun (sanırım Lucid veya Karmic’le birlikte) teknik yanı güçlü olmayan biz faniler için de kolayca yapmaya olanak sağladığı gibi, şifrelenmişti. Peki kişisel verilere nasıl ulaşılacak?

Biraz arka plan bilgi: Ubuntu, kurulum sonrası çeşitli yollarla zaten yapılabilen bu şifreleme yöntemini, kurulum sırasında bir seçenek olarak sunuyor. Amaç, bilgisayarınız yanlış ellere geçerse, hiç olmazsa hassas olduğunu düşündüğünüz verilerin ortalığa saçılmaması. Yöntemin hangi derecede güvenlik sağladığını tartışmayacağım. “Kırılamaz şifre olmaz”dan tutun, kaba kuvvet yöntemiyle “bilmem ne hızında işlemcisi olan makinalarla şu kadar yıl” gibi tartışmaları, konuya ilgi duyanlar bulacaktır. Benim anladığım, epeyce bir pratik amaç için hayli güvenilir olduğu. Nitekim, Ubuntu 9.10′la birlikte ben de bu yola girmiştim.

Şifreleme işlemini (kurulumda diyelim) yaptıktan sonra, Ubuntu açılışta sizi uyarıyor. “Böyle bir iş yaptınız, şu yolla ‘passphrase’inizi iyi bir yere saklayın.” Bu hatırlanabilecek gibi bir parola değil, “parola cümlesi” mi deniyor Türkçede bilmiyorum, benim durumumda 32 karakterden oluşan bir dizi. Bunu unutursanız ve sisteminize alışılmış yollarla giremiyorsanız, verilerinize elveda diyorsunuz. Öyle, “bağlarım kurulu sistemi çalışan CD’den, alırım verileri” olmuyor. Amaç böyle olmaması zaten.

Peki, “passphrase” elimizdeyken /home/kullanıcı dizinine ulaşmak kolay mı? Denememiştim. Daha doğrusu, passphrase olmadan giremediğimin denemesini yapmıştım da, passphrase’le nasıl gireceğimi denememiştim. “Lâzım olduğu zaman bakarız; umarım başımıza öyle bir dert gelmez” düşüncesindeydim. Başı dertte olan arkadaşa “Passphrase’ini bildiğine göre, girsene işte” dedim. O kadar basit olmadığını söyledi. Huylandım. Denemeye karar verdim. Şu an için, öyle “iki tık”la halledilecek bir şey değilmiş.

Bu iş için, eski diskini alıp, kurulu bir sisteme USB üzerinden bağlayan var, aynı makinada ayrı bir disk bölümündeki sisteminden bağlayan var… Ben, deneme için dizüstünün diskini sökmeyi pek doğru bulmadığımdan, Çalışan CD kullandım.

Elimdekiler: CD’den başlatabilen ve USB girişi olan bir dizüstü; /home dizini ayrı bir disk bölümüne kurulu olmak üzere Ubuntu 9.10 Karmic Koala; Ubuntu 9.10 Karmic Koala veya 10.04 Lucid Lynx CD’si (çalışan CD özelliğine de sahip Desktop sürümü; Alternate değil.)

Bu yazdıklarım aslında http://ubuntuforums.org/showthread.php?s=25d635ea584b141b8f36fba2c093bc37&t=1501095 adresindeki tartışmanın bir çevirisi sayılabilir. Ama orada iş epey bir karışmış, bir müddet. Giriş #27 yöntemi işler hale getirmiş. Ben oradaki yöntem üzerinden değişiklikler yaptım. Sonunda kendi kurulumum için sonuç veren bir yola ulaştım. Ama ben bazı komutlarda -sonuçta istenilen olsa da- almamam gereken hatalar alıyorum. Bu hatalar benim sistemime kimbilir nasıl ve ne yolla yaptığım değişikliklerden, Türkçe yerelde çalışan bir sistem olmasından, yukarıda verdiğim Forum adresinde konu tartışıldıktan sonra Ubuntu’nun yaptığı güncellemelerin artık bazı şeylerin farklı yapılmasını gerektirdiğinden, onlarda kurulu sistemin Lucid, bendekinin Karmic olmasından… kaynaklanabilir.

Forum’da nasıl yapmışlar:

Çalışan CD’yle “Ubuntu’yu dene” seçeneğiyle masaüstüne gelip, donatılardan bir uçbirim açtıktan sonra, komutlar:

komutların çoğu root hakları gerektirdiği için, kolaylık bakımından

ubuntu@ubuntu:~$ sudo su

bağlama yeri yaratıyoruz

root@ubuntu:/home/ubuntu# mkdir /media/chroot

Erişmek istediğimiz sistem için Linux’un kurulu olduğu yer; /dev/sda1 yerine sizin için uygun olanı yazacaksınız

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount /dev/sda1 /media/chroot

ulaşmak istediğiniz sistemde ev dizinini ayrı bir disk bölümüne kurduysanız, onu da bağlayacaksınız. /dev/sda2 yerine, sizin için geçerli olanı; /home ayrı disk bölümünde değilse bunu atlıyorsunuz

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount /dev/sda2 /media/chroot/home

aşağıdaki üç mount işlemini yapıyoruz

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /dev /media/chroot/dev
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /sys /media/chroot/sys
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /proc /media/chroot/proc

aşağıdaki mount işleminin bir hata nedeniyle yapılmak zorunda kalındığını anlatmış Forum’da

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /dev/shm /media/chroot/dev/shm

aşağıdaki uygulanıyor

root@ubuntu:/home/ubuntu# chroot /media/chroot

mark burada erişilmek istenen sistemdeki ev dizini şifreli olan kullanıcı; siz sizin için neyse onu yazıyorsunuz; komutta niye - kullanıldığı Forum’da biraz tartışılmış. Bende sanırım bunla ilgili bir sorun var, hem bunu kullanmak hem ardından bir aşamada - olmadan komut vermek zorunda kaldım.

root@ubuntu:/# su - mark

şifreli bölüm için bize passphrase sormasını teminen bu komut veriliyor. Forumda anlatılanda passphrase yazılıyor ve sorun çıkmıyor. bende tam öyle olmadı.

mark@ubuntu:/$ ecryptfs-mount-private

mark kullanıcısının ev dizinine geçiyor. mark yerine sizin için neyse o.

mark@ubuntu:/$ cd /home/mark

dizini listeletiyor ve huzura eriyor

mark@ubuntu:/$ ls

Bu da yöntemin bende işlemesi için benim yaptıklarım:
Image and video hosting by TinyPic

ubuntu@ubuntu:~$ sudo su
root@ubuntu:/home/ubuntu# mkdir /media/chroot

Linux bende /dev/sda1′de

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount /dev/sda1 /media/chroot

ayrı disk bölümündeki /home dizini bende /dev/sda3′de. /home ayrı disk bölümünde değilse bunu atlıyorsunuz

root@ubuntu:/home/ubuntu# mount /dev/sda3 /media/chroot/home
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /dev /media/chroot/dev
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /sys /media/chroot/sys
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /proc /media/chroot/proc
root@ubuntu:/home/ubuntu# mount -o bind /dev/shm /media/chroot/dev/shm
root@ubuntu:/home/ubuntu# chroot /media/chroot

marenostrum benim kullanıcı adım; siz kendinizinkini yazıyorsunuz. Komutun çıktısında sanki hata olmuş gibi bir hava sezilse de; değil. Böyle çıkması gerekiyor; anahtar gerektiğini falan anlatıyor

root@ubuntu:/# su - marenostrum
keyctl_search: Required key not available
Perhaps try the interactive ‘ecryptfs-mount-private’
To run a command as administrator (user “root”), use “sudo “.
See “man sudo_root” for details.

geldik önemli yere. Forumda anlatılana göre, bu komuttan sonra passphrase sorduğunda -benim için 32 haneli olan- passphrase’i yazınca/yapıştırınca konunun çözğlmesi derekiyor. Bende öyle olmuyor. Passphrase’i üç kere istyor. Her birinde hata veriyor. Üçüncüde “fazla hatalı girdiniz” deyip, çıkıyor. Benim çözümümde bunu normal kabul ediyorum. Bu hatalara rağmen işi yapacağız.

marenostrum@ubuntu:~$ ecryptfs-mount-private
Enter your login passphrase:
Error: Unwrapping passphrase and inserting into the user session keyring failed [-5]
Info: Check the system log for more information from libecryptfs
ERROR: Your passphrase is incorrect
Enter your login passphrase:
Error: Unwrapping passphrase and inserting into the user session keyring failed [-5]
Info: Check the system log for more information from libecryptfs
ERROR: Your passphrase is incorrect
Enter your login passphrase:
Error: Unwrapping passphrase and inserting into the user session keyring failed [-5]
Info: Check the system log for more information from libecryptfs
ERROR: Your passphrase is incorrect
ERROR: Too many incorrect password attempts, exiting

Üçüncü hatayla da çıktıktan sonra, onu hiç kafama takmadan, aşağıdaki komutu yazıyorum. Parola sorduğunda ilgilendiğimiz kullanıcının (benim için marenostrum, kullanıcı parolasını giriyorum; güzelce hallediyor işini

marenostrum@ubuntu:~$ su marenostrum
Parola:

Aşağıdaki komutu bir kez daha veriyorum; bu sefer passphrase sormuyor; işlemi kendiliğinden halledip çıkıyor

marenostrum@ubuntu:~$ ecryptfs-mount-private

ev dizinime geçiyorum

marenostrum@ubuntu:~$ cd /home/marenostrum

Ev dizinimi listeleyip, huzurla seyrediyorum

marenostrum@ubuntu:~$ ls
25 Must Have Ubuntu Linux Applications | Knowliz.desktop
25 Useful Ubuntu Shortcuts To Make your Life Easier.desktop
adblock_plus_türkiye_için_çok_önemli

……

Kör topal buraya kadar geldik. Peki verilerimizi nereye, nasıl yedekleyeceğiz? Flash belleğim takılı ve bağlı, oraya yedeklemeye niyetliyim. İlk olarak, çalışan cd’nin kullanıcısı olarak /media/chroot/home üzerinden marenostrum’a girmek oluyor. Hayır. marenostrum ona yasak. Yukarıda en son ls komutu verdirdiğimiz marenostrum kullanıcısına komut satırından nautilus açtırmak hiç olmuyor; o başka tarafın adamı zaten; buradan GUI açamıyor. Donatılardan yeni bir uçbirim açıp (çalışan cd kullanıcısı) sudo, gksu gibi komutlarla mautilus açtırıp marenostrum ev dizinine giriyorum. Giriyor ama ekrana bazı hatalar basıyor ve dosyqaları açabilsem de, flash belleğe kopyalamama izin vermiyor. Dosyaları açtıktan sonra kopyalayıp başka dosyaya yapıştırıp kaydedebiliyorum. Ama zor iş bu. Ben de şunu yapıyorum: Donatılardan yeni bir uçbirim açıp (çalışan cd kullanıcısı), sudo su komutuyla root olup, cd /media/chroot/home/marenostrum komutuyla ilgilendiğim ev dizinine geçiyorum. Bundan sonra cp /media/48AC-5700 komutuyla dosyaları flash belleğe kopyalıyorum. Burada /media/48AC-5700 benim flash belleğin yeri ve ismi oluyor. Bu sizin için neyse bakmanız lazım.

Image and video hosting by TinyPic” alt=”Nasıl yedekledim? Solda marenostrum ev dizini, sağda flash bellek. Örnek olarak kopyalanan dosya belli.” />

Forum tartışmasında, zaten benim aldığım hataları da almayan kişiler, GUI’den sürükle bırak yoluyla yedekleme yapabildiklerini söylüyorlardı. Nasıl yapıyorlar bilmiyorum.

Yedeklemekte CD’ye DVD’ye yazdırmak gibi alternatifler denenebilir. Benim tecrübeme göre, çalışan cd root’u olarak, komut satırından çalışmam gerekecektir muhtemelen.

Burada veya Tuxweet’te şu yazdıklarıma katkılar gelirse, belki bu yazının geliştirilmiş halini Ubuntu Türkiye Forumu’na/wikisine taşımak düşünülebilir. Şu hali biraz fazla acemi işine benziyor, “ben yaptım oldu” havası taşıyor ve hataların nedenini kesinlikle açıklamıyor.



27 August 2010

Linux: Ethernet Bağlantı Hızının Tespit Edilmesi


sistemlerde, ethernet bağlantı hızı bir kaç yolla öğrenilebilir; bunlardan birisi de çoğu dağıtımla öntanımlı olarak gelen ve network kartına ait ayarları listeleyen ethtool isimli aracı kullanmaktır. Örnek olarak, sistemdeki “eth0″ isimli ethernet ile ilgili tüm bilgileri almak için ethtool aşağıdaki şeklilde çalıştırılabilir.

Komut
# ethtool eth0

Çıktı aşağıdakine benzer olacaktır.


Devamini okuyun: Linux: Ethernet Bağlantı Hızının Tespit Edilmesi


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: , , , ,



Doktora yolları


Geçtiğimiz Çarşamba itibari ile DEU Bilgisayar Mühendisliği doktora programına kaydımı yaptırdım. Yüksek lisanstan mezun olduğumda tez sürecinden sonra doktora felan yapmam arkadaş diyordum. Şimdi hayatımda başka parametreler  de var , var olanların bazıları da değişti. O zamanki bakış açım ile şimdiki fikirlerim arasında farklılıklar var. Artık şimdilerde doktora ile ilgili başarmak istediğim hedefler belirleyebiliyorum.

Doktoraya başlayacağım için biraz heyecanlıyım. Beraber çalışmayı planladığım hocanın bundan 4-5 sene sonrası için bir tez yapmayı planlıyor olmam ve bilgisayar dünyasında bu süre düşünülecek olursa ortaya koymam gereken çalışmanın ciddiyetini hatırlatması doktorada düzenli çalışmanın gerekliliğini bir kere daha hatırlamamı sağladı. Şu ana kadarki doktoraya alım ve kayıt süreci bence memnunluk vericiydi. Dokuz Eylül bu konuda gayet sistematik çalışıyor demeliyim. Çalışmak istediğiniz bir konu ve hoca bulmak işin kabul kısmını büyük ölçüde çözüyor. Bir takım sınav değerlerinin üzerinde notlarınızın olması, sınav ve mülakatta asgari başarı sağlamanız işinizi garantiliyor. Sonrası düzenli derse gitmek, hocayla çalışmak ve bir takım hedefleri gerçeklemeye çalışarak geçecek gibi.



Köy kadar doğal ve lezzetli!


Tıpkı telif hakları meselesinde olduğu gibi, içine girdiğimiz dünyada baskın olanın bir de ezelden beri var olduğunu düşünmek kolay oluyor ve bir çok insana aslında yazılım geliştirme (daha gündelik dille ‘program yazma’) sürecinin aslında en başında özgür olduğunu, sonradan mevcut sahipli iş modellerinin çıktığını anlatmak zorlaşıyor…

Güzel dilimizde bir deyiş “böyle gelmiş böyle gider…” karamsarlığıyla özetler bu durumu. Böyle gelmiş olması, oradaki “ezelden beri” imasını da koyuverir ruhumuz duymadan. Öyle değildir halbuki.

XIX. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan telif hakları ve fikri mülkiyet kavramı var olana kadar gayri maddi mülkiyetin doğal hali kabaca bugün kamu malı (public domain) olarak adlandırılan biçimdeydi. Fikri mülkiyet epeyce yeni ortaya çıktı ve hatta XX. yüzyıl ortalarına kadar tüm dünyada bu kavramdan aynı şey anlaşılmıyordu. Aynı şekilde ticari ve sahipli yazılım modeli geliştirilene kadar, programcılar ürettikleri kodları paylaşır, herkes kodu kendi ihtiyacına göre düzenler ve kullanırdı.

Böyle masal gibi anlatırken kullandığımız terim ve kavramlar, geçmişte farklı anlamlarla var olabilir, bunun da altını çizmek lazım. Örneğin o gün “kendi ihtiyaçlarına göre…” denilen şey bir yapılandırma farklılığı değil, daha çok var olan programı eldeki bilgisayarda çalışacak hale getirmek anlamını taşıyordu. Eh, programların neredeyse tamamen kişisel üretimler olduğunu (bir grup olarak hazırlansa bile, o grubun ‘şahsına özel’ biçimler içerdiğini) hatırlamak gerekiyor. Daha da önemlisi, programlama dillerinin bugünkü gibi olmadığını, yaygın, doğal dile benzeyen ve sürümler halinde sunulan çerçeveler yerine (Python gibi) kadim dillerin (Assembly gibi) kullanıldığını da ekleyelim.

Özgür yazılımın bilindik tarihi

Özgür yazılım meraklıları mutlaka defalarca dinlemiştir, Richard Stallman bir gün kullandığı yazıcının yeni modeli gelince bakar ki daha önceki modelde şikayet ettiği bir özellik hâlâ aynı. Önceki modelde sürücüye bir yama yaparak istediği işlemleri yapmaktadır, fakat yeni modelle birlikte sürücü kaynak kodu gelmemiştir. Firmayı arar, firmadakiler sürücü kaynak kodu şirketin fikri mülkiyetinde olduğu için paylaşamayacaklarını söylerler. Stallman eski köye gelen bu yeni adeti çok isabetli biçimde okur ve “bütün firmalar böyle davranırsa, elveda hacker kültürü, elveda programcılık, her şey standart ve hata dolu ürünlere dönecek, işin bütün esprisi kaçacak…” diye düşünür. (Bu konularda Türkçe okunabilecek kitaplar LKD tarafından listelenmiş durumda)

Yine bir parantez, Stallman’ın o sırada yapay zeka araştırmaları yapan bir ekibin üyesi olarak çalıştığını, içinde bulunduğu ortamı şekillendiren özellikler arasında meseleye neredeyse hobi olarak yaklaşmakla paralel sayılabilecek bir amatör hevesin ön planda olduğunu kaydetmek lazım. Bu kabaca hacker kültürü diye adlandırabileceğimiz ve bugün neredeyse her türlü bilişim teknolojisini borçlu olduğumuz bir birikim…

Velhasıl, özgür yazılım hareketinin tohumları Stallman tarafından o gün bu aydınlanma üzerine atılıyor. GNU hareketi, (olasılıkla o yıllarda her türlü sisteme kaynaklık eden, bir çeşit Lingua franca olduğu için) Unix benzeri bir sistem yaratma fikriyle başlıyor. Yani Unix bilenlerin kolayca kullanabileceği, onun yapabildiği her şeyi yapabilen, ama özgür yazılım olan bir işletim sistemi.

Linux sözcüğünün hikayeye katılması

Tabii burada özgür yazılım nedir sorusu doğuyor. Stallman’ın dört özgürlükle özetlediği şey aslında bir felsefe. GNU projesi de, bu felsefesi destekleyen, paylaşan kişilerin katkılarıyla bir gün tamamlanacak olan bir işletim sistemi hayali denebilir. Projenin tamamlanması için kritik bileşenlerden biri Hurd çekirdeği. Bu çekirdek istenen olgunluğa gelmeden (2011 yılı itibariyle gelmiş sayılır mı, o bile tartışmalı bana göre) Linux projesi çıkıyor (1991) piyasaya… Aynı amatör ruhla başlayan proje, GNU projesinin özgür yazılım modeli ve devamında bunu güvence altına almak için önerilen Genel Kamu Lisansı (GPL) ile çığ gibi büyümeye başlıyor. Böylece eksik parçanın da yerine oturmasıyla resim tamamlanıyor.

1984 yılı, GNU projesinin doğuşuna paralel olarak Orwell’in meşhur distopyasının ismi olarak kötü çağrışımlara da sahip bir yıl. Aynı yıl Apple firmasının Mac OS kullanan bilgisayarları sektörde grafik arabirim (GUI) kullanan ilk yaygın sistemleri sunuyor. Bu kırılma noktası Apple’ın kurucu ortaklarından, şimdiki patronu Steve Jobs’un kurduğu NeXT firmasının BSD çekirdeği ile inşa ettiği NeXTSTEP platformu sayesinde gerçekleşiyor. Çok kısa sürede GNU projesi de GNUStep ile benzer bir atılım gerçekleştiriyor. (O yıllarda alınan ekran görüntülerine bakacak olursanız, aslında Mac ile Linux’un o günlerde ne kadar aynı yollarda ilerlediği görülebilir. Sonra epey ayrılıp, uzun yıllar sonra tekrar benzemeye başladılar… Ama bu başka bir yazının konusu)

Bilgisayar dünyasında yaşanan diğer gelişmeler

Çok yüzeysel bir özetle toparlayacak olursak, 80′li yılların ortalarına doğru, oda büyüklüğündeki bilgisayarlar ve onlara bağlı çalışan terminaller dünyasından, bugünkü bilgisayarlara doğru giden sürecin belki de en kritik dönüm noktaları peşpeşe yaşanıyordu. GNU hareketi ve özgür yazılımlar da bu bağlamda sürecin başından beri belirleyici aktörleri arasında yer aldı. Bu durum nasıl böyle uzun yazılarla anlatılmak zorunda kalınacak hale geldi diye bakınca, üçüncü önemli hattı da özetlemek gerekli.

Çok bilgim olmadığı bir konu ve araştırıp detay topladıkça bu yazı bitmeyecek gibi görünüyor, bu yüzden yine çok yüzeysel bir özetle; IBM ve Microsoft firmalarının birlikte evlerde rahatlıkla kullanılacak ölçekte bilgisayarlar yapmaya giriştiler. Projenin bir noktasında kırılma yaşandı, Microsoft, Windows adını verdiği grafik arabirime dayalı işletim sistemini çıkardı, IBM de ürettiği bilgisayarları OS/2 adıyla satmaya başladı.

Bu, bir çok harika özelliği ilk kez deneyimlediğimiz işletim sistemi bir yandan Windows ile bir yandan da IBM’in Linux’la flörtüne karşı çok arkasında durulabilen bir ürün olmayınca öldürülecekti… Sahipli bir yazılım olduğu için teknolojilerinden faydalanmak çok mümkün olmadı. Sadece sesli komutla işletilmek gibi özellikleri sağlayan kodları Apache Vakfına hibe edildi… Hâlâ özgür yazılım dünyasıyla içli dışlı olmayı bir şekilde önemseyen IBM’in neden bu projenin kaynak kodlarını açarak bir noktada özgür yazılım camiasının bir parçası haline getirmediğini anlamakta zorlanırım.

Bilgisayarların firmalara, fabrikalara, işletmelere özel üretim araçları olmaktan çıkıp, evlerde de kullanılabilmelerinin önünü açan şey tamamen ekonomikti bu açıdan bakınca. IBM’in kişisel bilgisayar (personal computer) adını verdiği ölçekteki cihazlar, bir süre sonra bilgisayardan anladığımız şey haline gelecekti…

Stallman ve Torvalds gibilerin ve GNU projesine dahil olan bir çok programcının aksine saydığım diğer aktörler sahipli yazılım modelini tercih ederek, geliştirilen teknolojileri firmalarının fikri mülkiyetleri olarak tescil ettiler. Stallman endişelerinde haklı çıktı. Bugün bir adım ötesine geçerek, bu teknolojilerin patentlerini de almaya çalışmaları durumu daha da vahim hale getiriyor. Bu da başka bir konu…

Özgür yazılım dünyasının iç dinamikleri ve sektör

Bu geniş tarihçeden (aslında konuya bakılırsa kısa özet de denebilir ama…) sonra asıl tartışmak ve bahsetmek istediğim konuya bağlayabilirim sanırım… Stallman yazılımların sahipleri olması fikrini analiz ederek geliştirdiği modelde bir çok aksiyom yer aldı. Bunların büyük kısmı adı konmuş, hatta lisansa yazılarak yasal hale getirilmiş aksiyomlar… Fakat çok temel bir tanesi var ki, tam olarak somutlaştırılmadığı için bir çok tartışmaya kaynaklık ediyor olmasına rağmen, kendisine ulaşamıyor, etrafında dolanıyormuşuz gibi geliyor.

Özgür yazılım dünyasında amatör bir ruh dolaşıyor…

Stallman bence, GNU’yu ortaya çıkartan isabetli tespitine paralel olarak, şöyle bir tespit daha yaptı: “Yazılım geliştirme kültürü ve bunun sonucu olarak yazılımlar, her zaman gelişim süreci devam eden, hevesi ve kişiselliği barındıran biçimini korumalı. Eğer endüstri bu ortaya çıkan yazılımları ürün olarak, paketlenebilir mal olarak kullanamıyorsa, bu onun sorunu… Kullanıcılar da, bu kültürden faydalanan yazılımlarla, bunun onlara sunduğu özgürlükle çalışmayı hak ediyorlar. Kim bilir hangi hataları ya da açık bırakılmış arka kapıları, kötü niyetli yazılımlara geçit veren abuk subuk mimarileri içeren sözüm ona ürünleri değil…

Bu, tamamen benim Stallman’ın hareketleri ve söylemlerinden yola çıkarak vardığım bir niyet okuma… Tamamıyla haksız olabilirim, bu tartışılabilir… Fakat günümüzde 600′den fazla Linux dağıtımı varken, GNU sitesinde, projenin kurallarına uygun kabul ettiği dağıtım sayısının sekiz (8) olması bir şeyler söylüyor.

Özgür yazılım, açık kaynak, F/LOSS, FOSS… Nedir bunun adı?

Aslında özgür yazılım camiasındaki ayrışma belki de bütün bu kocaman ailenin artık farklı isimlerle bölünmüş, akrabalık ilişkileri devam eden bir sülale olmakla yetindiğini düşündürebilir. Bu ayrım, en iyi özgür yazılım (free software) / açık kaynak (open source) terimlerinin kullanımında ortaya çıkıyor gibi görünüyor. Bu konuda yaşananların tarihçesi bir vikipedi sayfasında İngilizce olarak anlatılmış.

Kısaca özetlemek gerekirse, ayrım bugün Firefox ile tüm dünyada haklı bir üne sahip olan tarayıcının doğuşuyla, daha doğrusu Netscape firmasının Navigator adlı web tarayıcısının kaynak kodlarını Mozilla projesi ile dağıtacağını açıklamasıyla başlıyor. 1998 yılında kurumsal iş dünyasında İngilizce terminoloji karışıklığının da etkisiyle (free sözcüğü hem özgür hem de bedava anlamına gelebiliyor) özgür yazılımın yeterince karşılık bulamadığını, firmaların kendi ürünlerini özgür olarak geliştirmek bir yana, bu şekilde geliştirilen ürünleri kullanmak ya da ortak projelere girişme konusunda çekinceleri olabileceğini öne süren bir grup, “açık kaynak yazılım” teriminin tercih edilmesini önermişler.

Bu bir grubun içinde kimler mi var? Kimler yok ki demek de mümkün. PGP’nin yaratıcısı ve sonrasında VoIP şifreleme metodları konusunda da önemli katkılar veren Phil Zimmermann, Python programlama dilinin yaratıcısı Guido van Rossum, bu alandaki önemli eserlerin yayınlanmasını sağlayan, bir anlamda modeli yayın dünyasına taşıyan Tim O’Reilly, Linux çekirdeğinin ana geliştiricisi Linus Torvalds, dünyaya SourceForge gibi bir geliştirme platformu sunan isimlerin başını çeken Larry Augustin, Türkiye’de daha çok tufaya getirilip meren’e h selamı yapmasıyla akıllara kazınan, dünyada ise Linux International’ın başındaki kişi olarak bilinen Jon “maddog” Hall gibi, bugün özgür yazılım dünyasını bildiğimiz haline getirmek için çok kıymetli katkıları olan bir sürü isim. Ha, bir de Eric Raymond…

Bu ekibin Kaliforniya’daki bir konferansta ortaya attığı fikri takiben Eric Raymond ve Bruce Perens önderliğinde Açık Kaynak İnisiyatifi (Open Source Initiative – OSI) doğuyor ve tıpkı Stallman’ın dört temel özgürlüğü gibi, bir yazılımın açık kaynak olarak adlandırılması için hangi kurallara uyması gerektiği konusunda bir belge hazırlıyor. Bu belge de aslında Bruce Perens’in, Debian sosyal sözleşmesinin bir parçası olarak hazırladığı Debian Özgür Yazılım Yönergesi (The Debian Free Software Guidelines – DFSG) taslağından, Debian’a özgü kısımların çıkartılmasıyla meydana geliyor.

Bugün her ne kadar stratejik ve taktik anlamlarda FSF ve OSI (ve belki Linux International ve Linux Foundation ve başka bazı kurumlar/oluşumlar) bir arada tek bir camia olarak algılanıyor ve bunun adı kimi zaman “Linuxçular” kimi zaman “özgür yazılımcılar” kimi zaman da “açık kaynak” diye konuyorsa da, aslında ortada net bir ayrım var. OSI yaklaşımı çok daha pragmatik ve endüstrinin kurallarına uyarak, bir parçası olarak ona yön vermeyi hedefliyor. FSF ise çok daha ilkesel bir duruştan yola çıkarak, o ilkelerle uyumlu olduğu sürece endüstriyle ortaklaşıp, yön verme kısmında tavsiyelerinin dinlenmesini bekleyen bir havada…

Bugün felsefi olarak GNU projesi ve -deyim yerindeyse ruhani- lideri Stallman’ı sözünden çıkılmayan büyükbaba gibi görmeyi bırakmamış olsa da, bir çok dağıtım OSI’nin çizdiği pragmatik yolu takip ediyor. Zira, toplam kullanıcı sayılarının 20-30 milyon olduğunu iddia eden en büyük üç dağıtım (Ubuntu, Fedora, OpenSuSe) bu popülerliğe Stallman’ın amatör ruhun korunumu ilkesini kenara koymadan varmayı başaramazlardı. Burada kastettiğim özgürlük ilkeleri ya da başka ilkeler değil. Stallman’ın adını bir türlü koymadığı, net biçimde belirleyip ilke haline getirmediği amatör ruh yaklaşımı…

Geçtiğimiz günlerde kaybedişimizin üzerinden 25 yıl geçmiş olan Turgut Uyar bu hissiyatı “acemilik efendimiz” diye tarif ediyor:

“Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinden. Bir başka taş, bir başka daha. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever tamamlar. Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak endişenizin zevkiyle çalışacaksınız.”

Bir sonuca varacaksam…

Kişisel olarak özgür yazılım yaklaşımında, felsefesinde heyecan verici bulduğum şeylerden biri de bu aslında. Başına geçtiğim bilgisayara iyice yabancılaşarak, onu bir televizyon ya da başka bir “ürün” gibi değil, içinde olup bitenlerle ilişkimin güçlü olduğu bir araç olarak kullanma hevesi… OS/2′nun öleceği belli olduğu günlerde Linux’la tanışmam tesadüfi olmuştu; ama ona olan sevgim hiç de tesadüfi değildi.

Apple meşhur iPad’i tanıtmaya başladığı günlerde bir blog yazısı okudum. İlk bilgisayarının bir Commodore 64 olduğunu anlatan yazar, o bilgisayar üzerinde Basic programlama diliyle yaptığı denemelerin bilgisayarla arasındaki ilişkiyi tarif ettiğini, bugün bir programcı olmasını o bilgisayara borçlu olduğunu düşündüğünü yazdıktan sonra soruyordu, iPad ile büyüyen çocuklar, programların “yazılıyor” olduğunu bilecekler mi acaba?

Bugün netbook adı verilen dizüstü bilgisayarlardan biraz daha hafif ve az donanımlı, ama daha uzun süre pil ömürlü ve taşınabilirliği artmış olan donanımlar popülerleşiyor. Basitliği sadece işlev anlamında değil, fiyatlarına da yansıdığı için tek yapacağı e-postalarını takip etmek, arada İnternet üzerinden çeşitli bilgi ya da servislere ulaşmak olan insanlar bu kolaylığı cep telefonlarında ya da bu tür daha taşınabilir cihazlarda arıyorlar. Bu tür cihazlar üzerinde Google’ın Android’i ya da Intel’in Moblin’i gibi tercihler çok rağbet görüyor. Yani bu alanda belki kişisel bilgisayarlardan ziyade sunucu dünyasındaki gibi erken bir özgür yazılım etkinliği, baskınlığından bahsedilebilir… Bu başlı başına bir başarı mı? Bu biraz da bilişimle ilişkimizi düşünmekten geçiyor. Stallman gözümde huzursuz biçimde “bilişim böyle, meyveli yoğurt gibi, paketlenmiş ürün kadar kolay tüketilir olmamalı, bu bir düşünme biçimi, bir araç…” diye homurdanırken canlanıyor örneğin… Peki bu sektöre girmeyelim, bunlar hazırlop tüketim araçları demek mümkün mü? En azından Linux dağıtımları açısından?

Bir başka analojiyle final yapmayı deneyeyim, et yemeyi ne kadar severse sevsin, kurban bayramında beslediği kuzunun, yediği ete dönüşmesi tanık olan her çocuk için büyüme sürecinde sancılı bir adımdır. Kentliler canlıları tükettiğimizi fark etmek için böylesi travmalara ihtiyaç duyarlar. Kent kültürü, ürünleri birbirinden farklılaştırıp araya mesafe koyarken, bizi onlara bir kat daha yabancılaştırır. Markette bir tabağın içinde paketlenmiş biçimdeki tavuk parçalarından lezzetli yemekler yapmak, o tavuğu yetiştirip, kafasını kopartıp tencereye atmakla aynı şey sayılmaz… Farklı uzmanlıklar ve farklı sonuçlardır bunlar.

Bilişim sektörünün gidişatı her geçen gün kullanıcıları ürünleri market raflarından almaya çağırıyor, özgür yazılım fikrini ortaya atan Stallman ise köyümüze geri dönüp kümes edinmemizi… Ben Linux dağıtımlarını ikisinin ortasında bir çözüm bulmuş gibi tanımlıyorum. Gönlüm köye dönmekten yana bile olsa, kentte yaşamamın nedenleri konusunda her gün kendimi sorgulamaktan beni kurtaracak kadar pragmatik, köy kadar doğal ve lezzetli…



Kmail ile Akregator Nerede?


Bilmem ki…Nereye gitmişler acaba? Gördüğüm kadarıyla görev çubuğunu terk edip, bize boş, ferah bir görev yöneticisi bırakmışlar. Niye öyle olmuş? Benim takıntılarım yüzünden…Bakın anlatayım.

Şimdiye kadar Kmail ve Akregator’ı hiç ayrı ayrı kullanmadım. Her şeyi tek bir yazılımdan halletmeyi sevdiğim için Kontact kullanıyordum. Ama bir gün sistem izleyicisinde bir baktım ki Kontact işlemci ve bellek kullanımında almış yürümüş. Tabi içinde Kmail ve Akregator’a ek olarak adres defteri, takvim, yapılacaklar listesi, kjots (not defteri), notlar ve zaman izleyici uygulamaları da olduğundan bu kadar kaynak tüketmesini normal karşılamak gerekir.

Sadece Kmail ve Akregator’u aktif olarak kullandığıma göre bir daha Kontact’ı açmama gerek yok diye düşündüm. Kmail ve Akregator’u ayrı ayrı açarak hem işlev hem de görünüm olarak özelleştirdim. İşte nokta burası…Kmail’de Ayarlar>Görünüm>Sistem Çekmecesi, Akregator’da ise Ayarlar>Genel ekranında “Sistem Çekmecesini Etkinleştir” diye birer seçenek var.

Bu seçenekleri işaretlediğinizde ne mi oluyor? Hem Akregator hem de Kmail’in simgeleri sistem çekmecesine yerleşiyor. Sistem çekmecesindeki simge dışında, uygulama penceresinden (uygulama penceresindeki kapat butonu ya da görev yöneticisi üzerindeki uygulama simgesine sağ tıkladığımızda açılan menüden) kapat komutu verdiğinizde kapanmıyor. Sadece görev yöneticisini terk ediyor ve sistem çekmecesinde çalışmaya devam ediyor. Tıpkı Amarok ve Kopete gibi yani…Böylece görev yöneticisi, açacağımız yeni uygulamalar için ferahlamış oluyor. Deneyin…Hoşunuza gidecek.




26 August 2010

Amarok 2 Moodbar Kurulumu / Arch Linux


Amarok 2 - MoodbarAmarok 2'nin ayarlarında "moodbar kullan" gibi bir seçenek farketmemişsinizdir ancak aktif hale getirdiğinizde bir fark olmadığını görmüşsünüzdür. Aslında kullanışlı olan bu özelliğin çalışmamasının nedeni büyük ihtimalle sisteminizde moodbar paketinin kurulmamış olması veya gerekli .mood dosyalarının oluşturulmamış olmasıdır. Bu yazıda da kurulumu ve moodbarların hazırlanması anlatılılacak.

Öncelikle AUR'dan moodbar paketini kuruyoruz. Artık sıra geldi şarkılarımız için .mood dosyalarını oluşturmaya. Amarok bunları okuyarak gösterecek bize moodbar'ı.

Aşağıdakileri bir müzik koleksiyonumuzun kök klasöründe "moodbar.sh" ismiyle oluşturacağımız bir dosyaya kaydedelim:

#!/bin/bash
NUMCPU="$(grep ^processor /proc/cpuinfo | wc -l)"

find . -type f -regextype posix-awk -iregex '.*\.(mp3|ogg|flac|wma)' | while read i ; do

        if [ `jobs -p | wc -l` -ge $NUMCPU ] ; then
               wait
       fi

       TEMP="${i%.*}.mood"
       OUTF=`echo "$TEMP" | sed 's#\(.*\)/\([^,]*\)#\1/.\2#'`
       if [ ! -e "$OUTF" ] ; then
               moodbar -o "$OUTF" "$i" &
       fi
done

Ardından bu oluşturduğumuz moodbar.sh dosyasını terminalden

sh moodbar.sh

şeklinde çalıştıralım. Bu betik her şarkı için bir .mood dosyası oluşturacak, zaman alacaktır büyük koleksiyonlar için(akşamdan bırakın :) ). Artık Amarok'ta "Show moodbar in progress slider" opsiyonunu açtığınızda moodbar'ınızı görebilirsiniz her şarkı için :) .

Share and Enjoy!RSSPrintFacebookGoogle BookmarksTwitterdel.icio.usStumbleUponDiggTechnorati

Related posts:

  1. Arch Linux
  2. Bir karşılaştırma - Ubuntu vs Arch



LKD Üyeliğim Ve Linux Gezegenine İniş


B612

B612

Merhaba,

16 Temmuz 2010 tarihinde Linux Kullanıcıları Derneğine yaptığım üyelik başvurusu neticesinde 02 Ağustos 2010 tarihi itibarı ile (PTT gelişse de posta dağıtım hizmeti hala geçtiğimiz yüzyılda…) dernek başvurumun kabul edildi ve Linux Kullanıcıları Derneği’nin “1085 Numaralı Üyesi” oldum.  Çalışmalarını ve özellikle duruşu ile takdir ettiğim bir derneğin artık bir parçasıyım . Çok mutluyum.

.

LKD 1085 Numaralı Üye

LKD 1085 Numaralı Üye

Üyelik başvurum ile ilgili daha önce bir girdi yazmıştım, neticesini duyurmak için Linux Gezegeni başvurumun sonuçlanmasını bekledim. Nihayetinde artık bende bu gezegenin bir sakiniyim. Adettendir ilk yazıyı uzun tutmamak gerek.

Kısaca girizgah olarak neler yaptığımdan bahsedeyim;

Linux ile tanışalı yaklaşık  3 yıl oldu, ve 3 yıldır daimi bir Pardus GNU/Linux kullanıcısı olarak Linux ve özgür yazılım serüvenime devam ediyorum. Kod yazmayı bilmiyorum, yaşadığım sorunlarda işimi görecek kadar okuyabiliyorum. Bu üç yılda yaptığım tek pisi paketi oldu, o da kendim için hazırladığım (önceki sürümden kopya çekerek) nvidia-drivers paketiydi.

Özgür yazılıma kod katkım olmamasına rağmen elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyorum.Türkiyenin en büyük ikinci wikisi ve özgür yazılım konusunda en geniş Türkçe içeriği içerisinde barındıran Pardus-Wiki‘nin yöneticilerinden biriyim. Günlüğümde ağırlık olarak Pardus ile ilgili yazılar yazmaktayım.  Grafik becerim olmamasına rağmen duvar kağıdı vb gibi çalışmalar yapma cüretinde bulunuyorum, bazı çalışmalarımı burada görebilirsiniz.

Bunların dışında bir tuxweet hesabım var, dileyenler beni özgürce takip edebilir.

Özgür yazılım, ve işim dışında “Yoksullukla Mücadele” ve ” Avrupa Birliği” konularında çalışmaktayım.

Yazımı sona erdirirken, bütün özgür yazılım severleri Pardus-Wiki‘ye katkıda bulunmaya çağırıyorum. Pardus kullanmasanız bile sevdiğiniz, beğendiğiniz ve diğer insanlara tanıtmak istediğiniz özgür yazılımları Pardus-Wiki üzerinden tanıtarak özgür yazılım konusunda en önemli konulardan biri olan Türkçe içeriğin artmasına çok büyük bir katkı sağlayabilirsiniz.

Mutlu Günler.

Özgürlük İçin... Pardus...

Özgürlük İçin... Pardus...

Share/Bookmark

İlgili Diğer Başlıklar:

  1. Linux Kullanıcıları Derneği’ne Üyelik İçin Başvurdum !
  2. Pardus-Linux.org E-Dergi 9. Sayı Yayımlandı
  3. Pardus-Linux.Org eDergi 16. Sayı



Droid Sans: Gözlere Şenlik


Pardus’u ilk kurduğum günden beri ki 2007.2 Caracal Caracal ile başlamıştım, yazı tipleri nedense bir türlü beni tatmin etmemişti. Yazılarda bir keskinlik sorunu vardı. Gözlerimi çok yoruyordu. Yazı tiplerinin Linux dağıtımlarında, Windows ya da MacOS X’teki gibi keskin, net, kolay okunabilir olmasını arzu ediyordum. Ubuntu ve Mandriva iyi gibiydi ama tam değildi.

Yazı tiplerinin daha güzel görünmesi için Sistem Ayarları’ndaki yumuşatma kullanma fonksiyonu dışında internette de bazı ayarlar (özellikle KDE4′e yönelik) bulup denedim. Ama hiçbirinde istediğimi bulamadım. Meğer aradığım elimin altındaymış da haberim yokmuş: Droid Sans.

Droid Sans, açık kaynaklı, özgür bir yazı tipi. Üstelik Pardus üzerinde harika görünüyor. Yazı tipinin karakteri küçük. O yüzden 1680×1050çözünürlüğe sahip monitörümde, her zaman olduğunun aksine 8px değil 9 px boyutunda kullanıyorum. Open Office Kelime İşlemci’de yazdıklarım bile bir başka görünüyor gözüme sanki. Yuvarlak karakterli (“O” vb.) harflerde, çizgiler kesintisiz görünüyor. Eğer siz de benim gibi hipermetropi-astigmatizm kardeşliğinden muzdaripseniz şiddetle tavsiye ediyorum. Ekran büyüklüğünüz, çözünürlüğünüz ve keyfinize bağlı olarak her büyüklükte rahatça, keyifle kullanabilirsiniz.




25 August 2010

Tilki


Bugün kendimi Beyin’e adamaya karar verdim. Beyin ne mi? Beyin, Özgürlük İçin bünyesindeki bir fikir-öneri geliştirme platformu. Beyin sayesinde kullanıcıları, Pardus’un daha iyi olabilmesi için ne gibi özelliklere sahip olması gerektiğini geliştiricilerle paylaşabiliyorlar. Geliştiriciler de uygun görülen firikleri değerlendirmeye alıyorlar ki bir sonraki Pardus sürümünde kullanabilelim.

Tabi Beyin içinde fikir beyan ederken bazı şeylere dikkat etmek gerekli. “Pardus, çay da demleyebilsin” türünden, herhangi bir fonksiyonellik içermeyen, mantıksız fikirler öne sürmekten kaçınmamız lazım. Bir fikir, Pardus’un işleyişi, fonksiyonları (kurulumdan kullanıma) ile ilgili olmalı. Pazarlanması ile ilgili değil…Yani “Pardus yaygınlaşsın, televizyon reklamları yayınlansın” türünden düşünceler de ne yazık ki Beyin’e uygun fikirler değil.

Beyin’e uygun fikirler fonksiyonel olmalı. Tabi bu fonksiyonel fikirleri Beyin’e girerken neyin nasıl yapılacağına dair öngörülerimizi de eklememiz çok yerinde olacaktır.Böylece hem fikrimiz daha anlaşılır olur hem de geliştiricilerin işini bir nebze olsun hafifletebiliriz.

Beyin’e fikir firmeden önce Yeni Fikir Nedir? ve Beyin Bölümünü Kullanmadan Önce sayfalarını okumanızı önemle tavsiye ediyorum. Haydi! Okumaya başlayın ve sonra da yardıma gelin.




e-Dönüşüm Türkiye Projesi Göç Kılavuzu


Uzun zaman önce, Linux’a göç ile ilgili belge araştırırken bulduğum bir kaynağı paylaşmak istiyorum.

Göç Planı Hazırlanması ve Uygulanması
Açık kaynak kodlu yazılımların idari, mali ve hukuki boyutları

     Evet üzerinden beş yıl geçmiş ancak içerisindeki bazı bilgi ve yöntemler hala geçerliliğini koruyor. Göç etmek isteyen kurum ve kişilere yol göstereceğini düşünüyorum.
     Bizde göç konusunda ne tür çalışmalar var detaylı olarak bilmiyorum ancak genel olarak ülkelerin Özgür yazılımlara göçü ile ilgili RSS takip listemde epey bir haber var. İşte onlar:


     Ayrıca paylaşmak isterseniz göçte yaşadığınız sıkıntıları ve bunları nasıl aştığınızı buraya yazabilirsiniz. Böylece bundan sonra göç edeceklere ışık tutumuş oluruz.

Kaynaktaki dosyaların silinmesi ihtimaline karşı bende pdf belgeleri buraya ekliyorum:
Açık kaynak kodlu yazılımların idari, mali ve hukuki boyutları

Göç Planı Hazırlanması ve Uygulanması

Kaynak:
http://www.bilgitoplumu.gov.tr



23 August 2010

Linux’ta Blackberry şarj etmek


1-1.5 yıl kadar önce gökten zembille inen Blackberry telefonum sayesinde, teknolojik telefon kullanır oldum.

Elimde bunu gören herkesin sorusu “nasıl?” ya da “abi niye Blackberry aldın? nesi güzel?” oldu. Yılların eskitemediği Ericsson R520′den geçiş yaptığım düşünülürse, bu soruların hepsi anlamsız hale geliyor :). Hayatımda buna benzer bir alet daha önce kullanmadığım için, beklentilerim de çok düşük olduğundan ancak “güzel” diyebiliyorum.

Çünkü kendisini standart bir telefondan farklı olarak sadece belirli listelerdeki e-postaları okumak, jabber’da yazışmak ve arada bir not tutmak için kullanıyorum :). Bu da anladığım kadarıyla yeni nesil telefonların en uyduruğunda bile yapılabiliyor.

Şirketcek Blackberry kullanan İlkay sayesinde, birçok konuda yardım alıp kolayca başa çıkabildim bugüne kadar (beklentim de az olduğu için). Bana ilk “Linux’ta şarj edemiyorum ama Windows’ta sürücü kurunca şarj oluyor, voltaj yetmiyor yoksa” ciddiye almamıştım. Olur mu canım öyle diye…

Sonra kendimde de aynısını görünce şaşkın şaşkın baktım ve Linux çekirdeği ile 2.6.21′den beri gelen “berry_charge” modülünden haberdar oldum. Standart USB portunun sağlayabildiği enerji şarj etmeye yetmediğinden, bu modül (ve Blackberry ile gelen Windows sürücüsü de) USB portunun voltajını yükselterek şarj edebilmesini sağlıyorsunuz.

Bir süre bakındım, aleti taktığımda berry_charge modülü yüklenmesine karşın otomatik hala voltaj yetmiyor diyordu. Modelden mi diye düşünüp az bir gugulladım. Sonra uğraşasım gelmedi, uzun süre de ciddi bir gereksinimim olmadı.

Cumartesi, Pazar ve bugünden oluşan bu İstanbul turnemde telefonun şarjını evde unuttuğumdan; Blackberry kardeşim İlkay da İstanbul’da olmadığından bugün artık telefon “pilim bitiyor, yolda beni adi bir müzik çalar yerine bile koydun, yuh artık” diye ağlamaya başladı.

Ben de sıkışınca mecburen bilgisayarın başına oturup “Barry” isimli programı indirip kurmaya karar verdim. Daha önce her yerden bağlantı verilen sourceforge proje sayfasına bakmıştım, orada Blackberry senkronizasyonuna yaradığını söylüyordu. Benim de buna ihtiyacım olmadığından kurcalamamıştım.

Projenin asıl sayfasını bulunca, aynı zamanda şarj etme işi de yapabildiğini gördüm. Gerçekten yazılımı kurduğumda içinden bcharge isimli bir ufak yazılım çıktı, root olarak çalıştırdığımda Blackberry’nin hangi USB çıkışa bağlı olduğunu bulup, berry_charge modülünü kullanarak onun en yüksek akımını 100mA’den 500mA’e yükseltiyor. lsusb -v çıktısında artık MaxPower değerini 500mA olarak görüyorsunuz.

İş şimdi bunu paylaşmak, İlkay’ın da bilgisayarına kurabilmesi için bir pisi paketi haline getirmeye geldi. Şurada ufak bir taslağı var ama daha bir udev kuralı ile süsleyip, Blackberry takılınca otomatik olarak arka planda bcharge komutun çalışmasını sağlamak daha da tatlı olur. Daha henüz o konuda sıkışmadım :)



cilt


Yaklaşık 12-13 sene evvel, annemin yazdığı bir kitabın bilgisayarda dizilmesine yardımcı olurken, klasik cildin bölümlerini ve isimlerini anlatan bir grafik çizmiştim. Çizim yeteneğim sıfır olduğu ve düz çizgi olmayan kısımları Amiga'nın baba programı Deluxe Paint ile piksel piksel yerleştirerek çizdiğim için bazı yamuklukları olan bir grafik oldu.

orjinal cilt grafiği

Resme dikkatli bakarsanız, bazı okların ortalanmamış olduğunu ve şemsenin sağ ve sol uçlarının hizalı olmadığını görebilirsiniz. Bu kitap Haziran 1998 de, İş Bankası Kültür Yayınları'ndan, Türk Cilt Sanatı adıyla yayımlandı.

Yıllar sonra Dr. Hasan Özönder'in Ansiklopedik Hat ve Tezhip Sanatları Deyimleri, Terimleri Sözlüğü adlı 2003 yılında yayımlanmış kitabını gördüm. Alanında ilk ve tek olduğu, tüm telifinin yazara ait olduğu iddiasındaki bu kitap ilginç şekilde bolca copy-paste içeriyordu :) Hatta tanıdık bir de grafik vardı :)

kopya cilt grafiği

Bunu çok önemsemedik. Daha sonra Dr. Abdulkadir Yılmaz'ın Türk Kitap Sanatları Tabir ve Istılahatları adlı 2004 yılında yayımlanan kitabında da gene o grafik çıkmasın mı :)

kopya cilt grafiği 2

Açıkçası bu yamuk çizimi yaratıp yaymış olmaktan rahatsızım. Modern teknolojinin imkanlarıyla (bkz: Inkscape), yamukluklarını düzeltip SVG formatında yeniden çizdim. Gelecek yazarlar buradan alıp kullanırsa bir ilerleme kaydedilmiş olur en azından :)



21 August 2010

ZAZ - Zuma'yı Özleyenelere


Zaz'dan bir ekran görüntüsüWindows'ta bir ara ofislerde aynı mantıktaki şu iki oyun yaygınlaşmıştı Zuma ve Luxor. Tesadüf eseri haberim oldu ki açık kaynak tarafında da bu mantıkta bir oyun varmış. "Zaz" adı.

Oyunun oynadığım kadarıyla oynanış açısından iki büyük farkı var, ki bunlar da daha zevkli yapıyor. İlki, fırlatacağınız toplar size Luxor veya Zuma'daki gibi rastgele verilmiyor, siz gelen toplardan istediğinizi alıp tekrar istediğiniz yere fırlatıyorsunuz. Bu da oyundaki şans faktörünü azaltıyor bir miktar(15 toptan biri de yeşil olmaz mı ya! sözlerine elveda :) ). İkinci özellik ise fırlatıcınızın her bölümde farklı bir yol izlemesi. Zuma daki gibi ortada dönmüyor, veya Luxor'daki gibi sadece bir yönde kalmıyor. Kıvrımlı veya ters yollarda da oynamanız gerekebiliyor oyunu.

Bana göre dezavantajı ise oyunun çok çabuk zorlaşması, kısa bir oyun süresi sunuyor görece.

Ubuntu ve Arch'ın depolarında bulunuyor :) .

sudo apt-get install zaz #ubuntu için

pacman -Sy zaz #archlinux için

İyi eğlenceler :) .

Share and Enjoy!RSSPrintFacebookGoogle BookmarksTwitterdel.icio.usStumbleUponDiggTechnorati

Related posts:

  1. Globulation – Linux’a Bir Strateji Oyunu
  2. Phun - Fizik Simülatörü
  3. f.lux - Gece bilgisayarınız göz yormasın



İmza Anı


İmza Anı

İmza Anı

Nikah bitti, balayı bitti, şimdi işbaşı yapılır mı :)



20 August 2010

Gimp’te Resimlerle Toplu İşlemler


     Dijital fotoğraf makineleriyle çektiğimiz fotoğrafların boyutları genellikle çok büyük oluyor. Çekerken kaliteli olmasına özen gösterip en yüksek çözünürlüklerde çekim yapıyoruz haklı olarak. Ancak bunları internette bir yere yüklemek istediğimizde (e-posta eki olarak, facebook, flickr gibi sitelere yüklerken) boyutlarını küçültmemiz gerekiyor. Eğer tatilde az fotoğraf çekmişsek sıkıntı yok ancak 500 fotoğrafın çözünürlüğünü tek tek değiştirmek tatili burnunuzdan getirebilir : )

      Gimp kullanarak, fotoğraflarınızla (resimlerinizle) toplu işlemler yapabilirsiniz. Bunun için David’s Batch Processor, eklentisini kurmanız yeterli. Bu eklenti bize birçok toplu işlemi bir arada sunuyor.

Resimlerinizi,

  • Yeniden adlandırabilirsiniz,
  • Yeniden boyutlandırabilirsiniz,
  • Döndürebilirsiniz,
  • Keskinleştirebilirsiniz,
  • Kırpma yapabilirsiniz,
  • Rengiyle oynayabilirsiniz,
  • Başka formatlarda kaydedebilirsiniz,

     Eklentiyi kurabilmek için Gimp yüklü Ubuntu‘da Sistem/Yönetim/Synaptic Paket yöneticisi‘ni açtıktan sonra “gimp-plugin-registry” şeklinde arama yapıp bu paketi bulup kuruyoruz. Bu işlemleri yaparken Gimp’in kapalı olmasına dikkat edelim.

gimp batch plugin

Not: Pardus‘ta uzun arayışlarıma rağmen gerekli pisi paketini bulamadım eğer nasıl yükleneceğini biliyorsanız lütfen aşağıya yazınız. (Pardus paketçilerine duyrulur.) Saolsun Pardusçu arkadaşların yardımı ile (Bkz: Yorumlar) Gimp’te bu eklentinin kurulumunu öğrendik. Siz isterseniz gimp-dbp-1.1.9-1.pisi.tar dosyasını indirip kurabilirsiniz ya da konsolda
sudo pisi build https://svn.pardus.org.tr/pardus/playground/maidis/graphics/gimp-dbp/pspec.xmlpisi build https://svn.pardus.org.tr/pardus/playground/maidis/graphics/gimp-dbp/pspec.xml
komutunu verdikten sonra ev dizininizde oluşan pisi paketini kurabilirsiniz.

     Şimdi Gimp’i açıp eklentimizi çalıştırabiliriz. Bunun içinde menüden Süzgeçler{Filtreler}/Batch/Batch Process yolunu takip edip toplu işlem yapacağımız pencereyi açıyoruz.
gimp-toplu-resim-duzenleme

     Bu penceredeki Input sekmesinde resimlerimizi ekleyip diğer sekmelerde de istediğimiz değişiklikleri ayarlıyoruz. Değişiklikleri tamamladıktan sonra aşağıdaki Start butonuna basıp tüm fotoğrafları tek bir tıkla istediğimiz hale getiriyoruz.

Kaynaklar:

http://members.ozemail.com.au/~hodsond/dbp.html
http://ulyssesonline.com/2008/09/22/batch-resize-images-with-gimp/



Linux Feed Adresleri


Rss FeedFeed kullanmak bana göre İnternet'i verimli kullanmanın en önemli yöntemlerinden biri. Bu sayede istediğiniz haberleri, yenilikleri veya ilgi duyabileceğiniz şeyleri anında, hepsi bir yerde ve sabit bir arayüzden okuyabiliyorsunuz. Bir süre alıştıktan ve düzeninizi kurduktan sonra web tarayıcınızı kullanma süreniz yarıya iniyor :) .

Henüz bir süredir kullanıyorum feedleri, pek geniş değil adresler, ancak adres çoğaldıkça da takip etmek zorlaşıyor. Zaten bir gezege onlarca arası blog barındırabiliyor, liste az görünse de neredeyse bütün haberlerden haberdar oluyorsunuz gezegenler sayesinde, bir dezavantajı gezegenlerin de aynı yazının farklı gezegenlerden gelebilmesi. Ancak yine de yeterince kullanışlı.

İpucu: Neredeyse dinamik içerik sunan bütün siteler feed de yayınlamaktadırlar. Eğer Chromium gibi feed adreslerini göstermeyen bir tarayıcınız varsa ve de sayfada feed linki veya simgesi bulamadıysanız, sayfanın kaynak kodunu açıp "<head>...</head>" tagları arasındaki "<link rel="alternate" " ile başlayan satırdaki "href=" ile ulaşabilirsiniz feed adresine. Örneğin;

<link rel="alternate" type="application/rss+xml" title="Bir şeyler var burada! RSS Feed" href="http://www.birseyler.org/feed/" />

gibi :) .

Yazının sonundaki OPML dosyasını indirerek feed okuyucunuza doğrudan aktarabilirsiniz adresleri etiketlenmiş olarak.

Linux Gezegenleri:

http://gezegen.archlinux.org.tr/rss20.xml

http://planet.archlinux.org/atom.xml

http://gezegen.ubuntu-tr.net/atom.xml

http://gezegen.linux.org.tr/rss20.xml

http://gezegen.gentoo-tr.org/atom.xml

http://www.ozgurlukicin.com/rss/gezegen/

Bloglar:

http://www.birseyler.org/feed/ :)

http://www.omgubuntu.co.uk/

http://polishlinux.org/rss/

--

OPML dosyasını buradan indirebilirsiniz.

Share and Enjoy!RSSPrintFacebookGoogle BookmarksTwitterdel.icio.usStumbleUponDiggTechnorati

Related posts:

  1. Jolicloud - Bir Netbook Linux Dağıtımı
  2. Conky.rc'm
  3. Amarok 2 Moodbar Kurulumu / Arch Linux



Nihayet Ağrı dağına gidiyorum


Geçen yıl çeşitli sebeplerle bizim kulübün(Zirve Dağcılık) Ağrı dağı faaliyetine katılamamıştım. Bu sene kulübün 10. yıl dönümü kapsamında tekrar bir ağrı dağı faliyeti düzenleniyor. Bende bir aksilik olmazsa bu faliyete katılıyorum.

Dağcılık ile ilgilendiğimi söylediğim kişilerden dağcılık konusunda çok fazla bilgisi olmayanların sorduğu ilk soru “Ağrı dağına çıktın mı?” oluyor. (Biraz daha bilgisi olanlar ise “Büyük demirkazık dağına çıktın mı?” diye soruyorlar.)

Ağrı dağı benim dağcılık ile ilgili planlarım arasında 5000 mt (5137 mt) üzerindeki ilk dağ olma özelliği taşıyor. Ağrı dağının ardından da yavaş yavaş yurtdışına çıkma vakti de geliyor demektir.

Dağa giderken yanıma birde LKD plaketi götürüyorum. Plaketi Ağrı dağının zirvesine bırakacağım.  Plaketin dayanıklılık kısmını düşünürken ağırlık kısmını düşünmemişiz. Plaketin ağırlığı yaklaşık 1000 gr. Aşağıda resmini yayınlıyorum.



Dizüstü için 7200 rpm disk alın


Dün Pardus 2009.2 kurulu olan dizüstü bilgisayarımdaki Seagate 320 GB 5400 rpm diskimi yine Seagate 500 GB 7200 rpm bir diskle değiştirdim. Makinede gözle görülür bir başarım artışı olduğundan, herkeste gördüğüm 7200 rpm disklere karşı olan çekinceyi biraz olsun azaltabilmek için basit bir inceleme yapmış olmayı sitedim. Doruk’un deyimiyle rakamları konuşturacak olursak:

Önce en basit ölçüm yolumuz hdparm ile bakalım, hdparm diskin sıralı okuma performansına bağımlı.

5400 rpm disk:

hdparm -t /dev/sdb
/dev/sdb:
Timing buffered disk reads:  186 MB in  3.02 seconds =  61.65 MB/sec

7200 rpm disk:

hdparm -t /dev/sda
/dev/sda:
Timing buffered disk reads:  296 MB in  3.01 seconds =  98.30 MB/sec

5400 rpm diskin ön belleği 8 MB, 7200 rpm diskin ön belleği ise 16 MB. Bu da başarımda fark yaratabileceğinden -T ile onları da ölçtüm, ancak %3 gibi ufak bir fark çıktı.

Sıralı okumada çok ciddi bir fark oluştu. Ancak günlük hayattaki kullanımda bence çok daha önemli olan rastgele erişimler. Çünkü video ya da ISO dosyaları ile çalışmak dışında normal bir kullanımda dosyaların boylarının küçük olması ve aynı anda birden fazla uygulamanın disk erişimleri çok fazla kafa hareketine neden oluyor. Bunu ölçmek için Seeker adlı güzel bir uygulama buldum. Aşağıdaki raporlarda yer alan linklerden indirebilirsiniz. Çok ufak bir C programı, gcc ile hemen derleyip kullanabilirsiniz. Uygulama 512 byte’lık okumaları diskin rastgele noktalarından yaparak mekanik bir disk için gerçekten en kötü senaryoyu yaratmış oluyor.

5400 rpm disk:

seeker /dev/sdb
Seeker v2.0, 2007-01-15, http://www.linuxinsight.com/how_fast_is_your_disk.html
Benchmarking /dev/sdb [305245MB], wait 30 seconds…………………………
Results: 45 seeks/second, 22.17 ms random access time

7200 rpm disk:

seeker /dev/sda
Seeker v2.0, 2007-01-15, http://www.linuxinsight.com/how_fast_is_your_disk.html
Benchmarking /dev/sda [476940MB], wait 30 seconds…………………………
Results: 57 seeks/second, 17.42 ms random access time

Evet rastgele okuma testlerinde de ciddi bir fark görünüyor.

Bu iki testte de sadece okuma performansını ölçmüş olmam bir eksiklik. Özellikle raid dizisi olsaydı, örneğin parity kullanan raid-5 bir diziyi rastgele yazma testi ile ipin ucuna götüreceğime eminim. :) Ancak çalışan ve kullanılan bir sistemde yazma başarımını bir disk bölümünde ölçebilirdim ve bu sefer diskin geometrik olarak sadece belirli bir bölgesi ile sınırlı kalırdım. Ayrıca elimde hazırda yazma başarımını ölçen bir uygulama yoktu. Ancak Seeker üzerinde kolayca değişik yapılabilir, tabi o zaman diskin farklı noktalarındaki başarımın etkisinin sonuca yansıması için sadece boş bir diskte ya da diskin %99′unu kaplayan boş bir disk bölümünde uygulanabilirdi.

Bu arada diskin dış bölümleri ile iç bölümleri arasındaki farkı da gözlemleme fırsatım oldu. dd ile disk bölümlerimi yeni diske kopyalarken %30′luk kapasitedeki ilk yarattığım partition’a kopyalama ortalama 75 MB/sn hızda başlayıp 70 MB/sn ile biterken, sonraki %70′lik bölümü kopyalama ortalama 60 MB/sn ile başlayıp 55 MB/sn ile bitti. Kopyalama sırasında dd’nin PID’ine -USR1 sinyali gönderirseniz (kill -USR1 pid), bitişte alacağınız hız ve GB bilgilerini o anda alabiliyorsunuz. Bu da geleneksel bir davranış olan takas alanının diskin ilk bölümü yapılmasını doğruluyordu.

Test sırasında 7200 rpm’lik disk dizüstü bilgisayarda dahili olarak takılıyken, 5400 rpm’lik disk e-SATA portundan bağlıydı. e-SATA; USB gibi disk performansını düşürmüyor, dahili portlardan farkı yok. Yine de eski diski kasaya takıp, Pardus çalışan CD ile açarak sonuçları doğruladım.

Önemli bir nokta da; en çekindiğim nokta olan 7200 rpm diskin kasa içinde ısı yaratması durumu tam tersi şekilde sonuçlandı. 7200 rpm disk ile hem boştayken hem de yoğun disk uygulamalarında makinenin genel sıcaklığı daha düşük seyrediyor. Örneğin eski diskte boştayken işlemci sıcaklığı hep 50 C derece arasında dolaşıyordu. 7200 rpm diski taktığımdan beri boştaki cpu sıcaklığı 45 C derecenin altına kadar iniyor. Md5 özeti çıkarma ya da büyük bir dizini tar’lama gibi diski yoğunlaştıran işlerde iki disk arasındaki sıcaklık farkı 10 C dereceye kadar çıktı. Bu bir dizüstü olduğundan kasa içindeki her şey işlemcinin de sıcaklığını arttırıyor. O nedenle sabit disk veya optik sürücü çalışırken işlemci sıcaklığı da bir miktar artıyor. Bendeki sensors-detect sadece işlemci sensörlerini bulduğundan diğer sensörleri ölçemedim, çok da uğraşmadım.

Sonuç olarak; eğer henüz fiyatı makul seviyelere inmeyen SSD’lere ulaşamıyorsanız, dizüstü bilgisayarınız için kesinlikle 7200 rpm bir disk öneririm. Fiyat açısından aynı kapasitedeki 5400 rpm disklere göre sadece 20-30 TL daha pahalı olan 7200 rpm diskler sayesinde SSD’ler alınabilir seviyelere ininceye kadar disk handikapını biraz olsun hafifletebilirsiniz.



19 August 2010

SUID ve SGID Bit’ler ve Bu Bitlere Sahip Dosyaların Bulunması


Nix sistemerde kullanılan SUID ve SGID özelliği, bir kullanıcının, bir programı kendisine tanınmış haklardan daha fazla izne sahip olarak çalıştırması gerektiği durumlarda kullanılmaktadır. Suid ve sgid oldukça kullanışlı birer dosya yetki özelliği olmasına rağmen güvenlik açısından dikkat edilmesi gereken bir husustur. Zira, suid biti aktif edilmiş dosyalar suistimal edilerek ve zafiyete neden olabilirler. suid sgid bit

İşte bu nedenle, sistemdeki SUID ve SGID dosyaların taranması ve listelenmesi rutin bir güvenlik önlemi konuyla ilgili biraz detay vermek istedim. Yazının devamında SUID/SGID bit’lerinin ne olduğu ve sistemde bu bitlere sahip dosyaların nasıl saptanabileceği ile ilgili bilgiler bulabilirsiniz.


Devamini okuyun: SUID ve SGID Bit’ler ve Bu Bitlere Sahip Dosyaların Bulunması


Cagri Ersen tarafından Syslogs adresinde yayınlandı. | Permalink | Etiketler: , , ,



17 August 2010

Linux Mint Türkiye E-Dergisi Root’un 3. sayısı yayınlandı!


Linux Mint Türkiye E-Dergisi Root’un 3. sayısı su sıcak yaz günlerinde yayınlandı. İçerik sade ancak doyurucu oldu. Bu sayıyı da indirip okumanızı tavsiye ediyorum.

İçindekiler;

* Tasarım (Yalçın Öztek)
* Editör’den (Merve Uluser)
* Linux Mint ile 3G Kullanın! (Eren Kovancı)
* Rekabet (Oytun Özdemir)
* Röportaj : Tuxweet (Merve Uluser)
* ISO Kalıplarını USB’ye Yazdırma (Merve Uluser)
* Linux Dağıtımları (Murat Cebir)
* Program Tanıtımı : ImageShack Uploader (Merve Uluser)
* Röportaj : Habertux.com (Eren Kovancı)
* Sevenler Buluşuyor! (Eren Kovancı)
* Oyun İncelemesi : Speed Dreams (Emre Toprak)
* Linux’ta Disk Bölümleme ve Yedekleme (Oytun Özdemir)
* Dağıtım Haberleri (Merve Uluser)

3. sayıyı buradan indirebilir, buradan da yorum yapabilirsiniz.

16 August 2010

Çocuklar için Linux 2


Çocuklar için Linux konulu yazımızın ikinci bölümüne devam ediyoruz. Önceki yazımızda Qimo işletim sisteminden bahsetmiştik. Bu yazıda ise size Sugar Linux‘dan bahsetmeye çalışacağım.

2- Sugar: Geleneksel masaüstü bilgisayar ortamından tamamen farklı aktiviteler ile kendine özgü bir öğretme yöntemi olan bambaşka bir işletim sistemi. Hatta ona bir eğitim platformu demek daha doğru olacaktır.
Sugar Linux başlancıçta OLPC (Her çocuğa Bir Dizüstü) cihazlarda çalışması için geliştirilmiş ancak şu anda tüm bilgisayarlarda rahatça çalışabilen bir işletim sistemi. 25 Dile desteği var, tabiki Türkçe‘de desteklediği dillerden biri. Dünyadaki tüm çocukların eşit imkanlardan faydalanması için ücretsiz ve açık kaynak.

Daha çok 5-12 yaş arası çocuklara hitap eden Sugar Linux, bilgisayarınızda hiçbir değişiklik yapmadan CD ile ya da USB Bellek ile de çalışabiliyor. Çocuklar yaptıkları aktiviteleri diğer arkadaşları ile de paylaşabiliyor ya da birbirlerine yardım edebiliyorlar. Böylece çocukların işbirliğini ve paylaşımı öğrenmelerine imkan veriyor.

Sugar’ı Farklı Yapan Unsurlar:

  • Sugar paylaşımı ve işbirliğini kolaylaştırır: Çocuklar yazdıklarını ve okuduklarını paylaşabilir, diğer arkadaşlarıyla beraber kendi müziklerini yapabilirler. Üstelik sadece bi tıkla.
  • Sugar Linux’da Aktiviteler vardır programlar yoktur.
  • Otomatik yedekleme özelliği ile aktiviteleriniz kaybolmaz: Dosya ve klasörleriniz kaybolacak diye kaygılanmayın. Hepsi internet üzerinde tutulup sizin için saklanıyor.
  • Sugar en yavaş bilgisayar donanımlarında bile çalışabilecek şekilde tasarlanmıştır.
  • Sugar bir özgür yazılımdır: Python dilinde yazılmıştır ve ihtiyaçlara göre kolayca düzenlenebilir.
  • Sugar için herhangibir lisans ücreti ödemek zorunda değilsiniz. Tabi isterseniz şuradan bağış yapabilirsiniz : )

Sugar Kurulumu Nasıl Yapılır:

Aslında kurulum falan yapmıyorsunuz. Sugar kullanmak için iki yöntem var:
Birincisi CD ile kullanım. Onun için şu dosyayı indirip bir CD’ye yazmanız ve bilgisayarı CD’den başlatmanız yeterli. Merak etmeyin bilgisayarınızda hiçbir değişiklik ya da veri kaybı olmayacak.
İkincisi ise USB ile kullanım onun için birkaç adım var onları burada yazmayacağım. Şu adreste detaylı bir anlatımı mevcut. Oradan bakabilirsiniz. (Eğer yine de kurulumda sorun yaşayan olursa buradan yardım etmeye çalışırız.)

Sugar Linux Görünümü


Your browser does not support the video element.

Kullanım ile ilgili diğer tüm videolara Sugar Labs’ın wiki sayfasından ulaşabilirsiniz.

Dikkatimi çeken aktivitelerden:

Renkli ve anlaşılır bir arayüze sahip TamTam aktivitesi ile çocuklar kolay bir şekilde kendi müziklerini oluşturabiliyor ve bunları arkadaşlarıyla paylaşabiliyorlar. Beş farklı enstrümanı aynı anda kullanıp bir orkestra şefi edasıyla kendi bestelerini yapabilir ya da arkadaşlarının paylaştıklarını değiştirerek farklı müzikler oluşturabilirler. tamtam sugar
Dikkatimi çeken diğer bir aktivite de görsel programlamaya giriş tadında olan Turtle Blocks. Algoritmaya giriş, matematik, multimedya ve tasarım alanlarında çocuklar için bulunmaz bir kaynak niteliğinde. Tamamen görsel yapısı sayesinde çocuklar eğlenirken öğrenebiliyor.

Bu ve buna benzer birçok aktiviteyi bulabileceğiniz Sugar her geçen gün gelişmekte ve birçok ülke tarafından kullanılmaktadır. Çocuk eğitiminde klasik yöntemlerden kurtulma zamanı geldi diyorsanız tam size göre bir alternatif.

Kaynaklar:

http://sugarlabs.org/index.php
http://wiki.sugarlabs.org/go/Welcome_to_the_Sugar_Labs_wiki
http://activities.sugarlabs.org/en-US/sugar/



Özgür Web Günleri…


15-16 Ekim 2010 tarihlerinde İstanbul Yeditepe Üniversitesi 26 Ağustos Yerleşiminde Linux Kullanıcıları Derneği ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu işbirliği ile Özgür Web Teknolojileri Günleri düzenliyor.

Detaylı bilgi almak için http://www.ozgurwebgunleri.org.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Etkinliği tanıtmak için şu yolları kullanabilirsiniz:

Web reklamları (banner) -> http://www.ozgurwebgunleri.org.tr/afis-banner

Sosyal Ağ Sayfaları:
Tuxweet: http://tuxweet.linux.org.tr/ozgurwebgunleri
Identi.ca: http://identi.ca/ozgurwebgunleri
Facebook: http://www.facebook.com/event.php?eid=114749385242161
Twitter: http://twitter.com/ozgurwebgunleri
Friendfeed: http://friendfeed.com/ozgurwebgunleri
Linked.in:
http://events.linkedin.com/Ozgur-Web-Teknolojileri-Gunleri/pub/383023
Xing: https://www.xing.com/events/ozgur-web-teknolojileri-gunleri-548570